Ksilem ve Floem: Bitkilerde Besinlerin, Suyun ve Minerallerin Taşınması

Bitkilerde madde taşınımı, ksilem ve floemFuseSchool – Global EducationKsilem ve Floem: Bitkilerde Besinlerin, Suyun ve Minerallerin Taşınması İlk bakışta sadece suyun, minerallerin, glikozun ve amino asitlerin hareketi diyebiliriz. Ama bu bilimdir ve bu süreci betimlemek için özel terimlere ihtiyaç…

Ksilem (Xylem)

Ksilem, bitkinin su ve mineral taşınımını sağlayan dokudur. Su ve mineraller, topraktan kökler aracılığıyla emilir ve ksilem hücreleri aracılığıyla bitkinin yapraklarına ve diğer kısımlarına taşınır. Ksilem, genellikle uzun, boru şeklinde hücrelerden oluşur ve bu hücrelerin duvarları odunlu maddelerle kaplıdır, bu da bitkiye destek sağlar. Ksilem hücreleri ölüdür ve boşluklu yapıları suyun ve minerallerin hızlı bir şekilde taşınmasını mümkün kılar.

Su taşınımı nasıl gerçekleşir?
Su, köklerden emildikten sonra, ksilem hücreleri boyunca yapraklara doğru çekilir. Bu taşınım, kök basıncı, kılcal hareket ve transpirasyon (terleme) gibi mekanizmalarla desteklenir. Transpirasyon, yapraklardan su buharı olarak kaybedilen suyun yarattığı çekim kuvvetiyle suyu yukarıya doğru taşır.

Floem (Phloem)

Floem, bitkinin fotosentez sonucu üretilen besinleri (özellikle şekerleri) bitkinin diğer kısımlarına taşımakla görevli dokudur. Bu dokular, canlı hücrelerden oluşur ve iki yönlü taşınma sağlayabilir, yani besinler bitkinin ihtiyaç duyduğu her yere, hem yukarı hem de aşağı yönlü olarak taşınabilir.

Besin taşınımı nasıl gerçekleşir?
Floem aracılığıyla taşınan şekerler, kaynak bölgelerinden (genellikle yapraklar) sink bölgelerine (büyüyen kökler, meyveler, tohumlar) doğru hareket eder. Bu taşınım, suyun osmotik basıncı ile gerçekleşir. Şekerler, floem tüplerinde yoğunlaşır ve bu yoğunluk farkı suyun tüplere girmesine neden olur, böylece basınç artar ve besinler bitki boyunca hareket eder.

Yazar: Kifayet Beşirik

Kaynak: Sıradışı bilim

Nöroferritinopati: Vücutlarına hapsolan kız kardeşler için tedavi umudu

Liz Taylor, yürüme, konuşma ve hatta yemek yiyebilme kabiliyetlerini kaybedeceğini öğrendiğinde, 38 yaşında sağlıklı bir kadındı.

Ellerindeki ağrılar nedeniyle doktora gitti ve haftalar süren testlerin ardından Newcastle kentindeki uzmanlar nörolojik bir hastalığı olduğunu ve tedavisi bulunmadığını söylediler.

Şu anda kendisi de 38 yaşında olan kızı Penny “Ağlayarak evin üst katına koştuğunu hatırlıyorum” diyor.

Liz’in bugün 62 yaşında olan eşi James de, eşinin sağlığının giderek kötüleşmesini çaresizce izlemek zorunda kaldı.

59 yaşındaki Liz, kendi vücudunda hapsolmuş durumda.

Beyni tamamen normal çalışıyor, ancak James eşiyle sadece gözlerindeki ifadeyi okuyarak iletişim kurabiliyor.

Liz’in teşhisinden sonraki yıllarda, aile aynı şekilde yıkıcı haberlerle sarsıldı. Çünkü Liz’in üç kız kardeşine de aynı teşhis konuldu.

Manchester yakınlarındaki Rochdale’de yaşayan ailede kimsenin, bu genetik hastalık hakkında bir fikri yoktu.

Bilim insanları, dünyada bu hastalığı taşıyan 100 kadar kişinin bulunduğuna inanıyor ve bu kişilerin çoğunluğu İngiltere’nin kuzeybatısındaki Cumbria bölgesinde yaşayan bir aileden geliyor.

Uzmanlar, sıklıkla Parkinson’s ya da Huntington’s hastalıklarıyla karıştırılan Nöroferritinopati’nin aslında başka bir hastalık olduğunu tespit etti ve beyinde demir birikmesiyle ortaya çıktığını buldular.

Genetik bir kusur sonucu beyne giren demirin, dışarı çıkmadığını keşfettiler.

James ve Liz Taylor, gençlik yıllarında.
Fotoğraf altı yazısı,James ve Liz Taylor, gençlik yıllarında.

‘Bir kabuğun içinde yaşamak’

Cambridge Üniversitesi’ndeki bir araştırmada, bilinen bir ilacın farklı bir şekilde kullanılmasıyla, beyinde demir birikmesiyle ortaya çıkan bu hastalığın ilerleyişini durdurmak, geriye çevirmek ve hatta bazı hastaları tamamen tedavi etmek amaçlanıyor.

Çalışma, Liz ve kız kardeşleri için bir umut ışığı sunuyor. Bu kız kardeşlerden biri de 61 yaşındaki Heather Gartside.

Stephen ve Heather Gartside'ın önceki yıllarda çekilmiş bir fotoğrafı.
Fotoğraf altı yazısı,Stephen ve Heather Gartside’ın önceki yıllarda çekilmiş bir fotoğrafı.

59 yaşındaki Stephen da, eşinin etrafında olup biten her şeyi anlayabildiğini, ancak iletişim kuramadığını söylüyor.

Artık çok az hareket edebiliyor ve konuşamıyor.

Eşinin bakımını üstlenen Stephen “Liz’in durumunun kötüleşmesini görmüştük ve tüm yaşamını değiştireceğini biliyorduk” diyor.

A woman in a green hoodie smiles at the camera
Fotoğraf altı yazısı,Heather’a da nöroferritinopati teşhisi konuldu.

James eşine, yaşadıklarının ne kadar zor olduğunu tanımlayabilecek sözleri bulup bulamayacağını soruyor, ama Liz yanıt veremiyor.

James, Liz’e bakıp “Bu kabuğun içinde yaşamak sinir bozucu olmalı” diyor.

A painting depicting the mutiny on the Bounty
Fotoğraf altı yazısı,Hastalığa sahip olanların atalarından biri, 1789’da Bounty adlı İngiliz donanma gemisinde çıkan isyanın lideri Fletcher Christian olabilir.

Nöroferritinopati hastalığı, Newcastle kentindeki doktorların Cumbria bölgesinden gelen hastaların sayısındaki artışı fark etmesiyle bulundu.

Hastalığa adını veren Newcastle Üniversitesi’nden Profesör John Burn, bilinen neredeyse bütün vakaların büyük olasılıkla aynı soydan geldiğini buldu.

Hastalığın izini 18. yüzyılda Cumbria’daki Cockermouth bölgesinde yaşayan Fletcher soyadlı ailelere kadar sürdü.

Hatta hastalığın, Nisan 1789’da Bounty adlı donanma gemisindeki isyana liderlik eden Fletcher Christian ile ilgisi olup olmadığı da araştırıldı, ancak net bir kanıt bulunamadı.

“Olası tedavi”

Hastalığın tanımlanmasından yaklaşık 25 yıl sonra, Cambridge Üniversitesi’nden nöroloji profesörü Patrick Chinerry, deferiprone adlı onaylı ilaçla, “beyinde biriken demiri temizleyip temizleyemeyeceğini” görmeyi umuyor.

Chinerry, bir yıllık deney sonunda hastalığı durdurmayı amaçlıyor:

“Beyin taramaları, demirin beynin neresinde toplandığını gösteriyor. Bu genetik mirasa sahip insanlarda bu yer belli. Belirtilerin kendini göstermesi 40 yıl sürebiliyor.”

Two women, one of whom is holding a baby, old photo
Fotoğraf altı yazısı,Liz ve Heather’a aynı teşhis konuldu.

Chinnery, “Belirtilerin 10 yıl boyunca görülmesinden sonra, aşırı demir, beynin kendisine zarar vermeye başlıyor ve destekleyici dokular yok oluyor. İlk amacımız hastalığı durdurmak ve bu bazı sorunların geriye çevrilmesini beraberinde getirebilir” diyor.

Deneme, İlaç ve Sağlık Bakım Ürünleri Düzenleme Kurumu (MHRA) tarafından Şubat’ta onaylandı.

Bir yardım kuruluşu da, 750 bin sterlinlik bütçe desteği verdi.

Prof. Chinnery deneme başarılı olursa, doktorların bu ilacı belirtiler iyice gelişmeden kullanmaya başlayabileceğini ve bu hastalar için “potansiyel bir tedavi” olabileceğini vurguluyor.

Two women and two men sat around a table
Fotoğraf altı yazısı,Kız kardeşlerin bakımını aileleri üstleniyor.

Chinerry, beyinde demir birikmesiyle ortaya çıkan diğer hastalıkların tedavi edilmesinin de yolunu açabileceğini vurguluyor.

“Bu hastalıkta, demir birikiminin sinir hücrelerine verdiği hasarı azaltabilirsek, benzer bir yaklaşımın Parkinson’s ya da Alzheimer hastalıklarının tedavisinde önermek, çok aşırı bir şey olmaz.”

İnflamatuar bağırsak hastalığı: İngiliz araştırmacılar hastalığın başlıca nedenlerinden birini buldu

İngiliz bilim insanları İnflamatuar bağırsak hastalığının (İBH) başlıca nedenlerinden birini buldu.

Uzmanlar, İBH hastalarının % 95’inin DNA’sında zayıf bir nokta tespit etti.

Bu zayıf nokta bazı bağışıklık hücrelerinin kontrolden çıkmasına ve bağırsaklarda aşırı enflamasyon (iltihaplanma) olmasına yol açıyor.

Araştırma ekibi, mevcut ilaçların laboratuvar denemelerinde hastalığı gerilettiğini gördü ve şimdi insanlar üzerinde denemeler yapılması amaçlanıyor.

Crohn hastalığı ve ülseratif kolit (enflamasyona bağlı olarak kolon mukozasında ülser oluşması) İBH’nin en sık görülen türlerinden.

Hastalık sıklıkla genç yaşlarda başlıyor.

27 yaşındaki Lauren Golightly, ilk belirtileri 16 yaşındayken gördü. Mide krampları çekiyordu ve dışkısında kan vardı.

Ancak belirtilerin yoğun geçen gece yaşamından kaynaklandığını düşündü ve 21 yaşındayken apandisit ameliyatı olduğunda, doktorlar Crohn hastalığını teşhis ettiler.

Üç yıl önce, bağırsaklarının bir kısmının “çalışmasının durması” üzerine, acil bir ostomi işlemi (vücudun belirli bir organının veya bölümünün dış yüzeye açıldığı, cerrahi ile oluşturulan yapay bir deliktir) olması gerekti.

Golightly’nin geçirdiği ameliyatlar nedeniyle hala “çok miktarda ağrı kesici” alması gerekiyor, “Yaşamayı arzuladığım hayat bu değildi” diyor.

Ters giden ne?

Bağışıklık sisteminin İBH’de büyük rol oynayan kısmı makrofaj adı verilen akyuvar hücreleri.

Bu hücreler, bağırsakların dış yüzeyine saldırıp, sitokin adlı bir kimyasal salgılıyor ve bu da büyük bir enflamasyona yol açıyor.

Enflamasyon, vücudun enfeksiyonlara karşı gösterdiği doğal bir tepki. Ancak çok fazlası sağlık açısından yıkıcı sonuçlara yol açabiliyor.

Francis Crick Enstitüsü ve University College London’dan bir grup araştırmacı, İBH’nin nedenini bulabilmek için derin bir genetik analiz gerçekleştirdi.

DNA’nın bir kısmının makrofajın yol açtığı enflamasyonun “başlıca düzenleyicisi” olduğunu keşfettiler.

Francis Crick Enstitüsü’nden Dr. James Lee “Piramidin tam tepesinde oturuyor” diyor.

Makrofajın saldığı enflamatuar kimyasalların mahiyetini bu gen kontrol ediyor ve bazı insanlar, aşırı tepki göstermesine yol açan versiyonuyla dünyaya geliyor.

Hastalık ortadan kaldırılabilir mi?

Bilim dergisi Nature’da yayımlanan araştırmada yapılan deneyler, kanser gibi başka hastalıklar için onaylanmış mevcut ilaçların bu aşırı enflamasyonu azaltabileceğini gösterdi.

Deneyler İBH hastalarından alınan örnekler üzerinde yapıldı.

Dr. Lee “Neyin, neden ters gittiğini bulmakla kalmadık, bu hastalıkları tedavi etmenin potansiyel yeni yöntemlerini bulduk” diyor.

Ancak derhal yeni bir İBH tedavisi olmayacak.

İlaçlar zaten onaylanmış olduğundan araştırmacılar bir adım önde. Ancak vücutta başka yan etkilere yol açmamak için sadece makrofajları hedef almanın bir yöntemini bulmaları gerekiyor.

Ayrıca bu ilaçların tam olarak İBH’yi sakinleştirmek için ayarlanması gerekiyor. Böylece, hastalıkla savaşan iyi enflamasyonu engelleyerek hastanın enfeksiyonlara açık hale gelmesini engellemeyi amaçlıyorlar.

Klinik deneylere beş yıl içinde başlanması bekleniyor.

Ancak genetik yatkınlık sorunun bir kısmı. İBH’nin tetiklenmesinde beslenmenin ve antibiyotik kullanımının da rol oynadığı düşünülüyor.

Kaynak ve yazının devamını okumak için tıklayın: https://www.bbc.com/turkce/articles/c6ppz9dw2ewo

Hangi içki ruh halini nasıl etkiliyor?

Bu haber BBC Türkçe’de ilk kez Kasım 2017’de yayımlandı.

Araştırmalar farklı içki türlerinin insanların ruh hallerini farklı şekillerde etkilediğine işaret ediyor.

Tıp dergisi BMJ Open’da yayımlanan ve 21 ülkeden 30 bin katılımcıyla yapılan araştırmaya göre yüksek alkollü içkiler insanı öfkeli ve ağlamaklı yapabiliyor.

Sert içkiler, insanların kendilerini daha çekici hissetmelerine yardımcı oluyor.

Kırmızı şarap ve bira ise bazı insanları rahatlatıyor.

Araştırma kapsamında 18-34 yaş aralığındaki katılımcılara bira, şarap ve sert içkiler verildi ve ne hissettikleri soruldu.

Araştırmada öne çıkan bulgular şöyle:

  • Kırmızı şarap, beyaz şaraba göre daha fazla uyku getiriyor.
  • Katılımcılar kırmızı şarap ve bira içerken kendilerini rahat hissettiklerini söyledi.
  • Araştırmaya katılanların yüzde 40’ı sert içki içtiklerinde kendilerini daha çekici bulduklarını belirtti.
  • Katılımcıların yüzde 50’den fazlası sert içkinin kendilerine enerji ve güven verdiği ifade etti.
  • Ancak çalışmaya katılan her üç kişiden biri yüksek alkollü içki içtiklerinde kendilerini “daha agresif” hissettiklerini söyledi.
  • Sert içki tüketimi, diğer tüm içki türlerine kıyasla, daha fazla agresiflik, rahatsızlık ve ağlamaklı olma haliyle ilişkilendiriliyor.
  • Tüm alkollü içkiler, erkeklerde kadınlara kıyasla saldırganlık duygusunu daha fazla ortaya çıkarıyor.

Kaynak ve yazının devamı için tıklayın: https://www.bbc.com/turkce/articles/c1w75ewl5ryo

Beyninizi güçlendirmenin sekiz yolu

Birinin ismi dilinizin ucuna geliyor ama hatırlayamıyorsunuz…

Mutfaktasınız ama neden orada olduğunuz hakkında hiçbir fikriniz yok…

Siz de böyle anları eskisinden daha mı sık yaşıyorsunuz?

Yıllar geçtikçe hafızanın zayıfladığını biliyoruz.

Ama çeşitli egzersizlerle bunu yavaşlatmak mümkün.

İşte beyninizi güçlendirmek için öneriler:

1. Egzersiz beyni büyütür

Egzersiz yapmak sinir kavşaklarının sayısını artırır, böylece beyinde daha fazla irtibat noktası kurulmasını sağlar ve yeni hücreler oluşmasına katkıda bulunur.

Ayrıca kalp-damar sağlığının iyi olması beyninize daha fazla oksijen gitmesi ve zararlı toksinlerin daha hızlı atılması anlamına gelir.

Bu arada egzersizi açık havada yapmak daha faydalı çünkü böylelikle D vitamini de almış olursunuz.

Tavsiye: Yeni bir yeri görerek ya da bir başkasıyla fikir alış verişinde bulunarak egzersiz yapmak beyninizde oluşan yeni hücrelerin sağlam devreler kurması olasılığınıartırır.

Diyelim bahçe işleri yapmayı seviyorsunuz. Bunu mümkünse komşularınızla, ailenizden biri ya da arkadaşlarınızla yapmayı deneyin.

Yürüyüşe yalnız çıkmak yerine mümkünse grup olarak ya da ikili yürüyün.

En önemlisi egzersizi zevk alacağınız şekilde yapmaya dikkat edin.

2. Hareket halindeyken ezberleme tekniği

Bu, araştırmalarla kanıtlanmış ve aktörlerin uzun yıllardır kullandığı bir teknik.

Bir metni hareket halindeyken ezberlemeye çalışırsanız, bilgi zihninizde çok daha kalıcı olabiliyor.

Tavsiye: Diyelim bir sunum yapmanız, bir sınava hazırlanmanız ya da yapacağınız işi zihninizde iyice yerine oturtmanız gerekiyor.

Bunu, yürürken ya da dans ederken düşünmeyi deneyin.

Ormanda yürüyen bir kadın

3. Yağ tüketmek önemli

Yediklerimizin ortalama beşte birini şeker oluşturuyor.

Gıdalardan gelen enerji doğrudan beyne gittiği için glikoz beynin işleyişinde önemli bir rol oynuyor.

Ayrıca sevdiğiniz şeyleri yediğinizde beynin ödül bölgesi zevk almanızı sağlayan dopamin adlı bir kimyasal madde salgılıyor.

Tabii bir yandan beynin ödül bölgelerini memnun edecek şeyleri yerken bir yandan da bağırsaklarınızı sağlıklı tutacak gıdalar almalısınız.

İnsanın bağırsaklarında beyinle bağlantılı ortalama yüz trilyonu aşkın mikrop bulunuyor. Bunların dengesi beynin sağlığı için hayati önem taşıyor.

Bağırsaklara bu yüzden sık sık “ikinci beyin” denir. Çeşitli ve sağlıklı yiyeceklerle beslendiğinizde bu mikroplar dengelenir ve beyniniz de sağlıklı olur.

Tavsiye: Beyin hücrelerinin yapı maddesi yağdır. O yüzden yediklerinizin bir miktar yağ da içermesi beslenme için çok önemli.

Fındık, fıstık, çekirdekler, avokado ve balıktaki yağ sağlıklı yağlardır.

Ayrıca biberiye ve zerdeçalın da beyin sağlığı için faydalı olduğu biliniyor.

Yemekten zevk almak, sosyal ortamlarda yemek zevkini paylaşmak da yediğiniz şeylerin beyne faydasını artırır.

4. Şalteri indirin

Biraz stres, insanın acil durumlara tepki gösterme refleksini koruması açısından gerekli.

Stres ayrıca kortizol adlı hormonun salgılanmasını tetikler. Fazla olmamak kaydıyla kortizol bize enerji verir, dikkatimizi toplamamıza yardımcı olur.

Fakat uzun süren endişe ve yüksek düzeyde stres, beyinde tam tersine zehir etkisi yapar.

Bu nedenle zaman zaman, deyim yerindeyse şalteri indirip beynin bu kısmını dinlendirmek çok önemli.

Bunu yaptığınızda aslında beynin farklı bir bölgesini çalıştırmış oluyorsunuz.

Beynimizde “kendi halinde çalışma ağları” diyebileceğimiz bir ağ var.

Bu fonksiyon sayesinde gündüz vakti hayallere dalabiliyoruz.

Dış dünyayla zihinsel ilişkimizi kestiğimizde beynin bu fonksiyonunun işleri devralıp yürütmesini sağlamış oluyoruz bu da hafızayı güçlendiriyor.

Öyleyse bir daha işyerinde hayallere dalmış olarak yakalanırsanız, beyninizin çok hayati bazı bölgelerini çalıştırdığınızı söyleyerek kendinizi savunabilirsiniz!

Tavsiye: Eğer gevşemek ve şalteri indirmekte zorlanıyorsanız, meditasyon veya farkındalık temelli teknikler deneyerek stres düzeyinizi azaltmayı deneyebilirsiniz.

Havuz kenarında müzik dinleyen bir kadın

5. Yeni şeyler deneyin

Beyninizi yeni şeyler yapmaya ya da öğrenmeye yönelterek geliştirebilirsiniz.

Bir sanat dalında kursa yazılmak ya da yeni bir dil öğrenmek beyninizin esnekliğini artıracaktır.

Tavsiye: Arkadaşlarınız ya da ailenizle yarışacağınız bir oyun bulun.

Bu hem beyninize fayda sağlayacak hem de başkalarıyla yarışmak beynin gelişimine katkı sağlayacak.

6. Müzik beynin gıdasıdır

Müziğin beyne çok özel bir etkisi olduğuna işaret eden bulgular var.

Müzik dinleyen ya da müzik yapan birinin beynine baktığınızda beynin neredeyse tamamının aktif olduğunu görüyorsunuz.

Müzik genel olarak kavrayışı artırıcı etki yapabiliyor.

Ayrıca müzik, demans gibi beyin hastalıklarında genellikle en son kaybedilen bilgi oluyor.

Tavsiye: Bir koroya katılın ya da hemen en sevdiğiniz grubun konserine bir bilet alın.

7. Yatmadan önce kritik anlar

Gündüz saatlerinde yeni bir şey öğrendiğinizde beyninizdeki sinir hücreleri arasında bağlantı kuruluyor.

Uyuduğunuz zaman bu bağlantı kuvvetleniyor ve öğrendiğiniz şey hafızanın bir parçası haline geliyor.

Bu nedenle uyku hafızanın devamı bakımından gerçekten çok önemli.

Örneğin bir kişiye sabahtan, bir kişiye de uyumadan hemen önce ezberlemesi için birer liste verin.

Ertesi gün sorduğunuzda, uyumadan hemen önce ezber yapan kişi bilgileri çok daha iyi hatırlayacaktır.

Tavsiye: İmtihana hazırlanıyorsanız, muhtemel soruların cevaplarını uyumadan önce son bir kez daha çalışın, üzerine uyuyun.

Eğer bir travma geçirdiyseniz ya da kötü bir anınız varsa bunu uyumadan hemen önce düşünmemeye çalışın. Düşünürseniz bu kötü olayın anısı ve onun yol açtığı olumsuz duygular, hafızanıza daha derin bir şekilde iz bırakacaktır.

Aynı sebeple geceleri korku filmi seyretmekten de kaçının!

Onun yerine o gün öğrendiğiniz ya da yaşadığınız olumlu şeyleri düşünerek uyumaya çalışın.

Yatakta gözlerini ovuşturan bir adam

Kaynak ve yazının devamını okumak için tıklayın: https://www.bbc.com/turkce/articles/cy0r9lpxlz4o

İnsan Vücudu ve Elementler

İnsan vücudu çok sayıda elementten oluşuyor.

Vücudumuz en az 25 elementten oluşuyor. Ancak vücut kütlemizin yüzde 99’a yakınını 6 element oluşturuyor.

Bunlar:

Oksijen %65
Karbon %18
Hidrojen %10
Nitrojen %3
Kalsiyum %1,4
Fosfor %1,1

Geri kalan yüzde 1’5 kısmı ise Potasyum, Sülfür, Sodyum, Klor, Magnezyum ve eser miktarda Bor, Krom, Kobalt, Bakır, Flor, İyot, Demir, Manganez, Molibden, Selenyum, Silikon, Kalay, Vanadyum ve Çinkodan oluşur.

Bu elementler, vücudumuzu oluşturan 37 trilyon kadar hücrenin yanı sıra, hücre zarının dışında kalan hücre dışı yapılarda da bulunur.

Ortalama bir erkek vücudunun yüzde 60’ı sudur. Bu 42 litreye tekabül eder. Bunun 23 litresi hücrelerin içinde, 19 litresi ise hücre dışında yer alır. Hücre dışı suyun 8,4 litresini dokular arası sıvı, 3,2 litresini ise kan plazma sıvısı oluşturur.

Kaynak: bilimsel paylaşımlar

5 soruda zatürre: Belirtileri, bulaşma yolları, korunma yöntemleri

Dünya genelinde zatürre vakalarında olağandışı bir artış yaşanıyor.

Tıbbi terimle “pnömoni” olarak adlandırılan zatürre, kısaca akciğer dokusunun iltihaplanması demek. Zatürreye çeşitli virüsler ve bakteriler yol açabiliyor.

Bu hastalığa yakalanan bir hasta göğsünde rahatsızlık, ağrı, nefes alma ve solunum güçlükleri hissediyor. Kandaki oksijen seviyesinin düşmesiyle hastalık daha ağır bir tabloya neden olabiliyor.

Kasım 2023’te Çin’de sağlık yetkilileri influenza, Covid ve bakteriyel rahatsızlıklar dahil bazı hastalıklarda artış yaşandığını bildirdi. Çin medyasına göre, çocukları etkileyen zatürre vakalarında da artış görüldü.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), vakaların incelenmesi sonucu, olağan dışı bir mikrobun ya da hastalık nedeninin saptanmadığını kaydetti.

İçerisinde bulunduğumuz kış ayları, Çin’de katı Covid sınırlamaları sonrası geçirilen ilk kış. Covid önlemleri sırasında toplumun bağışıklığının düşmüş olabileceği değerlendiriliyor.

WHO da özellikle çocuklarda, Covid sınırlamaları döneminde bağışıklık eksikliği yaşanabildiği değerlendirmesini yapıyor.

İngiltere, Fransa, Danimarka ve ABD gibi ülkelerde de pandemi yasaklarının kalkmasıyla grip ve benzeri hastalıklarda kayda değer artışlar görüldü.

Türkiye’de de salgın hastalıkların hastanelerde ciddi bir yoğunluğa neden olduğu biliniyor.

Bu hastalıkların ve patojenlerin yayılması sonucu, zatürre vakalarının da görülme sıklığında artış yaşanıyor.

WHO verilerine göre zatürre tüm dünyada çocuk ölüm nedenlerinde ilk sırada.

2019’da 5 yaş altı çocuklarda görülen ölümlerin yüzde 14’ü zatürreden kaynaklandı. Verilere göre 740 binden fazla çocuk 2019’de zatürre sonucu hayatını kaybetti.

Zatürre nedir?

Türk Toraks Derneği’ne göre zatürre, tıbbi adıyla pnömoni, akciğer dokusunun iltihaplanmasıdır. Bakteriler başta olmak üzere virüsler ve mantarlar gibi çeşitli mikroplara bağlı olarak gelişmektedir.

Zatürre herkeste görülebilir ancak hastalık bazı kişiler için daha büyük tehlike arz eder.

Küçük çocuklarda, yaşlılarda, kronik sağlık sorunları olan kişiler, zatürreye karşı daha savunmasız olabilirler. Örneğin kalp hastalıkları, diyabet ve akciğer sorunları olanlar, bağışıklık sistemi düşük olan kişiler ve bazı kanser hastaları.

Zatürre belirtileri nelerdir?

Zatürre belirtileri arasında yüksek ateş, titreme, öksürük, iltihaplı balgam, nefes darlığı ve güçsüzlük sayılabilir.

Belirtiler aniden ortaya çıkabildiği gibi, bazı durumlarda hastalığın ‘daha sinsi’ bir seyir izleyebildiği de belirtiliyor. Birkaç gün devam eden halsizlik, iştahsızlık ve ardından başlayan nefes darlığı, yine zatürre kaynaklı olabilir.

Çocuklarda zatürre belirtileri çocuğun yaşına ve zatürreye yol açan etkene göre değişim gösterebilir. En sık bulgu ateş, öksürük ve hızlı solunumdur.

Kesin tanı için mutlaka doktora ve sağlık kuruluşlarına başvurulmalıdır.

Hastalığın erken teşhisi ve tedavi, daha ciddi ve hayati komplikasyonlardan korunmak için kritik önemdedir.

Zatürre nasıl bulaşır?

Zatürre birkaç yolla bulaşabilir. Çocuk ve yetişkinlerde, solunum yoluyla vücuda giren virüsler ve bazı bakteriler akciğerlere ulaşarak hastalığa neden olabilir.

Hasta bireylerin öksürmesi ve hapşırmasıyla havaya yayılan damlacıkların solunması ya da bu patojenlerin bulunduğu cisimlerle temas, hastalıkların yayılmasında başlıca etkenlerdir.

Türk Toraks Derneği’ne göre örneğin grip virüsü, bizzat kendisi zatürreye yol açabildiği gibi, solunum yollarında oluşturduğu hasar sonucu, diğer mikroplara bağlı zatürre türlerinin ortaya çıkmasını da kolaylaştırabilir. Covid ve influenza gibi solunum yoluyla bulaşan virüsler için de bu geçerlidir.

Zatürre nasıl tedavi edilir?

Enfeksiyonun antibiyotikle tedavisi mümkünse, hekimler hastalar için antibiyotik tedavisine karar verebilir. Bazı hastalarda bu gerekli değil.

Bol sıvı alımı, dinlenme, ağrı kesiciler ve ateş düşürücüler gibi tedaviler de kullanılır. Bazı hastaların sağlık durumuna göre hastaneye yatış gerekebilir.

Solunumu kolaylaştırmak için oksijen desteğine de ihtiyaç duyulabilir.

Hastaların iyileşmesi genellikle 2-4 hafta sürüyor.

Doktorlar akciğer filmleri ve kan testleri yardımıyla hastanın durumunu gözlemleyebilir.

Kaynak ve yazının devamını okumak için tıklayın https://www.bbc.com/turkce/articles/c4njwpk2428o

Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyon ne demek, bu hastalıklardan nasıl korunabilirsiniz?

Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyon (CYBE), cinsel ilişki veya cinsel temas yoluyla bir kişiden diğerine geçen enfeksiyonlara verilen genel ad.

Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre, dünya çapında her gün bir milyondan fazla kişi cinsel ilişki kaynaklı enfeksiyon kapıyor.

Bu enfeksiyonların çoğu bir semptom göstermiyor ve zor tespit ediliyor.

Bir hastalık olarak ortaya çıktıklarında veya semptom gösterdiklerinde ise buna Cinsel Yolla Bulaşan Hastalık (CYBH) adı veriliyor.

CYBE’ler genellikle cinsel ilişkiyle bulaşıyor, ancak bazı özel durumlarda tensel cinsel temas ile de bulaş gerçekleşebiliyor.

Bazı CYBE’ler ise hamilelik, doğum veya emzirme sırasında anneden çocuğa geçebiliyor. Kan nakli veya iğne paylaşımı ile de bulaşabiliyor.

CYBE’ler kanser, kronik pelvik ağrı, dış gebelik ve kısırlık gibi ciddi sonuçlar doğurabiliyor.

CYBE türleri nelerdir?

Cinsel temas yoluyla bulaşabilen 30’dan fazla farklı bakteri, virüs ve parazit bulunuyor.

Bireyler aynı anda birden fazla cinsel hastalık da taşıyabiliyor.

En yaygın CYBE’ler frengi, bel soğukluğu, klamidya ve trikomoniyazdır. Ve bu enfeksiyonların hepsi tedavi edilebilir.

Frengi hastalığı genital bölgede lezyonlar olarak ortaya çıkabilir

Semptomları neler?

Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar genellikle asemptomatiktir yani semptom göstermezler. Veya yalnızca hafif semptomlara neden olurlar.

Farkında olmadan da bu enfeksiyonları kapmak mümkündür.

Ancak semptom göstermeseler de bu enfeksiyonlar cinsel yolla bulaşabilir ve tehlikeli olabilir.

Olası cinsel hastalık semptomları:

·      Penisten veya vajinadan olağandışı akıntı

·      Genital bölgede yaralar veya siğiller

·      Ağrılı veya sık idrara çıkma

·      Genital bölgede kaşıntı ve kızarıklık

·      Ağız içinde veya çevresinde kabarcıklar veya yaralar

·      Anormal vajinal koku

·      Anal kaşıntı, ağrı veya kanama

· Karın ağrısı

CYBE’ler neden bu kadar yaygın?

WHO, 2020 yılında en yaygın dört CYBE türünden en az biri kaynaklı olarak 374 milyon yeni enfeksiyon tespit edildiğini açıkladı.

Bunlar arasında 156 milyon ile Trikomoniyaz başı çekiyor.

Klamidya 129 milyon ile ikinci, bel soğukluğu 82 milyonla üçüncü ve frengi yedi milyon ile dördüncü en yaygın CYBE olarak tespit edildi.

2016 yılında yapılan araştırmalar, 490 milyondan fazla insanın genital herpes ile yaşadığı tahminini açıkladı. Dünya genelinde 300 milyon kişinin de HPV enfeksiyonu ile yaşadığı düşünülüyor.

WHO istatistikleri, HPV enfeksiyonunun kadınlarda rahim ağzı kanserinin ve eşcinsel erkeklerde de anal kanserin birincil nedeni konumunda olduğunu gösteriyor.

WHO Küresel HIV, Hepatit ve CYBE Program Direktörü Dr. Teodora Elvira C. Wi, verilerin bu kadar yüksek olmasını, “Seks biyolojik bir ihtiyaçtır. Bu, yemek içmek gibi, insan doğasının bir parçası. Ve seks yapıyorsanız CYBE kapabilirsiniz” diyerek açıklıyor.

Doktor Wi ayrıca CYBE’lerin çoğunlukla asemptomatik olması nedeniyle insanların bu enfeksiyonları bilmeden başkalarına aktarabildiğine dikkat çekiyor.

Wi, kültürel dönüşüm içinde insanların daha sık ve daha fazla partnerle cinsel ilişki kurmaya başlamasının CYBE’lere yakalanma riskini artırdığını söylüyor ve flört uygulamalarının artan kullanımının da altını çiziyor.

Ancak son araştırmalar, gelişigüzel cinsel ilişki kuran bekar genç yetişkinlerin sayısının azaldığına işaret etse de, prezervatif kullanımında da bir azalma olduğu görülüyor.

Doktor Wi, HIV tedavisinin bulunmadığı dönemde cinsel olarak aktif kişilerin, prezervatif olmadan gelişigüzel cinsel ilişki kurma konusunda dikkatli olduklarını vurguluyor.

Wi, dünyanın birçok yerinde insanların HIV testi yaptırıp ilaçlarını aldıktan sonra iyileşebileceklerine inanmaya başlamalarının “prezervatif kullanımını azalttığını” söylüyor.

WHO verilerine göre 2022 yılında 1,3 milyon kişiye HIV virüsü bulaştı.

Kuruluş, her yıl 600 binden fazla kişinin HIV taşıdıklarının farkında olmama, tedavi görmeme veya tedaviye çok geç başlama gibi sebeplerle bu virüsten öldüğünü açıklıyor.

Cinsel Yolla Bulaşan Enfeksiyon

Kendinizi CYBE’den nasıl koruyabilirsiniz?

WHO CYBE Program Direktörü Dr. Teodora Elvira C. Wi bu soruya, “Lütfen prezervatif kullanın. Sizi bir CYBE’ye yakalanmaktan koruyacak olan tek şey budur” yanıtını veriyor:

“Çok iyi tanımadığın biriyle seks yapacaksan ya da bu gelişigüzel bir cinsel ilişkiyse bu noktada sorumluluk sahibi olman gerekiyor. Prezervatif kullanmayı ve prezervatifli ilişkiden zevk almayı öğrensen iyi olur.”

Uzmanlara göre prezervatiflerin doğru kullanımı CYBE’lere yakalanma ve bulaştırma riskini büyük ölçüde azaltıyor, ancak tamamen ortadan kaldırmıyor.

Latekse alerjisi olan kişilereyse, poliüretan prezervatif kullanmaları tavsiye ediliyor.

CYBE belirtileri gösteren kişilere de, derhal bir sağlık kuruluşuna giderek test yaptırması öneriliyor.

Dr. Wi, “Eczaneye gitmek çözüm değil çünkü bunun bir faydası olmayacak. Eğer doğru tedavi edilmezseniz, bunun kısırlık gibi ciddi sonuçları olabilir” uyarısını yapıyor:

“CYBE’leri ihmal etmek pelvik inflamatuar ve sorunlu hamilelik gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bel soğukluğu ve Klamidya nedeniyle her yıl bir ila iki milyon kısırlık vakası ile karşılaşılıyor.”

Hamilelik sırasında frenginin her yıl 143 ölü doğum ve 61 bin neonatal ölüme neden olduğu söyleyen Wi, 355 bin civarında sorunlu doğumun nedeni olarak bu hastalığı gösteriyor.

HPV’nin de yılda yaklaşık 342 bin rahim ağzı kanseri ölümüne neden olduğunu kaydediyor.

CYBE’lerin tedavileri nelerdir?

Bakteri veya parazitlerin neden olduğu cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar antibiyotiklerle tedavi edilebilir ancak herpes veya HPV gibi virüslerin neden olduğu CYBE’lerin tedavisi bulunmuyor.

Ancak ilaçlar semptomları hafifletebiliyor ve enfeksiyonun yayılma riskini azaltabiliyor.

HPV ve hepatit B’yi önleyen aşılar da bulunuyor.

Dr Wi, DSÖ’nün bel soğukluğu aşısı ile ilgili araştırmalarını sürdürdüğünü, genital herpes için tedavi edici bir aşının da benzer şekilde geliştirilme aşamasında olduğunu söylüyor.

Klamidya aşı ile ilgili çalışmalar henüz başlangıç aşamada bulunuyor. Dr Wi, frengi aşısının geliştirilmesine yönelik de çalışmalar olduğunu anlatıyor.

Kaynak ve yazının devamını okumak için tıklayın: https://www.bbc.com/turkce/articles/cv2exdy1e15o

Kars’taki mahkeme kararı ile gündeme gelen topuk kanı uygulaması nedir, neden önemli?

  • Hilken Doğaç Boran ,İstanbul, BBC Türkçe

Kars’ta bir mahkeme geçen hafta, bebeklerinden topuk kanı alınmasına karşı çıkan aile lehinde hüküm verdi. Hakimin kararın gerekçesinde alternatif tıbba ithafta bulunması tıp camiası tarafından eleştirildi. BBC Türkçe’ye konuşan uzmanlar ise topuk kanının tedavi edilebilir kalıtsal hastalıkların teşhisinde kilit rol oynadığını söyledi.

Ebeveynlerin topuk kanı alınmasını reddetmesinin üzerine Kars İl Sağlık Müdürlüğü, konuyu yargıya taşıdı.

Ancak Kars Aile Mahkemesi 20 Ağustos’ta, “Topuk kanı almanın çocuğun Anayasa ile korunan yaşam ve sağlık hakkı üzerinde yapacağı olumlu sonuçlarının tıbbi otoritelerce ispatlanmamış olması ve olası bir teşhis ve tedavinin de tıp otoritelerince hala tartışmalı olması” gerekçesiyle aile lehinde hüküm verdi.

Hakim, kararında “alternatif tıp uzmanı” olarak adlandırdığı bir yazarın topuk kanı almanın “çocuğa yapılacak en büyük kötülüklerden olduğunu” ifade etti.

Bunun üzerine Sağlık Bakanlığı karara itiraz etti. Bakanlıktan yapılan açıklamada, “Kesin hüküm niteliği taşımayan mezkur kararın hatalı olduğunu değerlendirdiğimizden, bu karara karşı Bakanlığımızca istinaf yoluna başvuru süreci ivedilikle başlatılmıştır” denildi.

Açıklamada ayrıca “Hukukun, adalet ve doğruluk temelinde vereceği karara olan inancımız tam olduğundan, yargı süreci sonuçlanıncaya kadar Yenidoğan Tarama Programı aynı şekilde devam edecektir” ifadeleri yer aldı.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) de konuyla ilgili yazılı açıklama yaptı.

Açıklamada, “Bu karar sadece çocuklarımızda engellenebilir zekâ geriliklerinin artışına neden olmayacaktır; bu yolun açılması zincirleme olarak birçok hastalık durumunda kendi kararını veremeyecek çocuklar hakkında ailelerin keyfi kararlar alarak çocukların tanı ve tedavilerini reddetmelerine zemin hazırlayacaktır” denildi.

Topuktan kan alınması zararlı mı?

BBC Türkçe‘ye konuşan Hacettepe Üniversitesi Çocuk Hastanesi Beslenme ve Metabolizma Bölümü Başkanı Profesör Doktor Ayşegül Tokatlı, topuktan kan alma işleminin bebeklere zarar vermediğini söyledi.

Tokatlı, “Çocuk ve yetişkinden kapiller kan parmaktan alınır, ilk ayda bebeğin parmağından kan alınması zordur, hatta imkansızdır, bu nedenle topuktan alınır. Bunun zararlı olduğunu ifade etmek mantığın alacağı bir şey değildir” dedi ve ekledi:

“Anne babalar bebeklerinden kan aldırmazsa her yıl bu hastalıklarla yüzlerce, belki binlerce bebek geriye dönüşü olmayan olumsuzluklar yaşadıktan sonra tanı alacaklardır. Hatta bunların bir kısmı ölüme yol açabilen hastalıklardır ve bebekler erken tanım durumunda tedavi edilebilecek hastalıklar yüzünden ölebilir, hayatta kalanlar da engelli kalabilir.”

TTB Başkanı Prof. Dr. Alpay Azap da topuk kanı uygulamasıyla ilgili “Bebeğin yalnızca canı yanabilir, bunun dışında hiçbir zararı yok. Ama karşılığında paha biçilmez bilgilere ulaştığımız, bebekleri ciddi hastalıktan, ölümden koruyabileceğimiz bir işlem” ifadelerini kullandı.

Topuk kanı nasıl fark yaratıyor?

Türkiye’de “Ulusal Tarama Programı” kapsamında uygulanan yenidoğan tarama testleri ile Fenilketonüri (PKU), Konjenital Hipotiroidi, Biyotinidaz Enzim Eksikliği, Konjenital Adrenal Hiperplazi, Kistik Fibrosis ve Spinal Musküler Atrofi (SMA) gibi kalıtımsal hastalıkların varlığı tespit edilebiliyor.

BBC Türkçe‘ye konuşan Prof. Dr. Alpay Azap, erken teşhisin özellikle PKU hastaları için büyük öneme sahip olduğunu şu sözlerle vurguladı:

“Bu hastalığa sahip bebekler bir proteini kullanamıyor, o da beyin ve sinir dokusunda birikiyor. Zamanla zeka geriliği ve sinir sistemi sorununa yol açıyor. Ama kişi bu proteini içermeyen bir diyetle beslenirse sağlıklı bir insan olarak hayatını sürebiliyor.”

PKU Aile Derneği Başkanı Deniz Yılmaz Atakay, erken tanının kızının hayatını kurtardığını söyledi.

Atakay, BBC Türkçe‘ye verdiği demeçte “PKU Aile Derneği hikayesi Kızım Lâl ile başladı. 2001’de PKU tanısı aldı. Tanı aşamasında engelli olma durumundan bahsediliyordu. Doğru tedavi ve diyet uygulanmazsa zihinsel engelli olacağı söylendi. Kızımın topuk kanı sayesinde erken tanı alması hayat kurtarıcı oldu” dedi ve ekledi:

“PKU’lu birine maksimum 5-10 gün içinde tanı konulduğu takdirde, ki Türkiye ortalaması 20 gündür, hayat boyu tedaviyle ve özel, düşük proteinli beslenmeyle gayet sağlıklı, hatta ve hatta toplumda örnek alınabilecek düzeyde yetkin bir birey olabilir. Bunu çocuklarımızdan gayet iyi biliyoruz.”

Kaynak ve haberin devamını okumak için tıklatınız: https://www.bbc.com/turkce/articles/c2078xl5ny2o

Beynin her anıyı 3 kere kopyaladığı ortaya çıktı.

Araştırmacılar, beynin her bir anıyı üç kez kopyaladığına dair önemli bir bulguya ulaştılar. Bu keşif, hafızanın nasıl çalıştığını daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor. Beynin anıları üç kez kopyalama süreci, anıların daha kalıcı ve sağlam bir şekilde depolanmasına katkıda bulunuyor. Peki bu süreç nasıl işliyor ve neden önemli?

1. Anıların Depolanması ve Hatırlanması

Beyin, yaşadığımız olayları ve edindiğimiz bilgileri anılara dönüştürerek depolar. Ancak bu süreç, sanıldığından daha karmaşıktır. Beyin, bir anıyı oluşturduktan sonra, bu anıyı farklı zamanlarda tekrar tekrar işleyerek üç ayrı kopya oluşturur. Bu kopyalar, aynı anının farklı versiyonları gibi düşünülebilir, ancak hepsi aynı olayın hatırlanmasını sağlar.

2. Beynin Kopyalama Süreci

Beynin bu kopyalama süreci, anıların daha uzun süre hatırlanmasına yardımcı olur. İlk kopya, anının taze olduğu, yani olayın hemen ardından oluşturulur. İkinci ve üçüncü kopyalar ise, anının üzerinden biraz zaman geçtikten sonra beyinde yeniden işlenir. Bu kopyalama işlemi, anıyı pekiştirir ve daha sonra hatırlanmasını kolaylaştırır.

3. Unutmayı Önleme ve Anıları Pekiştirme

Bu üç kez kopyalama mekanizması, beynin anıları unutmasını önler. Beyin, zaman içinde bir anıyı unutmamak için bu kopyaları kullanır. Örneğin, önemli bir olay yaşadığınızda, beyniniz bu olayı farklı zamanlarda tekrar hatırlayarak kopyalar. Bu sayede, anı daha kalıcı hale gelir ve unutulma olasılığı azalır.

4. Bilimsel Önemi

Bu bulgu, hafıza ile ilgili birçok bilimsel araştırmanın temelini oluşturabilir. Özellikle, hafıza bozuklukları ve Alzheimer gibi hastalıkların tedavisi için yeni yöntemler geliştirilmesinde kullanılabilir. Anıların nasıl kopyalandığını ve pekiştirildiğini anlamak, hafızanın güçlendirilmesi ve unutkanlığın önlenmesi için de yeni stratejilerin önünü açabilir.

Bu araştırma, beynin anıları nasıl işlediğine dair yeni ve heyecan verici bir bakış açısı sunuyor. Beynin bu çoklu kopyalama mekanizması, hafızanın gücünü ve dayanıklılığını artırıyor, bu da hem bireysel hatıralarımızı hem de genel öğrenme yeteneğimizi etkiliyor.

Kaynak: Bilimsel paylaşımlar sitesi