Japon bilim insanları yakalanan CO2’yi yeşil yakıta dönüştürüyor.

Japon bilim insanlarından çığır açan teknoloji hamlesi. Yeni elektrokimyasal hücre, yakalanan karbondan elde edilen bikarbonatı güçlü bir yeşil yakıt olan formata dönüştürüyor.

Japon bilim insanları yakalanan CO2'yi yeşil yakıta dönüştürüyor
Tokyo Metropolitan Üniversitesi’ndeki bilim insanları CO2 yakalama ve kullanma teknolojisinde önemli bir atılım gerçekleştirdi. Yakalanan CO2’den elde edilen bikarbonat çözeltisini, format çözeltisine verimli bir şekilde dönüştürebilen yenilikçi bir elektrokimyasal hücre tasarladılar.

Yeşil yakıt üretimi için elektrokimyasal hücre geliştirildi

Bu format çözeltisi güçlü bir yeşil yakıt kaynağı anlamına geliyor. Yeni teknoloji, reaktif karbon yakalama (RCC) alanındaki önemli zorlukları ele alıyor ve genellikle daha fazla enerji gerektiren geleneksel gaz beslemeli yöntemlerle karşılaştırılabilir seviyelerde performans gösteriyor.

Araştırmacılar, “Atmosferik CO2’yi yararlı kimyasallara ve yakıtlara dönüştürmek için karbon yakalama ve kullanma, karbon nötr veya negatif emisyonlu bir geleceğe ulaşmak için elzemdir” dediler. Bu açıklama, araştırmalarının karbon emisyonlarını azaltma ve iklim değişikliğiyle mücadele konusundaki küresel çabalara olası etkisinin altını çiziyor.

Araştırmacılar karbon yakalama teknolojisindeki temel soruya dikkat çekti: Yakalanan karbondioksitle ne yapacağız? CO2’yi yakıt hücrelerinde güç üretebilen bir madde olan formata dönüştürmek için elektrokimyasal hücreler kullanılmasını önerdiler. Yeni hücre, yüksek akımlarda yüzde 85 verimlilik elde ederek ümit verici sonuçlar gösterdi.

Bu performans mevcut tasarımları geride bırakıyor. Hücrenin ayrıca 30 saatten fazla bir süre kararlı kaldığı ve bikarbonatın formata neredeyse tamamen dönüştüğü görüldü. Suyun uzaklaştırılmasından sonra son ürün kullanıma hazır katı kristal format yakıt haline geliyor. Bu bulgular, bu teknolojinin toplumun daha yeşil enerji kaynaklarına geçişinde önemli bir rol oynayabileceğini düşündürüyor.

Kaynak ve devamını incelemen için :https://www.donanimhaber.com/japon-bilim-insanlari-yakalanan-co2-yi-yesil-yakita-donusturuyor–181969

Neuralink’in körlüğü gideren Blindsight implantı ‘çığır açan cihaz’ unvanı aldı.

Elon Musk’ın beyin çipi girişimi olan Neuralink, kısa bir süre önce FDA’dan (Food and Drug Administration – Gıda ve İlaç İdaresi) Blindsight implantı ‘çığır açan cihaz’ unvanı aldı.

Elon Musk’ın beyin çipi girişimi olan Neuralink, deneysel implantının körlere görme yeteneğini geri kazandırabileceğini duyurdu. ABD’de FDA’a (Food and Drug Administration – Gıda ve İlaç İdaresi) ise bu implant için kısa bir süre önce ‘çığır açan cihaz‘ unvanını verdi.

FDA’nın çığır açan cihaz tanımlaması, yaşamı tehdit eden durumların tedavisini ya da teşhisini sağlayan belirli tıbbi cihazlara veriliyor. Bu tanımlama, halihazırda geliştirilmekte olan cihazların geliştirilmesini ve incelenmesini hızlandırmayı amaçlıyor.

Neuralink’in kurucusu Elon Musk ise sahip olduğu X’te yeni Blindsight implantı için iddialı açıklamalarda bulundu: “Neuralink’in Blindsight cihazı iki gözünü ve optik sinirini kaybedenlerin bile görmesini sağlayacak. Görsel korteksin sağlam olması koşuluyla, doğuştan kör olanların bile ilk kez görmesini sağlayacak. Beklentileri doğru ayarlamak için, görüş ilk başta Atari grafikleri gibi düşük çözünürlüklü olacak, ancak sonunda doğal görüşten daha iyi olma potansiyeline sahip olacak ve Geordi La Forge gibi kızılötesi, ultraviyole ve hatta radar dalga boylarında görmenizi sağlayacak“.

Neuralink’in Blindsight cihazı için insan deneylerine ne zaman başlayacağı ise şimdilik belirsiz. 2016 yılında Musk ve bir grup mühendis tarafından kurulan Neuralink, insan kafatasının içine yerleştirilebilen bir beyin çipi arayüzü (BCI) inşa ediyor. Bu geliştirilen implantlar ile engelli hastaların tekrar hareket etmesine, iletişim kurmasına ve ayrıca görme yetisini geri kazanmasına yardımcı olabileceğini söylüyor.

Neuralink’in cihazı, bilgisayar ya da telefon gibi cihazlara iletilebilecek sinirsel sinyalleri işleyen ve ileten bir çipe sahip. Firma halihazırda felçli hastalara tek başlarına düşünerek dijital cihazları kullanma becerisi kazandırmak üzere tasarlanmış bir implantı ayrıca test ediyor. Bu implantı alan kişiler sadece düşünceleri ile bilgisayar oyunları (Counter Strike gibi) dahi oynayabiliyor.

Kaynak ve devamını incelemen için : https://www.donanimhaber.com/neuralink-i-korlugu-gideren-implanti-cigir-acan-cihaz-unvani-aldi–182064

2024 James Dyson Ödülü ulusal kazananı ALGBIO oldu

2024 yılı James Dyson Ödülü’nün Türkiye ayağının kazananı Algbio, CO2 (Karbondioskit) yakalamak ve atık suları arıtmak için mikroalgleri kullanarak sürdürülebilir çözümlere bir yenisini ekliyor.

Problem: Dünyada hızla artan sanayileşme ve kentleşme, su kaynaklarını kirletirken, atmosfere büyük miktarda sera gazı salınmasına neden oluyor. Bu durum, iklim değişikliği ve biyolojik çeşitliliğin azalması gibi küresel sorunları tetikliyor. Bu yılın James Dyson Ödülü Türkiye Ulusal Kazananı Algbio da, CO2 emisyonları ve atık sularla mücadele ederek bu önemli problemlere çözüm sunuyor. 

İcat: Algbio, CO2 yakalamak ve atık suyu arıtmak için mikroalgleri kullanıyor. Bu sistem, mikroalglerin büyümesini optimize eden biyoreaktörler sayesinde bunları biyoyakıtlara ve biyoplastiklere dönüştürüyor. Böylece emisyonları azaltıyor, su kalitesini iyileştiriyor, iklim değişikliğini hafifletiyor, deniz ve hava kirliliği, fosil yakıtlar ve son olarak plastik kirliliği gibi sorunları çözüyor.

Proje, atık yönetimi ve karbon emisyonlarının azaltılmasına katkı sağlayarak, çevreyi koruma ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşma konusunda topluma fayda sağlıyor. Algbio’nun mikroalg büyümesini optimize etmeye odaklanması, gelişmiş karbon yakalama ve atık su arıtımı için alg büyümesini en üst düzeye çıkarmak üzere kanal havuzlarının kullanımı da dahil olmak üzere gelişmiş mühendislik stratejilerine odaklanan 3 ton kapasiteli bir operasyonun kurulmasına yol açtı. Bu havuzlar, azot ve fosfor gibi kirleticilerin yüzde 95’ine kadarını etkili bir şekilde gidererek geleneksel yöntemleri geride bıraktı. Mikroalglerden biyoyakıt üretiminin titizlikle test edilmesi, maliyet etkinliğini ve mevcut motorlarla modifikasyon olmaksızın uyumluluğunu gösteriyor.

Genç mühendisler, tasarımın ilham kaynağının, İstanbul gibi büyük şehirlerde ve dünya genelinde gözlemledikleri ciddi çevresel sorunlar olduğunu söylüyor. Özellikle İstanbul’da denizlerdeki müsilaj sorunlarının ve yoğun CO2 emisyonlarının, şehrin biyolojik çeşitliliğini ve ekosistemini tehdit ettiğini vurguluyorlar. 

Algbio, 2024 James Dyson Ödülü Ulusal Kazananı olarak, medya görünürlüğünün yanı sıra projeyi geliştirme ve ticarileştirmede atacağı sonraki adımları desteklemek üzere 5.000 Sterlin’lik ödülün de sahibi oldu. Kazandıkları bu ödülün, projelerini bir sonraki aşamaya taşımak için büyük bir fırsat olacağını söyleyen genç mühendisler, bu fonu, prototiplerini daha da geliştirip test etmek ve tasarımlarını iyileştirmek için kullanmayı planladıklarını, böylelikle bu sürecin, hem ulusal hem de uluslararası pazarda daha güçlü bir konuma gelmelerini sağlayacaklarını belirtiyorlar.

Algbio, 2018 yılında Marmara Üniversitesi Biyomühendislik Bölümü’nden mezun olan, yüksek lisansını Yıldız Teknik Üniversitesi Biyomühendislik üzerine yapmış ve hali hazırda Doktorasını da Yeditepe Üniversitesi Biyoteknoloji üzerine yapan Selen Şenal ve Gebze Teknik Üniversitesi Biyomühendislik Bölümü’nden mezun Ceyda Güneş tarafından tasarlandı.

James Dyson Ödülü Ulusal Kazananı Selen Şenal ödüle dair şunları söyledi: “James Dyson Ödülü’ne başvurmamızın temel nedeni, yenilikçi mühendislik çözümlerimizle küresel çevre sorunlarına dikkat çekmek ve bu sorunlara etkili çözümler sunma arzumuzdur. Yarışma, projelerimizi dünya çapında tanıtmak ve daha geniş bir kitleye ulaştırmak için önemli bir fırsat sundu. Yarışma hakkında bilgiyi sosyal medya toplulukları aracılığıyla edinmiştik.

Dyson jüri temsilci grubunda yer alan Dyson’da Kıdemli Mekatronik Mühendisi Mehmet Akbulut ise, “Dyson’da dünya problemlerine çözüm bulmaya çalışırken, bir yandan da bu çözümlerin sürdürülebilir, çok yönlü ve az maliyetli olmasına özen gösteriyoruz. Algbio projesi atık sular ve CO2 emisyonları gibi global düzeyde de çok büyük problem olarak gözüken sorunlara çözüm olurken aynı zamanda biyoyakıt ve biyoplastik üretiyor. Ülkemizin böylesine prestijli bir yarışmada böylesine güçlü bir projeyle de boy göstermesi ayrıca mutluluk verici. Ulusal kazananımızı tebrik ediyorum ve ona global yarışmada başarılar diliyorum.” dedi.

Algbio, James Dyson Ödülü’nün bir sonraki aşaması olan,16 Ekim’de Dyson mühendisleri tarafından seçilecek uluslararası İlk 20 listesine kalmaya çalışacak. Ardından 13 Kasım’da da James Dyson tarafından seçilecek uluslararası kazananlar açıklanacak.

Kaynak ve devamını incelemen için : https://www.donanimhaber.com/2024-james-dyson-odulu-ulusal-kazanani-algbio-oldu–182070

İnsanların daha uzun yaşaması için büyük bir plan başlatıldı.

İnsanların daha uzun yaşaması için büyük bir plan başlatıldı.

İnsanların daha uzun yaşaması için büyük bir plan başlatıldı
Çinli araştırmacılar, insanların daha uzun ve sağlıklı bir ömür sürmeleri amacıyla yeni bir uluslararası plan başlattı. İnsan Genom Projesi‘nin (Human Genome Project – HGP) başarısını temel alan bu yeni aşama, dünya nüfusunun yüzde 1’inin, yani 80 milyon kişinin genomunun sıralanmasını/dizilmesini hedefliyor. Bu iddialı proje, genetik hastalıkların teşhis ve tarama testlerini geliştirmeyi ve halk sağlığında yeni bir dönem başlatmayı amaçlıyor.

Çalışmada Türkiye’de var

Proje, 15 ülkeden araştırmacıların ortak çalışmasıyla yürütülüyor. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bu ülkeler arasında ÇinABDİngiltereFransa ve Japonya gibi bilimsel güç merkezleri de yer alıyor. HGP2 olarak adlandırılan bu ikinci aşamanın temel amacı, insan genomu üzerinde daha derin bir anlayış geliştirmek ve sağlıklı yaşam süresini uzatmak için genom bilgilerini kullanmak.

Hedef daha uzun ve sağlıklı bir yaşam

HGP2, ileri teknolojiler, veri analitiği ve müdahale yöntemlerini kullanarak, genetik hastalıkları önlemenin ve sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesinin yolunu açmayı hedefliyor. Hedeflenen ilk aşama dünya nüfusunun yüzde 1’inin genomunun dizilenmesi olsa da, proje bu oranla sınırlı kalmayacak. Araştırma ekibi, HGP2’nin küresel sağlık politikalarında yeni bir paradigma yaratarak tüm insanlığa sağlıklı ve uzun bir yaşam yolunu açacağını ifade ediyor.

İnsanların daha uzun yaşaması için büyük bir plan başlatıldı
İnsan Genom Projesi, 1990 yılında Amerikan doktor-genetikçi Francis Collins liderliğinde başlatılmış, finansmanı ABD tarafından sağlanmış ve 2003 yılında tamamlanmıştı. 3 milyar DNA harfini dizileyen bu uluslararası proje, atomu parçalamak ya da Ay’a gitmek kadar büyük bir bilimsel başarı olarak kabul ediliyor. O dönemki uluslararası konsorsiyuma Çin, İngiltere, Fransa, Almanya ve Japonya gibi ülkeler de katılmıştı.

Kaynak ve devamını incelemen için : https://www.donanimhaber.com/insanlarin-daha-uzun-yasamasi-icin-buyuk-bir-plan-baslatildi–182212

Büyük gen düzenleme tartışması: güvenli ve etik olabilir mi?

Genetik mühendisliğinde yeni bir şey yok. Taş Devri atalarımız bitkileri ve hayvanları melezleyerek ürettikleri yiyecek miktarını artırabileceklerini fark ettiler.

Modern genetik, bilim adamlarının çok daha fazlasını yapmalarını sağladı: bir laboratuardaki organizmaların dna’sında kesin, hedefe yönelik değişiklikler yapmak. Ve bunun yeni, daha üretken, hastalığa dayanıklı mahsullere ve hayvanlara yol açacağını iddia ediyorlar.

Bilim henüz emekleme aşamasındadır, ancak Japonya’da gen düzenlenmiş yiyecekler zaten raflarda: sakinliği teşvik ettiği iddia edilen bir kimyasal açısından zengin domatesler; ekstra yenilebilir etli çipura kırmızısı; ve daha hızlı büyüyen kirpi balığı.

ABD’de de firmalar ısıya dayanıklı sığır, çukursuz kiraz ve çekirdeksiz böğürtlen geliştiriyor.

Teknolojinin destekçileri, hayvan hastalıklarını ve ıstırabı azaltabileceğini ve daha az antibiyotik kullanımına yol açabileceğini söylüyor. Ayrıca, mideleri sindirim için çim gibi sert lifleri parçaladığında inek, keçi ve geyik gibi çiftlik hayvanlarının ürettiği sera gazı metan emisyonlarını azaltarak iklim değişikliğiyle mücadele edebileceğine inanıyorlar.

Ancak muhalifler, gen düzenlemenin hala güvenli olduğu kanıtlanmadığını ve hayvan refahı üzerindeki etkilerden endişe duymaya devam ettiklerini söylüyor.

Şimdi, Birleşik Krallık’ta gen düzenlenmiş yiyeceklerin satılmasına izin veren bir yasa duraklatıldı ve bazı İngiliz bilim adamları, diğer ülkeler tarafından ele geçirilebilecekleri konusunda uyarıyorlar.

Yeni İşçi hükümeti, özellikle ticareti etkileyebilecek düzenlemeler konusunda Avrupa Birliği ile daha yakın bir uyum sözü verdi. Ve şu anda, AB’nin gen düzenlenmiş ve genetiği değiştirilmiş mahsullerin ticari satışı konusunda çok daha katı kuralları var.

AB, güvenlik endişeleri ve teknolojiye halkın muhalefeti nedeniyle onlarca yıl önce genetiği değiştirilmiş (GM) mahsuller konusunda katı düzenlemeler yaptı. Gen düzenlenmiş ürünler aynı yönetmelikler kapsamındadır.

Ancak bilim adamları için “gen düzenleme” ve “GM” terimleri farklı şeylere atıfta bulunur.

Çok daha eski bir teknoloji olan GM, onları daha üretken veya hastalığa dirençli hale getirmek için bitkilere ve hayvanlara yeni genler eklemeyi içerir. Bazen bu yeni genler tamamen farklı türlerdendi-örneğin, böceklere tatsız bir tat vermesi için akrep genine sahip bir pamuk bitkisi.

Buna karşılık, gen düzenleme, bitkide veya hayvanın dna’sında daha kesin değişiklikler yapmayı içerir. Bu değişiklikler genellikle oldukça küçüktür ve DNA’nın bölümlerini, savunucularına göre, geleneksel melezleme gibi doğal yollarla, ancak çok daha hızlı üretilebilecek bir biçimde düzenlemeyi içerir.

Kaynak ve devamını incelemen için : https://www.bbc.com/news/articles/c74j2lz88pwo

Son Neandertallerden biri olan ‘Thorin’in DNA’sı nihayet sıralandı ve akrabalık ve 50.000 yıllık genetik izolasyonu ortaya çıkardı.

J. R. R. Tolkien’in “Hobbit” indeki bir cücenin adını taşıyan Thorin, 42.000 yıl kadar önce yaşamış olabileceği için “son Neandertal” olarak da adlandırılır.

Araştırmacılar, Thorin’in azı dişlerinden birinin kökünün bir kısmını erkek olduğunu belirlemek ve bir bütün genom dizisi oluşturmak için kullandılar ve onun izole edilmiş, daha önce bilinmeyen bir Neandertal soyunun parçası olduğunu ortaya çıkardılar. (Resim kredisi: Ludovik Slimak)

Gezegende yürüyen son Neandertallerden biri olan” Thorin”, DNA bulgularının yeni bir analizi olan 50.000 yıl boyunca izole edilmiş, daha önce bilinmeyen bir soyun parçasıydı.

2015 yılında Güney Fransa’nın Rhône Nehri Vadisi’ndeki Grotte Mandrin kaya sığınağının girişinde keşfedilen Thorin, J. R. R. Tolkien’in “Hobbit” indeki bir cücenin adını taşıyan Thorin, 42.000 yıl kadar yakın bir zamanda yaşamış olabileceği için bazen “son Neandertal” olarak anılıyor. en yakın insan akrabalarımızın kaybolduğu zamana. Şimdiye kadar sadece dişleri ve kafatasının bazı kısımları kurtarılmış olsa da, Neandertallerin ne zaman ve nasıl kaybolduğunu daha iyi anlamak için Thorin’in genomu analiz edildi.

Başlangıçta Thorin’in kalıntılarını bulan Slimak, yirmi yıl önce Rhône Vadisi’ndeki Neandertallerin, Grotte Mandrin’deki taş aletlerde fark ettiği farklılıklara dayanarak yakındaki bölgelerdekilerden farklı olduğunu teorileştirdi. Thorin ve akrabalarının diğer çağdaş mekanlarda görülen yeni araç yapım tarzını benimsemediklerini öne sürdü.

Slimak Live Science’a bir e-postada” 20 yıl önce önerdiğim şeyin öngörücü olduğu ortaya çıktı ” dedi. “Thorin’in nüfusu, klasik Neandertal popülasyonlarıyla tek bir gen alışverişi yapmadan 50 bin yıl geçirmişti.”

Slimak ve meslektaşları, erkek olduğunu belirlemek ve bir bütün genom dizisi oluşturmak için Thorin’in azı dişlerinden birinin kökünün bir kısmını kullandılar. 
Daha önce yayınlanmış geç Avrupa Neandertal genomlarıyla karşılaştırıldığında, Thorin’in yüksek genetik homozigotluğa sahip olduğu bulundu — genellikle yakın zamanda akraba evliliğinin göstergesi olan özdeş gen varyantları — ve modern insanlarla melezleşmeye dair hiçbir kanıt yoktu.

Kaynak ve devamını incelemen için: https://www.livescience.com/archaeology/dna-of-thorin-one-of-the-last-neanderthals-finally-sequenced-revealing-inbreeding-and-50-000-years-of-genetic-isolation

Kanser immünoterapisi için in vivo dendritik hücre yeniden programlaması.

İmmünoterapi, bazı kanser hastaları için uzun süreli sağkalıma yol açabilir, ancak genelleştirilmiş başarı, yetersiz antijen sunumu ve immünojenik hücrelerin tümör mikro ortamından dışlanmasıyla engellenmiştir. Burada, transkripsiyon faktörleri pu’nun adenoviral iletimi ile tümör hücrelerini in vivo olarak yeniden programlamak için bir yaklaşım geliştirdik.Antijenleri tip 1 geleneksel dendritik hücreler olarak sunmalarını sağlayan 1, IRF8 ve BATF3. Yeniden programlanmış tümör hücreleri, tümör mikro ortamlarını yeniden şekillendirdi, poliklonal sitotoksik T hücrelerini işe aldı ve genişletti, tümör gerilemelerini indükledi ve çoklu fare melanom modellerinde uzun süreli sistemik bağışıklık kurdu. İnsan tümör sferoidlerinde ve ksenograftlarında, immünojenik dendritik benzeri hücrelere yeniden programlama, genellikle immünoterapiyi sınırlayan immünosupresyondan bağımsız olarak ilerledi. Çalışmamız, kanser immünoterapisi için in vivo immün hücre yeniden programlamasının insan klinik denemelerinin önünü açıyor.

Kaynak ve devamını incelemen için : https://www.science.org/doi/10.1126/science.adn9083

BİR GENİN YÜKÜ

APOE4 adı verilen bir varyant, Alzheimer ile olan bağlantısıyla ünlüdür. İşlevine dair yeni görüşler hastalığı önlemeye yardımcı olabilir mi?

arol Turner ve kardeşi Ray Smith, Alzheimer hastalığıyla yaşamanın nasıl bir şey olduğunu yakından gördüler. 2020’de babaları, COVID-19 salgını nedeniyle ailesini aylarca pencereden gördükten sonra bunama koğuşunda 93 yaşında öldü. Kısa bir süre sonra anneleri işaretleri gösterdi—uyumakta zorlandı, bazı yüzleri tanıyamadı ve sevdiği kek tarifi pek doğru çıkmadı. Beyin taramaları, Alzheimer’ın ayırt edici özelliği olan yapışkan protein olan bol miktarda beta amiloid ortaya çıkardı.

Bu aile öyküsü göz önüne alındığında, annelerinin yakınlardaki Norfolk’taki Doğu Virginia Tıp Fakültesi’ndeki geriatristi, kardeşlerin Alzheimer riski yüksek olabileceğini biliyordu. Onları tıp fakültesinde önleyici bir tedaviyi test etmek için katılımcı arayan bir klinik araştırmaya yönlendirdi. Orada, DNA testi daha rahatsız edici haberler ortaya çıkardı. Şimdi 70 yaşında olan Smith, Alzheimer’ın yaşamının sonlarına doğru güçlü bir şekilde bağlantılı genetik varyantların en yaygın ve belki de en bilimsel olarak aldatıcı olan iki kopyasına sahiptir: APOE4. 68 yaşındaki Turner bir kopyasını taşıyor.

Varyant, Alzheimer riskini önemli ölçüde artırdığı bulgusunun alanı 30 yıldan daha uzun bir süre önce elektriklendirmesinden bu yana büyük bir artış gösterdi. APOE geninin üç varyantından biri olan apoe4’ün iki kopyasını taşıyan dünya çapında tahmini 164 milyon insan, yalnızca genin en yaygın versiyonu olan APOE3’Ü taşıyanlara göre sekiz ila 25 kat daha yüksek geç başlangıçlı Alzheimer riskine sahip olabilir. Yaklaşık 1,6 milyar insanın varyantın tek bir kopyası var—bu yazar aralarında. Bizim için hastalık riski, kişinin soyuna bağlı olarak üç kat veya daha fazla da artabilir.

Apoe4’ün Alzheimer’daki rolünün 1993 yılında keşfedilmesi, gizemli hastalığın kökenleri ve belki de tedavi için yeni bir hedef hakkında önemli bilgiler vaat ediyor gibiydi. Ancak ilerleme yavaştı. APOE’NİN kodladığı protein olan apolipoprotein E’nin (ApoE) beyinde birçok rolü vardır, bu da hastalığın gelişimi ile ilgili olanları ve bazı APOE varyantlarının neden riski etkilediğini ayırt etmeyi zorlaştırır. Ancak bilim adamları nihayet çekiş kazanıyor olabilir. Apoe’nin etkilerine dair yeni bilgiler ve nadir koruyucu versiyonlar üzerine yapılan bir dizi çalışma, apoe4’ün zararlarına karşı koyacak potansiyel tedavilere olan ilgiyi artırıyor.

Bu tür çabalara yeni bir aciliyet katmak, ispanyol araştırmacılar tarafından Mayıs ayında Nature Medicine’de yayınlanan ve APOE4’ÜN sadece hastalık için bir risk faktörü değil, doğrudan bir neden olarak görülmesi gerektiğini destekleyen bir çalışmadır. İki APOE4 kopyası olan Avrupa kökenli insanların %2’sinin %75’inin 65 yaşına kadar beyin taramalarında (bunama olmasa da) amiloid birikimi göstereceğini buldu. Eşlik eden bir yorum yazan Gladstone Enstitüleri’nden APOE4 uzmanı Yadong Huang, varyantın hastalıktaki rolünün “daha net ve net hale geldiğini” söylüyor.

Bu tür bulgular, kariyerlerini apoe4’e adamış Alzheimer araştırmacılarının küçük bir kısmına enerji verdi. St. Louis’deki Washington Üniversitesi’nden nörolog ve sinirbilimci David Holtzman,” APOE sadece Alzheimer riskinde değil, aynı zamanda hastalığın ilerlemesinde de büyük rol oynuyor ” diyor. “Şu anda insanların onu hedeflemenin yollarını aramaları gerçekten harika.”

Daha büyük çalışmalar kısa süre sonra, 
APOE4 taşıyıcılarının, Alzheimer semptomlarını geliştirmeden çok önce, taşıyıcı olmayanlara göre yaşamın erken dönemlerinde daha fazla amiloid biriktirdiğini ortaya çıkardı. 
Duke grubu ve diğerleri, farklı bir varyantı olan apoe2’nin bir veya iki kopyasına sahip kişilerin 
çok az amiloid geliştirdiğini ve hastalıktan korunduğunu eşit derecede zorlayıcı bir keşif yaptılar. 
Soylara dayalı ilgi çekici farklılıklar da ortaya çıktı: apoe4’ü olan Afrikalı Amerikalılar için riskler, Avrupalı ataları olan insanlara göre biraz daha düşükken, Doğu Asyalılarda risk, iki kopyası olan kişiler için iki 
APOE3
 genine kıyasla 25 kata kadar çok daha yüksektir.

İnsan embriyo modelleri daha gerçekçi hale geliyor-etik soruları gündeme getiriyor.

Dünyanın dört bir yanındaki düzinelerce laboratuvar, gelişim, doğurganlık ve tedavileri incelemek için insan embriyosu modelleri geliştirmeye çalışıyor. 
Keşfedilmemiş etik bölgeye giriyorlar.

Blastoid adı verilen blastosist aşamasındaki insan embriyolarının modelleri. Kredi: Monash Üniv.

Mikroskobunun altında Jun Wu, her biri 1 milimetreden daha geniş olan birkaç küçük küre görebiliyordu. Tıpkı insan embriyolarına benziyorlardı: bir boşlukla çevrili karanlık bir hücre kümesi ve ardından başka bir hücre halkası.

Ancak Dallas’taki Teksas Üniversitesi Güneybatı Tıp Merkezi’nde kök hücre biyoloğu olan Wu, bu alanların göründüğü gibi olmadığını biliyordu. Laboratuvarda yetiştirilen embriyo modelleriydiler ve mükemmel kopyalardan çok uzaktaydılar.

Tüm hücre grupları yoktu ve ait olmayan diğerleri oradaydı. Ve Wu, sonunda modellerin aniden ve kaotik bir şekilde yok olacağını biliyordu.

Embriyo modelleri ev olsaydı, cephenin arkasında düz olmayan zeminler olurdu, dolaplarında aynaları ve hayaletleri çarpıtırlardı. Bununla birlikte, düzinelerce laboratuvar, bir insan embriyosunun en iyi benzerliğini geliştirmek için yarışıyor.

Gebe kaldıktan sonraki ilk haftalarda yeni biyolojiyi ortaya çıkarma umuduyla, her biri embriyo gelişiminin biraz farklı yönlerini özetleyen gruplar olduğu kadar çok model var.Viyana’daki Avusturya Bilimler Akademisi Moleküler Biyoteknoloji Enstitüsü’nün gelişim biyoloğu Nicolas Rivron, bu yüksek bahisli, yüksek drama döneminin “gizemle örtüldüğünü” söylüyor. Rahimde bu embriyolar ultrason kullanılarak gözlemlenemeyecek kadar küçüktür. Ve laboratuvarda, gebe kaldıktan sonraki 14 günün ötesinde vücut dışındaki gerçek embriyoları incelemenin teknik, etik ve genellikle yasal sınırları vardır.

Embriyo modellerinden elde edilen bilgiler, doğal embriyoların yaklaşık üçte birinin neden ilk haftalarını geçemediğini açıklamaya yardımcı olabilir. Bu, kısırlığın giderilmesine, tüp bebek başarı oranının iyileştirilmesine ve hatta gelişimin erken dönemlerinde ortaya çıkan hastalıkların önlenmesine yardımcı olabilir. Embriyolar için ilaçların güvenliğini test etmek için modeller de kullanılabilir.

Ancak modeller giderek daha karmaşık hale geldikçe ve ilk kalp atışı gibi sembolik kilometre taşlarına ulaştıkça, zor etik sorular ortaya çıkarırlar. Etikçiler, düzenleyiciler ve hukuk uzmanları araştırmanın hızına ayak uydurmak için çabalıyorlar.

Bu arada, alan enerjiyle dolup taşıyor. Şubat ayında araştırmacılar, tamamen embriyo modellerine adanmış dünyanın ilk bilimsel toplantısını düzenlediler. Ve birkaç bilim adamı, terapötik moleküller geliştirmek, ilaçları test etmek ve doğurganlık tedavilerini iyileştirmek için modeller kullanmak üzere yan şirketleri başlattı. Massachusetts, Cambridge’deki Broad Institute of MIT ve Harvard’ın biyoetik danışmanı Insoo Hyun, embriyo modellerinin “şu anda hemen hemen en sıcak konu” olduğunu söylüyor.

Epik gösteri

Yumurta ve spermin buluşması, hızlı ve hassas bir şekilde koreografisi yapılmış bir hücre bölünmesi ve farklılaşması sürecini tetikler. İlk haftada yaklaşık 100 hücre blastosist olarak bilinen içi boş bir daire oluşturur. Bu, sonunda embriyoya, destekleyici yumurta sarısı kesesine ve plasentaya dönüşen üç farklı gruptan oluşur.

Kaynak ve devamını incelemen için : https://www.nature.com/articles/d41586-024-02915-3

Home – Protein – NCBI

NCBI (Ulusal Biyoteknoloji Bilgi Merkezi), biyolojik bilgileri toplayan, düzenleyen ve halka açık hale getiren dünyanın önde gelen merkezlerinden biridir. Bu merkez bünyesindeki Protein Veritabanı, biyolojik sistemlerin temel yapı taşlarından biri olan proteinler hakkında kapsamlı bir bilgi kaynağı sunar.

Protein Veritabanı Ne İşe Yarar?
Protein Sekansları: Veritabanı, binlerce farklı organizmadan elde edilen proteinlerin amino asit sıralamalarını (sekanslarını) içerir. Bu sayede bilim insanları, bir proteinin yapısını, işlevini ve diğer proteinlerle olan ilişkilerini inceleyebilirler.
Yapısal Bilgi: Proteinlerin üç boyutlu yapılarını gösteren veriler de bu veritabanında bulunur. Bu bilgiler, proteinlerin nasıl çalıştığını anlamak için çok önemlidir.
Fonksiyonel Bilgi: Proteinlerin hücre içindeki görevleri, hangi biyolojik süreçlerde yer aldıkları gibi bilgiler de veritabanında yer alır.
Evrimsel İlişkiler: Proteinlerin evrimsel süreçteki değişimleri ve farklı türler arasındaki benzerliklerini ortaya koyan karşılaştırmalı analizler için kullanılır.


Veritabanında Bulunan Bilgiler
Protein Sekansları: GenBank, RefSeq, SwissProt gibi farklı kaynaklardan toplanan protein sekansları.
Yapısal Bilgiler: Protein Data Bank (PDB) veritabanından elde edilen üç boyutlu yapı bilgileri.
Fonksiyonel Bilgiler: Proteinlerin biyolojik süreçlerdeki rolleri, enzimatik aktiviteleri gibi bilgiler.
Eşleştirme Araçları: BLAST gibi araçlarla protein sekanslarını diğer proteinlerle karşılaştırarak benzerliklerini bulabilir, evrimsel ilişkilerini inceleyebilirsiniz.


Veritabanının Kullanım Alanları
Yeni İlaç Tasarımı: Hedef proteinlerin yapılarını bilerek, bu proteinlere bağlanabilecek ve hastalıkları tedavi edebilecek yeni ilaç molekülleri tasarlanabilir.
Hastalıkların Anlaşılması: Genetik hastalıkların neden olduğu protein yapı ve fonksiyon bozukluklarının anlaşılmasına yardımcı olur.
Evrimsel Biyoloji: Farklı türlerin proteinlerinin karşılaştırılmasıyla evrimsel süreçler hakkında bilgi edinilebilir.
Biyoinformatik Araştırmalar: Proteinlerin yapı ve fonksiyonlarını bilgisayar destekli yöntemlerle analiz etmek için kullanılır.
NCBI Protein Veritabanına Nasıl Erişilir?
NCBI’nin resmi web sitesi üzerinden protein veritabanına ücretsiz olarak erişebilirsiniz. Arama motorunu kullanarak protein ismi, sekans veya diğer anahtar kelimelerle arama yapabilirsiniz.

Özetle, NCBI’nin Protein Veritabanı, proteinler hakkında kapsamlı bir bilgi kaynağıdır. Biyoloji, biyoteknoloji ve tıp alanında çalışan araştırmacılar için vazgeçilmez bir araçtır.

Daha fazla bilgi için:

NCBI Protein Veritabanı: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/protein/
Ek Bilgiler:

Protein Veritabanı, sürekli olarak güncellenmekte ve yeni proteinler eklenmektedir.
Veritabanında bulunan bilgiler, farklı formatlarda indirilebilir ve analiz edilebilir.
NCBI, protein veritabanı dışında da birçok biyolojik veri tabanına ev sahipliği yapmaktadır.

Kaynak : Yapay zekadan alınmıştır.

https://gemini.google.com/app/8855b8706705f887?hl=tr