Ödüllü Türk bilim insanı Özden Baltekin NTV’ye konuştu: Antibiyotik direncine karşı çığır açtılar.

Türk bilim insanı Özden Baltekin’in de yer aldığı bir ekip, geliştirdikleri antimikrobiyal direnç testi ile İngiltere’nin en prestikli ödüllerinden birinin sahibi oldu. Longitude Ödülü’nü alan çalışmaya imzasını atan Baltekin, geliştirdikleri testi ve testin çığır açan özelliklerini NTV ekibinden Gökhan Bozkurt’a anlattı.

Ödüllü Türk bilim insanı Özden Baltekin NTV’ye konuştu: Antibiyotik direncine karşı çığır açtılar – Sağlık Haberleri: Ödüllü Türk bilim insanı Özden Baltekin NTV’ye konuştu: Antibiyotik direncine karşı çığır açtılar.

Karıncaların inanılmaz tedavi yöntemi: Yaralılarına ampütasyon uyguluyorlar…

Yeni bir araştırma, karıncalarının yuvadaki uyluk kemiğinden yaralanan karıncaları tedavi etmek için ampütasyon uyguladığını ortaya koydu. Vkaların yüzde 76’sında yaralı karıncaya yuva arkadaşları tarafından ampütasyon uygulandığı açıklandı.

Bilim insanları karıncalarun, yuvada uyluk kemiğinden yaralananları tedavi etmek için ampütasyon uyguladığını açıkladı. 

İsviçrede’ki Lozan Üniversitesi bünyesinde yapılan araştırmada, bilim insanları, iklimlendirilmiş bir odada tuttukları karıncaların davranışlarını inceledi.Uyluk kemiğinden yaralanan karıncaların bacağının, yuvadaki diğer karıncalar tarafından ısırılarak ampute edildiği gözlendi.

Bu kapsamda yapılan deneyde kaval kemiğinden yaralanan 24 karıncadan hiçbirine yuvadaki diğer karıncalar tarafından ampütasyon uygulanmadığı bildirilen araştırmada, uyluk kemiğinden yaralanan 24 karıncadan 21’ne ise bunun uygulandığı ifade edildi.

Araştırmada, uyluk kemiğinden yaralanan ve ampute edilmeyen üç karıncanın öldüğü, “tedavi uygulanan” 21 karıncanın ise hayatta kaldığı gözlendi.

YALNIZCA UYLUK KEMİĞİ YARALANMALARINDA

Karıncaların uyluk kemiğinden yaralanmaları durumunda vakaların yüzde 76’sında yuva arkadaşları tarafından ampütasyon uygulandığı saptanan araştırmada, yaranın kaval kemiğinde meydana gelmesi halinde ise ampütasyonun hiç gözlemlenmediği tespit edildi.

Araştırmada, karıncaların yara türünü ayırt edebildiği ve tedavilerini de buna göre uyarlayabildiği ortaya konurken bu çalışmanın, insanlar dışındaki bir canlıda enfekte bireyleri tedavi etmek için ampütasyon uygulanmasının ilk örneği olduğu vurgulandı.

Karıncaların inanılmaz tedavi yöntemi: Yaralılarına ampütasyon uyguluyorlar – Son Dakika Teknoloji Haberleri | NTV Haber: Karıncaların inanılmaz tedavi yöntemi: Yaralılarına ampütasyon uyguluyorlar…

Marie Curie laboratuvar defteriyle anıldı: Hala radyasyon saçıyor

Nobel ödülleri resmi hesabı, iki Nobel ödüllü ünlü Bilim insanı Marie Curie’nin ölüm yıl dönümü sebebiyle laboratuvar çalışmaları sırasında kullandığı defterinin fotoğraflarını paylaştı. Yapılan açıklamada, defterin hala “radyasyon saçtığı” ifade edildi.

Nobel ödülleri resmi hesabı, radyoaktivite alanında araştırmalar yapmış ve bu araştırmaları sonucunda Nobel Fizik ve Kimya ödüllerini kazanmış Polonyalı-Fransız Bilim insanı Marie Skłodowska Curie’nin ölüm yıl dönümü sebebiyle laboratuvar çalışmaları sırasında not aldığı defterinden fotoğraflar paylaştı.

Açıklamada, “Marie Curie, çalışmaları sırasında yıllarca radyasyona maruz kalmasının bir sonucu olarak 4 Temmuz 1934’te aplastik anemiden öldü. 1899-1902 yılları arasında tuttuğu laboratuvar defteri bugün bile radyoaktiftir ve 1500 yıl boyunca da öyle kalacaktır” denildi.

MARIE CURIE HAKKINDA

Radyoaktivite alanında yaptığı bilimsel çalışmalarıyla dünyayı değiştiren Marie Curie, radyoaktif elementler polonyum ve radyumu ilk keşfettikten sonra 1910 yılında radyumu saf bir metal olarak başarıyla üretti ve bu da yeni elementin varlığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtladı.

Curie’nin iki Nobel Ödülü kazanması, bilim tarihinde dönüm noktalarından biri olarak kabul ediliyor.  Curie, 1903’te fizik dalında, 1911’de ise kimya dalında ödül almıştı.

Marie Curie laboratuvar defteriyle anıldı: Hala radyasyon saçıyor | N-Life (ntv.com.tr): Marie Curie laboratuvar defteriyle anıldı: Hala radyasyon saçıyor

Ted Bundy’nin beyin araştırması: Sonuçlar bilim insanlarını tedirgin etti

Dünyanın en ünlü seri katillerinden biri olan Ted Bundy’nin ile ilgili yapılan araştırma, bilinen tüm gerçekleri değiştirdi. Ünlü seri katilin beynini inceleyen bilim insanları, beklenmedik sonuçlar karşısında şaşkına döndü.

Seri katil Ted Bundy’nin beyni üzerinde yapılan araştırmanın beklenmedik sonuçlar vermesi bilim insanlarını tedirgin etti.
1970’lerde en az 30 kadını içeren bir cinayet serisini itiraf etmesinin ardından Ocak 1989’da ölen seri katilin beyni araştırmacılara teslim edildi.

Bundy’nin ölümünün ardından bilim insanları, seri katilin beynini inceleyerek, bu suçları işlemesine  sebep olan şeyin ne olduğunu anlamaya çalıştı. Sinirbilimciler başlangıçta, kendine güvenen ve başarılı biri olarak görülen Bundy’nin bir tür beyin hasarına sahip olabileceğini varsaydılar; bu varsayım diğer seri katil vakalarında da bulunuyordu.Örneğin, Genesee Nehri Katili olarak da bilinen Arthur Shawcross’un, ölümünden sonra temporal lobuna sertçe baskı yapan büyük bir kisti olduğu ve çocukluğunda kafasına çok sayıda darbe aldığı tespit edildi.Dolayısıyla ekip Bundy’nin beynini incelediğinde  lezyonlar, büyümeler, deformasyonlar veya genel olarak herhangi bir yaralanma belirtisi görmeyi bekliyordu.Ancak buldukları şey çok daha şaşırtıcıydı.

ANORMAL HİÇBİR BELİRTİ YOK

Gördükleri kadarıyla, Bundy’nin beyninde anormal hiçbir şey yoktu. Bundy’nin beyin hasarı geçirdiğine dair bir belirti yoktu, bu da onun neden öldürme içgüdüsü giriştiğine dair bilimsel bir kanıt sunmuyordu.SPECT görüntüleme adı verilen bir teknolojiyi kullanan araştırmacılar beyinde insanı diğer canlılardan ayıran empati ve yargılamanın kontrol edildiği prefrontal korteksin alanını çoğu katilin beyninde ortalama bir insandaki kadar aktif olmadığını belirleyebildiler. Çoğu zaman bu aktivite eksikliğinin nedeni bir tür beyin hasarıdır; ancak Bundy’nin beyninde hasar olmaması bu bulguları çürüttü. Bundy’nin diğer seri katillerle örtüşen başka bir özelliği vardı.  O da zekası, 136 IQ’ya sahip Bundy diğer ünlü seri katiller gibi ortalamanın üstü bir zekaya sahipti. Bunun suç işleme kararlarını etkileyip etkilemediği bilim dünyasının araştırdığı bir başka konu.

Ted Bundy’nin beyin araştırması: Sonuçlar bilim insanlarını tedirgin etti – Son Dakika Dünya Haberleri | NTV Haber: Ted Bundy’nin beyin araştırması: Sonuçlar bilim insanlarını tedirgin etti

125 milyon yıllık otçul dinozor keşfedildi: Bölgede bulunan en eksiksiz fosil!

Birleşik Krallık’ta yaklaşık 125 milyon yıl önce yaşadığı tahmin edilen büyük otçul bir dinozor türü keşfedildi. Wight Adası’nda bulunan kalıntılar, ülkede son yüzyılda bulunan en eksiksiz dinozor fosili oldu.

Birleşik Krallık‘ın Wight Adası’nda yaklaşık 125 milyon yıl önce yaşadığı tespit edilen otçul bir dinozor türü keşfedildi.

Araştırmacılar, toplamda 149 kemiğe sahip olan örneğin, Birleşik Krallık’ta bir asırdır keşfedilen en eksiksiz dinozor olduğunu söyledi.
Adını hayatını kaybeden eski fosil avcısı Nick Chase ve bulunduğu yer olan Compton Körfezi kayalıklarından alan “Comptonatus chasei”nin Afrika fili ağırlığında olduğu belirtildi.
Araştırmacılar kafatası, dişler, omurga ve bacak kemiklerinin yanı sıra “yaklaşık bir yemek tabağı büyüklüğünde” bir kasık kalça kemiği de dahil olmak üzere fosilin her parçasını analiz etti. Analizler sonucunda diğer bulunan türlerden farklı olduğu tespit edildi.

Comptonatus örneği artık Wight Adası’ndaki Sandown’da bulunan Dinozor Adası müzesindeki koleksiyonun bir parçası.

Müzede küratör olarak görev yapan Dr. Martin Munt, “Adanın kayalıklarında ve koleksiyonunda daha pek çok yeni tarih öncesi canlı türünün keşfedilmesini dört gözle bekleyebiliriz” dedi.

125 milyon yıllık otçul dinozor keşfedildi: Bölgede bulunan en eksiksiz fosil! – Son Dakika Dünya Haberleri | NTV Haber: 125 milyon yıllık otçul dinozor keşfedildi: Bölgede bulunan en eksiksiz fosil!

Bilim insanlarından yeni araştırma: Orman yangınları beyin üzerinde de olumsuz etkisi yaratıyor..

ABD’li araştırmacılar, insan beyninin, hava kirliliğine yol açan etkenler arasında en çok orman yangınından kaynaklı dumandan olumsuz etkilenebileceğini ortaya koydu.

ABD’de yapılan ve bulguları Alzaymır Derneği Uluslararası Konferansı’nda sunulan araştırmada, orman yangını dumanına maruz kalma yoğunluğundaki her bir mikrogram artışın, demans teşhisi olasılığını yaklaşık yüzde 21 artırdığı tespit edildi.Washington ile Pennsylvania üniversitelerinden bilim insanları, 2009-2019 arasında Güney Kaliforniya’da yaşayan 1.2 milyon yetişkinin sağlık kayıtlarını inceledi.Araştırmacılar, insanların 3 yıl süreyle hava kirliliğine neden olan ince parçacık PM 2,5’e (çapı 2,5 mikrometreden küçük olan ince partikül madde) ne kadar maruz kaldığını hesaplamak için hava kalitesi verilerini kullandı.

Orman yangını dumanına maruz kalma yoğunluğundaki her bir mikrogram artış için demans teşhisi olasılığının da yaklaşık yüzde 21 arttığını kaydeden araştırmacılar, hava kirliliğine sebep olan diğer faktörlere maruz kalma yoğunluğundaki her 3 mikrogramlık artışın ise bu hastalığına yakalanma oranını yüzde 3 oranında arttırdığını belirtti.Araştırmacılar, söz konusu verilerin, orman yangını kaynaklı hava kirliliğinin beyin fonksiyonları üzerindeki olumsuz etkisinin daha yüksek olduğu anlamına gelebileceğini ortaya koydu.

Alzaymır Derneği bilim sorumlusu Maria Carrillo, yaz aylarında artan orman yangınlarıyla birlikte, bulguları desteklemek için daha çok çalışma yapılması gerektiğini vurgulayarak, “Özellikle de demansın en yaygın türü olan Alzheimer riskinin, sağlıksız havadan kaçınmakta zorlanabilecek düşük gelirli nüfus için daha yüksek olduğu düşünüldüğünde, bu daha da önemli.” ifadesini kullandı.

Bilim insanlarından yeni araştırma: Orman yangınları beyin üzerinde de olumsuz etkisi yaratıyor – Son Dakika Dünya Haberleri | NTV Haber: Bilim insanlarından yeni araştırma: Orman yangınları beyin üzerinde de olumsuz etkisi yaratıyor..

Dünya’nın yaşam tarihi yeniden yazılıyor: 2.1 milyar yıl öncesine ait fosil bulundu

Gabon’da yapılan bir keşif, tarihi bir buçuk milyar yıl geriye götürebilir. Kaya oluşumlarını inceleyen bilim insanları, karmaşık organizmaların günümüzden 2 milyar 100 milyon yıl önce ortaya çıktığına dair yeni kanıtlar bulduklarını açıkladı.

Dünyada yaşamın geçmişi sanılandan çok daha eski olabilir.

Gabon’da kaya oluşumlarını inceleyen bilim insanları, karmaşık organizmaların günümüzden 2 milyar 100 milyon yıl önce ortaya çıktığına dair yeni kanıtlar bulduklarını açıkladı.

Franceville kenti yakınlarında 2010’da, karmaşık çok hücreli canlılara ait olduğu düşünülen 250 fosil benzeri kalıntı bulunmuştu.2.1 milyar yıl öncesine tarihlenen bu kalıntıların karmaşık canlılara ait olup olmadığı konusunda tartışmalar sürerken, yeni bulgular ortaya çıktı.
Birleşik Krallık’taki Cardiff Üniversitesi araştırmacıları, kalıntıların bulunduğu alandaki kayalarda, yaşama elverişliliğin göstergesi olan oksijen ve fosfor gibi maddeler bulunduğunu tespit etti. Keşif, bulunan kalıntıların gerçekten de karmaşık çok hücreli canlılara ait olduğu düşüncesini güçlendirdi.
Çok hücreli ve sporlar aracılığıyla üreyen organizmaların yaşam alanının sadece bölgedeki bir iç denizle sınırlı kaldığı ve Dünya çapına yayılmadığı ifade ediliyor.
Bazı bilim insanları ise açıklamalara şüpheyle yaklaşıyor. Uzmanlar ise besin çeşitliliğinin karmaşık yaşamın ortaya çıkması için tek koşul olmadığı görüşünde.
Halıhazırda bilinen en eski çok hücreli karmaşık canlılar 635 milyon yıl öncesine tarihlendirilmişti.Franceville deki keşfin teyit edilmesiyle birlikte, karmaşık yaşamın evrimi 1.5 milyar yıl geriye sıçrayabilir.

Dünya’nın yaşam tarihi yeniden yazılıyor: 2.1 milyar yıl öncesine ait fosil bulundu – Son Dakika Teknoloji Haberleri | NTV Haber: Dünya’nın yaşam tarihi yeniden yazılıyor: 2.1 milyar yıl öncesine ait fosil bulundu

Fosil, penguenlerin kanatlarının nasıl evrimleştiğini gösteriyor

Uluslararası bir araştırmaya göre, küçük bir penguen fosili, kuşun evrimsel tarihinde büyük bir rol oynuyor.

Journal of the Royal Society of New Zealand’da yayınlanan çalışma, yaklaşık 24 milyon yıl önce Otago’da yaşamış yeni bir penguen fosili türünü anlatıyor.

Pakudyptes hakataramea adı verilen penguen çok küçüktü – dünyanın en küçüğü olan küçük mavi penguen ile aynı büyüklükteydi – dalmasına izin veren anatomik adaptasyonlara sahipti.

Daha önce Otago Üniversitesi’nde doktora adayı olan ve şimdi Japonya’daki Ashoro Palentoloji Müzesi’nde çalışan baş yazar Dr. Tatsuro Ando, Otago, Okayama Bilim Üniversitesi ve Osaka Üniversitesi’nden araştırmacılarla işbirliği yaptı.

Dr Ando’nun makale için ilhamı, Otago’daki danışmanı ve akıl hocası olan merhum Profesör Ewan Fordyce ile yaptığı görüşmelerden geldi.

Araştırmacılar, Güney Canterbury’deki Hakataramea Vadisi’nde Profesör Fordyce tarafından bulunan üç kemiği (humerus, femur ve ulna) analiz ettiler.

Dr. Ando, Pakudyptes’in modern ve fosil penguenler arasındaki morfolojik boşluğu doldurduğunu söylüyor.

“Özellikle, kanat kemiklerinin şekli büyük ölçüde farklıydı ve penguen kanatlarının bugünkü form ve işlevlerine sahip olma süreci belirsizliğini koruyordu” diyor.

Humerus ve ulna, penguenlerin kanatlarının nasıl evrimleştiğini vurgular.

“Şaşırtıcı bir şekilde, Pakudyptes kanadının omuz eklemleri günümüz pengueninin durumuna çok yakınken, dirsek eklemleri eski fosil penguen türlerininkine çok benziyordu.

Pakudyptes, bu kombinasyonla bulunan ilk penguen fosilidir ve penguen kanatlarının evrimini ortaya çıkaran ‘anahtar’ fosildir.”

Otago Diş Hekimliği Fakültesi’nden ortak yazar Dr. Carolina Loch, Diş Hekimliği Fakültesi’nde yapılan iç kemik yapısının analizinin, Okayama Bilim Üniversitesi’nden sağlanan canlı penguenlerle ilgili verilerle karşılaştırıldığında, bu penguenlerin dalışı düşündüren mikroanatomik özelliklere sahip olduğunu gösterdiğini söylüyor.

Fosil, penguenlerin kanatlarının nasıl evrimleştiğini gösteriyor | Bilim Günlüğü (sciencedaily.com): Fosil, penguenlerin kanatlarının nasıl evrimleştiğini gösteriyor

Yaygın kan testleri, mide ağrısı veya şişkinliği olan kişiler için kanser teşhisini iyileştirebilir

Rutin kan testlerinin sonuçları, mide ağrısı veya şişkinliği olan kişiler arasında kanser teşhisini hızlandırmak için kullanılabilir, UCL araştırmacıları tarafından yürütülen yeni bir çalışma önermektedir.

Bu semptomları doktorlarına bildiren çoğu kişi kan testleri için yönlendirilir. Bununla birlikte, bir dizi olası sağlık nedenini araştırmak için kullanılan bu kan testlerinin kanser riskini ne kadar iyi tahmin edebileceği bilinmemektedir.

PLOS Medicine’de yayınlanan yeni çalışma, İngiltere’de mide ağrısı nedeniyle bir pratisyen hekimi ziyaret eden 30 yaş ve üstü 400.000’den fazla kişiden ve şişkinlik nedeniyle pratisyen hekimlerini ziyaret eden 50.000’den fazla kişiden elde edilen verilere baktı. Bu grubun üçte ikisine randevularını takiben kan testleri yapıldı.

Araştırmacılar, yaygın olarak kullanılan 19 kan testinde, anormal sonuçların bir yıl içinde kanser teşhisi konma riskinin daha yüksek olmasıyla bağlantılı olduğunu buldular. Bu anormal sonuçlar dikkate alınırsa, yalnızca semptomlara, yaşa ve cinsiyete dayalı değerlendirmeye kıyasla, acil sevk verilen teşhis edilmemiş kanserli kişilerin sayısında% 16’lık bir artış olacağını tahmin ettiler.

Bu, mide ağrısı veya şişkinlik ile GP’yi ziyaret eden 1.000 kişiden teşhis edilmemiş kanserli fazladan altı kişinin acilen sevk edilmesi ve kanserli 40 kişinin kan testi sonuçları kullanılmadan acilen sevk edilmesi anlamına gelir.*

UCL Davranış Bilimi ve Sağlık Bölümü’nden baş yazar Dr. Meena Rafiq şunları söyledi: “Çalışmamız, halihazırda mevcut olan ve nedeni belirsiz olan spesifik olmayan semptomları olan hastalara rutin olarak verilen kan testleriyle kanser tespitini iyileştirebileceğimizi gösteriyor. Bu, erken kanser teşhisini iyileştirmenin ve bazı durumlarda başarılı tedavi olasılığını artırmanın verimli ve uygun maliyetli bir yolu olabilir.

“Pratikte pratisyen hekimlerin bir dizi kan testi verisini yorumlamasının zor olabileceği göz önüne alındığında, çalışmamız birden fazla değişkene dayalı olarak kanser riskini değerlendirebilecek otomatik bir araca ihtiyaç duyulduğuna işaret ediyor.”

Çalışma, 2007 ve 2016 yılları arasında Birleşik Krallık’taki bir GP uygulamaları ağından toplanan Klinik Uygulama Araştırma Veri Bağlantısı’ndan (CPRD) anonimleştirilmiş hasta verilerini kullandı.

Yaygın kan testleri, mide ağrısı veya şişkinliği olan kişiler için kanser teşhisini iyileştirebilir | Bilim Günlüğü (sciencedaily.com): Yaygın kan testleri, mide ağrısı veya şişkinliği olan kişiler için kanser teşhisini iyileştirebilir

Bir sonraki pandemiyi tetikleyebilecek patojenler

Maymun çiçeği virüsü, DSÖ’nün öncelikli patojenler listesine eklendi.Kredi: Kateryna Kon / Bilim Fotoğraf Kütüphanesi / Getty

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından bu hafta yayınlanan güncellenmiş bir listeye göre, bir sonraki pandemiyi tetikleyebilecek patojenlerin sayısı 30’un üzerine çıktı ve şimdi grip A virüsü, dang virüsü ve maymun çiçeği virüsünü içeriyor. Araştırmacılar, ‘öncelikli patojenler’ listesinin, kuruluşların tedavi, aşı ve teşhis geliştirme çabalarını nereye odaklayacaklarına karar vermelerine yardımcı olacağını söylüyor.

Sri Lanka’nın Colombo kentindeki Sri Jayewardenepura Üniversitesi’nde immünolog olan ve bu çabaya dahil olan Neelika Malavige, “Bu çok kapsamlı” diyor. Dang hummasına neden olan virüsü içeren Flaviviridae virüs ailesini inceliyor.

30 Temmuz’da bir raporda yayınlanan öncelikli patojenler, insanlarda pandemi gibi küresel bir halk sağlığı acil durumuna neden olma potansiyelleri nedeniyle seçildi. Bu, patojenlerin oldukça bulaşıcı ve öldürücü olduğunu ve aşılara ve tedavilere sınırlı erişim olduğunu gösteren kanıtlara dayanıyordu. DSÖ’nün 2017 ve 2018’deki önceki iki çabası, kabaca bir düzine öncelikli patojen tanımladı.

Raporu hazırlayan DSÖ’nün Salgın Hastalıklar için Ar-Ge Planı ekibine liderlik eden Ana Maria Henao Restrepo, “Önceliklendirme süreci, acilen ele alınması gereken kritik bilgi boşluklarının belirlenmesine yardımcı oluyor” ve kaynakların verimli kullanılmasını sağlıyor” diyor.

Malavige, iklim değişikliği, ormansızlaşma, kentleşme, uluslararası seyahat ve daha pek çok konudaki büyük küresel değişiklikleri hesaba katmak için bu listeleri düzenli olarak yeniden gözden geçirmenin önemli olduğunu söylüyor.

En son çaba, tüm virüs ve bakteri ailelerinde riskli patojenleri belirledi ve bu da kapsamını genişletti.

Mpox ve çiçek hastalığı

200’den fazla bilim insanı, hangilerinin listeye dahil edileceğine karar vermek için çoğunlukla virüsler ve bazı bakteriler olmak üzere 1.652 patojen türü hakkındaki kanıtları değerlendirmek için yaklaşık iki yıl harcadı.

30’dan fazla öncelikli patojen arasında, küresel COVID-19 pandemisine neden olan virüs olan SARS-CoV-2’yi içeren Sarbecovirus olarak bilinen koronavirüs grubu ve Orta Doğu solunum sendromuna (MERS) neden olan virüsü içeren Merbecovirus yer alıyor. Önceki listeler, şiddetli akut solunum sendromu (SARS) ve MERS’e neden olan spesifik virüsleri içeriyordu, ancak ait oldukları tüm alt cinsleri içermiyordu.

Listeye yapılan diğer eklemeler arasında, 2022’de küresel bir mpox salgınına neden olan ve Orta Afrika’nın ceplerinde yayılmaya devam eden maymun çiçeği virüsü yer alıyor. Virüs bir öncelik olarak kabul edilir ve 1980 yılında ortadan kaldırılmış olmasına rağmen çiçek hastalığına neden olan variola virüsü de akrabasıdır. Bunun nedeni, insanların artık virüse karşı rutin olarak aşılanmaması ve dolayısıyla virüse karşı bağışıklık kazanmaması nedeniyle, planlanmamış bir şekilde salınmasının bir pandemiye neden olabilmesidir. Malavige, virüsün potansiyel olarak “teröristler tarafından biyolojik bir silah olarak” kullanılabileceğini söylüyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nde sığırlarda bir salgına yol açan H5 alt tipi de dahil olmak üzere yarım düzine influenza A virüsü de listede yer alıyor. Beş bakteri arasında – hepsi yeni eklendi – kolera, veba, dizanteri, ishal ve zatürreye neden olan suşlar var.

Sporadik insandan insana bulaşma ile insanlara sıçradıkları için iki kemirgen virüsü de eklenmiştir. Rapora göre, iklim değişikliği ve artan kentleşme, bu virüslerin insanlara bulaşma riskini artırabilir. Yarasa kaynaklı Nipah virüsü, hayvanlarda ölümcül ve oldukça bulaşıcı olduğu için listede kalmaya devam ediyor ve şu anda buna karşı koruma sağlayacak herhangi bir tedavi yok.

Öncelikli patojenlerin birçoğu şu anda belirli bölgelerle sınırlıdır, ancak küresel olarak yayılma potansiyeline sahiptir, diyor İngiltere’nin Woking kenti yakınlarındaki Pirbright Enstitüsü’nde bir virolog olan ve aynı zamanda analize katkıda bulunan Naomi Forrester-Soto. Chikungunya’ya neden olan virüsü içeren Togaviridae ailesini inceler. “En çok risk altında olan tek bir yer yok” diyor.

Bir sonraki pandemiyi tetikleyebilecek patojenler (nature.com): Bir sonraki pandemiyi tetikleyebilecek patojenler