Beyin ile kaslar arasındaki kablosuz bağlantı felçe çözüm olabilir.

Teknolojinin tıpta kullanımı giderek artıyor. Gelecekte ise felç için “elektronik” bir tedavinin geliştirilebileceği konuşuluyor. İsviçreli bilim adamlarının bu konuda yaptığı çalışma haberimizde.

İsviçre’de École Polytechnique Fédérale, Lozan’da gerçekleştirelen araştırmada Grégoire Courtine önderliğindeki uluslararası bir araştırma grubu beyin ve arka uzuvlar arasında kablosuz bağlantı kurarak felçli 2 maymunun yürümesini sağladı. 9 Kasım’da dünyaca ünlü bilim dergisi Nature’da yayınlanan araştırma, çeşitli teknolojileri bir araya getiriyor.

Sistem, hayvanın yürüme isteğini algılayabilen bir beyin implantı, omuriliğin alt kısımlarına yerleştirilen ve kasları yürüme kaslarını uyarabilen elektrotlar ve son olarak da implant ile elektrotlar arasından iletişimi sağlayan bir kablosuz bağlantı ekipmanlarından oluşuyor.

Bu yeni araştırma hayvanlarda yürüme yeteneğini geri kazandırmak için kablosuz beyin kontrolünün kullanıldığı ilk araştırma olma özelliğini taşıyor. Araştırma, bilim adamları tarafından yürütülen “tamamen implante edilebilir ve görünmez sistemlerle felçlilerde istemli hareketlerin sağlanması” amaçlı bir projenin parçası. 

Temelde Kontrolü Beyin Kendi Sağlıyor 

El-kol hareketlerinin aksine, yürümek omurilik tarafından bir parça bağımsız olarak kontrol edilen otomatik bir hareket. Bu araştırmacı grubu daha önceki çalışmalarında felçli bir sıçanın omuriliğini uyararak yürütmüşlerdi ancak o çalışmada araştırmacılar, farenin arka ayaklarını kontrol eden kukla gibiydi. Bu yeni çalışmada ise hayvanın beyni, yürümeyi kendi kontrol ediyor. Böylece maymunlar, sistem çalıştırıldığında dışarıdan yardım, komut vs. almaksızın felçli ayaklarını kullanabiliyor.

Courtine ve Lozan Üniversitesi Hastanesinden Jocelyne Bloch, G-Therapeutics isimli bir şirket kurmuş durumda ve yaklaşık 40 milyon dolar bağış toplamış. Bu şirket henüz beyin implantıyla beraber kullanamasa da omurilik uyarma sistemleri üzerinde çalışıyor. Ayrıca ekip bir rehabilitasyon programının parçası olarak 8 insan denekle de sistemlerini test ediyor.

Kaynak ve devamına Buradan ulaşabilirsin.

Sağlık sektöründe dev adım: 3D yazıcılarla canlı doku üretme hamlesi.

Günümüzde 3D yazıcı teknolojilerine verilen önem artıyor ve bu teknoloji gelişiyor. Hatta artık günümüzde canlı doku yazdırmak bile mümkün hale geldi. Şimdi ise bir hastaneye 3D doku yazıcı geliyor.

3D yazıcı teknolojisi hızla gelişiyor. Her geçen gün 3D yazıcılarla yazdırılan yeni şeylere tanık oluyoruz: ev, çikolata, doku… Bunlardan belki de en önemlisi ise doku yazdırma teknolojisi. Doku yazdırma teknolojisinde canlı dokular çoğaltılarak yazıcı ile kemik, yumuşak doku vb. yapılar yazdırılabiliyor. Bu teknoloji sayesinde gelecekte organ nakli için sıra beklemek yerine belki de sadece birkaç saat yazıcıdan çıkmasını bekleyeceğiz.

Günümüzde tabi ki bu seviyeye ulaşmış değiliz. Örneğin sizin kendi hücreleriniz kullanılarak yazdırılmış bir 3D böbrek alamazsınız ancak Avustralya’da bir hastane, bu teknolojilerin genel kullanıma yayılması için uğraşıyor. Queensland Teknoloji Üniversitesi, Brisbane; doktor ve araştırmacıların kıkırdak, kemik ve diğer dokuları yazdırma teknolojileri geliştirmesi için ayrılmış bir “biyofabrikasyon alanı” yapıyor.

Avustralya Sağlık Bakanı Cameron Dick’in söylediğine göre dünyada ilk defa bir biyofabrikasyon enstitüsüyle bir hastane aynı yerde olacak. Bu tesis, hastanenin iki katını kapsayacak ve son teknoloji doku üretim teknolojilerini barındıracak. Dick, sağlık konusundaki vizyonlarının, biyofabrikasyon enstitüsünün açtığı yol sayesinde ileride ameliyathanelerde doku gerektiğinde hemen yazdırmak için 3D yazıcılar bulundurmak olduğunu söylüyor.

3D doku ve medikal implant yazdırma teknolojileri hala emekleme aşamalarında ama Queensland Teknoloji Üniversitesi; Wake Forest, Harvard Üniversitesi ve diğer kurumlarla beraber sınırları zorluyor. Araştırmacılar, hastanın kendi idrar kesesi hücrelerini kullanarak, canlı dokuyla kulak protezi geliştirmeyi (3D yazdırma değil) başardılar. Böbrek gibi daha karmaşık organlar ise sıkıntı oluşturuyor. Çünkü kan sağlayarak bu karmaşık organları birkaç aydan fazla hayatta tutmak çok zor.

Bundan dolayı biyofabrikasyon daha çok kıkırdak ve kemik gibi daha basit vücut parçaları için umut veriyor. Yine de Doç. Dr. Mia Woodruff şöyle diyor: “Yarın 3D organ yazdıramayacağız ama yapabileceğimiz şey, araştırmacıları, doktorları, hastaları, mühendisleri ve şirketleri bir araya getirerek, doku yazdırma teknolojilerini hastanelere getirebilecek kadar ileri taşımak.”

Kaynak ve devamına Buradan ulaşabilirsin.

BRCA meme kanserlerinin yalnızca bir kısmını açıklıyor – metabolizmayla bağlantılı genler de riski artırabilir.

Yeni bir araştırmaya göre bilim insanları, bazı insanlarda meme kanserine neden olabilecek, yağ asidi metabolizmasıyla ilişkili sekiz gen de dahil olmak üzere 80 gen varyantını tespit etti.

Yeni bir araştırma, meme kanserine yakalanma riskini artırabilecek 80 gen tespit etti ; bunlardan 70’inin hastalıkla bağlantısı daha önce bilinmiyordu.

Bu gen varyantları (DNA kodlarında belirgin bir farklılık taşıyan genler) bir düzine aileden insanların genomlarını analiz eden bilim insanları tarafından keşfedildi. 12 ailenin hepsinde meme kanseri görülme sıklığı yüksekti, ancak kanserlerinin bilinen bir genetik nedeni yoktu.

Meme kanseri vakalarının çoğu kendiliğinden gerçekleşir, yani ailelerden geçen genetik faktörlerden kaynaklanmaz. Ancak vakaların yaklaşık %5 ila %10’u kalıtsaldır ve ailelerinde hastalık öyküsü olan kişilerde görülür. Bu kişilerin yaklaşık %30’u , normalde hücrelerdeki hasarlı DNA’yı onarmaya yardımcı olan ancak kanserde işlev bozukluğuna yol açan BRCA1 ve BRCA2 olarak bilinen iki gende mutasyonlar taşıyacaktır . Diğer kişiler, PTEN ve TP53 gibi risklerini artıran farklı gen varyantları taşıyabilir .

Ancak birçok aile, hastalıklarının genetik nedenine ilişkin yanıtsız kalıyor.

İlgili: Çift mastektomi kanser sağ kalımını artırmıyor, araştırma bunu gösteriyor

Bunun olası bir nedeni, kanserle ilgili büyük ölçekli genetik araştırmaların esas olarak Avrupa kökenli kadınlara odaklanmış olmasıdır, diyor yeni çalışmanın baş yazarı ve Kudüs İbrani Üniversitesi’nde bilgisayar bilimi alanında doktora öğrencisi olan Dr. Gal Passi . Bunlar muhtemelen analizlere dahil olmayan etnik gruplar tarafından taşınabilecek gen varyantlarını gözden kaçırmıştır, diyor Live Science’a.

Bu boşluğu kapatmaya yardımcı olmak için Passi ve meslektaşları, Yahudi Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Aşkenaz kökenli 12 ailenin genomlarını analiz etti. Bunlar arasında meme kanseri olan 35 kişi ve hastalığı olmayan 5 kişi vardı. Meme kanseri bu ailelerde yaygındı, ancak her aile üyesi hastalık için bilinen genetik risk varyantları açısından negatif test edildi.

Araştırmacılar, bu insanların genomlarında meme kanseri olan bireyler arasında paylaşılan 1.218 mutasyon tespit ettiler. Daha sonra makine öğrenimi tekniklerinin (bir tür yapay zeka ) ve bir analizin birleşimini kullanarak her genin hangi protein türleri için talimatlar taşıdığını tahmin ettiler. Bu şekilde, hangi gen varyantlarının kansere neden olan proteinleri üretme olasılığını tahmin ettiler.

Meme kanserine yakalanma riskini önemli ölçüde artıran 80 varyanta odaklanıyorlar.

Yedi ailenin üyeleri tarafından taşınan bu gen varyantlarından sekizi, yağ asidi metabolizmasında yer alan proteinleri kodluyordu. Yağ asitleri, vücudun hücrelerinin enerji açığa çıkarmak için parçaladığı yağ moleküllerinin yapı taşlarıdır . Passi, şu aşamada yalnızca bir teori olmasına rağmen, meme kanseri hücrelerinin hayatta kalma şanslarını artırmak için bir şekilde bu yağ asidi parçalanma yollarını hedef alması mümkün olduğunu söyledi. Bu mantıklı olurdu çünkü tümörler çok enerji gerektiren dokulardır .

Ayrı bir deneyde araştırmacılar, bilgileri büyük bir genetik veritabanında saklanan yaklaşık 10.000 meme kanseri hastasının genomlarını analiz ettiler . Çalışmalarında tanımlanan sekiz gen varyantının bu bireylerin %9’u veya yaklaşık 900’ü tarafından taşındığını buldular.

Ayrıca bu varyantlardan üçünün, bunları taşıyan hastalarda, genlerin farklı versiyonlarını taşıyan kişilere kıyasla daha düşük hayatta kalma oranlarıyla bağlantılı olduğunu keşfettiler.

Tüm bu veriler bir arada değerlendirildiğinde, bu 80 gen varyantının meme kanseriyle ilişkili olduğu fikrini desteklemektedir.

Araştırmacılar şimdi gen varyantlarının tümörlerin nasıl ortaya çıktığını ve büyüdüğünü değiştiren proteinler üretip üretmediğini görmek için laboratuvar deneyleri yapmak istiyor, dedi Passi. Mevcut çalışmalarında yalnızca tümörlerin davranışları hakkında tahminlerde bulundular, bu yüzden şimdi bunların doğrulanması gerekiyor. Ekip ayrıca hastalığı olan daha fazla sayıda ailede daha fazla kanserle bağlantılı varyant tespit edip edemeyeceklerini görmek istiyor.

Passi, bu tür varyantları belirlemenin önemli olduğunu, çünkü meme kanseri için daha kapsayıcı genetik testlerin ve umarız her bir benzersiz kanser türünü hedef alan tedavilerin geliştirilmesinin önünü açabileceğini söyledi. Çalışmada vurgulanan gen varyantlarından biri olan HSD17B4’ün meme kanserinde potansiyel bir ilaç hedefi olarak önerildiğini de sözlerine ekledi.

Bazı insanların neden diğerlerinden daha kolay kas yaptığını veya çillerin neden güneşte çıktığını hiç merak ettiniz mi ? İnsan vücudunun nasıl çalıştığına dair sorularınızı [email protected] adresine “Health Desk Q” konu başlığıyla gönderin, sorunuzun web sitesinde yanıtlandığını görebilirsiniz!

Kaynak ve devamına Buradan ulaşabilirsin.

Titanyumdan Yapılmış Yapay Kalp Başarıyla Nakledildi!

Her yıl dünya genelinde yaklaşık 19.8 milyon insan, kalp yetmezliği ve diğer kardiyovasküler hastalıklar nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu ölümlerin önemli bir kısmı, kalp donörü beklerken gerçekleşiyor, çünkü organ nakli bekleyen hastaların sayısı mevcut donör sayısından çok daha fazla. Bu durum, kalp nakli bekleyen hastalar için büyük bir risk oluşturuyor ve yenilikçi çözümlere olan ihtiyacı bir kez daha vurguluyor.

Yapay kalbin özellikleri neler? Titanyumun kullanılmasının nedeni, kalbin dayanıklılığı ve biyolojik uyumluluğu gibi özellikler hakkında daha fazla bilgi vermek önemlidir. Kalbin boyutu, ağırlığı ve nasıl çalıştığı gibi teknik detaylar da okuyucuların anlayışını derinleştirecektir.

Yapay Kalbin Geleceği ve Etkileri:

  • Bu gelişmenin kalp nakli bekleyen hastalar için ne anlama geldiği? Yapay kalp teknolojisinin gelişimi, organ nakli bekleyen hastalar için yeni bir umut ışığı olabilir. Bu durumun potansiyel etkileri hakkında daha detaylı açıklamalar yapılabilir.
  • Yapay kalbin diğer tıbbi alanlara olan etkileri neler olabilir? Yapay kalp teknolojisinin, diğer organ nakli çalışmalarına veya biyomedikal mühendisliğine nasıl katkı sağlayabileceği hakkında spekülasyonlar yapılabilir.
  • Teknolojinin geleceği hakkında neler söylenebilir? Yapay kalp teknolojisinin gelecekte daha da gelişmesi ve kişiye özel çözümler sunması beklenebilir. Bu konuda uzman görüşlerine yer verilebilir.

Toplumsal ve Etik Boyutlar:

  • Yapay kalp teknolojisinin maliyeti ve erişilebilirliği hakkında neler söylenebilir? Bu teknolojinin yaygınlaşması için maliyetlerin düşürülmesi ve sağlık sistemlerinin bu tür teknolojilere erişimi kolaylaştırması gerekmektedir.
  • Yapay kalbin etik boyutları nelerdir? Yapay organların kullanımıyla ilgili etik tartışmalar, bu haberde de ele alınabilir. Örneğin, yapay organların insan doğasına olan etkileri veya bu teknolojinin eşitsizlikleri artırması gibi konulara değinilebilir.

Kaynak: Sıradışı Bilim sitesinden alınan bilgiler yapay zeka ile düzenlenmiştir.

Üç Boyutlu Kalp Simülasyonu İlaçların Kalbe Nasıl Etki Ettiğini Gösteriyor

Kalbinizin sevgilinizden ayrıldığınızda bir an olsun durmuş olduğunu düşünebilirsiniz ya da hoşlandığınız kişiyi gördüğünüzde birden kalp atışlarınız hızlanabilir. Fakat gerçek dünyada bu ani iniş ve çıkışlar, yani kalp ritminin düzensiz olması büyük sorunlara yol açabilir. Ritim bozukluğu kalbin düzenli biçimde kan pompalayamadığı anlamına geliyor, bu da organların işlevini gerçekleştirememesine sebep olabiliyor. Ritim bozukluğu için üretilen ilaçlar var. Fakat bu ilaçların da etki gösterip göstermediği tam olarak onaylanmadı.

Bilim insanları bu tarz ilaçların ölümcül yan etkileri olup olmadığını anlamak için üç boyutlu kalp simülasyonu yarattı. Simülasyon için 22 milyon hücre kullanıldı. Model kalp aktivitesini, damarlardan organlara kadar birçok yönüyle ele alıyor ve bilim insanlarının işini kolaylaştırıyor. Bu çalışma şimdilik sadece hayvanlar üzerinde yapıldı.

Fakat yeni ilaçları simülasyon üzerinde denemeden önce, araştırmacıların eski ilaçları model üzerinde denemesi gerekiyordu, çünkü modelin çalışıp çalışmadığını anlamak istiyorlardı. Tokyo Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı 12 ilacın etkisini dijital ortamda test etti ve çalışmaları Science Advances dergisinde yayınlandı.

Ekip ilk olarak ilaçların altı farklı iyon kanalında aktivitelerini nasıl değiştirdiklerini incelediler. Bu iyon kanalları kalp atışını yakından ilgilendiren kanallardı. Bu arada deney fareler üzerinde yapılıyor. Ama korkmayın, petri kabı ortamında. Yani, fareden alınan kalp hücreleri petri kabına yerleştiriliyor, ardından ilaçlar veriliyor. Sonrasında araştırmacılar iyon kanallarının özelliklerini modele aktardılar ve dijital ortamda kalbin nasıl etkileneceğini izlediler. Sonuçlar, zaten etkisi bilinen ilaçların vereceği sonuçlarla uyuşuyordu. Yani model düzgün çalışıyor!

“Bu araştırmada yeni olan şey, ilaçların kalbin elektriksel aktivitesi ile olan bağlantısını moleküler seviyede gözlemele imkanı sunması” diyor Oxford Üniversitesi’nden Gary Mirams. Bilgisayar kullanılarak oluşturulan simülasyonda bir kalp atışını gerçekleştirmek için ekip 3 saat bekledi. Bir testte ise genel olarak 5 kalp atışı incelenebiliyor.

Tabii ki başka kısıtlamalar da var. Makalede yazana göre, ekibin simülasyonu geliştirmek için iyon kanalları üzerinde etkisi olmayan kalp doku parçalarına ihtiyacı var. Bu daha önce yapay olarak hiç yaratılmadı. Mirams ayrıca kalp hücrelerinin kişiden kişiye değiştiğinin altını çiziyor. Bu aynı zamanda ilaçların yaratacağı yan etkilerin de farklı olması demek. Bunlar gibi daha detayları ortadan kaldırmak için modelin daha kullanışlı hale getirilmesi gerekiyor.

Bu simülasyonun diğer kalp rahatsızlıkları için de tedavi ortamı hazırlayacağını tartışmaya gerek bile yok. “Makalede yazmıyor fakat, bizim simülasyonumuz kalbin her türlü aktivitesini taklit edebiliyor” diyor makalenin baş yazarlarından Jun-ichi Okada.

Kaynak: Ana kaynak için Tıklayın

SIRT KASLARININ KATMANLARI; VÜCUDUN DESTEK SİSTEMİ

Sırt, her biri hareketi, duruşu ve dengeyi destekleyen belirli işlevlere sahip birden fazla kas katmanından oluşur. Yüzeysel katman, kolların ve omuzların büyük hareketlerine yardımcı olan trapezius ve latissimus dorsi gibi kasları içerir. Bunların altında, erector spinae ve multifidus gibi orta ve derin kaslar omurga üzerinde denge ve kontrol sağlar. Tüm bu katmanlar sizi güçlü ve dik tutmak için birlikte çalışır.

Kaynak; Anatomi hakkında bilim sitesinden alınmıştır

Dünya Menopoz Günü: Menopoz nedir, neden olur, belirtileri neler?

Menopoz

Haber bilgisi

  • Philippa Roxby, BBC Sağlık Muhabiri

Her kadın menopoz geçirir ve bunun semptomları genellikle 40’lı yaşların ortasında başlar.

Peki menopoz sürecinde vücutta neler yaşanır?

Menopoz nedir?

Menopoz, kadınların yumurtalık faaliyetlerinin sona ermesiyle adet döngüsünün kalıcı olarak kesilmesi anlamına geliyor. Bu ortalama olarak 51 yaş civarında gerçekleşiyor.

Menopoz öncesinde, adetlerin düzensiz hale geldiği döneme perimenopoz deniyor.

Bu da tahmini olarak 46 yaş civarında başlıyor.

Perimenopoz döneminde birçok kadının adeti düzensizleşiyor veya ağırlaşıyor.

Bazı kadınlar ise daha önce yaşamadıkları duygusal ve fiziksel problemlerle karşılaşıyor.

Eğer 12 ay boyunca adet görmediyseniz, geriye bakıp menopoz geçirdiğinizi (son adetinizi olduğunuzu) söyleyebilirsiniz.

Bazı kadınlarda, ya doğal nedenlerden ya da hastalık veya çeşitli tedavilerden dolayı bu süreç daha erken yaşanabiliyor.

Menopoz

Menopoza ne yol açıyor?

Menopoz sırasında, başta adet döngüsünü kontrol eden östrojen olmak üzere hormon seviyeleri değişiyor.

Kadınlar yaşlandıkça yumurtalıklar daha az yumurta üretiyor, östrojen seviyeleri dalgalanıyor ve daha sonra kademeli olarak azalıyor.

Bu da menopoz belirtilerine yol açıyor.

Bu süreç tabii ki bir günde gerçekleşmiyor.

Östrojen seviyesinin düşmesi birkaç yıl sürebiliyor ve hormon azaldığında düşük seviyede kalıyor, bu da vücutta çeşitli değişikliklere neden oluyor.

Yumurtalıklar tamamen yumurta üretmeyi bıraktığında, hamilelik artık mümkün olmuyor, bu noktada da menopoz gerçekleşiyor.

Belirtileri neler?

Menopoz ve menopoz öncesindeki süreç her kadını farklı şekilde etkileyebiliyor.

Östrojen seviyesinin düşmesi beyne, adetlere, cilde, kaslara ve ruh haline etki edebiliyor.

Bu süreçte birçok farklı belirti yaşanabiliyor ve hangi belirtinin ne zaman görüleceği kişiden kişiye değişiyor.

En sık görülen belirtiler:

Eklem ağrısı, kuru cilt, beyin sisi olarak adlandırılan hafıza problemleri ve odaklanma zorluğu da sıkça bahsedilen diğer belirtiler arasında.

Kadınların yaklaşık yüzde 75’inde bir ya da birkaç belirti görülüyor.

Menopoza giren kadınların dörtte biri ise şiddetli belirtiler gördüklerini söylüyor.

Bu belirtilerin süresi 7 yıla kadar uzayabiliyor.

Kadınların üçte biri ise şikayetlerinin daha uzun sürdüğünü aktarıyor.

Eğer doğum kontrol hapı kullanıyorsanız, adet dönemlerinizi farklı şekillerde etkileyebileceğinden menopoza girdiğinizi anlamak zorlaşabilir.

Sıcak basmasına ne sebep oluyor?

Sıcak basmasının temel sebebi östrojen eksikliği.

Östrojen, beyinde vücudun sıcaklığını ayarlama görevini gerçekleştiriyor.

Normalde vücut sıcaklık değişimleriyle kendi kendine baş ediyor, ancak östrojen eksikliği olduğunda vücuttaki doğal termostat bozuluyor ve beyin vücudun aşırı ısındığını düşünüyor.

Östrojen hormonu aynı zamanda ruh halini de etkileyebiliyor.

Hormon, ruh halini kontrol eden beyin reseptörlerindeki kimyasallarla etkileşime girdiğinde düşük seviyelerde kaygı ve ruh hali bozuklukları yaşanabiliyor.

Etkilenen başka hormonlar var mı?

Evet, progesteron ve testosteron. Ancak bu hormonların östrojen eksikliği kadar etkisi olmuyor.

Progesteron her ay vücudu hamilelik için hazırlamaya yardımcı oluyor ve yumurtlama durduğunda ve adetler kesildiğinde azalıyor.

Kadınların yüksek seviyede ürettiği testosteron ise enerji seviyesi ve cinsel dürtüyle ilişkilendiriliyor.

Testosteron vücutta 20’li yaşlardan itibaren azalmaya başlıyor.

Bazı kadınların takviye alması gerekebiliyor.

Menopoz için test var mı?

Menopoz teşhisi için testler var ancak uzmanlar bunların 45 yaşından sonra yararlı olmadığı konusunda hemfikir.

Adet döngülerindeki değişiklikleri ve diğer semptomları bir doktorla konuşmanın daha faydalı olacağı belirtiliyor.

Menopoz testi, vücuttaki FSH (folikül uyarıcı) hormonları ölçüyor.

Ancak vücutta hormonlar sürekli olarak değiştiği için testlerin doğru tespit yapması çok zor.

Kadınlar, adetlerinin düzensiz olduğu dönemlerde bile hamile kalabiliyor.

Uzmanlar 55 yaşına kadar cinsel ilişki sırasında korunmayı tavsiye ediyor.

Belirtileri azaltmak için herhangi bir tedavi var mı?

Hormon tamamlama tedavisi (HRT), menopoz döneminde azalmaya başlayan ve menopoz belirtilerini hafifletmeye yardımcı olan östrojen gibi hormonlara takviye yapıyor.

Ancak bu tedavi, daha önce kanser geçirmiş veya kan pıhtılaşması ve yüksek tansiyon yaşamış kişiler için uygun olmayabilir.

Kadınlar belirtileri doğal yollarla azaltmak için:

  • Yağ oranı düşük ve kalsiyum oranı yüksek gıdalar tüketip dengeli bir şekilde beslenerek kemikleri güçlendirebilir ve kalbi koruyabilir
  • Kaygı ve stres belirtilerini azaltmak ve kalp hastalıklarına karşı önlem almak için sıkça egzersiz yapabilir
  • Kalp hastalıklarını ve sıcak basmasını önlemek için sigara içmeyi bırakabilir
  • Sıcak basmasını önlemek için alkol tüketimini azaltabilir

Öte yandan soya ve kırmızı yoncada bulunan bitkisel östrojeni yemenin belirtilere yardımcı olabileceğini ve D vitamini takviyelerinin kemik sağlığını iyileştirebileceğini öne süren bazı araştırmalar da var.

Menopozdan sonra ne oluyor?

Son adetten bir yıl sonra menopoz sonrası sürece girilmiş oluyor.

Östrojen üretiminin tamamen durmasıyla birlikte kemikler ve kalp üzerinde uzun süreli bir etki oluşuyor.

Bu etkilerin çoğu yaşlanmanın doğal bir parçası.

Ancak dünyada yaşam süresi beklentisinin artmasıyla birlikte, kadınlar artık yaşamlarının üçte birinden fazlasını menopozdan sonra yaşıyor.

Kaynak: Haberin Ana Kaynağı için Tıklayın