Dünyada İlk Kez Ana Rahmindeki Bebeğin Ölümcül Beyin Hasarı Tedavi Edildi !!!!

Brigham ve Kadın Hastanesi’nden cerrahlar, beyindeki potansiyel olarak ölümcül bir genetik kusuru tedavi etmek için ana rahminde bir bebeği tedavi etti. Galen veni anevrizmal malformasyonu adı verilen genetik bozukluk genelde bebek doğduktan sonra ameliyat edilerek tedavi edilmeye çalışılıyor. Galen veni anevrizmal malformasyonu (VOGM) bebeklerin beyin gelişimi esnasında kan damarlarında oluşan bir anomaliden kaynaklanıyor.

Arterlerin şekli bozularak, kılcal damarlar yerine, toplardamarlara bağlanması nedeniyle beyne giden kan akışının hızını bozuyor. İşte bu beyinde ekstra bir basınç yaratarak, çeşitli beyin hasarlarına ve de kalp yetmezliğine neden olabilmektedir. Hatta bazı vakalarda doğumdan sadece birkaç gün sonra fatal olabilmektedir. En yaygın VOGM tedavisi ise embolizasyondur. Doğum hemen sonra bozulmanın olduğu bölgeye bir katater yerleştirilir ve istenmeyen damar bağlantısını bloke edecek bir madde enjekte edilerek, kan akışı düzeltilir. Fakat bu operasyon yapılana kadar zaten bir miktar hasar gerçekleşmiştir. Dünyada ilk kez ,Brigham ve Kadın Hastanesi ve Boston Çocuk Hastanesi’nden cerrahlar, ultrason kılavuzluğunda rahimde bir VOGM embolizasyonu gerçekleştirdiler. 

Fetüs rahimdeyken plasenta dolaşımını kullandığından, kalbi ve beyni hasardan korunur. Bu hipotezden dolayı, doğumdan önce bu operasyon gerçekleşirse, çok daha faydalı olacaktır. Operasyon fetüs 34 hafta, 2 günlükken gerçekleştirildi ve başarılı olmuşa benziyor. Bebek Mart’ın ortalarında doğdu ve emar taramalarında inme,sıvı toplanması veya kanama benzeri genel VOGM semptomlarına rastlanmadı. Çalışmanın baş yazarı Darren Orbach, “Tedavi edilen ilk vakamızda, genellikle doğumdan sonra görülen agresif bozunmanın ortaya çıkmadığını görmekten dolayı sevinç içindeyiz. Altı haftadır bebeğin ilaçsız, normal yemek yiyerek, kilo alarak ve eve dönerek oldukça iyi ilerlediğini bildirmekten memnuniyet duyuyoruz. Beyin üzerinde herhangi bir olumsuz etki belirtisi yoktur,” diyor.

Ekip yöntemin güvenirliğinin sadece bir vakayla anlaşılamayacağını, yöntemin güvenirliği ve etkinliği için daha fazla hastada denenmesi gerektiğini belirtiyor. Bu yeni tedavi, Galen Veni Anevrizmal Malformasyonu tedavisinde yeni bir sayfa açabilir. Bu sayede Galen veni anevrizmal malformasyonuyle doğan çocuklarda; uzun süreli beyin hasarı, sakatlık veya ölüm azaltılabilir.

Araştırma Stroke dergisinde yayınlandı. Kaynak: Brigham and Women’s Hospital

Kaynak ve devamını incelemen için : Dünyada İlk Kez Ana Rahmindeki Bebeğin Ölümcül Beyin Hasarı Tedavi Edildi (gercekbilim.com)

Buzullarda Hapsolmuş Antik Mikroplar, Yok Oluşa Neden Olabilir Mi?

Eriyen buzlarda hapsolmuş ölümcül organizmaların dünyayı yok oluşa götürmesi bilim kurgu gibi geliyor. Peki ya öyle değilse , gerçekten ölümcül mikroorganizmalar milyonlarca yıldır buzların içinde bekliyorsa? İşte gerçekten böyle bir olasılık var. 2003 yılında Çinghay-Tibet platosunda alınan buz sondajlarından bir bakteri çıktı. Bu derinlikteki buzlar 750,000 yıldan daha yaşlı. 2014’de Sibirya’da permafrost topraktan 30,000 yıllık dev zombi fitovirüs siberium çıkarıldı.

2016’da ise Batı Sibirya’da  şarbon(bacillum anthracis bakterisi neden oluyor) salgını sonucu binlerce ren geyiği ölürken, onlarca insan etkilendi. Hatta geçenlerde bilim insanları, Yüksek Arktik’teki (kuzey kutbu bölgesi ) göl sedimentlerinden izole ettiği virüslerle potansiyel yaşayan konaklar arasında kaydadeğer bir genetik uyum olabileceğini buldu.

Bacillus anthracis,şarbona neden olan bir toprak bakterisidir. Credit:  William A. Clark/USCDCP

Dünya hızla ısınırken, Arktik gibi soğuk bölgelerde ısınmanın 4 kata kadar daha hızlı olabileceği ifade ediliyor. Tahminlere göre her yıl buzullardan 4 sextilyon (4,000,000,000,000,000,000,000) microorganizma serbest kalıyor. Bu sayı tüm evrende tahmin edilen yıldız sayısı kadar. Buna rağmen, eriyen buzdan salınan çok sayıda mikroorganizmaya (modern türleri potansiyel olarak enfekte edebilen patojenler dahil) rağmen, hiç kimse bunun modern ekosistemler için oluşturduğu riski tahmin etmiyordu.

PLOS Computational Biology dergisinde yayınlanan yeni bir çalışmada , öngörülemeyen antik virüslerin yayılmasının neden olduğu ekolojik riskleri hesapladık. Simülasyonlarımız, uykuda olan tek bir patojenin %1 oranındaki simüle salınımların, büyük çevresel hasara ve dünya genelinde ev sahibi organizmaların yaygın şekilde kaybolmasına neden olabileceğini gösteriyor. Modern Simülasyonlar Kullanıldı Bir tür eski patojenin modern biyolojik topluluklara yayılmasını simüle eden deneyler yapmak için Avida yazılımı kullanıldı. Daha sonra bu istilacı patojenin modern konak bakteri çeşitliliği üzerindeki etkilerini binlerce simülasyonda ölçtük ve bunları hiçbir istilanın olmadığı simülasyonlarla karşılaştırdık.

İstilacı patojenler genellikle simüle edilmiş modern dünyada hayatta kaldı ve gelişti. Patojenin yeni ortamda dominant hale gelmesinin yaklaşık %3’ünde, bu durumda modern konak çeşitliliğinde büyük olasılıkla kayıplara neden oldular. En kötü (yine de makul belki de) senaryoda, istila, kontrollere kıyasla konak topluluğun boyutunu %30 oranında azalttı. Bu küçük patojen fraksiyonundan kaynaklanan risk küçük görünebilir, ancak bunların simüle edilmiş ortamlarda yalnızca belirli bir patojenin yayılmasının sonuçları olduğunu unutmayın. Gerçek dünyada yayılan çok sayıda antik mikropla, bu tür salgınlar önemli bir tehlikeyi temsil ediyor.

Kaynak ve devamını incelemen için : Buzullarda Hapsolmuş Antik Mikroplar, Yok Oluşa Neden Olabilir Mi? (gercekbilim.com)

İlk kez kayıt altına alındı: Orangutan, tedavi için tıbbi bitki kullandı.

Almanya’daki Max Planck Hayvan Davranışları Enstitüsü ile Endonezya’daki Universitas Nasional’den bilim insanları, ilk defa bir orangutanın yarasını iyileştirmek için şifalı bir bitkiye başvurduğunu kayıt altına aldı.

Bilim insanları, orangutanların tıbbi bir bitkiyi doğrudan yaraya uyguladığını ilk defa gözlemledi.

Max Planck Hayvan Davranışları Enstitüsü’nden yapılan basın açıklamasına göre, Endonezya’nın Güney Açe bölgesindeki Gunung Leuser Milli Parkı’nı 1994’ten bu yana izleyen bilim insanları 2022’de Rakus adlı bir Sumatra orangutanının Güney Asya’da insanlar tarafından ağrı ve iltihap tedavisinde kullanılan şifalı bir bitkinin yapraklarını toplayıp çiğnediğini gözlemledi.

Yetişkin bir erkek orangutan olan Rakus’un daha sonra parmaklarını kullanarak bitki özlerini sağ yanağındaki yaraya sürdüğünü ardından da çiğnenmiş bitkiyi bandaj gibi kullanarak yarayı kapattığını kaydeden araştırmacılar, fotoğrafların, yaranın bir ayda sorunsuz şekilde iyileştiğini gösterdiğini aktardı.

Araştırmacılardan biyolog Isabelle Laumer, “İlk kez vahşi bir hayvanın oldukça güçlü bir şifalı bitkiyi doğrudan yaraya uyguladığını gözlemledik” ifadesini kullandı.

Söz konusu bitkinin orangutanlar tarafından nadiren yenildiğini kaydeden araştırmacılar, 30 yıldır izlenen parkta daha önce benzer bir davranışı gözlemlemediklerini vurguladı.

Çalışmayı yürüten araştırmacılardan Caroline Schuppli, yarayı başka bir orangutanla kavgada aldığı tahmin edilen Rakus’un bu davranışı parkın dışında yaşayan hayvanlardan öğrendiğini belirtti.

Araştırma Scientific Reports dergisinde yayınlandı.

Kaynak ve devamını incelemen için : İlk kez kayıt altına alındı: Orangutan, tedavi için tıbbi bitki kullandı – 03.05.2024, Sputnik Türkiye (anlatilaninotesi.com.tr)

Türk bilim insanı güneş ışığına ihtiyaç duymayan tarım cihazı geliştirdi.

Einstein’in 119 yıllık teorisini ispatlayan Prof. Dr. Fahrettin Yakuphanoğlu, son olarak yeni nesil fotosentez aktif flaks cihazı ve sistemi geliştirdi. Bu yenilikçi sistem sayesinde, güneş ışığına ihtiyaç duymadan yapay fotonlarla bitki yetiştirme süreçlerini hızlandırmak ve verimliliği artırmak mümkün hale geliyor.

Fırat Teknokent’te kurduğu yüksek teknoloji şirketinde teknolojik ürünler geliştiren Fırat Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fahrettin Yakuphanoğlu, Nobel ödüllü Alman fizikçi Einstein’ın 1905 yılında ortaya attığı foton teorisini ispatlamak adına ‘kuantum parçacık algılayıcı’ adını verdiği nanoteknolojik bir sistem üretmişti.

Çalışmalarına devam eden Prof. Dr. Yakuphanoğlu, gelecek yüzyılın teknolojisinin fotonik teknolojisi olduğunu kaydetti. Fytronix teknolojisi ile yerli ve milli ürünler üretip, 15 farklı ülkeye ihraç eden FÜ Fizik Bölümü Öğretim Üyesi ve Fytronix’in CEO’su Prof. Dr. Yakuphanoğlu, son olarak fotonik sistem olan fotosentez aktif flaks cihazını üretti. Yerli ve milli olarak geliştirilen bu cihaz ve sistem ile güneş ışınlarına gerek kalmadan yapay fotonlar ile modern tarım yapılabilecek. İleri teknoloji kullanılarak kırsal alanlar dışında kentlerde de kullanılabilecek bu sistem ile bitki yetiştirme sürecine ve hızına etki edilebiliyor.

Şehirde tarım imkanı sunuyor

Geliştirmiş olduğu ürünün isminin fotonik sistem olduğunu belirten Prof. Dr. Yakuphanoğlu, ”Bu fotonik sistem ile tarım artık şehirde kolaylıkla yapılabilir. Özellikle son zamanlarda tarımın önemi giderek arttı. Dolayısıyla biz tarımı yerli ve milli imkanlarla ve yüksek teknolojiyi kullanarak artık tarım yapmalıyız. Tarım iki çeşittir. Birinci tarım şekli yataydır. Topraklarda yatay zeminde ve alanda üretilen bitkilerle yapılandır. Dikey tarım ise şehirde özellikle belirli alanlarda yapılan tarıma diyoruz. Dikey tarımı şehirde yapıldığınızda bitki yetiştirme sürecinde kullanılacak olanın verimli ürünün olması gerekmektedir. Geliştirmiş olduğumuz sistem fotosentez aktif flaks , bu da akışı ayarlayan bir sistem” dedi.

Sistem hakkında bilgi veren Yakuphanoğlu, ”Bu sistemde güneşten gelen fotonlar yerine yapay fotonlar üreterek bunu da bitki üretiminde kullanabilirsiniz. Buradaki fotosentez aktif bölge 400 nanometre ile 700 nanometre arasında bir bölge. Bu bölgedeki fotonları verimli bir şekilde kullanılarak yani ışık enerjisini kimyasal enerjiye dönüştürerek bir bitkinin büyümesi sağlanabiliyor. Fotosentez işleminde gerekli olan şeyler ise fotonik (fotonlar), besin ve sudur. Modern bir tarım alanını şehirde yapıp bitki üretmek istiyorsanız, fotonik sistem dediğimiz sistemi kullanarak bitkilerin yetişme hızını, büyüme hızını kolaylıkla değiştirebiliyorsunuz. Yüksek teknolojiyi tarımda kullanmak istiyorsak, böyle bir sistemde artık fotonu kullanarak bitki üretimini tarımsal alanları da şehre taşıyarak ya da modern bir tarımsal alan dizayn ederek üretimimizi yerli ve milli imkanlarla dışa bağımlı olmadan kendi ürünlerimizi yetiştirebiliriz” diye konuştu.

Kaynak ve devamını incelemen için : Türk bilim insanı güneş ışığına ihtiyaç duymayan tarım cihazı geliştirdi – Sputnik Türkiye, 17.08.2024 (anlatilaninotesi.com.tr)

10 dakika içinde öldürüyor!!!

“Sarco” adındaki ötenazi makinesi, kişilerin doktor yardımı olmadan kendi istekleriyle ölebilmesi için tasarlandı. Sarco’nun kullanımı yakın zamanda İsviçre’de yasallaştı.
İsviçre, doktor yardımlı intiharın yasal olduğu birkaç ülkeden biri. 2020 yılında İsviçre’de 1330 civarında insan bu şekilde intihar etmeyi tercih etmişti.

Kaynak: Sıradışı Bilim

İnsanın Yanlış Ölçümü ve Kuramsal Irkçılık: Kafa Yapısından Irk Tespiti Yapılabilir mi?

Stephan Jay Gould’un, dönemlerine göre ırkçılığı bilimsel açıdan meşrulaştıran bilim insanlarını anlattığı kitabının tanıtımı, antropolog Michael Little’ın bir söyleşisinden alıntı ile başlıyor: Kendi bilim dalımın tarihi hakkında pek konuşmamayı tercih ederdim; çünkü mahcup olurdum ve utanırdım.

İnsanın Yanlış Ölçümü ve Kuramsal Irkçılık: Kafa Yapısından Irk Tespiti Yapılabilir mi?

Stephen Jay Gould’un ünlü eseri İnsanın Yanlış Ölçümü (The Mismeasure of Man), tarihin en karanlık sayfalarından birini oluşturan bilimsel ırkçılığı ele alır. Kitap, özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda popülerlik kazanmış, insanların biyolojik farklılıklarını kullanarak ırksal hiyerarşiler yaratma çabalarını ve bu çabaların bilim adı altında nasıl meşrulaştırıldığını derinlemesine inceler. Gould, bilim insanlarının önyargılarını nasıl veri olarak sunarak ırksal eşitsizlikleri desteklediklerini ve bu süreçte bilimi nasıl yanılttıklarını gözler önüne serer.

Bilim ve Irkçılık: Kafa Yapısının Yanıltıcı Gücü

Gould’un kitabı, antropolog Michael Little’ın şu çarpıcı sözleriyle başlar: “Kendi bilim dalımın tarihi hakkında pek konuşmamayı tercih ederdim; çünkü mahcup olurdum ve utanırdım.” Little’ın bu sözleri, antropolojinin tarihindeki kuramsal ırkçılık ve bilimsel hataların derinliğini gözler önüne serer. Antropoloji, kafatası ölçümleri gibi yöntemlerle ırksal farklılıkları tanımlama girişimlerinde bulunmuş, ancak bu girişimlerin çoğu önyargılarla şekillenmiş ve yanıltıcı sonuçlar doğurmuştur.

Kafatası Ölçümleri ve Bilimsel Irkçılığın Kapsamı

  1. yüzyılın sonlarına doğru geliştirilen frenoloji ve kraniometri gibi bilim dalları, bireylerin zekâlarını ve karakter özelliklerini kafatası biçimlerine göre değerlendirmeyi amaçlamıştı. Bu yöntemler, ırklar arası farkları bilimsel olarak kanıtlama iddiasındaydı. Ancak Gould, bu yaklaşımların bilimsel geçerliliğinin olmadığını ve daha çok, o dönemin toplumsal ve politik önyargılarını meşrulaştırma amacı taşıdığını gösterir.

Gould, özellikle Samuel George Morton’un kafatası ölçümleri üzerinde durur. Morton, çeşitli ırkların zekâ düzeylerini belirlemek için kafatası hacimlerini karşılaştırmış ve Afrikalılar ile yerli Amerikalıların beyazlardan daha düşük zekâya sahip olduğunu iddia etmiştir. Ancak Gould, Morton’un verilerini önyargılı bir şekilde seçtiğini, sonuçları manipüle ettiğini ve bilimsel objektiflikten uzaklaştığını kanıtlar.

Bilimsel Yöntemlerin Yanıltıcılığı

Gould’un çalışması, bilimsel yöntemin yanlış kullanımının nasıl büyük toplumsal zararlara yol açabileceğini gösterir. Kafatası ölçümleri gibi yöntemler, aslında bilimsel olarak doğru olmayan ve sadece önyargıları doğrulayan sonuçlar üretmiştir. Bu yöntemler, farklı ırklar arasında doğal bir hiyerarşi olduğunu iddia ederek, ırkçılığın bilimsel bir temele dayandığı yanılsamasını yaratmıştır.

Sonuç: Bilimsel Irkçılığın Reddi ve İnsanlık Onuru

Stephen Jay Gould’un İnsanın Yanlış Ölçümü eseri, bilimin yanlış yönlendirilmesi ve önyargıların bilimsel veri olarak sunulmasının tehlikelerini gözler önüne serer. Kafatası ölçümleri gibi bilim dışı yöntemlerle ırk tespiti yapmanın, bilimsel geçerliliği olmadığı gibi, insanlık onuruna da aykırı olduğu vurgulanır. Gould’un çalışması, bilimsel ırkçılığın yanlışlığını ve bu tür yaklaşımların toplum üzerindeki yıkıcı etkilerini güçlü bir şekilde ortaya koyar. Bu eser, bilimin insan hakları ve eşitlik temelinde nasıl daha doğru ve adil bir şekilde kullanılabileceğine dair önemli dersler sunar.

Kaynak: Sıradışı Bilim

Kaliteli uykunun sırrı ne?

Yatakta uyuyan bir kadın

Uykunun insanın yaşam kalitesini olumlu etkilediğini gösteren çok sayıda bilimsel çalışma var.

Öyle ki bilim insanları artık uykunun faydalarının ne olduğu sorusunu bir kenara bıraktı. Bunun yerine uykunun fayda sağlamadığı herhangi bir alan olup olmadığını araştırmaya başladılar.

Uyku alanında önde gelen uzmanlardan biri de ABD’de University of California Berkeley’de sinir bilimi ve psikoloji bölümü öğretim üyesi olan Profesör Matthew Walker.

Walker, milyonlarca insanın verilerini inceleyerek yazdığı kitabında “Uyku, dünya üzerinde var olan en demokratik ve en ucuz sağlık sistemi” diyor.

Uykunun faydaları neler?

Bilimsel çalışmalar, uykusuzluğun beynimiz ve vücudumuz üzerinde çok ciddi etkileri olduğunu gösteriyor.

Alzheimer, kanser, kalp krizi, obezite, şeker, depresyon ve hatta intiharın uykusuzlukla bir şekilde bağlantısı var.

Çünkü insan vücudundaki belli başlı fizyolojik sistemler ve beyinle ilgili faaliyetler, uyurken yenileniyor.

Uykusuzluk durumunda ise ciddi sıkıntılar baş gösteriyor.

Ancak uykunun tüm faydasına rağmen uykuya dalmak her zaman çok da kolay olmuyor.

O halde kaliteli bir uyku için neler yapılabilir?

İşte Profesör Walker’ın iyi bir uyku için önerileri:

1. Her gün aynı saatte yatın, aynı saatte kalkın

İyi bir uyku düzenini oturtmanın ilk adımı çok basit: Her gün aynı saatte yatın ve aynı saatte kalkın.

Bunlar içinde de en önemlisi kalkma saatinizi alışkanlığa dönüştürmek.

Zira her gün aynı saatte kalkmak günün sonunda aynı saatlerde uykunuzun gelmesine yardımcı olur.

2. Odanızı karanlığa gömün

Vücudun biyoritminin düzenlenmesinde büyük önem taşıyan melatonin hormonunun salgılanması için karanlık bir ortamın sağlanması gerekir.

Yatmadan bir saat önce bulunduğunuz odayı loşlaştırın.

Melatonin salgılanmasını olumsuz etkileyen bir diğer etken de elektronik cihazların ekranından gelen mavi ışık.

Uyumadan en az bir saat önce elektronik cihaz kullanmayı bırakın.

3. Ortamı serin tutun

İyi bir uykunun yolu, uyuduğunuz ortamın serin olmasından geçiyor.

Zira, dinlendirici bir uyku için beynimiz ve bedenimizin sıcaklığının normalden 1 derece daha düşük olması gerekir.

Dolayısıyla yattığınız odanın ideal sıcaklığı 18 derece civarında olmalı.

Kaynak ve yazının devamını okumak için tıklayın: https://www.bbc.com/turkce/articles/cy4lwnx4ggyo

Basit bir kan testi 30 yıl sonraki riski belirleyebilir…

ABD’de yapılan yeni bir araştırmaya göre, kadınlarda olası kalp hastalıkları kan testiyle erkenden belirlenebilir. (Sabah)

Londra’daki Avrupa Kardiyoloji Topluluğu toplantısında sunulan çalışmaya göre, erken yaşlarda kötü kolesterol değeri olan LDL-C’si yüksek olan kadınlarda 30 yıl sonra kalp hastalığına yakalanma olasılığı yüzde 36 daha fazla.

Uzmanlar, bu üç değeri yüksek olan yetişkinlerin erken yaşlarda spor yapmasının ve sigarayı bırakmasının da yaşam sürelerini uzatma konusunda önemli olduğunu kaydetti.

Boston Kadın Hastanesi’nden Dr. Paul Ridker, “Bu hem hastalar hem de kolesterol düşürücü ilaçlar üreten ilaç şirketleri için çok iyi” dedi.

Kaynak ve devamını incelemen için :Basit bir kan testi 30 yıl sonraki riski belirleyebilir – Sağlık Haberleri – Sayfa 4 (cnnturk.com)

Genetiği değiştirilmiş ilk domuz böbreğinin nakledildiği insan hayatını kaybetti..


Geçtiğimiz mart ayında Massachusetts General Hospital’da bir ilke imza atılarak genetiği değiştirilmiş ilk domuz böbreği insana nakledilmiş. Bu hasta kısa süre önce hayatını kaybetti.

Kronik böbrek hastalığının en yaygın nedenleri olan tip 2 diyabet ve yüksek tansiyonu bulunan 62 yaşındaki Richard Slayman’e geçtiğimiz mart ayında Massachusetts General Hospital‘da bir ilke imza atılarak genetiği değiştirilmiş domuz böbreği nakledilmişti. Operasyonun ilerleyen haftalarda hastanın durumunun iyi olduğu da açıklanmıştı. Ancak kısa bir süre önce Slayman’in hayatını kaybettiği duyuruldu.

Ölümün sebebi şimdilik belirsiz

Genetiği değiştirilmiş domuz böbreği nakledilen ilk kişi olan Richard Slayman, ameliyattan iki ay sonra hayatını kaybetti. Massachusetts General Hospital tarafından yapılan açıklamaya göre hastanın ölümüne genetiği değiştirilmiş domuz böbreğinin neden olup olmadığına dair bir bulgu tespit edilmedi. Açıklamada, “Mass General organ nakli ekibi Rick Slayman’ın ani vefatından derin üzüntü duymaktadır. Bunun yakın zamanda gerçekleştirilen naklin bir sonucu olduğuna dair elimizde hiçbir belirti yok” dendi. Bununla birlikte doktorlar, bu böbreğin en az iki yıl dayanacağını öngörmüştü. Daha fazla detay için aşağıdaki haberimizi okuyabilirsiniz:Kronik böbrek hastalığının en yaygın nedenleri olan tip 2 diyabet ve yüksek tansiyonu bulunan 62 yaşındaki Richard Slayman’e geçtiğimiz mart ayında Massachusetts General Hospital‘da bir ilke imza atılarak genetiği değiştirilmiş domuz böbreği nakledilmişti. Operasyonun ilerleyen haftalarda hastanın durumunun iyi olduğu da açıklanmıştı. Ancak kısa bir süre önce Slayman’in hayatını kaybettiği duyuruldu.

Ölümün sebebi şimdilik belirsiz

Genetiği değiştirilmiş domuz böbreği nakledilen ilk kişi olan Richard Slayman, ameliyattan iki ay sonra hayatını kaybetti. Massachusetts General Hospital tarafından yapılan açıklamaya göre hastanın ölümüne genetiği değiştirilmiş domuz böbreğinin neden olup olmadığına dair bir bulgu tespit edilmedi. Açıklamada, “Mass General organ nakli ekibi Rick Slayman’ın ani vefatından derin üzüntü duymaktadır. Bunun yakın zamanda gerçekleştirilen naklin bir sonucu olduğuna dair elimizde hiçbir belirti yok” dendi. Bununla birlikte doktorlar, bu böbreğin en az iki yıl dayanacağını öngörmüştü. Daha fazla detay için aşağıdaki haberimizi okuyabilirsiniz:

Slayman, daha önce yedi yıl boyunca diyalize girdikten sonra Aralık 2018’de kadavra bir insan donörden böbrek nakli almıştı. Bu böbrekle beş yıl yaşayan Slayman, geçtiğimiz yılın mayıs ayında tekrar diyalize başlamıştı. Ancak hastanın iki haftada bir hastaneye gitmesi gerekiyordu.

Hayvan hücre, doku ya da başka türlerin organlarının, nakil bağışı bekleyen insanlara nakledilmesi olarak bilinen “ksenotransplantasyon” tedavisi bir süredir deneniyor. Ancak bu denemelerde uzun süreli başarılara henüz ulaşılamadı.

Daha önceki haber için : Genetiği Değiştirilmiş Domuz Böbreği İlk Defa Bir İnsana Nakledildi (molgen63.org.tr)

Kaynak ve devamını incelemen için : Domuz böbreği nakledilen ilk insan hayatını kaybetti | DonanımHaber (donanimhaber.com)

Yapay zeka, prostat kanserini tespit etmede doktorlardan daha başarılı..

Yapılan yeni bir araştırmaya göre yapay zeka, MR taramalarında prostat kanserini tespit etmede doktorlardan daha isabetli sonuçlar veriyor.                      

Dünyanın en prestijli tıbbi dergilerinden biri olan Lancet‘ta yayınlanan bir çalışmaya göre yapay zeka, MR taramalarında prostat kanserini radyologlardan daha doğru tespit ediyor.

Gereksiz biyopsi sayısı azalacak

Yüksek prostat kanseri riski taşıyan erkeklerin artık MR taramasından geçmeleri önerildiğinden, radyologların iş yükü artmış durumda. Zira birçok ülkede deneyimli doktor sıkıntısı yaşanıyor ve yapay zeka bu sorunu çözebilir.

Yapay zeka, prostat kanserini tespit etmede doktorlardan daha iyi
Yeni çalışmada, araştırmacılar yapay zeka ve 20 ülkeden 62 doktorun doğruluğunu karşılaştırdı. Ortalama olarak, MR çekilen hastalar beş yıl boyunca takip edildi. Yapay zeka neredeyse yüzde 7 daha fazla kanser vakası tespit etti. Ayrıca yanlış pozitif sonuç verme olasılığı da yüzde 50 daha azdı. Öte yandan bu gelişme birçok erkeğin gereksiz prostat biyopsisinden kaçınmasını da sağlayacak.

Kaynak ve devamını okuman için : Yapay zeka, prostat kanserini tespit etmede doktorlardan daha iyi | DonanımHaber (donanimhaber.com)