Kaynak: bilimsel sohbetler
Maymun çiçeği salgını: Sağlık Bakanlığı Türkiye’de vaka görülmediğini açıkladı

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Afrika kıtasında görülen ve maymun çiçeği olarak da bilinen mpox virüsü nedeniyle küresel halk sağlığı acil durumu ilan etti. Sağlık Bakanlığı Türkiye’de hastalıkla bağlantılı herhangi bir vakanın görülmediğini ve ek önleme gerek duyulmadığını açıkladı. İsveç ise Afrika dışında ilk bulaşıcı vakanın tespit edildiğini duyurdu.
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde başlayan ve hızla komşu ülkelere yayılan bu bulaşıcı hastalık nedeniyle en az 524 kişi öldü.
Şu anda görülen salgının, virüsün yeni bir varyantıyla ilişkilendirildiği için öncekilerden daha endişe verici olduğu söyleniyor.
Uzmanlar bunun şimdiye kadar gördükleri en tehlikeli varyant olduğu uyarısını yapıyor, yayılma hızı ile yüksek ölüm oranından endişe ediyor.
Küresel halk sağlığı acil durumu,196 ülke için yasal olarak bağlayıcı olan Uluslararası Sağlık Mevzuatı kapsamındaki en yüksek alarm seviyesi.
WHO Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, Afrika kıtasında ve ötesinde daha fazla yayılma ihtimalinin “çok endişe verici” olduğunu söyledi.
“Bu salgını durdurmak ve hayatları kurtarmak için koordineli bir uluslararası müdahale şart” dedi.

Mpox virüsü Orta ve Doğu Afrika’da hızla yayılırken, İsveç’te Afrika kıtası dışında görülen ilk bulaşıcı yeni mpox vakası tespit edildiği açıklandı.
İsveç Halk Sağlığı Kurumu, söz konusu kişinin Afrika’da şu anda büyük bir mpox Clade I salgınının yaşandığı bir bölgede bulunduğu sırada hastalığa yakalandığını belirtti.
Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre ise, ülkede henüz herhangi bir maymun çiçeği vakasına rastlanmadı.
Sağlık Bakanlığı tarafından Perşembe günü yapılan açıklamada, “Özellikle Afrika kıtasında görülen M çiçeği (mpox) hastalığı vakasına Türkiye’de rastlanmamıştır, henüz herhangi bir kısıtlama veya ek tedbir ihtiyacı yoktur” denildi.
Bakanlığın X hesabından yapılan açıklamada, gerekli çalışmaların yürütüldüğü, bilim kurulu ve sağlık altyapısıyla sürecin “hassasiyetle” takip edildiği belirtildi.
2024’ün başından bu yana Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde 14.000’den fazla mpox vakası kaydedildi.
Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (Africa CDC) de son durumla ilgili yaptığı açıklamada halk sağlığı açısından acil durum ilan etmişti.
Acil durum kararının hükümetlerin müdahalelerini koordine etmelerine yardımcı olacağı ve etkilenen bölgelere tıbbi malzeme ve yardım akışının hızlandırılmasını sağlayabileceği belirtiliyor.

Virüs ne kadar yaygın ve hangi ülkelerde görülüyor?
Mpox hastalığına monkeypox (maymun çiçeği) virüsü neden oluyor. Maymun çiçeği virüsü, çiçek hastalığı ile aynı grupta bulunuyor ama onun kadar tehlikeli değil.
Virüs başlangıçta sadece hayvanlardan insanlara bulaşıyordu ama artık insandan insana da bulaşabiliyor.
Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi ülkelerdeki tropikal yağmur ormanlarında bulunan ücra köylerde daha yaygın bir şekilde görülüyor.
Bu bölgelerde her yıl binlerce vaka ve yüzlerce ölüm gerçekleşiyor. Virüsten en çok 15 yaş altı çocuklar etkileniyor.
Virüsün şu anda iki farklı türü var.
“Clade 1” Orta Afrika’da endemik bir tür. “Clade 1b” ise mevcut salgında görülen yeni ve daha şiddetli olan virüs türü.
Africa CDC, 2024 yılının başından Temmuz ayının sonuna kadar 14 bin 500’den fazla mpox enfeksiyonu ve 450’den fazla mpox ölümünün gerçekleştiğini açıkladı.
Bu, 2023’ün aynı dönemine kıyasla enfeksiyonlarda %160, ölümlerde ise %19’luk bir artış anlamına geliyor.
Maymun çiçeği (mpox) vakalarının %96’sı Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde görülürken, hastalık normalde endemik olmadığı Burundi, Kenya, Ruanda ve Uganda gibi birçok komşu ülkeye de yayıldı.
Batı Afrika’da görülen “Clade II” adlı daha hafif bir mpox türü, 2022 yılında küresel bir salgına yol açmıştı.
Virüs, normalde görülmediği Avrupa ve Asya bölgeleri dahil, Türkiye’nin de içinde olduğu yaklaşık 100 ülkeye yayılmıştı. Salgın bu dönemde savunmasız grupların aşılanmasıyla kontrol altına alındı.
Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde mpox aşılarına ve tedavilerine yeterli erişim yok ve sağlık yetkilileri hastalığın yayılmasından endişe ediyor.
DEHB, Yiyecek Ararken Süper Güç Sağlamak Üzere Evrimleşmiş Olabilir

Pensilvanya Üniversitesinde çalışan araştırmacılar, geçenlerde DEHB’nin (Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu) muhtemel evrimsel faydaları üzerine bir çalışma yayımladılar. Bilim insanları çalışma kapsamında, hedefin sekiz dakikalık bir süre içerisinde mümkün olduğunca fazla meyve toplamak olduğu çevrim içi bir yiyecek toplama oyunu oynayan 457 yetişkinden toplanan verileri analiz etmiş.
Oyuncular ya orijinal konumlarındaki çalılıklardan meyve toplamaya devam etmek ya da yeni bir bahçeye gitmek arasında seçim yapabiliyormuş. Başka yere gitmek kısa bir süreye mal olsa da ve gidilen bu yerin mevcut konumdaki kadar meyve barındırması garanti olmasa da; her bir bahçeden alabileceğiniz meyve sayısı yeniden yiyecek aramaya gittiğinizde azalıyormuş.
Denekler, oyunla beraber DEHB belirtileri taşıyıp taşımadıklarını değerlendirmek için tasarlanan bir ankete de katılmışlar. Tam veya resmi bir teşhis yerine geçmeyen bu ankette, dikkat toplamada zorlanma gibi özellikler taranmış.
Araştırmacılar anket sonuçlarını oyun istatistikleriyle karşılaştırdığında, DEHB belirtileri taşıyan kişilerin oyunu akranlarından daha farklı (ve daha etkili şekilde) oynadığını keşfetmişler. Bu kişilerin başka bir bahçeye gitmesi ve ortalamada 521 taneye kıyasla 602 tane meyve toplaması daha muhtemel olmuş.
Bunun gerçek yiyecek arama faaliyeti için tamamen mükemmel bir model olmadığını söylemeye muhtemelen gerek yok. Araştırmacılar gelecekte insanların bizzat yiyecek aramasını kapsayan benzer bir deney yürütmeyi ve denekleri de resmi DEHB teşhisi konan kişilerden seçmeyi planlıyor. Fakat bu deneyin yürütülmesi belli ki çok daha karmaşık olacak.
Ancak DEHB özellikleri ve diğer nöroçeşitlilik tiplerinin, atalarımızın hayatta kalmasına yardımcı olmak üzere evrimleştiğini akla getiren ilk araştırma bu değil. Başka çalışmalarda DEHB’li kişilerin bilgi veya nesne aramada sergilediği farklılıklar incelenmiş ve yiyecek aramanın “keşfetme” aşamasında, “faydalanma” aşamasına kıyasla daha çok zaman harcadığımız bulunmuş. Hatta şu an devam eden ve DEHB’li çocukların dikkatsizlik önyargılarına karşı daha düşük yatkınlık gösterdiğini düşündürten araştırmalar da var.
2008 yılında araştırmacılar, Kenya’da yaşayan ve DEHB ile ilişkilendirilen gen mutasyonları taşıyan göçebe bir grubun üyelerinin ortalamadan daha sağlıklı olduğunu keşfetmişler. Oysa aynı mutasyonlar, çiftçilik yapan ve yakın akraba olan kişilerde yetersiz beslenmeyle ilişkilendirilmiş. Bu olguyu kapsayan ve avcıya karşılık çiftçi hipotezi olarak bilinen genel bir görüş var. Bu görüşe göre DEHB ile ilişkilendirilen hiper odaklanma, aslında insanların günlerini avlanıp yiyecek arayarak geçirdiği zamanlarda çok faydalı bir özellikmiş. Tarımsal ve sanayileşmiş yaşamda ise çok daha faydasız bir özellik. 1998 yılında yayımlanan bir çalışmada, DEHB olduğunu söyleyen yetişkinlerin tüm dikkatlerini teslim tarihi gelen acil bir işe vermek için yemek yemeyi, uyumayı ve diğer kişisel ihtiyaçlarını daha iyi erteleyebildikleri bulunmuş. Bu düşünce yapısı, aniden ortaya çıkan bir mamut sürüsü veya beklenmedik bir meyve hazinesi gibi önceden tahmin edilemeyen besin kazanımları yönünden faydalı olmuş olmalı.
Hatta bazı araştırmacılar, şekerin hiperaktivite belirtilerini tetikleyebilmesinin de fruktozun beyinlerimize yiyecek ararken bir meyve hazinesiyle karşılaştığımızı ve daha fazla meyve aramamız gerektiğini düşündürmesinden kaynaklanabileceğini öne sürmüş.
Konu üzerinde yapılacak çok daha fazla araştırma olsa da yeni çalışma, neyin “iyi” ve neyin “normal” olduğuna yönelik mevcut fikirlerimizin epey keyfi olduğunu ve bu fikirleri yeni bir çerçeveye oturtmanın, insanların aslında neden böyle olduğuna dair çok havalı fikirler sunabileceğini hatırlatıyor. Ayrıca yiyecek arayan (en azından) bazı kişilere göre bulgular hiç de şaşırtıcı değil.
Yazar: Rachel Feltman/Popular Science. Çeviren: Ozan Zaloğlu.
Kaynak: popular scıence türkiye
Bilim İnsanları Dinozorların Ne Kadar Büyüyebileceğini Hesapladı

T. rex’in en yüksek boyutunun, mevcut değerlerden %70 daha ağır olduğu tahmin ediliyor.
Çarşamba günü Ecology and Evolution bilim bülteninde yayımlanan yeni bir çalışmada, etçil Tiranozor rex örnek alınarak dinozorların en yüksek ne boyutlara çıkabileceği inceleniyor. Kanada Doğa Müzesinde çalışan Dr. Jordan Mallon ve Londra Queen Mary Üniversitesinde çalışan Dr. David Hone, T. Rex’in fosil kalıntıların gösterdiğinden %70 daha ağır olabileceğini söyleyen tahminler ortaya çıkarmış.
Araştırmacılar pek çok dinozorun ulaştığı bu devasa boyutların, onları sonsuz bir hayranlık kaynağına çevirdiğini ve bu hayvanların nasıl bu kadar büyük olacak şekilde evrimleştiği sorusunu akıllara getirdiğini söylüyor. Hangi dinozor türlerinin kendi grubundaki en büyük dinozorlar olduğu ve hatta hangilerinin şimdiye dek yaşamış en büyük dinozorlar olduğuna yönelik süregelen iddialar ve bunlara dönük karşı iddialar var.
Çoğu dinozor türü sadece bir veya birkaç numuneden biliniyor. Bu yüzden boyut aralıklarının şimdiye dek yaşamış en büyük üyeleri de içermesi son derece olağan dışı. Fakat ‘En büyük bireyler ne kadar büyüktü ve onları bulma ihtimalimiz var mı?’ sorusu geçerliliğini koruyor.
Mallon ve Hone, bu soruyu ele almak üzere bilgisayar modellemesi kullanarak bir T. rex popülasyonunu değerlendirmiş. Popülasyon boyutu, büyüme hızı, ömür uzunluğu, fosil kayıtlarının eksikliği ve daha fazlasını içeren değişkenleri hesaba katmışlar.
Model için T. rex’in seçilme sebebi, tüm bu detayların halihazırda iyi tahmin edildiği tanıdık bir dinozor olması. T. rex’te hâlâ yeterince bilinmeyen yetişkinlikteki vücut-boyut değişkenliği, cinsiyet farklılıklarıyla ve bu farklılıklar olmadan modellenmiş. Ayrıca bu değişkenlik, büyük boyutları ve dinozorlar ile olan yakın akrabalıkları sebebiyle seçilen günümüzdeki aligator örneklerine dayanıyor.

Paleontologlar, bilinen en büyük T. rex fosillerinin muhtemelen en yüksek vücut boyutunun %1’ini temsil eden yüzde 99’luk dilime girdiğini keşfetmişler. Fakat bilim insanlarının en yüksek %99,99’daki bir hayvanı bulması için (on binde birlik bir hayvan), günümüzdeki hızda 1.000 yıl daha fosil çıkarması gerekiyor.
Bilgisayar modelleri, yaşamış en büyük bireyin (2,5 milyon hayvanda bir) günümüzde bilinen en büyük T. rex numunelerinden %70 daha ağır (tahmini 15 tona karşılık 8,8 ton) ve %25 daha uzun (15 metreye karşılık 12 metre) olabileceğini öne sürüyor.

Bu değerler modele dayalı tahminler olsa da modern türlerin devlerine yönelik yapılan keşif kalıpları, bir yerlerde henüz bulunmamış daha büyük dinozorlar olması gerektiğini düşündürüyor. “Bazı izole kemik ve parçalar, şu an elimizde bulunan iskeletlerden daha büyük bireylerin olduğuna işaret ediyor” diyor Hone.
Yeni çalışma, en büyük fosil hayvanlarla ilgili tartışmalara yenisini ekliyor. Çeşitli gruplardaki en büyük dinozorların birçoğu, tek bir iyi örnekten biliniyor. Dolayısıyla bu tek hayvanın, türün büyük mü yoksa küçük örneği mi olduğunu bilmek imkansız. Görünürde büyük bir tür, tek bir dev bireye ve küçük bir tür de özellikle ufak bir bireye dayanıyor olabilir; hiçbiri de kendi türünün ortalama boyutunu yansıtmaz.
Paleontologların belli bir türün şimdiye kadarki en büyük bireylerini bulma ihtimali inanılmaz derecede küçük. Bu yüzden dünya çapındaki müzelerde dev iskeletler görülebilse de bu türlerin en büyük bireyleri, muhtemelen sergilenen örneklerden çok daha büyüktü.

Kanada Doğa Müzesinde çalışan Dr. Jordan Mallon, “Çalışmamıza göre T. rex gibi büyük fosil hayvanlar için bu hayvanların ulaşabileceği mutlak boyutlar hakkında fosil kayıtlarından hiçbir fikir edinemiyoruz” diyor. “15 tonluk bir T. rex’i düşünmek eğlenceli olsa da biyomekanik veya ekolojik bir bakış açısından ilginç sonuçlar barındırıyor.”
Kaynak: Kanada Doğa Müzesi. Çeviren: Ozan Zaloğlu. popular scıence türkiye
Genetiği Değiştirilmiş Domuz Böbreği İlk Defa Bir İnsana Nakledildi

Doktorlar ‘gerçek kahramanın’, deneysel işlemin yapıldığı 62 yaşındaki bir hasta olduğunu söylüyor.
ABD’deki Massachusetts Genel Hastanesinde (MGH) çalışan cerrahlar dünyada bir ilki gerçekleştirerek, genetiği değiştirilmiş bir domuz böbreğini kronik böbrek hastalığı olan bir insana başarıyla nakletti. Hayvan organlarının genlerinin düzenlenmesine yönelik onlarca yıldır yürütülen araştırmalara dayanan tarihi ameliyat, bazen ölümcül derecede uzayan nakil bekleme sürelerini azaltma yolunda büyük bir dönüm noktası olabilir. Gen düzenleme teknolojisinde gerçekleşen son ilerlemeler, bu gibi ameliyatların yaygınlaşabileceği anlamına geliyor.
Massachusetts eyaletinde yaşayan Richard Slayman isimli 62 yaşındaki bu adamın ağır diyabet ve hipertansiyon hastası olduğu ve yedi yıldır diyalize girdiği aktarılıyor. Hastaya nihayetinde insan bir donörden yeni bir böbrek nakledilse de beş yıl sonra organ yetmezliği işaretleri görülmeye başlanmış. Slayman başka bir böbrek için bekleme sırasındayken, doktorları genetiği değiştirilmiş bir domuzdan deneysel bir böbreğin nakledilme ihtimalinden bahsetmiş.
“Bu nakli hem bana yardımcı olmanın hem de yaşamak için nakil bekleyen binlerce insana umut vermenin bir yolu olarak gördüm” diyor Slayman.
Genetiği değiştirilmiş domuz üzerindeki bu mühendislik, Massachusetts tabanlı biyoteknoloji şirketi eGenesis tarafından uygulanmış. Bilim insanları CRISPR gen düzenleme teknolojisini kullanarak, 69 geni değiştirilen bir domuz ortaya çıkarmış. Bu düzenlemelerden birkaçı, hastada bağışıklık tepkisini harekete geçirebilecek domuzdaki zararlı genleri ortadan kaldırmayı amaçlıyormuş. Domuza insan genleri de eklenerek, böbreğin daha uyumlu olması ve insan vücudunun onu reddetme ihtimalinin azaltılması sağlanmış.
Yaklaşık dört saat süren yoğun ameliyattan sonra, ameliyat odasındaki cerrahların nakledilen böbreğin idrar ürettiğini gördüklerini söylediği iddia ediliyor. Bu önemli işaret, ameliyatın başarılı olduğu anlamını taşıyor. Oda alkış ve çığlıklarla yankılanmış.
eGenesis CEO’su Mike Curtis, “Tıpta yeni bir sınırı temsil eden bu gelişme, genom mühendisliği kullanılarak dünya çapında böbrek yetmezliğinden muzdarip milyonlarca hastanın hayatını değiştirme olasılığını gösteriyor” diyor bir açıklamada.
Bilim insanları neden hayvan organlarının genlerini değiştirmekle ilgileniyor?
Bilim insanları, “zenotransplantasyon” denilen bir uygulamayla hayvan organlarını insanlara nakletmenin, günün birinde insanlardaki organ nakli için tamamlayıcı bir görev göreceğinden ve uzun nakil bekleme sürelerini kısaltacağından ümitli. ABD Hastalık Denetim ve Önleme Merkezlerine göre sadece ABD’de 36 milyon kişinin kronik böbrek hastalığından muzdarip olduğu ve bunlardan 800.000’inin böbrek hastalığı veya böbrek yetmezliğinin son aşamada olduğu tahmin ediliyor. Bu aşamaya gelindiğinde, hastalar çoğu kez kanlarını süzen bir diyaliz makinesine bağlanmaya veya organ nakli için başvuruda bulunmaya mecbur kalıyor. ABD Sağlık Kaynak ve Hizmetleri Dairesine (HRSA) göre şu an ülkede 103.000’in üzerinde insan organ nakli bekleme listesinde bulunuyor.
Fakat uzun bekleme süreleri ve organ bağışçılarının sınırlı olması, bu hastaların birçoğunun asla nakil olamayacağı anlamına geliyor. HRSA, her gün 17 kişinin yeni bir organ beklerken hayatını kaybettiğini tahmin ediyor. Bu uzun bekleme süreleri ve organ bağışı yapan kişi sayısının az olması, organ kara borsasını da körüklemeye yardımcı oluyor.
Hayvanlardan yapılabilecek organ nakilleri sadece böbreklerle sınırlı değil. Örneğin Pennsylvania Üniversitesinde çalışan cerrahlar, 2022 yılında genetiği değiştirilmiş bir domuz karaciğerini beyin kökü ölümü gerçekleşen bir hastaya başarıyla nakletmiş. Bu işlemden kısa süre sonra da Maryland Üniversitesi Tıp Merkezinde çalışan araştırmacılar, ölümcül durumdaki iki hastaya domuz kalbi nakletmişlerdi. Bu iki ameliyat başarılı geçse de nihai sonuçları kısıtlı olmuş. Söylenene göre her iki hasta da ameliyatlardan sonra iki ay geçmeden hayatını kaybetmiş. İnsanların bağışıklık sistemleri, diğer türlerden gelen organlara şiddetli bir tepki gösteriyor ve onları reddetmeye çalışıyor. Bu durum, söz konusu ameliyatları özellikle zorlu hale getiren bir engel teşkil ediyor.
MGH Nakil Merkezi Müdürü Joren Madsen, “Eğer kolay olsaydı şimdi yapıyor olurduk ama değil” diyor bir açıklamada. “Domuz zenotransplantasyonunun önünde zorlu bir engel var.”
Yine de araştırmacılar, gen düzenlemede kaydedilen ilerlemelerin daha uzun süren faydalar sağlayabileceği yönünde umutlu. Cerrahlar daha öncesinde genetiği değiştirilmiş böbrek ve karaciğerleri babunlara nakletmiş. eGenesis, bir vakada genetiği değiştirilmiş bir domuz böbreği nakledilen bir maymunun ameliyattan sonra iki yıl yaşadığını iddia ediyor. Slayman’ın ameliyatına katılan cerrahlar da benzer şekilde hastanın yeni böbreklerinin, iki yıl daha yaşamasına yardımcı olabileceğini umuyorlar. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), yaşamlarının sonuna yaklaşan hastalar için uygulanan “insani amaçlı kullanım” programı kapsamında Slayman’ın ameliyatı için hızlı bir onay vermiş. Ameliyatın daha geniş şekilde kullanılması için FDA’nın tam test ve onayı gerekecek.
Tarihi ameliyat her ne kadar bilimsel ve tıbbi bir maharet örneği olsa da, ameliyatı yapan cerrahlar asıl övgünün bilinmeyen bir bölgeye gitmeyi göze alan hastaya ait olduğunu söylüyor.
“Bugün asıl kahraman, hasta Slayman” diyor MGH Nakil Merkezi Müdürü Joren C. Madsen. “Önceden hayal bile edilemeyen bu öncü ameliyat, kendisi keşfedilmemiş bir alana gitme cesaret ve isteğini göstermeseydi mümkün olmazdı.”
Yazar: Mack Degeurin/Popular Science. Çeviren: Ozan Zaloğlu.
Kaynak: Popular Scıence Türkiye
Yeni beyin-bilgisayar arayüzü, ALS’li adamın tekrar ‘konuşmasına’ izin veriyor.
UC Davis Health tarafından geliştirilen teknoloji, kişilerarası iletişimi geri yükler.
Yeni bir beyin-bilgisayar arayüzü, beyin sinyallerini yüzde 97’ye varan doğrulukla konuşmaya çevirir. Araştırmacılar, amyotrofik lateral skleroz (ALS) nedeniyle ciddi şekilde konuşma bozukluğu olan bir adamın beynine sensörler yerleştirdiler. Adam, sistemi etkinleştirdikten birkaç dakika sonra amaçladığı konuşmayı iletebildi.UC Davis Health’te geliştirilen yeni bir beyin-bilgisayar arayüzü (BCI), beyin sinyallerini %97’ye varan doğrulukla konuşmaya dönüştürüyor – türünün en doğru sistemi.
Araştırmacılar, amyotrofik lateral skleroz (ALS) nedeniyle ciddi şekilde konuşma bozukluğu olan bir adamın beynine sensörler yerleştirdiler. Adam, sistemi etkinleştirdikten birkaç dakika sonra amaçladığı konuşmayı iletebildi.
Bu çalışmayla ilgili bir çalışma bugün New England Journal of Medicine’de yayınlandı.
Lou Gehrig hastalığı olarak da bilinen ALS, vücuttaki hareketi kontrol eden sinir hücrelerini etkiler. Hastalık, ayakta durma, yürüme ve ellerini kullanma yeteneğinin kademeli olarak kaybolmasına yol açar. Ayrıca, bir kişinin konuşmak için kullanılan kasların kontrolünü kaybetmesine neden olarak anlaşılır konuşma kaybına yol açabilir.
Yeni teknoloji, felç veya ALS gibi nörolojik durumlar nedeniyle konuşamayan insanlar için iletişimi yeniden sağlamak için geliştiriliyor. Kullanıcı konuşmaya çalıştığında beyin sinyallerini yorumlayabilir ve bunları bilgisayar tarafından yüksek sesle ‘konuşulan’ metne dönüştürebilir.
UC Davis beyin cerrahı David Brandman, “BCI teknolojimiz, felçli bir adamın arkadaşları, aileleri ve bakıcılarıyla iletişim kurmasına yardımcı oldu” dedi. “Makalemiz, şimdiye kadar bildirilen en doğru konuşma nöroprotezini (cihazı) gösteriyor.”
Brandman, bu çalışmanın ortak araştırmacısı ve ortak kıdemli yazarıdır. UC Davis Nörolojik Cerrahi Bölümü’nde yardımcı doçent ve UC Davis Nöroprotez Laboratuvarı’nın eş direktörüdür.
Yeni BCI iletişim engelini aşıyor
Birisi konuşmaya çalıştığında, yeni BCI cihazı beyin aktivitelerini bir bilgisayar ekranındaki metne dönüştürür. Bilgisayar daha sonra metni yüksek sesle okuyabilir.
Sistemi geliştirmek için ekip, ALS’li 45 yaşındaki bir erkek olan Casey Harrell’i BrainGate klinik denemesine dahil etti. Kayıt olduğu sırada Harrell’in kollarında ve bacaklarında güçsüzlük (tetraparezi) vardı. Konuşmasını anlamak çok zordu (dizartri) ve başkalarının onun için tercüme etmesine yardımcı olmasını gerektiriyordu.
Temmuz 2023’te Brandman, araştırma amaçlı BCI cihazını implante etti. Konuşmayı koordine etmekten sorumlu bir beyin bölgesi olan sol precentral gyrus’a dört mikroelektrot dizisi yerleştirdi. Diziler, 256 kortikal elektrottan gelen beyin aktivitesini kaydetmek için tasarlanmıştır.
Sinirbilimci Sergey Stavisky, “Kaslarını hareket ettirme ve konuşma girişimlerini gerçekten tespit ediyoruz” dedi. Stavisky, Nörolojik Cerrahi Anabilim Dalı’nda yardımcı doçenttir. UC Davis Nöroprotez Laboratuvarı’nın eş direktörü ve çalışmanın ortak araştırmacısıdır. “Beynin bu komutları kaslara göndermeye çalışan kısmından kayıt yapıyoruz. Ve biz temelde bunu dinliyoruz ve bu beyin aktivitesi kalıplarını bir fonem haline getiriyoruz — bir hece veya konuşma birimi gibi — ve sonra söylemeye çalıştıkları kelimeler.
Daha hızlı eğitim, daha iyi sonuçlar
BCI teknolojisindeki son gelişmelere rağmen, iletişimi sağlama çabaları yavaş ve hatalara açık olmuştur. Bunun nedeni, beyin sinyallerini yorumlayan makine öğrenimi programlarının gerçekleştirilmesi için büyük miktarda zaman ve veri gerektirmesidir.
“Önceki konuşma BCI sistemlerinde sık sık kelime hataları vardı. Bu, kullanıcının tutarlı bir şekilde anlaşılmasını zorlaştırdı ve iletişimin önünde bir engel oluşturdu,” diye açıkladı Brandman. “Amacımız, birinin konuşmak istediğinde anlaşılmasını sağlayan bir sistem geliştirmekti.”
Harrell, sistemi hem istemli hem de spontane konuşma ortamlarında kullandı. Her iki durumda da, konuşma kod çözme, doğru çalışmasını sağlamak için sürekli sistem güncellemeleriyle gerçek zamanlı olarak gerçekleşti.
Kodu çözülen kelimeler bir ekranda gösterildi. Şaşırtıcı bir şekilde, ALS olmadan önce Harrell’ınkine benzeyen bir sesle yüksek sesle okundular. Ses, ALS öncesi sesinin mevcut ses örnekleriyle eğitilmiş yazılım kullanılarak bestelendi.
İlk konuşma verisi eğitim oturumunda, sistemin 50 kelimelik bir kelime dağarcığı ile %99,6 kelime doğruluğu elde etmesi 30 dakika sürdü.
“The first time we tried the system, he cried with joy as the words he was trying to say correctly appeared on-screen. We all did,” Stavisky said.
In the second session, the size of the potential vocabulary increased to 125,000 words. With just an additional 1.4 hours of training data, the BCI achieved a 90.2% word accuracy with this greatly expanded vocabulary. After continued data collection, the BCI has maintained 97.5% accuracy.
“At this point, we can decode what Casey is trying to say correctly about 97% of the time, which is better than many commercially available smartphone applications that try to interpret a person’s voice,” Brandman said. “This technology is transformative because it provides hope for people who want to speak but can’t. I hope that technology like this speech BCI will help future patients speak with their family and friends.”
Çalışma, 32 hafta boyunca 84 veri toplama oturumu hakkında rapor vermektedir. Toplamda, Harrell, yüz yüze ve görüntülü sohbet üzerinden iletişim kurmak için 248 saatten fazla bir süredir kendi hızınızda konuşmalarda BCI konuşmasını kullandı.
“İletişim kuramamak çok sinir bozucu ve moral bozucu. Sanki kapana kısılmış gibisin,” dedi Harrell. “Bu teknoloji gibi bir şey, insanların hayata ve topluma geri dönmelerine yardımcı olacak.”
Çalışmanın baş yazarı Nicholas Card, “Casey’nin bu teknoloji aracılığıyla ailesi ve arkadaşlarıyla konuşma yeteneğini yeniden kazandığını görmek son derece ödüllendirici oldu” dedi. Card, UC Davis Nörolojik Cerrahi Bölümü’nde doktora sonrası bir bilim adamıdır.
“Casey ve diğer BrainGate katılımcılarımız gerçekten olağanüstü. Bu erken klinik çalışmalara katıldıkları için muazzam bir övgüyü hak ediyorlar. Bunu, herhangi bir kişisel fayda elde etmeyi umdukları için değil, felçli diğer insanlar için iletişimi ve hareketliliği yeniden sağlayacak bir sistem geliştirmemize yardımcı olmak için yapıyorlar” diyor ortak yazar ve BrainGate deneme sponsoru-araştırmacısı Leigh Hochberg. Hochberg, Massachusetts General Hospital, Brown Üniversitesi ve VA Providence Sağlık Sistemi’nde nörolog ve sinirbilimcidir.
Yeni beyin-bilgisayar arayüzü, ALS’li adamın tekrar ‘konuşmasına’ izin veriyor | Bilim Günlüğü (sciencedaily.com): Yeni beyin-bilgisayar arayüzü, ALS’li adamın tekrar ‘konuşmasına’ izin veriyor.Derimizdeki bakteri ve mikropları neden sevmeliyiz?

Vücudumuzun yüzeyinde milyarlarca bakteri, mantar ve virüs yaşıyor. Sağlığımızda oynadıkları yaşamsal önemdeki rolü ise yeni anlamaya başlıyoruz.
Derimiz çeşitli organizmalarla dolu. Teninizin herhangi bir santimetrekaresine yeterince yakınlaştığınızda, burada 10 bin ila bir milyon bakteri yaşadığını görürsünüz yani vücudumuzu saran tenimiz mikroorganizmalarla dolu bir ekosistemle kaynıyor. Bu kulağa biraz iğrenç geliyor değil mi?
Ya da gerçekten öyle mi? Tenimizdeki mikrobiyotanın (floranın) sağlıklı kalmamızda önemli bir rol oynadığını ve başka şaşırtıcı faydaları olduğunu gösteren kanıtlar giderek artıyor.
Bağırsak mikrobiyomunun, yani bağırsaklarımızı mesken tutan mikrop ekosisteminin önemi biliniyor. Bakteri, mantar, virüs ve diğer tek hücreli organizmaların, diyabetten astım ve hatta depresyona kadar çok sayıda hastalıkta önemli bir rol oynadığı kabul ediliyor.
Ancak şimdi derimizdeki mikro otostopçuların da en az bu kadar faydalı olabileceği anlaşılıyor. Bu organizmalar, vücudumuzun yüzeyine yerleşecek kadar şanssız olan patojenlere karşı ilk savunma hattını oluşturuyor. Aynı zamanda günlük yaşamda karşılaştığımız kimyasalların bazılarını parçalıyorlar ve bağışıklık sistemimizin gelişiminde önemli bir rol oynuyorlar.
Aslında, ağzımız ve bağırsaklarımızdaki güvenli, sıcak ve nemli ortama kıyasla, tenimiz mikroorganizmalar için oldukça zorlu bir ortam.
İngiltere’deki Hull Üniversitesi’nde yara iyileşmesi konusunda ders veren Holly Wilkinson “Deri, vücudun diğer kısımlarına kıyasla, çok zor bir yer. Kuru, çorak ve dış etkilere çok açık. Burada yaşayan bakteriler bu baskılarla başa çıkmak için milyonlarca yıllık bir evrim geçirdi” diyor.

Aslında bu ortak evrimleşme bizlere de çok sayıda fayda sağlıyor.
Tenimizin her kesimine mikroorganizma yerleşimi eşit şekilde dağılmıyor. Bakteriler yaşadıkları yer konusunda çok seçici olabiliyorlar. Ucunda pamuk olan bir çubuğu alnınız, burnunuz ya da sırtınıza sürdüğünüzde, bu bölgelerin kutibakteriyum ile dolu olduğunu görürsünüz. Bu grup bakteriler, deri hücrelerimizin cildimizin nemlenmesi ve vücudumuzun en dış katmanının korunması için ürettiği yağlı salgıyla beslenmek üzere evrimleşti.
Sıcak ve nemli koltuk altınızdan bir örnek aldığınızda ise büyük ihtimalle çok sayıda stafilokok ve korinebakteriyum bulacaksınız. Ayak parmaklarınızın arasında bolca propiyonibakteriyum türleri var. Bu tür bakterilerin bazıları çok sayıda diğer bakteriyle birlikte peynir yapımında da kullanılıyor.
Derimizdeki bakteri ve mikropları neden sevmeliyiz? – BBC News Türkçe: Derimizdeki bakteri ve mikropları neden sevmeliyiz?Maymun çiçeği virüsü nedir, nasıl bulaşır, hastalığın tedavisi var mı?

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), maymun çiçeği olarak da bilinen Mpox virüsü nedeniyle küresel halk sağlığı acil durumu ilan etti. Peki maymun çiçeği virüsü nedir, tedavi edilebilir mi?
WHO’nun tavsiyesinden bir gün önce Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi, maymun çiçeğiyle bağlantılı olarak kıta çapında halk sağlığı acil durumu ilan etmişti.
WHO’ya göre sadece Afrika’da bu yıl virüsle bağlantılı 537 ölüm yaşandı, toplam vaka sayısıysa 15 bin 600’ü geçti. Bu, geçen yıl boyunca kıtada görülen toplam vaka sayısının şimdiden geçildiği anlamına geliyor.
Dünya Sağlık Örgütü 2022 yılında da maymun çiçeği için küresel acil durum ilan etmişti. O dönemde Türkiye’de virüsle bağlantılı beş vaka görüldüğü açıklanmıştı.
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu güncel salgınla ilgili Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Maymun çiçeği ve Covid-19 ile ilgili gelişmeleri takip ediyoruz. Ancak şu anda herhangi bir alarm durumumuz söz konusu değil” dedi.
Uzmanlar şu anki salgının virüsün farklı bir varyantından kaynaklandığını söylüyor ve bunun öncekilere göre daha tehlikeli vir varyant olduğundan endişe ediyor.
Peki maymun çiçeği virüsü nedir, tedavi edilebilir mi?
Hastalıkla ilgili bilinenleri derledik.
Maymun çiçeği nedir, türleri neler?

İlk olarak 1950’lerde Orta Afrika’da tespit edilen maymun çiçeği, nadir görülen bir virüs. Çiçek hastalığına benzer bir hastalığa neden oluyor. Ancak maymun çiçeği görülen kişilerde hastalık daha hafif geçiyor ve uzmanlar bu durumda bulaşma olasılığının daha düşük olduğunu söylüyor.
Virüs genellikle tropik yağmur ormanlarının yakınındaki Batı Afrika ülkelerinde görülüyor. Virüsün, Batı Afrika ve Orta Afrika olmak üzere iki ana türü var. Batı Afrika’da görülen “Clade II” adlı daha hafif bir mpox türü, 2022 yılındaki küresel salgına da bu virüs yol açmıştı.
“Clade 1” ise Orta Afrika’da endemik bir tür. “Clade 1b” ise mevcut salgında görülen yeni ve daha şiddetli olan varyant.
Semptomları neler?
lk belirtiler arasında ateş, baş ağrısı, şişlikler, sırt ağrısı ve kas ağrıları yer alıyor.
Ateş düştükten sonra, genellikle yüzde başlayıp vücudun diğer bölgelerine, en yaygın olarak da avuç içlerine ve ayak tabanlarına yayılan bir döküntü gelişebiliyor.
Aşırı kaşıntı yapan veya ağrılı olabilen döküntüler değişip farklı aşamalardan geçebiliyor ve sonunda kabuk oluşturup dökülüyor. Bazen döküntüler deride iz bırakabiliyor. Enfeksiyon genellikle kendiliğinden iyileşiyor ve yaklaşık 14-21 gün sürüyor.
Ciddi vakalarda lezyonlar tüm vücuda, özellikle de ağız, göz ve cinsel organlara yayılabiliyor.
Maymun çiçeği (Mpox) virüsü ve belirtileri nedir, nasıl bulaşır, tedavisi var mı? – BBC News Türkçe: Maymun çiçeği virüsü nedir, nasıl bulaşır, hastalığın tedavisi var mı?Maymun çiçeği salgını: Dünya Sağlık Örgütü küresel acil durum ilan etti…

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Afrika kıtasında görülen ve maymun çiçeği olarak da bilinen mpox virüsü nedeniyle küresel halk sağlığı acil durumu ilan etti.
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde başlayan ve hızla komşu ülkelere yayılan bu bulaşıcı hastalık en az 524 kişiyi öldürdü.
Şu anda görülen salgının, virüsün yeni bir varyantıyla ilişkilendirildiği için öncekilerden daha endişe verici olduğu söyleniyor.
Uzmanlar bunun şimdiye kadar gördükleri en tehlikeli varyant olduğu uyarısını yapıyor, yayılma hızı ile yüksek ölüm oranından endişe ediyor.
Küresel halk sağlığı acil durumu,196 ülke için yasal olarak bağlayıcı olan Uluslararası Sağlık Mevzuatı kapsamındaki en yüksek alarm seviyesi. Akışının hızlandırılmasını sağlayabileceği belirtiliyor.
Virüs ne kadar yaygın ve hangi ülkelerde görülüyor?
Mpox hastalığına monkeypox (maymun çiçeği) virüsü neden oluyor. Maymun çiçeği virüsü, çiçek hastalığı ile aynı grupta bulunuyor ama onun kadar tehlikeli değil.
Virüs başlangıçta sadece hayvanlardan insanlara bulaşıyordu ama artık insandan insana da bulaşabiliyor.
Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi ülkelerdeki tropikal yağmur ormanlarında bulunan ücra köylerde daha yaygın bir şekilde görülüyor.
Bu bölgelerde her yıl binlerce vaka ve yüzlerce ölüm gerçekleşiyor. Virüsten en çok 15 yaş altı çocuklar etkileniyor.
Virüsün şu anda iki farklı türü var.
“Clade 1” Orta Afrika’da endemik bir tür. “Clade 1b” ise mevcut salgında görülen yeni ve daha şiddetli olan virüs türü. Africa CDC, 2024 yılının başından Temmuz ayının sonuna kadar 14 bin 500’den fazla mpox enfeksiyonu ve 450’den fazla mpox ölümünün gerçekleştiğini açıkladı. Bu, 2023’ün aynı dönemine kıyasla enfeksiyonlarda %160, ölümlerde ise %19’luk bir artış anlamına geliyor.
Maymun çiçeği (mpox) salgını: Dünya Sağlık Örgütü küresel acil durum ilan etti – BBC News Türkçe: Maymun çiçeği salgını: Dünya Sağlık Örgütü küresel acil durum ilan etti…Maymun çiçeği salgını: Afrika’da acil durum ilan edildi

Maymun çiçeği olarak da bilinen mpox virüsü Orta ve Doğu Afrika’da hızla yayılıyor.
Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (Africa CDC) bugün son durumla ilgili yaptığı açıklamada halk sağlığı açısından acil durum ilan etti.
Şu anda görülen salgının, virüsün yeni bir varyantıyla ilişkilendirildiği için öncekilerden daha endişe verici olduğu söyleniyor.
Uzmanlar bunun şimdiye kadar gördükleri en tehlikeli varyant olduğu uyarısını yapıyor.
Africa CDC’den bilim insanları, yeni varyantın yayılma hızından endişe ediyor.
2024’ün başından bu yana Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde 13 bin 700’den fazla mpox vakası ve 450 ölüm kaydedildi.
Acil durum kararının hükümetlerin müdahalelerini koordine etmelerine yardımcı olacağı ve etkilenen bölgelere tıbbi malzeme ve yardım akışının hızlandırılmasına yol açabileceği belirtiliyor.
Peki maymun çiçeği nedir, nasıl yayılıyor?

Virüs ne kadar yaygın ve hangi ülkelerde görülüyor?
Mpox hastalığına monkeypox (maymun çiçeği) virüsü neden oluyor. Maymun çiçeği virüsü, çiçek hastalığı ile aynı grupta bulunuyor ama onun kadar tehlikeli değil.
Virüs başlangıçta sadece hayvanlardan insanlara bulaşıyordu ama artık insandan insana da bulaşabiliyor.
Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi ülkelerdeki tropikal yağmur ormanlarında bulunan ücra köylerde daha yaygın bir şekilde görülüyor.
Bu bölgelerde her yıl binlerce vaka ve yüzlerce ölüm gerçekleşiyor. Virüsten en çok 15 yaş altı çocuklar etkileniyor.
Virüsün şu anda iki farklı türü var.
“Clade 1” Orta Afrika’da endemik bir tür. “Clade 1b” ise mevcut salgında görülen yeni ve daha şiddetli olan virüs türü.
Africa CDC, 2024 yılının başından Temmuz ayının sonuna kadar 14 bin 500’den fazla mpox enfeksiyonu ve 450’den fazla mpox ölümünün gerçekleştiğini açıkladı.
Bu, 2023’ün aynı dönemine kıyasla enfeksiyonlarda %160, ölümlerde ise %19’luk bir artış anlamına geliyor.
Maymun çiçeği (mpox) vakalarının %96’sı Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde görülürken, hastalık normalde endemik olmadığı Burundi, Kenya, Ruanda ve Uganda gibi birçok komşu ülkeye de yayıldı.
Batı Afrika’da görülen “Clade II” adlı daha hafif bir mpox türü, 2022 yılında küresel bir salgına yol açmıştı.
Virüs, normalde görülmediği Avrupa ve Asya bölgeleri dahil, Türkiye’nin de içinde olduğu yaklaşık 100 ülkeye yayılmıştı. Salgın bu dönemde savunmasız grupların aşılanmasıyla kontrol altına alındı.
Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde mpox aşılarına ve tedavilerine yeterli erişim yok ve sağlık yetkilileri hastalığın yayılmasından endişe ediyor.
Semptomları ne?

İlk belirtiler arasında ateş, baş ağrısı, şişlikler, sırt ağrısı ve kas ağrıları yer alıyor.
Ateş düştükten sonra, genellikle yüzde başlayıp vücudun diğer bölgelerine, en yaygın olarak da avuç içlerine ve ayak tabanlarına yayılan bir döküntü gelişebiliyor.
Aşırı kaşıntı yapan veya ağrılı olabilen döküntüler değişip farklı aşamalardan geçebiliyor ve sonunda kabuk oluşturup dökülüyor. Bazen döküntüler deride iz bırakabiliyor.
Enfeksiyon genellikle kendiliğinden iyileşiyor ve yaklaşık 14-21 gün sürüyor.
Ciddi vakalarda lezyonlar tüm vücuda, özellikle de ağız, göz ve cinsel organlara yayılabiliyor.

Nasıl bulaşıyor?
Mpox, enfekte kişiyle yakın temas yoluyla insandan insana yayılıyor. Cinsel ilişki, cilt teması ve enfekte kişinin yakınında konuşmak veya nefes almak da buna dahil.
Virüs açık yaralar, solunum yolu ya da gözler, burun veya ağız yoluyla da bulaşabiliyor.
Virüsün bulaştığı çarşaf ve nevresim, giysiler ve havlular gibi nesnelere dokunarak da hastalık yayılabiliyor.
Maymunlar, sıçanlar ve sincaplar gibi enfekte hayvanlarla yakın temas da başka bir tehlike unsuru.
2022’deki küresel salgın sırasında virüs çoğunlukla cinsel temas yoluyla yayılmıştı.
Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki mevcut salgın da cinsel temastan kaynaklanıyor.
Kimler risk altında?

Vakaların çoğu cinsel olarak aktif olan kişilerde ve erkeklerle cinsel ilişkiye giren erkeklerde görülüyor.
Birden fazla partneri olan veya yeni cinsel partneri olan kişiler de risk altında olabilir.
Ancak sağlık çalışanları ve aile üyeleri de dahil olmak üzere, semptomları olan biriyle yakın teması olan herkes virüsü kapabilir.
Mpox virüsü olan kişilerle yakın temastan kaçınılması ve virüsün olduğu yerlerde bulunanların ellerini sık sık yıkaması tavsiye ediliyor.
Mpox olan kişiler, vücudundaki döküntüler kaybolana kadar kendilerini izole etmeli.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), iyileştikten sonra 12 hafta boyunca cinsel ilişkiye girerken önlem olarak prezervatif kullanılması gerektiğini söylüyor.
Nasıl tedavi ediliyor?
Çiçek hastalığında kullanılan tedavi yöntemleri mpox için de yararlı olabilir, ancak ne kadar etkili oldukları henüz yeterince bilinmiyor.
Mpox salgınları, enfeksiyonları önleyerek kontrol altına alınabilir. Bu da aşılama yoluyla yapılabiliyor.
Şu anda mpox için üç aşı bulunuyor ancak bunlar sadece risk altındakiler veya enfekte bir kişiyle yakın temasta bulunanlara veriliyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) yaygın bir aşılama programı tavsiye etmiyor.
Ne kadar koruma sağladıklarını anlamak için yeni mpox varyantlarına karşı aşıların daha fazla denenmesi gerekiyor.
WHO son dönemde ilaç üreticilerinin, henüz onaylanmamış olsa da mpox aşılarını ihtiyaç duyulan ülkelerde acil durumlar için kullanıma sunmalarını istedi.

