Biyokimya Nedir ? Biyokimyanın Dalları Nelerdir ?

Serhat Bozkurt tarafından

Biyokimya Nedir?

Biyokimya Nedir: Kimyasal reaksiyonların veya işlemlerin insan vücudunda nasıl gerçekleştiğini hiç gözlemlediniz mi? Metabolik aktiviteler nasıl gerçekleşir? Evet, kısacası tüm bu yaşam süreçlerini “Biyokimya” ile tanıyacaksınız. Tanım:

“ Canlı bir organizmada bulunmakta olan kontrol ve koordinasyon benzeri tüm yaşam alanlarının incelenmesi ile alâkalı bilim dalına Biyokimya denilmektedir. “

Bu terim bize 1930 yılında biyokimyanın babası Carl Neuberg tarafından tanıtıldı. Bu alan, canlı organizmanın kimyasal yapısını incelemek için biyolojiyi ve kimyayı birleştirir. Biyokimyacılar üreme, kalıtım, metabolizma ve büyüme gibi çeşitli işlemlerde yer alan kimyasal reaksiyonların ve kombinasyonların araştırılmasına girerek farklı laboratuvar türlerinde araştırmalar yapmaktadır.

Biyokimyaya giriş, geniş moleküler biyoloji alanlarının yanı sıra hücre biyolojisini de içerir. Organların ve moleküllerin anatomisi olan hücrelerin yapısını oluşturan moleküller ile ilgilidir. Karbon bileşiğini ve canlı organizmalarda maruz kaldıkları reaksiyonları tanımlar. Ayrıca, hücrelerin ve organların gereksinimlerini yerine getirmede moleküllerin işlevleri olan moleküler fizyolojiyi de tanımlar.

Esas olarak, karbonhidratlar, proteinler , asitler, lipitler gibi biyomoleküllerin yapı ve fonksiyonlarının incelenmesi ile ilgilidir . Dolayısıyla Moleküler biyoloji olarak da adlandırılır.

Biyokimyanın Dalları:

Bu konuya giren ana dallar biyokimyada şöyle açıklanmaktadır:

Moleküler Biyoloji:

Biyokimyanın kökleri olarak da adlandırılır. Özellikle canlı sistemlerin fonksiyonlarının incelenmesi ile ilgilenir. Aynı zamanda bu biyoloji alanı, DNA, proteinler, RNA ve bunların sentezi arasındaki tüm etkileşimleri açıklar.

Hücre Biyolojisi:

Hücre Biyolojisi, canlı organizmalarda hücrelerin yapısı ve işlevleri ile ilgilidir. Aynı zamanda Sitoloji olarak da adlandırılmaktadır. Hücre biyolojisi temel olarak ökaryotik organizmaların hücrelerinin ve bunların sinyal yollarının incelenmesine odaklanır, bunun yerine mikrobiyoloji kapsamında ele alınacak konular olan prokaryotlara odaklanır.

Metabolizma:

Metabolizma tüm canlılarda en önemli süreçlerden biridir. Bu, bir insan vücudunda gıda enerjiye dönüştürüldüğünde gerçekleşen dönüşümler veya bir dizi faaliyetten başka bir şey değildir. Özellikle metabolizma için örneklerden biri, sindirim sürecidir.Genetik:

Genetik, canlı organizmalarda genlerin incelenmesi, varyasyonları ve kalıtım özellikleri ile ilgilenen bir biyokimya dalıdır.

Genetik:

Genetik, canlı organizmalarda genlerin incelenmesi, varyasyonları ve kalıtım özellikleri ile ilgilenen bir biyokimya dalıdır.

Diğer dallar, Hayvan ve Bitki Biyokimyası, Biyoteknoloji, Moleküler Kimya, Genetik mühendisliği, Endokrinoloji, İlaç, Nörokimya, Beslenme, Çevre, Fotosentez, Toksikoloji, vb

Biyokimyanın Önemi ?

Biyokimya, aşağıdaki kavramları anlamak için esastır:

  • Diyeti belirli bir türün hücrelerinin özellikleri olan bileşiklere dönüştüren kimyasal prosesler.
  • Enzimlerin katalitik fonksiyonları.
  • Canlı hücrenin çeşitli enerji gerektiren işlemleri için özellikle tüketilen gıda maddelerinin oksidasyonundan elde edilen potansiyel enerjiyi kullanmak.
  • Doku ve hücrelerin çerçevesini oluşturan maddelerin özellikleri ve aynı zamanda yapıları.
  • Tıp ve biyolojideki temel problemleri çözmek.

Kaynak ve devamını okuman için : Biyokimya Nedir ? Biyokimyanın Dalları Nelerdir ? – Bilgin Var mı ? (bilginvarmi.com)

Biyokimya Nedir? Biyokimya Ne İle Uğraşır?

Biyokimya, bitki, hayvan ve mikroorganizma biçimindeki bütün canlıların yapısında yer alan kimyasal maddeleri ve canlının yaşamı boyunca sürüp giden kimyasal süreçleri inceleyen bilim dalıdır.

Biyokimyanın amacı her şeyden önce, hücre nin temel bileşenleri olan protein, karbonhidrat, lipit gibi organik bileşiklerin ve yaşamsal önem taşıyan kimyasal tepkimelerde en büyük rolü oynayan DNA nükleik asitlerin, vitaminlerin ve hormonların yapısal ve nicel çözümlemesini yapmaktır. Canlılardaki protein bileşimi, besinlerin enerjiye dönüşmesi, kalıtsal özelliklerin kimyasal mekanizmalarla iletilmesi gibi yaşam süreçlerinin araştırılması da yine biyokimyanın ilgi alanına girer

Her yaşam bilimi ve kimya ile uğraşmakta olan fakültede (tıp, eczacılık, biyoloji, ziraat, veteriner vs.) ilgili biyokimya kürsüsü bulunur. İnsan sağlığıyla ilgili bilimler de iki alanda incelenir: 1. Temel biyokimya 2. Klinik biyokimya.

Klinik biyokimya laboratuvar uzmanlığı ise, klinik laboratuvar bilimi ve teknolojisinin hasta bakımı için kullanıldığı bir tıp disiplini olup, sağlık ve hastalıktaki biyokimyasal mekanizmaları, hastalıkların önlenmesi, tanı ve ayırıcı tanı, prognoz ve tedavinin izlenmesindeki testleri, laboratuvar sonuçlarının tıbbi yorumlarını, klinisyenlere konsültasyonunu ve laboratuvar tanıyı içeren, tıbba ve kliniğe özgün bir laboratuvar bilimi ve uzmanlık alanıdır. Türkiye’de tüm tıp uzmanlık alanlarında olduğu gibi, bu alanın uzmanları da 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 9 uncu maddesine göre, 19/06/2002 tarih ve 24790 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Tıpta Uzmanlık Tüzüğü’ne göre yetişmektedirler.

Bu bilim alanının lisans eğitimi Türkiye’de ilk olarak Ege Üniversitesi Biyokimya Bölümü’nde verilmeye başlanmıştır. Bölümde aynı zamanda biyokimya ağırlıklı biyokimyagerlik ve biyoteknoloji ağırlıklı biyokimyagerlik opsiyonları bulunmaktadır. 2011 yılında ise Cumhuriyet Üniversitesi de Biyokimya bölümünü Fen Fakültesi bünyesinde açmıştır.

21. yüzyılın biyolojik bilimler ve biyoteknoloji çağı olacağı kabul edilmektedir. Bilim ve teknolojinin amacı sağlıklı bir çevre ve sağlıklı bir yaşamdır. Bu nedenle bugün hayal bile edilemeyecek olanakların insanlığın hizmetine sunulmasında en büyük pay gelecekte bu meslek üyelerinin olacaktır. Son yılların Nobel bilim ödüllerinin büyük oranda biyokimyasal çalışmalara verilmiş olması bunun en güzel kanıtıdır. İş olanaklarının, biyokimya, biyoteknoloji ve gen teknolojisinde gözlenen gelişmelere paralel olarak yoğunlaşması gelişmiş ülkelerde yayınlanan bilimsel dergilerdeki iş ilanlarının büyük bir kısmının bu alanlara yönelik oluşu ile kanıtlanmaktadır.

KAYNAK : Biyokimya Nedir? Biyokimya Ne İle Uğraşır? » TechWorm (tech-worm.com)

Yeni beyin-bilgisayar arayüzü, ALS’li adamın tekrar ‘konuşmasına’ izin veriyor.

UC Davis Health tarafından geliştirilen teknoloji, kişilerarası iletişimi geri yükler.

Yeni bir beyin-bilgisayar arayüzü, beyin sinyallerini yüzde 97’ye varan doğrulukla konuşmaya çevirir. Araştırmacılar, amyotrofik lateral skleroz (ALS) nedeniyle ciddi şekilde konuşma bozukluğu olan bir adamın beynine sensörler yerleştirdiler. Adam, sistemi etkinleştirdikten birkaç dakika sonra amaçladığı konuşmayı iletebildi.UC Davis Health’te geliştirilen yeni bir beyin-bilgisayar arayüzü (BCI), beyin sinyallerini %97’ye varan doğrulukla konuşmaya dönüştürüyor – türünün en doğru sistemi.

Araştırmacılar, amyotrofik lateral skleroz (ALS) nedeniyle ciddi şekilde konuşma bozukluğu olan bir adamın beynine sensörler yerleştirdiler. Adam, sistemi etkinleştirdikten birkaç dakika sonra amaçladığı konuşmayı iletebildi.

Bu çalışmayla ilgili bir çalışma bugün New England Journal of Medicine’de yayınlandı.

Lou Gehrig hastalığı olarak da bilinen ALS, vücuttaki hareketi kontrol eden sinir hücrelerini etkiler. Hastalık, ayakta durma, yürüme ve ellerini kullanma yeteneğinin kademeli olarak kaybolmasına yol açar. Ayrıca, bir kişinin konuşmak için kullanılan kasların kontrolünü kaybetmesine neden olarak anlaşılır konuşma kaybına yol açabilir.

Yeni teknoloji, felç veya ALS gibi nörolojik durumlar nedeniyle konuşamayan insanlar için iletişimi yeniden sağlamak için geliştiriliyor. Kullanıcı konuşmaya çalıştığında beyin sinyallerini yorumlayabilir ve bunları bilgisayar tarafından yüksek sesle ‘konuşulan’ metne dönüştürebilir.

UC Davis beyin cerrahı David Brandman, “BCI teknolojimiz, felçli bir adamın arkadaşları, aileleri ve bakıcılarıyla iletişim kurmasına yardımcı oldu” dedi. “Makalemiz, şimdiye kadar bildirilen en doğru konuşma nöroprotezini (cihazı) gösteriyor.”

Brandman, bu çalışmanın ortak araştırmacısı ve ortak kıdemli yazarıdır. UC Davis Nörolojik Cerrahi Bölümü’nde yardımcı doçent ve UC Davis Nöroprotez Laboratuvarı’nın eş direktörüdür.

Yeni BCI iletişim engelini aşıyor

Birisi konuşmaya çalıştığında, yeni BCI cihazı beyin aktivitelerini bir bilgisayar ekranındaki metne dönüştürür. Bilgisayar daha sonra metni yüksek sesle okuyabilir.

Sistemi geliştirmek için ekip, ALS’li 45 yaşındaki bir erkek olan Casey Harrell’i BrainGate klinik denemesine dahil etti. Kayıt olduğu sırada Harrell’in kollarında ve bacaklarında güçsüzlük (tetraparezi) vardı. Konuşmasını anlamak çok zordu (dizartri) ve başkalarının onun için tercüme etmesine yardımcı olmasını gerektiriyordu.

Temmuz 2023’te Brandman, araştırma amaçlı BCI cihazını implante etti. Konuşmayı koordine etmekten sorumlu bir beyin bölgesi olan sol precentral gyrus’a dört mikroelektrot dizisi yerleştirdi. Diziler, 256 kortikal elektrottan gelen beyin aktivitesini kaydetmek için tasarlanmıştır.

Sinirbilimci Sergey Stavisky, “Kaslarını hareket ettirme ve konuşma girişimlerini gerçekten tespit ediyoruz” dedi. Stavisky, Nörolojik Cerrahi Anabilim Dalı’nda yardımcı doçenttir. UC Davis Nöroprotez Laboratuvarı’nın eş direktörü ve çalışmanın ortak araştırmacısıdır. “Beynin bu komutları kaslara göndermeye çalışan kısmından kayıt yapıyoruz. Ve biz temelde bunu dinliyoruz ve bu beyin aktivitesi kalıplarını bir fonem haline getiriyoruz — bir hece veya konuşma birimi gibi — ve sonra söylemeye çalıştıkları kelimeler.

Daha hızlı eğitim, daha iyi sonuçlar

BCI teknolojisindeki son gelişmelere rağmen, iletişimi sağlama çabaları yavaş ve hatalara açık olmuştur. Bunun nedeni, beyin sinyallerini yorumlayan makine öğrenimi programlarının gerçekleştirilmesi için büyük miktarda zaman ve veri gerektirmesidir.

“Önceki konuşma BCI sistemlerinde sık sık kelime hataları vardı. Bu, kullanıcının tutarlı bir şekilde anlaşılmasını zorlaştırdı ve iletişimin önünde bir engel oluşturdu,” diye açıkladı Brandman. “Amacımız, birinin konuşmak istediğinde anlaşılmasını sağlayan bir sistem geliştirmekti.”

Harrell, sistemi hem istemli hem de spontane konuşma ortamlarında kullandı. Her iki durumda da, konuşma kod çözme, doğru çalışmasını sağlamak için sürekli sistem güncellemeleriyle gerçek zamanlı olarak gerçekleşti.

Kodu çözülen kelimeler bir ekranda gösterildi. Şaşırtıcı bir şekilde, ALS olmadan önce Harrell’ınkine benzeyen bir sesle yüksek sesle okundular. Ses, ALS öncesi sesinin mevcut ses örnekleriyle eğitilmiş yazılım kullanılarak bestelendi.

İlk konuşma verisi eğitim oturumunda, sistemin 50 kelimelik bir kelime dağarcığı ile %99,6 kelime doğruluğu elde etmesi 30 dakika sürdü.

“The first time we tried the system, he cried with joy as the words he was trying to say correctly appeared on-screen. We all did,” Stavisky said.

In the second session, the size of the potential vocabulary increased to 125,000 words. With just an additional 1.4 hours of training data, the BCI achieved a 90.2% word accuracy with this greatly expanded vocabulary. After continued data collection, the BCI has maintained 97.5% accuracy.

“At this point, we can decode what Casey is trying to say correctly about 97% of the time, which is better than many commercially available smartphone applications that try to interpret a person’s voice,” Brandman said. “This technology is transformative because it provides hope for people who want to speak but can’t. I hope that technology like this speech BCI will help future patients speak with their family and friends.”

Çalışma, 32 hafta boyunca 84 veri toplama oturumu hakkında rapor vermektedir. Toplamda, Harrell, yüz yüze ve görüntülü sohbet üzerinden iletişim kurmak için 248 saatten fazla bir süredir kendi hızınızda konuşmalarda BCI konuşmasını kullandı.

“İletişim kuramamak çok sinir bozucu ve moral bozucu. Sanki kapana kısılmış gibisin,” dedi Harrell. “Bu teknoloji gibi bir şey, insanların hayata ve topluma geri dönmelerine yardımcı olacak.”

Çalışmanın baş yazarı Nicholas Card, “Casey’nin bu teknoloji aracılığıyla ailesi ve arkadaşlarıyla konuşma yeteneğini yeniden kazandığını görmek son derece ödüllendirici oldu” dedi. Card, UC Davis Nörolojik Cerrahi Bölümü’nde doktora sonrası bir bilim adamıdır.

“Casey ve diğer BrainGate katılımcılarımız gerçekten olağanüstü. Bu erken klinik çalışmalara katıldıkları için muazzam bir övgüyü hak ediyorlar. Bunu, herhangi bir kişisel fayda elde etmeyi umdukları için değil, felçli diğer insanlar için iletişimi ve hareketliliği yeniden sağlayacak bir sistem geliştirmemize yardımcı olmak için yapıyorlar” diyor ortak yazar ve BrainGate deneme sponsoru-araştırmacısı Leigh Hochberg. Hochberg, Massachusetts General Hospital, Brown Üniversitesi ve VA Providence Sağlık Sistemi’nde nörolog ve sinirbilimcidir.

Yeni beyin-bilgisayar arayüzü, ALS’li adamın tekrar ‘konuşmasına’ izin veriyor | Bilim Günlüğü (sciencedaily.com): Yeni beyin-bilgisayar arayüzü, ALS’li adamın tekrar ‘konuşmasına’ izin veriyor.

Derimizdeki bakteri ve mikropları neden sevmeliyiz?

kozmetik ürün kullanan bir kadın

Vücudumuzun yüzeyinde milyarlarca bakteri, mantar ve virüs yaşıyor. Sağlığımızda oynadıkları yaşamsal önemdeki rolü ise yeni anlamaya başlıyoruz.

Derimiz çeşitli organizmalarla dolu. Teninizin herhangi bir santimetrekaresine yeterince yakınlaştığınızda, burada 10 bin ila bir milyon bakteri yaşadığını görürsünüz yani vücudumuzu saran tenimiz mikroorganizmalarla dolu bir ekosistemle kaynıyor. Bu kulağa biraz iğrenç geliyor değil mi?

Ya da gerçekten öyle mi? Tenimizdeki mikrobiyotanın (floranın) sağlıklı kalmamızda önemli bir rol oynadığını ve başka şaşırtıcı faydaları olduğunu gösteren kanıtlar giderek artıyor.

Bağırsak mikrobiyomunun, yani bağırsaklarımızı mesken tutan mikrop ekosisteminin önemi biliniyor. Bakteri, mantar, virüs ve diğer tek hücreli organizmaların, diyabetten astım ve hatta depresyona kadar çok sayıda hastalıkta önemli bir rol oynadığı kabul ediliyor.

Ancak şimdi derimizdeki mikro otostopçuların da en az bu kadar faydalı olabileceği anlaşılıyor. Bu organizmalar, vücudumuzun yüzeyine yerleşecek kadar şanssız olan patojenlere karşı ilk savunma hattını oluşturuyor. Aynı zamanda günlük yaşamda karşılaştığımız kimyasalların bazılarını parçalıyorlar ve bağışıklık sistemimizin gelişiminde önemli bir rol oynuyorlar.

Aslında, ağzımız ve bağırsaklarımızdaki güvenli, sıcak ve nemli ortama kıyasla, tenimiz mikroorganizmalar için oldukça zorlu bir ortam.

İngiltere’deki Hull Üniversitesi’nde yara iyileşmesi konusunda ders veren Holly Wilkinson “Deri, vücudun diğer kısımlarına kıyasla, çok zor bir yer. Kuru, çorak ve dış etkilere çok açık. Burada yaşayan bakteriler bu baskılarla başa çıkmak için milyonlarca yıllık bir evrim geçirdi” diyor.

deri kontrolü yapan doktor

Aslında bu ortak evrimleşme bizlere de çok sayıda fayda sağlıyor.

Tenimizin her kesimine mikroorganizma yerleşimi eşit şekilde dağılmıyor. Bakteriler yaşadıkları yer konusunda çok seçici olabiliyorlar. Ucunda pamuk olan bir çubuğu alnınız, burnunuz ya da sırtınıza sürdüğünüzde, bu bölgelerin kutibakteriyum ile dolu olduğunu görürsünüz. Bu grup bakteriler, deri hücrelerimizin cildimizin nemlenmesi ve vücudumuzun en dış katmanının korunması için ürettiği yağlı salgıyla beslenmek üzere evrimleşti.

Sıcak ve nemli koltuk altınızdan bir örnek aldığınızda ise büyük ihtimalle çok sayıda stafilokok ve korinebakteriyum bulacaksınız. Ayak parmaklarınızın arasında bolca propiyonibakteriyum türleri var. Bu tür bakterilerin bazıları çok sayıda diğer bakteriyle birlikte peynir yapımında da kullanılıyor.

Derimizdeki bakteri ve mikropları neden sevmeliyiz? – BBC News Türkçe: Derimizdeki bakteri ve mikropları neden sevmeliyiz?

Maymun çiçeği virüsü nedir, nasıl bulaşır, hastalığın tedavisi var mı?

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), maymun çiçeği olarak da bilinen Mpox virüsü nedeniyle küresel halk sağlığı acil durumu ilan etti. Peki maymun çiçeği virüsü nedir, tedavi edilebilir mi?

WHO’nun tavsiyesinden bir gün önce Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi, maymun çiçeğiyle bağlantılı olarak kıta çapında halk sağlığı acil durumu ilan etmişti.

WHO’ya göre sadece Afrika’da bu yıl virüsle bağlantılı 537 ölüm yaşandı, toplam vaka sayısıysa 15 bin 600’ü geçti. Bu, geçen yıl boyunca kıtada görülen toplam vaka sayısının şimdiden geçildiği anlamına geliyor.

Dünya Sağlık Örgütü 2022 yılında da maymun çiçeği için küresel acil durum ilan etmişti. O dönemde Türkiye’de virüsle bağlantılı beş vaka görüldüğü açıklanmıştı.

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu güncel salgınla ilgili Çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Maymun çiçeği ve Covid-19 ile ilgili gelişmeleri takip ediyoruz. Ancak şu anda herhangi bir alarm durumumuz söz konusu değil” dedi.

Uzmanlar şu anki salgının virüsün farklı bir varyantından kaynaklandığını söylüyor ve bunun öncekilere göre daha tehlikeli vir varyant olduğundan endişe ediyor.

Peki maymun çiçeği virüsü nedir, tedavi edilebilir mi?

Hastalıkla ilgili bilinenleri derledik.

Maymun çiçeği nedir, türleri neler?

Mpox veya maymun çiçeği virüsü
Fotoğraf altı yazısı,Mpox veya maymun çiçeği, enfekte insanlarla yakın temas yoluyla yayılıyor

İlk olarak 1950’lerde Orta Afrika’da tespit edilen maymun çiçeği, nadir görülen bir virüs. Çiçek hastalığına benzer bir hastalığa neden oluyor. Ancak maymun çiçeği görülen kişilerde hastalık daha hafif geçiyor ve uzmanlar bu durumda bulaşma olasılığının daha düşük olduğunu söylüyor.

Virüs genellikle tropik yağmur ormanlarının yakınındaki Batı Afrika ülkelerinde görülüyor. Virüsün, Batı Afrika ve Orta Afrika olmak üzere iki ana türü var. Batı Afrika’da görülen “Clade II” adlı daha hafif bir mpox türü, 2022 yılındaki küresel salgına da bu virüs yol açmıştı.

“Clade 1” ise Orta Afrika’da endemik bir tür. “Clade 1b” ise mevcut salgında görülen yeni ve daha şiddetli olan varyant.

Semptomları neler?

lk belirtiler arasında ateş, baş ağrısı, şişlikler, sırt ağrısı ve kas ağrıları yer alıyor.

Ateş düştükten sonra, genellikle yüzde başlayıp vücudun diğer bölgelerine, en yaygın olarak da avuç içlerine ve ayak tabanlarına yayılan bir döküntü gelişebiliyor.

Aşırı kaşıntı yapan veya ağrılı olabilen döküntüler değişip farklı aşamalardan geçebiliyor ve sonunda kabuk oluşturup dökülüyor. Bazen döküntüler deride iz bırakabiliyor. Enfeksiyon genellikle kendiliğinden iyileşiyor ve yaklaşık 14-21 gün sürüyor.

Ciddi vakalarda lezyonlar tüm vücuda, özellikle de ağız, göz ve cinsel organlara yayılabiliyor.

Maymun çiçeği (Mpox) virüsü ve belirtileri nedir, nasıl bulaşır, tedavisi var mı? – BBC News Türkçe: Maymun çiçeği virüsü nedir, nasıl bulaşır, hastalığın tedavisi var mı?

Maymun çiçeği salgını: Dünya Sağlık Örgütü küresel acil durum ilan etti…

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Afrika kıtasında görülen ve maymun çiçeği olarak da bilinen mpox virüsü nedeniyle küresel halk sağlığı acil durumu ilan etti.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde başlayan ve hızla komşu ülkelere yayılan bu bulaşıcı hastalık en az 524 kişiyi öldürdü.

Şu anda görülen salgının, virüsün yeni bir varyantıyla ilişkilendirildiği için öncekilerden daha endişe verici olduğu söyleniyor.

Uzmanlar bunun şimdiye kadar gördükleri en tehlikeli varyant olduğu uyarısını yapıyor, yayılma hızı ile yüksek ölüm oranından endişe ediyor.

Küresel halk sağlığı acil durumu,196 ülke için yasal olarak bağlayıcı olan Uluslararası Sağlık Mevzuatı kapsamındaki en yüksek alarm seviyesi. Akışının hızlandırılmasını sağlayabileceği belirtiliyor.

Virüs ne kadar yaygın ve hangi ülkelerde görülüyor?

Mpox hastalığına monkeypox (maymun çiçeği) virüsü neden oluyor. Maymun çiçeği virüsü, çiçek hastalığı ile aynı grupta bulunuyor ama onun kadar tehlikeli değil.

Virüs başlangıçta sadece hayvanlardan insanlara bulaşıyordu ama artık insandan insana da bulaşabiliyor.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi ülkelerdeki tropikal yağmur ormanlarında bulunan ücra köylerde daha yaygın bir şekilde görülüyor.

Bu bölgelerde her yıl binlerce vaka ve yüzlerce ölüm gerçekleşiyor. Virüsten en çok 15 yaş altı çocuklar etkileniyor.

Virüsün şu anda iki farklı türü var.

“Clade 1” Orta Afrika’da endemik bir tür. “Clade 1b” ise mevcut salgında görülen yeni ve daha şiddetli olan virüs türü. Africa CDC, 2024 yılının başından Temmuz ayının sonuna kadar 14 bin 500’den fazla mpox enfeksiyonu ve 450’den fazla mpox ölümünün gerçekleştiğini açıkladı. Bu, 2023’ün aynı dönemine kıyasla enfeksiyonlarda %160, ölümlerde ise %19’luk bir artış anlamına geliyor.

Maymun çiçeği (mpox) salgını: Dünya Sağlık Örgütü küresel acil durum ilan etti – BBC News Türkçe: Maymun çiçeği salgını: Dünya Sağlık Örgütü küresel acil durum ilan etti…

Migrene yeni tedavi umudu: Hap olarak alınacak ilaç İngiltere’de kullanıma sokuluyor.

Migren için önleyici tedavi yöntemleri arasında son dönemde öne çıkan atogepant türü haplar, İngiltere’de Ulusal Sağlık Hizmetleri (NHS) kapsamında uygulamaya sokuluyor.

Kronik ve epizodik migren için önleyici tedavide kullanılacak ağızdan alınan ilk ilacın, kısa süre içerisinde hastalara verilmesi bekleniyor.

Sağlık uzmanları ülkede yaklaşık 170 bin kişinin yeni tedavi yönteminden yararlanabileceğini belirtiyor.

Migren, şiddetli baş ağrılarıyla kendisini gösteriyor ve atak döneminde kişinin günlük faaliyetlerini yerine getirmesini zorlaştırabiliyor.Ayda 15 günden daha az ağrılı dönemler epizodik migren olarak adlandırılıyor. Her ay 15 günden uzun süren ağrılı dönemlerse kronik migren olarak tanımlanıyor.

Yeni uygulamaya sokulacak ilaç, diğer tedavilere yanıt vermeyenler ya da iğne olamayanlar için tavsiye edilecek İngiltere’de klinik gözlemci kuruluş NICE (National Institute for Health and Care Excellence), deneme sürecinde yetişkinlerin bir bölümünde etkili olduğu görülen ilacın Ulusal Sağlık Hizmetleri’nde kullanılmasını tavsiye etti.

Migren, genellikle başın bir tarafındaki zonklayıcı ağrılarla tarif ediliyor ve birkaç gün sürebiliyor. Diğer semptomlar ise yorgunluk, ışığa hassasiyet ve konuşma güçlüğü. Migrenden kaç kişinin muzdarip olduğu bilinmiyor ancak NHS’e göre İngiltere’de migren hastası yaklaşık 6 milyon kişi var.

Kadınlar, erkeklere göre migrene daha yatkın.

Atogepant tipi ilaçlar, hem kronik migren hem de epizodik migren için önleyici tedavi sunabiliyor.

Migraine Trust adlı vakıf, gelişmeyi “olumlu bir adım” olarak görmekle birlikte, birçok kişinin bu tür yeni ilaçlara ulaşmakta zorluk yaşadığının da altını çiziyor.

Bunun nedenleri arasında, ilacın doktorlar tarafından yeterince bilinmemesi ve uzman hekimlere erişimde uzun bekleme listelerinin olması gösteriliyor.

“Gepant” grubu olarak ifade edilen ilaçlar, birkaç yıldır deneniyor ancak henüz yaygın kullanıma sokulmadı. Atogepant da bunlardan birisi.

Araştırmalara göre, beyindeki kalsitonin gen ilişkili peptid (CGRP) adlı bir kimyasal, migrende hem ağrı hem de ışığa hassasiyette rol oynuyor. Atogepant, anti-CGRP ilaçların yeni bir türü olarak, özellikle migren tedavisi için tasarlandı. İlaç, CGRP proteini reseptörünü bloke ederek işlev görüyor. Yeni nesil ilaçların eski tedavi yöntemlerine göre daha az yan etkisi bulunduğu da kaydediliyor.

Atogepant ile benzerlik taşıyan rimegepant da İngiltere ve İskoçya’da bazı hastalara verildi. Brighton kentinden Deborah Sloan bu ilacı alanlardan. BBC’ye kendi deneyimini anlatan Sloan, 40 yıl boyunca kronik migren ağrısı yaşadıktan sonra ilaç tedavisi sayesinde hayatının normale döndüğünü söylüyor. Deborah Sloan, her ayın yaklaşık 20 günü migren ağrıları çekmiş ve sağlığı nedeniyle iki kez işini bırakmak zorunda kalmış. Öte yandan bu ilaca, reçete yazabilecek doktor için uzun bekleme listeleri nedeniyle ilk olarak ücretli şekilde ulaşabilmiş.

Migren için yeni tedavi umudu: Hap olarak alınacak ilaç İngiltere’de kullanıma sokuluyor – BBC News Türkçe: Migrene yeni tedavi umudu: Hap olarak alınacak ilaç İngiltere’de kullanıma sokuluyor.

Sarhoş Hasta Sendromu: Vücudunun alkol ürettiğini kanıtlayan Belçikalı sürücü ceza almaktan kurtuldu.

Yusuf Özkan
Unvan,Lahey

Belçika’da, trafik kontrolleri sırasında birkaç kez kanında yüksek oranda alkol bulunduğu tespit edilen ve ehliyetine el konan erkek sürücü, karara itiraz ettiği mahkemede beraat etti.

Bağımsız kurumlarca verilen iki farklı sağlık raporunda, 40 yaşındaki sürücünün, vücudun şekeri otomatik olarak alkole dönüştüren “Sarhoş Hasta Sendromu”na (auto-brewery sendromu) sahip olduğu belirlendi.

Belçikalı kamu yayıncısı VRT’ye göre, ilk kez 2019 yılındaki bir trafik kontrolünde, kanında yüksek oranda alkole rastlanan sürücü, içki içmediğini savundu. Polis tarafından ehliyetine el konan ve para cezası verilen sürücü, 2022 yılının Nisan ve Mayıs aylarında iki kez daha ‘alkollü araç kullanmaktan’ suçlu bulundu. Yapılan kontrollerde, Belçikalı sürücünün kanında, yaklaşık 8 ila 14 kadeh arasında içkiye denk gelen, binde 2,09 promil alkole rastlandı.Bir bira fabrikasında çalışan Belçikalı sürücü, alkollü olarak direksiyon başına geçmediğini öne sürdü.

Her seferinde ehliyetine 15’er gün el konan sürücü hakkında Brugge Mahkemesi’nde dava açıldı. Sürücü alkol içmediği savunmasını tekrarladı. Buna rağmen, trafik kontrollerinde kanında yüksek oranda alkol bulunduğunu söyleyen sürücü, bunun nedeninin belirlenmesi için doktora başvurdu. İki ayrı hekim tarafından yapılan inceleme sonucu, Belçikalı sürücünün “sarhoş hasta sendromu” (auto brewery sendromu) adı verilen bir rahatsızlığa sahip olduğu belirlendi.

“Bağırsak fermantasyonu” olarak da bilinen ve oldukça nadir görülen bu hastalığa yakalanan kişilerde, vücuttaki şeker, otomatik olarak alkole dönüşüyor. Yani bir başka deyişle, bu kişiler hiç içki içmese dahi sarhoş olabiliyor.

Duruşma öncesi iki bağımsız hekim tarafından yapılan sağlık testlerinde Belçikalı sürücü, 24 saat boyunca şekerli yiyeceklerle beslendi ve alkollü içecek içmedi.

‘Dünya çapında yaklaşık 20 hasta var’

İnceleme sonucu, 40 yaşındaki sürücünün vücudu, karbonhidratları büyük oranda alkole dönüştürdü. Mahkeme tarafından atanan üçüncü bir hekim de, yaptığı incelemede aynı sonuçları elde etti. Bunun üzerine mahkeme, Belçikalı sürücünün, varlığından haberdar olmadığı, öngöremediği, önleyemediği bir rahatsızlıktan muzdarip olduğunu belirterek, “mücbir sebep” gerekçesiyle beraatine karar verdi. Brugge Mahkemesi hakimi, sürücünün yorgunluk veya bilişsel sorunlar gibi herhangi bir alkol zehirlenmesi belirtisi yaşamadığını da vurguladı.

Belçikalı sürücünün avukatı Anse Ghesquière, VRT’ye, “Soru aslında böyle bir durumun etkilerinin ne olduğudur. Bu konuda söylenecek çok az şey var çünkü tıp bilimi bu konuda neredeyse hiçbir şey bilmiyor. Dünya çapında yalnızca yirmi kadar vaka biliniyor” dedi.

Sarhoş Hasta Sendromu: Vücudunun alkol ürettiğini kanıtlayan Belçikalı sürücü ceza almaktan kurtuldu – BBC News Türkçe: Sarhoş Hasta Sendromu: Vücudunun alkol ürettiğini kanıtlayan Belçikalı sürücü ceza almaktan kurtuldu.

Kişiye özel ilk cilt kanseri aşısı İngiltere’de test ediliyor: ‘Heyecan verici’

Steve Young kişiselleştirilmiş mRNA melanom aşısını deneyen ilk hasta

Cilt kanserinin en ölümcül türü olan melanoma karşı dünyanın ilk “kişiselleştirilmiş” mRNA aşısının denemesi İngiltere’de yapılıyor.

Geçtiğimiz Ağustos ayında kafa derisindeki melanom büyümesi ameliyatla alınan 52 yaşındaki Steve Young, aşıyı deneyecek ilk hastalardan biri. Aşı, bağışıklık sisteminin kalan kanserli hücreleri tanımasına ve yok etmesine yardımcı olmak üzere tasarlandı. Bu şekilde kanserin geri dönmeyeceği umuluyor. Aşı, mRNA-4157 (V940), mevcut Covid aşılarıyla aynı teknolojiyi kullanıyor ve son aşama Faz 3 denemelerinde test ediliyor. University College London Hospitals’da (UCLH) yapılan denemede doktorlar bu aşıyı, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini öldürmesine yardımcı olan pembrolizumab ya da Keytruda adlı ilaçla birlikte veriyorlar.

Genetik imza

Moderna ve Merck Sharp and Dohme (MSD) tarafından üretilen kombine tedavi, klinik deneyler dışında henüz sağlık sisteminde rutin kullanıma sunulmuş değil.

Avustralya da dahil diğer bazı ülkelerde de daha fazla kanıt toplamak ve daha yaygın uygulanıp uygulanmayacağını görmek için hastalar üzerinde denemeler yapılıyor.

Aşı, kişiselleştirilmiş olarak, yani yapısı her bir hastaya uyacak şekilde değiştirilerek sunuluyor.

Hastanın kendi tümörünün genetik yapısına uyumlu şekilde oluşturuluyor. Vücuda yalnızca bu kanser hücrelerinde bulunan belirteçlere veya antijenlere saldıran proteinler veya antikorlar üretmesi için talimat veriyor.

‘Heyecan verici’

UCLH araştırmacısı Dr. Heather Shaw, aşının melanomlu hastaları tedavi etme potansiyeline sahip olduğunu ve akciğer, mesane ve böbrek tümörleri gibi diğer kanserlerde de test edildiğini söyledi.

“Bu gerçekten uzun zamandır gördüğümüz en heyecan verici şeylerden biri” diyen Shaw şu bilgiyi verdi:

“Kesinlikle hasta için özel olarak üretildi – bunu başka bir hastaya veremezsiniz çünkü işe yaramaz. Bu tür şeyler son derece teknik ve hasta için özel olarak üretiliyor.” Uluslararası araştırmanın İngiltere ayağı, Londra, Manchester, Edinburgh ve Leeds dahil olmak üzere sekiz merkezde en az 60-70 hasta toplamayı hedefliyor. Londra’da tedavi gören Young, “Gerçekten çok heyecanlıyım. Kanseri durdurmak için en iyi şansım bu” dedi.

Melanomun yaygın belirtileri şunlardır:

  • yeni bir anormal ben
  • büyüyen veya değişen bir mevcut ben
  • önceki normal deri dokusunda değişiklik

Güneşten korunmak ve ciltte değişiklik olup olmadığını düzenli şekilde kontrol etmek önemli.

Bir melanom ne kadar erken teşhis edilirse, tedavisi o kadar kolay ve tedavinin başarılı olma olasılığı o kadar yüksek oluyor.Aralık ayında yayınlanan Faz 2 deneme verileri, immünoterapi Keytruda ile birlikte aşı alan ciddi yüksek riskli melanomlu kişilerin üç yıl sonra ölme veya kanserlerinin geri gelme olasılığının, sadece ilaç alanlara göre neredeyse yarısı (%49) olduğunu ortaya koymuştu.

Cilt kanseri: Kişiye özel ilk aşı İngiltere’de test ediliyor – BBC News Türkçe: Kişiye özel ilk cilt kanseri aşısı İngiltere’de test ediliyor: ‘Heyecan verici’

AstraZeneca, piyasadaki yeni aşıları gerekçe göstererek Covid-19 aşısını dünya çapında geri çekiyor..

İngiltere ve İsveç merkezli şirket bugün yaptığı açıklamada kararın “tamamen ticari” olduğunu söyledi ve satışlardaki düşüş ile yeni Covid varyantlarını hedefleyen piyasadaki diğer aşıları gerekçe gösterdi.

Şirket Mart ayında Avrupa Birliği pazarlama iznini gönüllü olarak geri çekmişti.

Bugünkü açıklamada aşının kullanıma girdiği ilk yılda 6,5 milyondan fazla hayat kurtarıldığı ve küresel olarak 3 milyarın üzerinde doz tedarik edildiği söylenAstraZeneca, “Çabalarımız dünyanın dört bir yanında takdir edildi ve küresel salgının sona erdirilmesinde kritik bir bileşen olarak görülüyor. Şimdi bu dönemi kapatarak ileriye dönük net bir yol belirleyeceğiz” dedi. AstraZeneca, 2020’nin ilk yarısında patlak veren koronavirüs pandemisi sırasında Covid-19 aşısını oldukça hızlı bir şekilde piyasaya sürmüştü.

Oxford Üniversitesi ile birlikte geliştirilen aşı, ilk başta maliyetine sunuldu, ancak AstraZeneca 2021’in sonlarında kâr amacıyla satmaya karar verdi.

Zamanla dünya Vaxzevria adlı aşıdan uzaklaşarak başta ABD’li ilaç devi Pfizer ve Almanya merkezli BioNTech tarafından üretilen mRNA aşısı gibi diğer aşılara yöneldi.

AstraZeneca aşısında nadir görülen kan pıhtılaşması sorunu da gerilemesinde etkiliydi. Bunun yanı sıra Covid kısıtlamalarının dünya çapında tamamen kaldırılmasıyla şirketin satışları düşmeye devam etti.

AstraZeneca, Avrupa, Orta Doğu ve Afrika bölgelerinde aşının piyasadan çekilmesi sürecini başlattığını belirtti.Nadir görülen yan etkiyi kabul etti. AstraZeneca’nın ürettiği Covid aşısı genel olarak güvenli ve etkili olarak değerlendirilse de Trombositopeni Sendromlu Tromboz (TTS) olarak bilinen nadir ancak ciddi bir yan etki riski taşıdığı ortaya çıkmıştı.

Aşı, 18 yaş ve üzeri kişilerde, genellikle üst kola, yaklaşık üç ay arayla iki enjeksiyon şeklinde uygulanıyordu. Bazı ülkeler tarafından takviye aşısı olarak da kullanıldı. Vaxzevria, Covid-19’a neden olan SARS-CoV-2 virüsünden bir protein yapma genini içerecek şekilde modifiye edilmiş adenovirüs ailesinden başka bir virüsten oluşuyor ve virüsün kendisini içermiyordu.

Nisan 2021’de aşı olduktan sonra kan pıhtısı nedeniyle beyin hasarına uğrayan ve çalışamayan iki çocuk babası Jamie Scott şirkete yönelik ilk yasal süreci başlatmıştı.

Aşıyla ilgili toplu bir davada birden çok iddiayla karşı karşıya olan AstraZeneca, geçtiğimiz aylarda Covid aşısının bu yan etkiye neden olabileceğini ilk kez mahkeme belgelerinde kabul etti. Bazı davacılar yakınlarını kaybettiklerini, bazılarıysa aşının ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını iddia ediyor. AstraZeneca iddialara karşı çıkıyor ancak Şubat ayında İngiliz Yüksek Mahkemesi’ne sunduğu yasal bir belgede Covid aşısının “çok nadir durumlarda TTS’ye neden olabileceğini” doğruladı.

AstraZeneca, piyasadaki yeni aşıları gerekçe göstererek Covid-19 aşısını dünya çapında geri çekiyor – BBC News Türkçe: AstraZeneca, piyasadaki yeni aşıları gerekçe göstererek Covid-19 aşısını dünya çapında geri çekiyor..