COVID-19’un zihinsel sağlık sorunları riskini arttırdığı ortaya çıktı. için yorumlar kapalı
Yeni bir araştırma, COVID-19 hakkında şaşırtıcı verileri ortaya çıkardı. Araştırmaya göre hafif veya şiddetli COVID-19 geçiren kişilerde zihinsel sağlık sorunları riski artıyor.
COVID-19 hakkında gerçekleştirilen yeni bir çalışmada, virüsün kaygı, depresyon, madde kullanım bozuklukları, bilişsel gerileme ve uyku bozuklukları gibi zihinsel sağlık sorunlarının gelişmesinde katkıda bulunduğu ortaya çıktı.
Zihinsel sağlık üzerinde büyük etki bırakıyor
Mart 2020 tarihi ile Ocak 2021 arasında teşhis edilen yaklaşık 150.000 COVID-19 hastasını, beş milyondan fazla kişiden oluşan iki kontrol grubu ile karşılaştıran yeni araştırmaya göre, COVID hastaların yüzde 18’indenfazlasının akut bir enfeksiyondan kurtulduktan sonraki bir yıl içerisinde bir veya daha fazla zihinsel sağlık sorunu yaşadığı tespit edildi.
COVID-19’a yakalanmayan kişilere kıyasla, iyileşen hastaların depresyon geliştirme olasılığının yüzde 40, anksiyete geliştirme olasılığının yüzde 35 ve uyku bozuklukları yaşama olasılığının yüzde 41 daha fazla olduğu bildirlirken, Washington Üniversitesi’nden araştırmacı Ziyad Al-Aly, virüsün kişilerin zihinsel sağlığı üzerinde derin bir etkisi olduğunu söylüyor.
Ayrıca araştırmada paylaşılan veriler hakkında Aly, ”Bunu bir perspektife oturtmak gerekirse, COVID-19 enfeksiyonları muhtemelen dünya çapında 14,8 milyondan fazla yeni ruh sağlığı bozukluğu vakasına, ABD’de ise 2,8 milyon yeni ruh sağlığı bozukluğu vakasına katkıda bulunmuştur” sözlerini dile getirdi.
Bu ürün kansere neden oluyor ve her gün yiyoruz için yorumlar kapalıbilim, Kanser genetiği
Kırmızı et tüketiminin kansere yol açabileceğini onkolog Andrey Pylev düşünüyor. Kahve ve çikolata da patolojilere neden olabilir, ancak bunlar öncelikle kanserle ilişkili değildir.Kanıtlanmış diyet faktörlerinden aşırı kırmızı et tüketimi, kimyasal olarak işlenmiş et tüketimi ve diyetteki lif miktarının azalması doktor tarafından belirtilmiştir.Onkolog, alkölün sadece dolaylı olarak kanserin gelişimine katkıda bulunduğunu belirtti. Ayrıca, Pylev çok sıcak yiyeceklerin tüketilmemesi gerektiğini önerdi.Araştırmalar, meyve, sebze, tam tahıllarla zengin ve işlenmiş et miktarını sınırlayan bir diyetin bazı kanser türlerinin gelişim riskini azaltabileceğini göstermiştir.
Bu nedenle beslenmenize dikkat etmek ve sağlıklı yiyecekler seçmeye çalışmak önemlidir. Ayrıca sigara içmekten ve diğer uyarıcılardan kaçınılmalı ve aktif bir yaşam tarzı sürdürülmelidir, bu da kanser gelişimini önlemeye ek olarak yardımcı olabilir.Margarin ve mayonez, tehlikeli katkı maddeleri (trans yağlar) nedeniyle. Bu ürünlerin tüketimi toplam beslenme oranının 1/4-1/5’ini aşarsa, bağırsak, meme bezleri ve prostat kanseri riski keskin bir şekilde artar.Sıhhatli bir yaşam tarzının, düzenli fiziksel aktivitenin ve kötü alışkanlıklardan kaçınmanın sağlığın korunması ve ciddi hastalıkların, özellikle kanserin riskini azaltmanın anahtarı olduğunu unutmayalım. Sağlığımızı düşünelim ve daha iyi bir yaşam için bilgece bir seçim yapalım.
İnsanın genetik şifrelerini sonsuza kadar saklayacak ‘Hafıza Kritali’ geliştirildi! için yorumlar kapalı
Bilim insanları, insan genomunu milyarlarca yıl boyunca koruyacak bir ‘hafıza kristali’ üzerinde depoladı.
Dünyanın en dayanıklı dijital depolama ortamı olarak Guinness Rekorlar Kitabı’nda yer alan bu kristal, insanlığın yok olma riskiyle karşılaşması durumunda genetik kodumuzu koruma amaçlı geliştirildi. Eğer bu plan başarısız olsa bile, cihazın gelecekte, milyarlarca yıl sonra bile, başka bir zeki varlık tarafından bulunup okunma ihtimali bulunuyor.
Son on yılda, en dayanıklı veri depolama ortamı olarak kristaller ön plana çıkıyor. Özellikle, 2014 yılında Southampton Üniversitesi’nden optoelektronik profesörü Peter Kazansky liderliğindeki bir ekip tarafından geliştirilen nanoyapılı cam diskler, 360 terabayt veri kapasitesine sahip. Oda sıcaklığında 300 kuintilyon yıl boyunca stabil kalabilen bu diskler, 374 Fahrenheit derecede 13.8 milyar yıla kadar dayanıklılığını sürdürüyor. Yüksek ve düşük sıcaklıklara, 10 ton/santimetrekareye kadar doğrudan darbelere ve kozmik radyasyona maruz kalmaya karşı gösterdiği direnç ile bu teknoloji, elektronik bilgilerin güvenli bir şekilde saklanmasında öncelikli tercihler arasında yer alıyor.
ÜÇ MİLYAR KARAKTERDEN OLUŞAN İNSAN GENETİĞİ
Kazansky ve ekibi, üç milyar karakterden oluşan insan genomunu bu ‘5D hafıza kristali’ne kodlamak için ultra-hızlı lazerler kullanarak diskin silika tabanındaki boşluklara 20 nanometre genişliğinde yazılar oluşturdu. Geleneksel bilgi kayıt araçlarının iki boyutlu olmasına karşın, bu kristal “5D” olarak tanımlanan bir sistem kullanarak, malzeme boyunca iki optik boyut ve üç mekansal koordinat ile bilgi yazıyor.Voyager misyonunun ikonik Altın Kayıtları’ndan ilham alan araştırmacılar, diskin üzerinde nasıl kullanılacağını açıklayan görsel anahtarlar, insanın erkek ve dişi temsilleri, evrensel elementler olan hidrojen, oksijen, karbon ve azot gibi bilgilerin yanı sıra DNA’nın moleküler yapısını da içeriyor.
GELECEK VİZYONU: SENTETİK İNSANLAR
Kazansky’nin ekibi, mevcut teknolojinin bu diskin amaçladığı türden bir uygulamaya henüz yeterli olmadığının bilincinde. Ancak, 2010 yılında sentetik bakterilerin yaratılması gibi sentetik biyoloji alanındaki ilerlemeler, gelecekte yapay olarak yaratılmış insanlar, bitkiler ve hayvanların mümkün olabileceği fikrini destekliyor. Kazansky, “Basit organizmaların genetik materyallerinin sentezlenip mevcut hücrelerde kullanılarak laboratuvar ortamında canlı örnekler oluşturulabileceğini biliyoruz,” dedi. “5D hafıza kristali, diğer araştırmacıların karmaşık organizmaların yeniden yaratılabileceği bir genetik bilgi deposu oluşturması için olanaklar sunuyor.”Şu an için insan genomunun kodlandığı ‘5D hafıza kristali’, Avusturya’daki dünyanın en eski tuz madeninde bulunan Hafıza Mankind arşivinde saklanıyor. Planlandığı gibi giderse, bu değerli bilgi, belki de hiç ihtiyaç duyulmadan, gelecekte var olmaya devam edecek.Bu yenilikçi çalışma, insanlık tarihinin en büyük zaferlerinden biri olarak kaydedilmekte ve gelecekte bilimin ilerlemesiyle birlikte belki de daha büyük keşiflerin kapısını aralıyor.
Japon bilim insanları yakalanan CO2’yi yeşil yakıta dönüştürüyor. için yorumlar kapalı
Japon bilim insanlarından çığır açan teknoloji hamlesi. Yeni elektrokimyasal hücre, yakalanan karbondan elde edilen bikarbonatı güçlü bir yeşil yakıt olan formata dönüştürüyor.
Tokyo Metropolitan Üniversitesi’ndeki bilim insanları CO2 yakalama ve kullanma teknolojisinde önemli bir atılım gerçekleştirdi. Yakalanan CO2’den elde edilen bikarbonat çözeltisini, format çözeltisine verimli bir şekilde dönüştürebilen yenilikçi bir elektrokimyasal hücre tasarladılar.
Yeşil yakıt üretimi için elektrokimyasal hücre geliştirildi
Bu format çözeltisi güçlü bir yeşil yakıt kaynağı anlamına geliyor. Yeni teknoloji, reaktif karbon yakalama (RCC) alanındaki önemli zorlukları ele alıyor ve genellikle daha fazla enerji gerektiren geleneksel gaz beslemeli yöntemlerle karşılaştırılabilir seviyelerde performans gösteriyor.
Araştırmacılar, “Atmosferik CO2’yi yararlı kimyasallara ve yakıtlara dönüştürmek için karbon yakalama ve kullanma, karbon nötr veya negatif emisyonlu bir geleceğe ulaşmak için elzemdir” dediler. Bu açıklama, araştırmalarının karbon emisyonlarını azaltma ve iklim değişikliğiyle mücadele konusundaki küresel çabalara olası etkisinin altını çiziyor.
Araştırmacılar karbon yakalama teknolojisindeki temel soruya dikkat çekti: Yakalanan karbondioksitle ne yapacağız? CO2’yi yakıt hücrelerinde güç üretebilen bir madde olan formata dönüştürmek için elektrokimyasal hücreler kullanılmasını önerdiler. Yeni hücre, yüksek akımlarda yüzde 85 verimlilik elde ederek ümit verici sonuçlar gösterdi.
Bu performans mevcut tasarımları geride bırakıyor. Hücrenin ayrıca 30 saatten fazla bir süre kararlı kaldığı ve bikarbonatın formata neredeyse tamamen dönüştüğü görüldü. Suyun uzaklaştırılmasından sonra son ürün kullanıma hazır katı kristal format yakıt haline geliyor. Bu bulgular, bu teknolojinin toplumun daha yeşil enerji kaynaklarına geçişinde önemli bir rol oynayabileceğini düşündürüyor.
Neuralink’in körlüğü gideren Blindsight implantı ‘çığır açan cihaz’ unvanı aldı. için yorumlar kapalı
Elon Musk’ın beyin çipi girişimi olan Neuralink, kısa bir süre önce FDA’dan (Food and Drug Administration – Gıda ve İlaç İdaresi) Blindsight implantı ‘çığır açan cihaz’ unvanı aldı.
Elon Musk’ın beyin çipi girişimi olan Neuralink, deneysel implantının körlere görme yeteneğini geri kazandırabileceğini duyurdu. ABD’de FDA’a (Food and Drug Administration – Gıda ve İlaç İdaresi) ise bu implant için kısa bir süre önce ‘çığır açan cihaz‘ unvanını verdi.
FDA’nın çığır açan cihaz tanımlaması, yaşamı tehdit eden durumların tedavisini ya da teşhisini sağlayan belirli tıbbi cihazlara veriliyor. Bu tanımlama, halihazırda geliştirilmekte olan cihazların geliştirilmesini ve incelenmesini hızlandırmayı amaçlıyor.
Neuralink’in kurucusu Elon Musk ise sahip olduğu X’te yeni Blindsight implantı için iddialı açıklamalarda bulundu: “Neuralink’in Blindsight cihazı iki gözünü ve optik sinirini kaybedenlerin bile görmesini sağlayacak. Görsel korteksin sağlam olması koşuluyla, doğuştan kör olanların bile ilk kez görmesini sağlayacak. Beklentileri doğru ayarlamak için, görüş ilk başta Atari grafikleri gibi düşük çözünürlüklü olacak, ancak sonunda doğal görüşten daha iyi olma potansiyeline sahip olacak ve Geordi La Forge gibi kızılötesi, ultraviyole ve hatta radar dalga boylarında görmenizi sağlayacak“.
Neuralink’in Blindsight cihazı için insan deneylerine ne zaman başlayacağı ise şimdilik belirsiz. 2016 yılında Musk ve bir grup mühendis tarafından kurulan Neuralink, insan kafatasının içine yerleştirilebilen bir beyin çipi arayüzü (BCI) inşa ediyor. Bu geliştirilen implantlar ile engelli hastaların tekrar hareket etmesine, iletişim kurmasına ve ayrıca görme yetisini geri kazanmasına yardımcı olabileceğini söylüyor.
Neuralink’in cihazı, bilgisayar ya da telefon gibi cihazlara iletilebilecek sinirsel sinyalleri işleyen ve ileten bir çipe sahip. Firma halihazırda felçli hastalara tek başlarına düşünerek dijital cihazları kullanma becerisi kazandırmak üzere tasarlanmış bir implantı ayrıca test ediyor. Bu implantı alan kişiler sadece düşünceleri ile bilgisayar oyunları (Counter Strike gibi) dahi oynayabiliyor.
2024 James Dyson Ödülü ulusal kazananı ALGBIO oldu için yorumlar kapalı
2024 yılı James Dyson Ödülü’nün Türkiye ayağının kazananı Algbio, CO2 (Karbondioskit) yakalamak ve atık suları arıtmak için mikroalgleri kullanarak sürdürülebilir çözümlere bir yenisini ekliyor.
Problem: Dünyada hızla artan sanayileşme ve kentleşme, su kaynaklarını kirletirken, atmosfere büyük miktarda sera gazı salınmasına neden oluyor. Bu durum, iklim değişikliği ve biyolojik çeşitliliğin azalması gibi küresel sorunları tetikliyor. Bu yılın James Dyson Ödülü Türkiye Ulusal Kazananı Algbio da, CO2 emisyonları ve atık sularla mücadele ederek bu önemli problemlere çözüm sunuyor.
İcat: Algbio, CO2 yakalamak ve atık suyu arıtmak için mikroalgleri kullanıyor. Bu sistem, mikroalglerin büyümesini optimize eden biyoreaktörler sayesinde bunları biyoyakıtlara ve biyoplastiklere dönüştürüyor. Böylece emisyonları azaltıyor, su kalitesini iyileştiriyor, iklim değişikliğini hafifletiyor, deniz ve hava kirliliği, fosil yakıtlar ve son olarak plastik kirliliği gibi sorunları çözüyor.
Proje, atık yönetimi ve karbon emisyonlarının azaltılmasına katkı sağlayarak, çevreyi koruma ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşma konusunda topluma fayda sağlıyor. Algbio’nun mikroalg büyümesini optimize etmeye odaklanması, gelişmiş karbon yakalama ve atık su arıtımı için alg büyümesini en üst düzeye çıkarmak üzere kanal havuzlarının kullanımı da dahil olmak üzere gelişmiş mühendislik stratejilerine odaklanan 3 ton kapasiteli bir operasyonun kurulmasına yol açtı. Bu havuzlar, azot ve fosfor gibi kirleticilerin yüzde 95’ine kadarını etkili bir şekilde gidererek geleneksel yöntemleri geride bıraktı. Mikroalglerden biyoyakıt üretiminin titizlikle test edilmesi, maliyet etkinliğini ve mevcut motorlarla modifikasyon olmaksızın uyumluluğunu gösteriyor.
Genç mühendisler, tasarımın ilham kaynağının, İstanbul gibi büyük şehirlerde ve dünya genelinde gözlemledikleri ciddi çevresel sorunlar olduğunu söylüyor. Özellikle İstanbul’da denizlerdeki müsilaj sorunlarının ve yoğun CO2 emisyonlarının, şehrin biyolojik çeşitliliğini ve ekosistemini tehdit ettiğini vurguluyorlar.
Algbio, 2024 James Dyson Ödülü Ulusal Kazananı olarak, medya görünürlüğünün yanı sıra projeyi geliştirme ve ticarileştirmede atacağı sonraki adımları desteklemek üzere 5.000 Sterlin’lik ödülün de sahibi oldu. Kazandıkları bu ödülün, projelerini bir sonraki aşamaya taşımak için büyük bir fırsat olacağını söyleyen genç mühendisler, bu fonu, prototiplerini daha da geliştirip test etmek ve tasarımlarını iyileştirmek için kullanmayı planladıklarını, böylelikle bu sürecin, hem ulusal hem de uluslararası pazarda daha güçlü bir konuma gelmelerini sağlayacaklarını belirtiyorlar.
Algbio, 2018 yılında Marmara Üniversitesi Biyomühendislik Bölümü’nden mezun olan, yüksek lisansını Yıldız Teknik Üniversitesi Biyomühendislik üzerine yapmış ve hali hazırda Doktorasını da Yeditepe Üniversitesi Biyoteknoloji üzerine yapan Selen Şenal ve Gebze Teknik Üniversitesi Biyomühendislik Bölümü’nden mezun Ceyda Güneş tarafından tasarlandı.
James Dyson Ödülü Ulusal Kazananı Selen Şenal ödüle dair şunları söyledi: “James Dyson Ödülü’ne başvurmamızın temel nedeni, yenilikçi mühendislik çözümlerimizle küresel çevre sorunlarına dikkat çekmek ve bu sorunlara etkili çözümler sunma arzumuzdur. Yarışma, projelerimizi dünya çapında tanıtmak ve daha geniş bir kitleye ulaştırmak için önemli bir fırsat sundu. Yarışma hakkında bilgiyi sosyal medya toplulukları aracılığıyla edinmiştik.”
Dyson jüri temsilci grubunda yer alan Dyson’da Kıdemli Mekatronik Mühendisi Mehmet Akbulut ise, “Dyson’da dünya problemlerine çözüm bulmaya çalışırken, bir yandan da bu çözümlerin sürdürülebilir, çok yönlü ve az maliyetli olmasına özen gösteriyoruz. Algbio projesi atık sular ve CO2 emisyonları gibi global düzeyde de çok büyük problem olarak gözüken sorunlara çözüm olurken aynı zamanda biyoyakıt ve biyoplastik üretiyor. Ülkemizin böylesine prestijli bir yarışmada böylesine güçlü bir projeyle de boy göstermesi ayrıca mutluluk verici. Ulusal kazananımızı tebrik ediyorum ve ona global yarışmada başarılar diliyorum.” dedi.
Algbio, James Dyson Ödülü’nün bir sonraki aşaması olan,16 Ekim’de Dyson mühendisleri tarafından seçilecek uluslararası İlk 20 listesine kalmaya çalışacak. Ardından 13 Kasım’da da James Dyson tarafından seçilecek uluslararası kazananlar açıklanacak.
İnsanların daha uzun yaşaması için büyük bir plan başlatıldı. için yorumlar kapalıBİLİM, DENEY
İnsanların daha uzun yaşaması için büyük bir plan başlatıldı.
Çinli araştırmacılar, insanların daha uzun ve sağlıklı bir ömür sürmeleri amacıyla yeni bir uluslararası plan başlattı. İnsan Genom Projesi‘nin (Human Genome Project – HGP) başarısını temel alan bu yeni aşama, dünya nüfusunun yüzde 1’inin, yani 80 milyon kişinin genomunun sıralanmasını/dizilmesini hedefliyor. Bu iddialı proje, genetik hastalıkların teşhis ve tarama testlerini geliştirmeyi ve halk sağlığında yeni bir dönem başlatmayı amaçlıyor.
Çalışmada Türkiye’de var
Proje, 15 ülkeden araştırmacıların ortak çalışmasıyla yürütülüyor. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bu ülkeler arasında Çin, ABD, İngiltere, Fransa ve Japonya gibi bilimsel güç merkezleri de yer alıyor. HGP2 olarak adlandırılan bu ikinci aşamanın temel amacı, insan genomu üzerinde daha derin bir anlayış geliştirmek ve sağlıklı yaşam süresini uzatmak için genom bilgilerini kullanmak.
Hedef daha uzun ve sağlıklı bir yaşam
HGP2, ileri teknolojiler, veri analitiği ve müdahale yöntemlerini kullanarak, genetik hastalıkları önlemenin ve sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesinin yolunu açmayı hedefliyor. Hedeflenen ilk aşama dünya nüfusunun yüzde 1’inin genomunun dizilenmesi olsa da, proje bu oranla sınırlı kalmayacak. Araştırma ekibi, HGP2’nin küresel sağlık politikalarında yeni bir paradigma yaratarak tüm insanlığa sağlıklı ve uzun bir yaşam yolunu açacağını ifade ediyor.
İnsan Genom Projesi, 1990 yılında Amerikan doktor-genetikçi Francis Collins liderliğinde başlatılmış, finansmanı ABD tarafından sağlanmış ve 2003 yılında tamamlanmıştı. 3 milyar DNA harfini dizileyen bu uluslararası proje, atomu parçalamak ya da Ay’a gitmek kadar büyükbir bilimsel başarı olarak kabul ediliyor. O dönemki uluslararası konsorsiyuma Çin, İngiltere, Fransa, Almanya ve Japonya gibi ülkeler de katılmıştı.
İngiltere’de Yeni Kan Grubu Keşfedildi: MAL için yorumlar kapalıBİLİM, SAĞLIK
Hamile bir kadından alınan kan örneğini inceleyen uzmanlar, kanın bilinen bir molekülden eksik olduğunu keşfetti. Bu keşif sonrasında bağlayan ve yaklaşık 50 yıl süren çalışmalar sonrasında yeni kan grubu keşfedildi. Artık bu genetik işaretleyiciler tanımlandığına göre, hastaların negatif MAL kan grubunun kalıtsal olup olmadığını veya baskılanmaya mi bağlı olduğunu test etmek mümkün olacak.
Bu yayılma, hamile bir kadından alınan kan örneğinde bilinen bir molekülün kaybolmasıyla fark edilmeye başladı. Bu eksik molekülün ne olduğu anlaşılamayınca, kullanılan kan gruplarını kullanımda kullanılan mevcut sistemlerin ötesinde yeni bir kan grubu parçalarını ayırmak mümkündür. Yaklaşık 50 yıl süren olayların sonucunda, bilim insanlarının eksikliğinin aslında yeni bir kan gruplarının varlıkları işaretlenerek belirlendiler. Bu yeni kan grubu MAL kan grubu adını aldı.
Kan grupları, kanda bulunan antijenlerin (yüzey proteinlerinin) varlığı veya yokluğu ile belirlenir. En bilinen kan grubu sistemleri olan ABO ve Rh sistemlerine ek olarak, bilim insanları aracılığıyla başka daha nadir kan gruplarını da keşfettiler. MAL kan grubu da bu nadir gruplardan biridir. Yeni bir kan ayrılıkları, özellikle kan nakli ve üreme gibi kritik dağılıma sahiptir. Yanlış kan grubuna sahip bir kan nakli, sistemin sistemine ve hayati tehlike yaratabilecek bir yola yol açabilirsiniz. Aynı şekilde hamilelik sırasında anne ve fetüsün kan grupları uyuşmazsa, bu durum ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.
Bu yeni iyileşmeyle birlikte, kanın genetik değişimi ve bu tür nadir kan gruplarının nasıl kalıtlandığının anlaşılması mümkün hale geldi. Kandaki genetik yapının genetik yapısı, yani bir kişinin belirli bir kan grubuna sahip olup olmayacağı, genlerle belirlenir. Uzmanlar artık negatif MAL kan gruplarının varlığını genetik yapı sayesinde ortaya koymaya çalışıyor.
Bu tür genetik testler, MAL kan gruplarının taşıyıcılarının kimler olduğunu daha iyi anlamamıza olanak tanır ve hem kan nakli hem de hamilelik gibi tıbbi bakımın daha güvenli protokollerinin tedavilerini sunmasını sağlar. Özellikle nadir kan grubunu taşıyan bireyler için bu tür tedavilerin, daha kişiselleştirilmesinin ve güçlendirilmesinin azaltılmasına yardımcı olabilir.
Kaynak: Moleküler biyoloji ve genetik bilimler sitesinde okunan bir haber yazısından esinlenerek yapay zeka sayesinde düzenlenmiş bir yazıdır.
Leopar gekosunun özelleşmiş derisi için yorumlar kapalısıradışı deneyler
Leopar gekosunun türü, bilim insanlarının doğasındaki ileri düzey mühendislik örneklerinden biri olarak görülen karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu yapı, hidrofobik (su itici) özellikler sergileyen özel mikroskobik yüzey desenleri içerir. Hidrofobik yapılar, su damlalarının aralıklarını önleyerek damlaların daralmasını zorlaştırır
Bu yapıların özelliği, suyun yüzeyindeki verinin yerine küresel damlalar halinde korunmasını sağlar. Su damlaları, bu yüzeylerden kolayca uzaklaştırılabilir, çünkü yüzeyle olan temas alanı oldukça azdır. Bu hidrofobik özellikler, suyun akış güçlerini en aza indirerek, su damlalarının rüzgar veya depoları gibi dış etkenlerle daha hızlı süpürülmesini sağlar. Mesela çiğ damlaları leopar gekosunun üzerinde uzun süre kalır; içindekiler sayesinde kayar veya rüzgarla taşınan
Bu özellik, gekoların doğal ortamlarında kuru kırılma ve derilerinin nemle kaplanmasını engelleyerek, parazitlere veya diğer patojenlere karşı korunmalarına yardımcı olur. Ek olarak, bu yapılar, biyomimetik uygulamalarda ilham kaynağı olabilir. Bilim insanlarının bu tür doğal tasarımları, su geçirmez yüzeyler veya temizlenmesi kolay teknolojilerin geliştirilmesi için incelenebilir.
Deneyin görselleştirme etkisi, bu hidrofobik yapıların devamında gözle görülür şekilde ortaya çıkar. Suyun bu özel yüzeylerden hızla kayması, doğadaki bu mükemmel mühendislik harikasını daha iyi anlamamıza yardımcı olur
Kaynak: Sıradışı bilim sitesinden alınan kısa video yapay zeka ile desteklenmiştir.
Araştırma: İngiltere’de kanser tedavisine 62 gün içinde başlama hedefi tutturulamıyor için yorumlar kapalısağlık
Jayne Gray (sağda), tedavi başlangıcı için hedef süre olan 62 günden daha fazla bekledikten sonra 2021’de hayatını kaybetti.
İngiltere Kanser Araştırma Vakfı’nın BBC için yaptığı özel analize göre, ülkede farklı kanser türleri için bekleme sürelerinde ‘kabul edilemez’ düzeyde farklılıklar görülüyor.
Baş, boyun ve mesaneyi etkileyen kanser hastaları en uzun tedavi bekleme süreleriyle karşı karşıya.
Bu hastaların yalnızca yarısından biraz fazlası hedef süre olan 62 gün içinde tedaviye başlayabildi.
Kan, kemik iliği ve deri kanseri hastaları ise büyük olasılıkla tedavilerine zamanında başlıyor. Kanser Araştırma Vakfı, bu farklılıkların yaşamları riske attığı uyarısında bulunurken, ameliyattaki her dört haftalık gecikmenin birçok kanser türünde ölüm riskini % 6 ila 8 arttırdığını gösteren araştırmaya dikkat çekiyor.
Leicestershire bölgesinden 64 yaşındaki Jayne Gray 2021’de, mesane kanserinin böbrek yetmezliğine yol açması nedeniyle ölmüştü.
Kanser geçmişi olmasına kaşın, Jayne aile doktorunun acil sevk etmesinden sonra tedavi için 74 gün bekledi.
Kanser Araştırma Vakfı, ürolojik kanser türlerinden biri olan mesane kanseri hastalarının en uzun bekleme sürelerinden biriyle karşı karşıya olduğunu belirtiyor.
Jayne’in 38 yaşındaki kızı Amy “Tedavisinin başlamasını beklemek işkence gibiydi. Ona öncelik verilmeliydi. Daima, daha çabuk tedaviye başlasaydı farklı olur muydu diye şüphe içine olacağız” dedi.