1 bardak kahve içince neden tuvaletiniz geliyor?

Biliyor Muydunuz?
Kahve, sindirim sistemini uyararak bağırsak hareketlerini teşvik edebilir. Bunun nedeni, kahvenin kafein ve diğer bileşenlerinin bağırsaklardaki hareketliliği artırmasıdır.Doktor Hussain Ahmad,sindirim sisteminizi tetikleyebilecek asitler ve yağlar içerir.
Bu yüzden birçok insan kahve içtikten sonra tuvalete çıkma isteği duyuyor.Gastroenterolog Kenneth Brown da bu sorunun sizi nasıl etkilediği hakkında konuştu. Dr. Brown, kafeinin kabızlık çekenler için doğal bir çözüm olabileceğini söylüyor. “Ancak bazı kişilerde ishale de neden olabiliyor ” diyor.Dr. Brown, kahve çekirdeklerinin klorojenik asit adı verilen bir maddeye sahip olduğunu ve bunun bir tür antioksidan olduğunu açıkladı. “Bu bileşik bağırsaktaki kasları uyararak bağırsak hareketlerini tetikleyebilir” dedi.
Yeni Bir Araştırmaya Göre Evrende Karanlık Madde Bulunmuyor Olabilir!
Yeni bir araştırmaya göre karanlık maddeyi bulma çalışmaları asla olumlu sonuç vermeyecek çünkü evrende kara madde bulunmuyor.
Evrenin oluşumuna dair şu anda en çok kabul gören teorik modele göre evren normal madde, karanlık madde ve karanlık enerjiden oluşuyor. Ottawa Üniversitesi’nde gerçekleştirilen yeni bir açıklamaya göre bu hipotez doğru değil ve evrende karanlık madde diye bir şey bulunmuyor.Kozmolojide karanlık madde ifadesi, elektromanyetik alanlarla veya ışıkla etkileşime geçmeyen, sadece kütleçekim kuvveti ile gözlemlen yapılar için kullanılıyor. Öte yandan karanlık maddeyi henüz göremiyoruz ancak galaksilerin, gezegenlerin ve yıldızların davranışlarını açıklamakta kara madde etkisi de kullanılıyor.
Karanlık madde diye bir şey hiç olmayabilir!

Ottawa Üniversitesi Fen Fakültesi’nden Fizik Profesörü Rajendra Gupta, Ortak Değişkenli Çiftlenme Sabiti ve “yorgun ışık” teorilerini birleştirerek bu sonuca ulaştığını açıkladı. Bu teorinin temelinde ise kozmik takvimde tabiatın güçlerinin zaman içerisinde azalması ve ışığın mesafe kat ettikçe enerjisinin düşmesi fikirleri yer alıyor.
Genel kabul gören görüşe göre evrenin yaklaşık yüzde 27’si karanlık maddeden oluşuyor. Normal madde ise evrenin yalnızca yüzde 5’ini oluşturuyor. Kalan kısmın ise karanlık enerjiden oluştuğu düşünülüyor. Gupta’nın gerçekleştirdiği çalışma ise bu teoriye meydan okuyor. Gupta, daha önceki JWST gözlemlerinde evrenin yaşının 26,7 milyar olduğunun ortaya çıktığını, bu durumda da evrende karanlık maddenin var olmasına gerek olmadığını ifade ediyor. Öte yandan bu durum, evrenin açıklanması için karanlık maddenin olmadığı bir hipotez oluşturmayı da gerektiriyor.
Araştırma The Astrophysical Journal’de yayımlandı.
Kaynak: Ana kaynak
Fizikçiler, Ses Dalgalarının Yalnızca Tek Yönde İlerlemesini Sağlayacak Bir Cihaz İcat Etti
Bilim insanları, ses dalgalarının sadece tek bir yönde ilerlemesini sağlayacak bir cihaz icat etti.
ETH Zürih ve Lozan Federal Teknoloji Enstitüsü’nden bilim insanları, yaptıkları çalışma ile ses dalgalarının sadece tek bir yönde ilerlemesini sağlayacak yeni bir cihaz geliştirdiklerini açıkladı. Bu cihaz, disk benzeri bir yapı ve üç porttan oluşuyor. Cihaz pasif durumdayken bir porttan gelen ses diğer iki porttan da eşit derecede duyulabiliyor. Sistem aktif hâle getirildiğinde ise boşluğa belirli bir hızda hava akışı sağlanıyor. Bu hava akışı da bir porttan gelen sesin yalnızca 1 tane başka porttan duyulabilmesini sağlıyor.

Normal şartlar altında ses dalgaları birden fazla yönde hareket ederler. Gönderici ve alıcı yer değiştirse bile sesli iletişim devam eder. Bu sistemde ise ses tek yönlü hareket ettiriliyor. Böylece istenmeyen seslerin engellenmesi de sağlanıyor. Daha önce benzer sistemler geliştirilmiş olsa da yeni cihaz sesin kalitesinin ve şiddetinin düşmesine de engel oluyor.
ETH Zürih ekibi, ses dalgalarının güç kaybetmeden ilerlemesini sağlamak için farklı bir yaklaşım benimsedi. Diske giren hava, ses dalgası ile aynı frekansa getiriliyor. Böylece ses dalgaları güçlerini kaybetmek bir yana daha da güçlü şekilde iletiliyor. Bu cihazın ses dalgaları dışında elektromanyetik dalgaların yönlendirilmesi için de kullanılabileceği ifade ediliyor. Araştırma Nature Communications’ta yayımlandı.
kaynak: Ana kaynak
İLK DEFA BİR BEYİN HARİTALANDI VE BİLGİSAYARA YÜKLENDİ
Geçtiğimiz günlerde bilim dünyasında sessiz sedasız bir eşik daha aşıldı. Bilim insanları yakın zamanda Nature dergisinde 9 ayrı makalede bir “sineğin” beyninin eksiksiz, kusursuz, tüm bağlantıları ile haritalandığını duyurdular. Üstelik bu beyni dijitale aktarıp, ölmüş bir sineğin beyninden tepkiler de aldılar.
Kaynak: Ana kaynak
Bilim insanları sağlıksız yiyecekleri tespit edebilecek sensörler geliştirdi.

Ulusal Nükleer Araştırmalar Üniversitesi ve Rusya Bilimler Akademisi Biyo-organik Kimya Enstitiüsü uzmanları, Fransız Aix-Marseille Üniversitesi ve İngiliz Manchester Üniversitesi profesörleriyle beraber oldukça hassas optik sensörler geliştirdi. Bu sensörler sayesinde besinlerin içinde bulunan insan vücuduna zararlı maddeler tespit edilebilecek.
Ulusal Nükleer Araştırmalar Üniversitesi ve Rusya Bilimler Akademisi Biyo-organik Kimya Enstitiüsü uzmanları, Fransız Aix-Marseille Üniversitesi ve İngiliz Manchester Üniversitesi profesörleriyle beraber, biyotıp ve daha pek çok bilim alanında çığır açacak Fourier nano-dönüştürücüler üzerine çalışmaya başladı. Araştırma sonuçları, Advanced Optical Materials dergisinde yayınlandı.
Tek katmanlı bir altın nano-elementi yapısına sahip Fourier nano-dönüştürücüsünün yüzeyi, nano-periyodik olarak tasarlandı.
Araştırmayı yöneten Ulusal Nükleer Araştırmalar Üniversitesi’nde fizik mühendisi olan Andrey Kabaşin’in yaptığı açıklamaya göre söz konusu dönüştürücüler, elektriği ışık dalgasının en ince katmanında dahi yoğunlaştırabilmeleri yönünden benzersiz. Üstelik söz konusu ışık dalgasının optik özelliklerini tanımlayarak, özel olarak kodlanmış oranlarını bizlere iletebiliyor.
Kabaşin, ışık dalgası alanını yoğunlaştırmayı amaçlayan bu yöntem sayesinde iki boyutlu cisimlerin çok ince katmanlarındaki optik özelliklerin dahi tespit edilebileceğini belirtti.
Bir obje tarafından yayılan ışık, söz konusu uzak obje hakkında oldukça detaylı bilgiler verir. İki boyutlu plazmonik metamalzemelerle üretilen Fourier nano-dönüştürücüler, fonksiyonel bir ara yüz aracılığıyla ışığı iki boyutlu bir düzleme hapsediyor ve böylece cismin özelliklerine dair bilgiler topluyor.
Ardından edindiği bilgileri kodlayarak ayrık optik ışınlara iletiyor. Bu vesileyle iki boyutlu cisimlerin fiziksel özellikleri tanımlanabiliyor.
Gelişmeler, ilaç ve gıda sektöründe oldukça rağbet gören ancak pek çok insanın aşırı duyarlılık geliştirdiği yapay bir antibiyotik birleşimi olan kloramfenikol’un tespit edilmesini sağlayacak yeni bir metoda da önayak olmuş durumda. Söz konusu sensörler, gıdaların içerisinde antibiyotik bulunup bulunmadığını tespit ederek insan vücudu için zararlı olabilecek gıdaları erkenden tespit edebilecekler.
Araştırmalar, Fourier nano-dönüştürücüsü ile antibiyotik limiti tespiti yapmanın diğer yöntemlere nazaran bin kat daha etkin bir yol olduğunu gösteriyor. Yöntemin ne denli etkili olduğu; tehlikeli hastalıkların erken teşhisi, son derece hassas doping kontrolleri ile beraber gıda ve çevre izlemleri gibi pek çok alanda da gözlemlenebiliyor.
Fourier nano-dönüştürücüleri iki boyutlu cisimlerin keşfi için yeni kapılar aralarken, biyoalgı teknolojileri alanında da radikal gelişmelere önayak olabilir.
Kaynak ve devamını incelemen için : https://anlatilaninotesi.com.tr/20190718/bilim-insanlari-sagliksiz-yiyecekleri-tespit-edebilecek-sensorler-gelistirdi-1039700220.html
Araştırma: Kanseri erken teşhis edebilen yapay zeka modeli geliştirildi.

Bilim insanları, kanseri doğru bir şekilde teşhis edebilen bir yapay zeka modeli geliştirdi.
Kanser dünya çapında önde gelen ölüm nedenlerinden biri. Dünya Sağlık Örgütü‘ne (DSÖ) göre yılda yaklaşık 10 milyon kişi kanserden yaşamını yitiriyor. Bununla birlikte, çoğu durumda erken teşhis ve hızlı tedaviyle hastalık iyileştirilebilir.
İngiltere’de uzmanlar tarafından geliştirilen yapay zeka aracının, bilgisayarlı tomografi (BT) taramalarında bulunan anormal büyümelerin kanserli olup olmadığını belirleyebileceği düşünülüyor.
Lancet’in eBioMedicine dergisinde yayınlan araştırmaya göre, yapay zeka aracındaki algoritma, mevcut yöntemlerden daha verimli ve etkili bir şekilde çalışıyor.
Royal Marsden’dan Dr. Benjamin Hunter, “Yapay zekanın gelecekte erken teşhisi iyileştireceğini ve yüksek riskli hastaları belirlemede yardımcı olarak kanser tedavisini daha başarılı hale getireceğini umuyoruz” dedi.
Araştırmada yer alan ekip, radyomik kullanarak bir yapay zeka algoritması geliştirmek için büyük akciğer nodülleri olan yaklaşık 500 hastanın BT taramalarını kullandı. Teknik, insan gözünün kolayca tespit edemediği tıbbi görüntülerden hayati bilgiler çıkarabiliyor.
“İlk sonuçlara göre, modelimiz kanserli büyük akciğer nodüllerini doğru bir şekilde tanımlıyor gibi görünüyor” diyen Haunter, “Daha sonra, modelin akciğer kanseri riskini doğru bir şekilde tahmin edip edemeyeceğini görmek için teknolojiyi klinikte büyük akciğer nodülleri olan hastalar üzerinde test etmeyi planlıyoruz” diye ekledi.
‘Sınırları zorlamayı umuyoruz’
Baş araştırmacılardan Dr. Richard Lee ise “Bu çalışma sayesinde, yapay zeka gibi yenilikçi teknolojiler kullanarak hastalığın tespitini hızlandırmak için sınırları zorlamayı umuyoruz” ifadelerini kullandı.
Lee, “Akciğer kanserine erken evrede teşhis konulan kişilerin, kansere geç yakalananlara kıyasla 5 yıl boyunca hayatta kalma olasılıkları çok daha yüksek” değerlendirmesinde bulundu.
Yapay zeka modelinin, doktorların anormal büyümeleri olan hastalar hakkında daha hızlı karar vermesine de yardımcı olabileceği düşünülüyor. Fakat modelin sağlık sistemlerine girmesi için daha fazla test yapılması gerekecek.
Kaynak ve devamı için : https://anlatilaninotesi.com.tr/20230501/arastirma-kanseri-erken-teshis-edebilen-yapay-zeka-modeli-gelistirildi-1070418754.html
Hücre Atlası: Cildin yaşlanmasını geciktirebilecek yeni bir yöntem keşfedildi.

Araştırmanın bulgularının cildin yaşlanmasını geciktirmeye yardımcı olabileceği düşünülüyor.
Biyoloji dalında dünyanın en iddialı araştırma programlarından İnsan Hücresi Atlası projesi kapsamında, insan bedeninin kök hücreden nasıl deri hücreleri ürettiği keşfedildi. Bilim insanları laboratuvar ortamında az miktarda insan cildi üretmeyi başardı.
Araştırmanın bulgularının cildin yaşlanmasını geciktirmeye yardımcı olabileceği düşünülüyor.
Bununla birlikte cilt nakli için hücre üretimi ve yara izlerinin önlenmesinde kullanılabileceği belirtiliyor.
İnsan Hücresi Atlası projesi insan vücudunun her bir parçasının hücre hücre nasıl oluştuğunu anlamayı amaçlıyor.
Uluslararası projenin merkezi Cambridge Üniversitesi’ndeki Wellcome Sanger Enstitüsü.Projenin liderlerinden Prof. Muzlifah Haniffa, çalışmalarının hastalıkları daha etkin bir şekilde tedavi etmek; aynı zamanda insanları daha uzun süre sağlıklı ve hatta daha genç tutmak için yeni yollar bulunmasına yardımcı olabileceğini söyledi.
“Cildi manipüle edip yaşlanmayı önleyebilirsek daha az kırışıklığımız olacaktır.
“Hücrelerin ilk gelişiminden itibaren yetişkinlikteki yaşlanmaya kadar değişimlerini anlayabilirsek, ‘Organları nasıl canlandırabiliriz, kalbi, cildi nasıl gençleştirebiliriz? diye sorup bunları deneyebiliriz.”

Araştırmacıların bu aşamaya gelmesi yakın zamanda mümkün görünmüyor ancak anne karnındaki fetüste deri hücrelerinin nasıl geliştiğini anlama konusunda ilerleme kaydettiler.
Bir yumurta ilk döllendiğinde, tüm hücreler birbirinin aynıdır. Ancak üç hafta sonra, “kök hücre” adı verilen özel hücrelerdeki belirli genler devreye girerek talimatlar üretirler. Böylece vücudun uzuvlarını oluşturmak üzere toplanma ve özelleşme süreci başlar.
Araştırmacılar, vücudun en büyük organı olan cildi oluşturmak için hangi genlerin hangi zamanlarda ve hangi yerlerde devreye girdiğini tespit ettiler.
Bunlar mikroskop altında belirli kimyasallar kullanılarak renklendirildiğinde ayırt ediliyorlar.
Turuncuya dönen genler cildin yüzeyini oluşturuyor. Sarı renkliler cilt rengini belirliyor. Bunun dışında kılları uzatıp, terlememizi sağlayan ve bizi dış dünyadan koruyan diğer yapıları oluşturan birçok gen daha var.

Nature dergisinde yayımlanan araştırma, insan cildini oluşturmak için kök hücrelerin kullandığı komuta dizisini ortaya çıkardı. Bu talimatları okuyabilmek heyecan verici olasılıkları beraberinde getiriyor.
Bilim insanlar halihazırda fetüsün cildinin iz bırakmadan iyileştiğini biliyor.
Yeni keşfedilen talimat dizini bunun nasıl olduğunu detaylandırıyor. Bir sonraki araştırma alanı bunun, cerrahi prosedürlerdeki kullanımına yönelik, yetişkin cildinde kopyalanması olabilir.
Bir diğer önemli gelişme de, bilim insanlarının bağışıklık hücrelerinin derideki kan damarlarının oluşumunda kritik bir rol oynadığını keşfetmeleri oldu. Bunun ardından laboratuvarda bu talimatları taklit edebildiler.
Genleri aktif ve pasif hale getiren kimyasalları doğru zamanda, doğru yerde kullanarak kök hücrelerden yapay cilt ürettiler.
Şimdiye kadar küçük deri parçaları ürettiler ve bunlardan küçük tüyler çıktı.
Kaynak ve devamını incelemen için : https://www.bbc.com/turkce/articles/cx2mz83xzr8o
Türk bilim insanları Antarktika’da yeni bir canlı türü keşfetti…
Türk araştırma ekibi, Antarktika’da yeni bir canlı türü keşfetti.

T.C. Cumhurbaşkanlığı himayesinde, TÜBİTAK MAM Kutup Araştırmaları Enstitüsü Koordinasyonunda düzenlenen 6. Türk Antarktika seferinde yeni bir canlı türü keşfedildi.
Son yıllarda kutup araştırmalarına büyük yatırımlar yapan Türkiye, Antarktika’da bilimsel keşiflerde aktif rol alıyor. Prof. Dr. Serdar Sak’ın da içerisinde yer aldığı Türk akademisyenler, Batı Antarktika’nın bentik habitatında yeni bir Kopepod türü keşfetti.
Prof. Dr. Serdar Sak’ın yanı sıra Prof. Dr. Süphan Karaytuğ, Doç. Dr. Serdar Sönmez ve Prof. Dr. Okan Külköylüoğlu’nun keşfettiği canlı türüne, Türkiye’nin Antarktika’daki bilimsel faaliyetlerine atıfta bulunarak “Turkish Antarctic Expedition” (TAE) kısaltmasından yola çıkılarak “Harpacticus tae” ismi verildi.
HARPACTIUS TAE NEDİR?
Harpacticus tae türü, kopepod olarak bilinen bir eklem bacaklı türü. Çok eski dönemlere dayanan Kopepodlar, sucul ekosistemlerde önemli bir role sahip olan omurgasız mikroskobik canlılardır. Antarktika’nın Nansen adası kıyılarında bulunan Harpacticus tae türünün, birincil tüketici olarak önemli bir ekolojik rol üstlendiği düşünülmektedir.
KEŞİF, ULUSLARARASI DERGİDE YAYIMLANDI
Türkiye’nin kutup bölgelerindeki araştırmalarına katkısının önemini de bir kez daha ortaya koyan ve bilimsel literatürde yerini alan Harpacticus tae türünün keşfinin sonuçları, uluslararası saygın bilimsel dergilerden Polar Biology’de yayımlandı.
Kaynak ve devamını incelemen için : https://www.ntv.com.tr/teknoloji/chatgpt-uygulamasi-windowsa-geldi%20eeee,_Y5moQ1v50GtZqS3hg_-0w
Kan grubunuz sizi uyarıyor! Bu kan grubuna sahipseniz felç geçirme riskiniz daha yüksek…
Bilim insanlarına göre, kan grubunuz erken felçin habercisi olabilir. Yapılan araştırmalar A kan grubuna sahip insanların felç geçirme olasılığının diğer kan gruplarına sahip kişilere oranla yüzde 16 daha yüksek olduğunu ortaya çıkardı.

Yapılan araştırmalara göre, belli bir kan grubuna sahip insanların 60 yaşından önce felç geçirme olasılığı daha yüksek.

Kan grupları, kırmızı kan hücrelerinin yüzeyinde bulunan kimyasal çeşitliliği tanımlar.
A ve B olarak bilinen bu gruplar, AB olarak birlikte, A ya da B olarak tek başına ya da hiç bulunmayarak O grubu şeklinde sınıflandırılmaktadır.
2022 yılında yapılan bir çalışmada, genom araştırmacıları A1 alt grubuna ait gen ile erken yaşta felç geçirme riski arasında belirgin bir ilişki keşfetti.
17 BİN KİŞİ İLE YAPILDI
Çalışma, 17 bin felç vakası ve 600 bine yakın felç geçirmemiş kişi kapsamında 48 genetik çalışmanın verilerini analiz etti.
Çalışmadaki katılımcıların yaş aralığı ise 18 ile 59 arasındaydı. 0 KAN GRUBUNDA DAHA DÜŞÜK
Çalışmanın sonuçlarına göre, A grubuna ait genetik varyasyonu taşıyan kişilerin 60 yaşından önce felç geçirme riski, diğer kan gruplarına sahip kişilere kıyasla yüzde 16 daha yüksek. Öte yandan, O grubu gen varyasyonuna sahip kişilerde ise bu risk yüzde 12 daha düşük. Araştırmanın baş yazarı ve vasküler nörolog Steven Kittner, “A kan grubunun neden daha yüksek bir risk sunduğunu henüz bilmiyoruz” diyerek, bu durumun kan pıhtılaşma faktörleri, kan damarlarını kaplayan hücreler ve dolaşımdaki proteinlerle ilgili olabileceğini belirtti.
Çalışmada ayrıca, kan grubu B olan kişilerin, yaşları ne olursa olsun, felç geçirmeyen kontrollere kıyasla felç geçirme olasılıklarının yaklaşık yüzde 11 daha fazla olduğu belirtildi. Araştırmalar, kan grubunu kodlayan genomun, kan akışını kısıtlayan koroner arter kalsifikasyonu ve kalp krizi ile ilişkili olduğunu da gösterdi.
Her yıl ABD’de yaklaşık 800 bin kişi felç geçiriyor ve bu vakaların çoğu 65 yaş üstünde görülüyor. Felç riski, 55 yaşından sonra her on yılda bir iki katına çıkıyor.
Çalışmanın bulguları, özellikle genç yaşta görülen felçlerin, ileri yaşta meydana gelen felçlerden farklı mekanizmalarla ortaya çıkabileceğini de ortaya koyuyor.
Genç bireylerdeki felç vakalarının, arterlerde yağ birikiminden ziyade pıhtı oluşumu ile ilgili olduğu düşünülüyor.
Bu çalışma, A kan grubuna sahip kişilerin, özellikle genç yaşlarda, felç riskini göz ardı etmemesi gerektiğini bir kez daha gösteriyor.
Kaynak ve devamını incelemen için : https://www.ntv.com.tr/galeri/teknoloji/kan-grubunuz-sizi-uyariyor-bu-kan-grubuna-sahipseniz-felc-gecirme-riskiniz-daha-yuksek,7fWl6zPOkE-4MH91Ni-NsQ/EdAsQAyIK0-Vm_uQok9LWw

