Genetiği Değiştirilmiş Bakteriler Sinek Kovucu Olarak Kullanılabilir

DEET gibi zehirli olmayan, daha uzun süre etkili ve kokusuz bir sivrisinek kovucu geliştirildi. Bilim insanları insan derisinde bulunan bakterileri genetik olarak değiştirerek, hastalık yayıcı sivrisineklere karşı görünmez kıldı. Kanla beslenen dişi sivrisinekler, solunan karbondioksit, vücut ısısı ve cildimizin mikrobiyomunun (doğal olarak bulunan mikrop topluluğu) bir parçası olan zararsız bakteriler tarafından üretilen bileşikler yoluyla insanları  veya diğer hayvanları bulurlar.

CO2 ve ısı sivrisinekleri bize doğru yönlendirse de, onları doğrudan cildimize yönlendiren etken derimizdeki bakterilerin yaydığı kokulardır. San Diego Kaliforniya Üniversitesi’nden Prof. Ömer Akbari liderliğindeki bir ABD bilim insanları ekibi yakın zamanda, asidin üretiminden sorumlu genden yoksun olacak şekilde genetik olarak tasarlanmış iki bakterinin yeni versiyonlarını üretti. Ana fikir, bu değiştirilmiş bakterilerin mevcut bir mikrobiyoma sokulması durumunda,S. epidermidis ve C.amycolatum’un mevcut doğal formlarının yerini büyük ölçüde alacaklarıydı .

Laboratuvar testlerinde, canlı fareler üzerindeki traşlı kısımlar iki bakterinin doğal ya da tasarlanmış formlarıyla kaplandı. Sonraki 14 gün boyunca fareler her gün 10 dakika boyunca dişi Aedes aegypti, Anopheles gambiae ve Culex quinquefasciatus sivrisineklerine maruz bırakıldı.  Bu üç sivrisinek türü de sıtma ve dang humması gibi hastalıkların yayılmasından sorumludur. Uygulamadan üç gün sonra başlayan genetik mühendisliği ürünü S. epidermidis’in, bakterinin doğal formuna kıyasla sivrisinek çekiciliğini %64,4’e kadar azalttığı tespit edildi. Dahası, bu etki 11 gün boyunca sürmüştür.

Diğer genetiği değiştirilmiş C. amycolatum da benzer sonuçlar vermiştir. Ayrıca DEET’in kovucu etkisi tipik olarak sadece dört ila sekiz saat sürer. Bununla birlikte, DEET daha güçlü bir etkiye sahiptir, ancak bakteriyel kovucu daha da geliştirilirse bu durum değişebilir.

Standford’dan bilim insanlarının da yer aldığı araştırma PNAS Nexus dergisinde yayınlandı.

Kaynak: PNAS via EurekAlert bakteri deri gdo mikrobiyom

Kaynak : Genetiği Değiştirilmiş Bakteriler Sinek Kovucu Olarak Kullanılabilir (gercekbilim.com)

Robotlara Nakletmek İçin Canlı İnsan Derisi Geliştirildi.

Bilim insanları canlı insan derilerini robotlara nakletmenin bir yolunu buldu. Bu teknoloji sayesinde Westworld dizisindekine benzer senaryolar gerçekleşebilir. 2 yıl öncesinde Tokyo Üniversitesi’nden Prof. Shoji Takeuchi ve meslektaşları , canlı insan hücreleriyle bir motorize robot parmağını kaplamayı başarmıştı. Bu yeni teknoloji sayesinde gerçekçi androit robotlar ya da kendiliğinden iyileşebilen ve dokunmaya duyarlı kaplamalar yapılabilir.

Ayrıca bu teknoloji sayesinde kozmetik ürünlerin testleri ve de plastik cerrahi modelleri üretilebilir. Deri kaplı bir robot parmağı kesinlikle etkileyici bir başarı olsa da, deri altta yatan robotik parmağa herhangi bir şekilde bağlı değildi. Aslen parmağı saran bir kılıf gibiydi. Buna karşın, doğal insan derisi alttaki kas dokusuna bağlarla (ligament) bağlıdır. Ayrıca derideki bu düzenleme çeşitli yüz ifadelerimizi sergilememizi sağlar. Ve de alttaki dokuyla birlikte hareket ederek, derimiz topaklanarak hareketi engellemez. Aynı nedenle, dış nesnelere takılarak zarar görme olasılığı da daha düşüktür. Gülümseyin, yeni robot teknolojisi yolda! ©2024 Takeuchi ve diğerleri. CC-BY-ND5 Bilim insanları daha önce biyomühendislik ürünü deriyi sentetik yüzeylere, tipik olarak bu yüzeylerden yukarı doğru çıkıntı yapan küçük çapa benzeri yapılar aracılığıyla bağlamayı denediler.

Ancak bu küçük çapalar cildin görünümünü bozuyor ve pürüzsüz görünmesini engelliyordu. Ayrıca, hepsinin ortaya doğru baktığı içbükey yüzeylerde de iyi çalışmazlar. Bu tür sınırlamaları göz önünde bulunduran Takeuchi ve ekibi, kısa süre önce sentetik yüzeyde açılan V şeklindeki küçük deliklere dayanan yeni bir deri tutturma sistemi geliştirdi. Bilim insanları bu deliklerden bir dizi içeren bir insan yüz kalıbı oluşturdular ve daha sonra bu kalıbı kolajen ve insan dermal fibroblastlarından oluşan bir jel ile kapladılar.

Araştırmayla ilgili bir makale kısa süre önce Cell Reports Physical Science dergisinde yayımlandı.

Kaynak : University of Tokyo

Kaynak ve devamını okuman için : Robotlara Nakletmek İçin Canlı İnsan Derisi Geliştirildi (gercekbilim.com)

 https://www.gercekbilim.com/robotlara-nakletmek-canli-insan-derisi-gelistirildi/ .

Anne Karnında BPA Maruziyetiyle, Erkek Çocuklarda Otizm Bozukluğu Arasında İlişki Bulundu

Yeni yapılan bir araştırmada, plastik şişelerde ve paketlerde bulunan bisfenol A’nın (BPA’nın) prenatal(hamilelikte) yüksek miktarlardaki maruziyeti erkek çocuklarda otizm spektrum bozukluğuyla ilişkilendirildi. Plastik üretiminde geniş çaplı olarak kullanılan BPA maddesiyle ilgili pek çok araştırma mevcuttur. İçecekler ve gıdalardan sızan BPA maddesi östrojen hormonunu taklit ettiğinden, vücutta büyüme, hücre onarımı,fetal gelişim,enerji seviyesi ve üremeye dair bir çok prosesi bozabilen bir sağlık unsurudur. Ayrıca ADHD(dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu) ve otizm gibi nörogelişimsel bozukluklarda da ilişkilendiriliyor.

Melbourne’deki Florey Sinir Bilimi ve Ruh Sağlığı Enstitüsü’nden (The Florey) araştırmacılar, yeni bir çalışmada, rahimde BPA’ya maruziyet ile otizm arasında olası bir bağlantı tespit etti. Çalışmayı araştırma görevlisi Dr. Wah Chin Boon ile birlikte yürüten Florey nöroepidemiyoloji araştırma grubu başkanı Profesör Anne-Louise Ponsonby, “Hamilelik sırasında plastik kimyasallara maruz kalmanın bazı çalışmalarda yavrularda daha sonra otizmle ilişkili olduğu zaten gösterilmiştir. Çalışmamız önemli çünkü potansiyel olarak dahil olan biyolojik mekanizmalardan birini gösteriyor,” diyor. Otizm spektrum bozukluğu(OSB), insanların diğerleriyle etkileşim kurma, iletişim kurma, öğrenme ve davranış biçimlerini etkileyen, klinik olarak teşhis edilmiş nörogelişimsel bir durumdur. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre OSB dünya genelinde her 100 çocuktan birini etkilemektedir.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) tarafından bu yıl sunulan rakamlar, her 36 Amerikalı çocuktan birinin bu rahatsızlığa sahip olduğunu ve bu rahatsızlığın erkekler arasında, kızlardan yaklaşık dört kat daha yaygın olduğunu tespit etmiştir. Yaygınlık 2016’da kaydedilen 54’te bir oranına göre artış göstermiştir. 2018’de Otizm Spektrum Avustralya (Aspect) otizm yaygınlık oranlarını 100’de birden, otizm spektrumundaki 70 Avustralyalıdan biri olarak revize etti; bu da yaklaşık %40’lık bir artış anlamına geliyor. OSB’nin artan prevalansı kısmen daha fazla farkındalık ve daha gelişmiş tanıya atfedilebilirken, genetik ve erken yaşamdaki çevre gibi potansiyel nedensel faktörler ve bu ikisinin etkileşim şekli önemini korumaktadır. Bu araştırmada ise aromataz enzimine odaklandı.

Aromataz enzimi, beyinde erkek cinsiyet hormonu nörandrojene ya da kadın cinsiyet hormonları nöröstrojenlere dönüştüren bir enzimdir. Fetal gelişimde erkeklerin beynindeki aromataz enzimi ekspresyonu yüksek olur. Araştırmada bisfenollerin, burada BPA’nın beyin aromataz enzimi fonksiyonunu kesebileceğini gösterdi. “BPA fetal erkek beynindeki hormon kontrolünü birkaç farklı yolla bozabilir. Anahtar enzim aromatazı susturabilir ki bu da fetal erkek beyninin gelişimde nörohormonların kontrolü açısından oldukça önemlidir. Öyle görünüyor ki , bu otizm bulmacasının bir parçasıdır,” diyor Ponsonby.

Araştırma Nature Communications dergisinde yayınlandı.

 The Florey, Scimex

Kaynak ve devamını okuman için : Anne Karnında BPA Maruziyeti İle Erkeklerde Otizm İlişkisi Bulundu (gercekbilim.com)

Beyin Hücrelerini Kullanan Çipli Robot Geliştirildi.

Tianjin Üniversitesi’nden bilim insanları, beyin hücreleri ile elektronik çip teknolojisini kullanan basit engellerden kaçınabilen bir robot geliştirdi. Bilim-kurgu benzeri olan bu teknoloji sayesinde 3 boyutta kök hücre inkübe ederek, bu hücreleri elektronik bir devreye bağladı. Bu teknolojiye brain-on-chip (Çip üstü beyin) ‘de deniyor. Robocop ve terminatör benzeri bu teknoloji gelecekte nörolojik hastalıkların tedavisinde kullanılabilir.

Tianjin Üniversitesi Beyin-Bilgisayar Etkileşimi ve İnsan-Bilgisayar Entegrasyonu Haihe Laboratuvarı ekibi, Güney Bilim ve Teknoloji Üniversitesi ve diğer ekiplerle birlikte, açık kaynaklı çip üzerinde beyin-bilgisayar arayüzü akıllı etkileşim sistemi olan MetaBOC’u ortaklaşa geliştirdi. Robotun engellerden kaçınması için “beyni” geliştirme hedefi, takip etme ve kavrama gibi görevlerin insansız kontrolü, beyin benzeri bilgi işlem için görevleri tamamladı. Araştırma bir kısmı yakın zamanda uluslararası araştırma dergisi Brain’de yayınlandı. Çip üzerindeki beyin iki bölüme ayrılmıştır: “çip” (elektrot çipi) ve “beyin” (in vitro kültürlenmiş beyin). Çip üzerinde beyin, insan vücudunun dışında “beyne benzer bir doku” oluşturmak için kök hücre kültürü teknolojisini kullanıyor.

Biyolojik beyinlerin bazı akıllı işlevlerine sahiptir ve elektrot çipleriyle donatılmış olup, bilim adamlarının robotta hata ayıklamasına veya engellerden kaçınma ve nesneleri yakalamak ve de  robotu otonom olarak kontrol etmek, gibi belirli işlevleri gerçekleştirmek için dışarıya sinyaller göndermesine olanak tanır. Beyin Organoidlerini Kullanan Bir Robot “Brain-on-chip arayüzü, in vitro kültürlenmiş ‘beyinlerin’ (beyin organoidleri gibi) elektrot çipleriyle birleştirilmesiyle oluşturulan çip üzerinde bir mini beyindir,” diyor Tianjin Üniversitesi Beyin-Bilgisayar Etkileşimi ve İnsan-Bilgisayar Entegrasyonu Başkan Yardımcısı ve Haihe Laboratuvarı Genel Müdürü Ming Dong, Mingdong, deneysel konular olarak esas olarak insan beynini veya diğer biyolojik beyinleri kullanan geleneksel teknolojilerin aksine, çip üzerinde beyinin beyin-bilgisayar arayüzleri alanında yeni ortaya çıkan önemli bir dal haline geldiğini ve son teknolojilerin gelişiminde devrim yaratmasının beklendiğini söyledi. Hibrit zeka ve beyin benzeri son teknoloji alanlarda yeni bir devrin başlangıcını ifade edebilir.

Tianjin Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde profesör ve Haihe Laboratuvarı’nın çip üzerindeki beyin-bilgisayar arayüzü ekibinin başkanı Li Xiaohong, bu araştırmanın iki ana atılımı olduğunu söyledi: Birincisi, hücre kültürü iki boyutludan, üç boyutluya geçti. Çip üzerinde beyin, daha karmaşık sinirsel hesaplama ağları sağlıyor. İkincisi, yapay zeka algoritmalarının eklenmesiyle hibrit zeka alanında girişimlere olanak sağlamıştır. Araştırmacılar, bağımsız robotların ötesinde, beyin organoidlerinin felç nedeniyle nörolojik sorunlar yaşayan veya hareket kabiliyeti azalmış kişilerin beyin işlevlerini geri kazanmasına yardımcı olabileceğini umuyor. Brain dergisinde yakın zamanda yayınlanan bir makalede , ekip organoidleri düşük frekanslı ultrason dalgalarına maruz bırakmanın sinir ağı büyümesini uyardığını ve bunun bir gün benzer dokuyu gerçek insan beyinlerine nakletmek için olası bir invaziv(kanlı) olmayan yol olabileceğini belirtiyor.

Kaynak : Tianjin Üniversitesi

 https://www.gercekbilim.com/beyin-hucrelerini-kullanan-cipli-robot-gelistirildi/ .

Suyla Çalışan Elektrikli Yara Bandı,Yaraları Hızlı İyileştiriyor

Yeni araştırmalar sayesinde elektrik stimülasyonu ile diyabetik yaralar gibi ülser yaralarının daha hızlı iyileştirilebileceği gösterildi. Yeni geliştirilen elektrikli yara bandı ise gücünü sudan alıyor. İnce,esnek ve pahalı olmayan yeni bant sudan elektroliz yoluyla elektrik elde ederek, 7 saat kadar çalışabiliyor. Ayrıca tekrar ıslatıldığında 2 saat daha elektrik stimülasyonu verebiliyor.  

Peki elektrik nasıl daha hızlı iyileştirebiliyor? Oluşan küçük elektrik akımı hasarlı dokuya ilerleyerek, keratinositlerin(deri hücreleri) yaralı bölgeye göç etme hızlarını arttırarak, yaranın daha hızlı kapanmasını sağlıyor. Ayrıca bu esnada bakteriler öldükçe enfeksiyon  azalıyor. Bugüne kadar birçok elektrikli stimülasyonlu yara bandı yapılsa da, piller ve elektronikler nedeniyle maliyet artıyor. Ayrıca ergonomi de bozuluyor. Ya da kablosuz şarj da , kaynağa yakın durmak gerektiğinden hastanın hareket kabiliyeti de kısıtlanıyor.    İşte bu noktada deneysel yeni WPED – ya da Suyla Çalışan Elektroniksiz Pansuman – devreye giriyor. Amerikalı ve Koreli bilim insanlarından oluşan bir ekip tarafından geliştirilen bu ürün, alt tarafına iki elektrot eklenmiş ve üst tarafında ince esnek bir pil bulunan, kullanıma hazır yapışkanlı bir bandaj şeklindedir.

Tek kullanımlık bandaj doğrudan kronik bir yaraya uygulandığında, elektrotlar hasarlı dokunun dış hatlarına uyum sağlıyor. Batarya, sodyum klorür emdirilmiş bir selüloz tabakasıyla ayrılmış bir magnezyum anot ve bir gümüş klorür katottan oluşur. Bu selüloz kuru kaldığı sürece batarya inaktif kalır. Ancak selüloz ayırıcı ,bir damla su ile ıslatıldığında, iyonlar anottan katoda doğru hareket ederek, içinden geçebilir. Sonuç olarak pil, elektrotlar aracılığıyla alttaki dokuya yayılan ~1,5 voltluk radyal bir elektrik alanı üretmeye başlar. Bir kere su verildiğinde, yedi saate kadar elektrik stimülasyonu sağlıyor ve kuruyunca elektrik kesiliyor. Yeniden ıslatmanın yaklaşık iki saat daha pil aktivasyonu sağladığı belirtiliyor. Fakat WPED ucuz olduğu için – yaklaşık bir ABD doları – tek tek kullanmak ve eskisini atmak da bir seçenek olabilir. Daha da önemlisi, yara bandı hastalar tarafından evlerinde kendi kendilerine uygulanabilir ve aktive edilebilir. Böylece hastalar günlük faaliyetlerini sürdürürken bandaj güvenli ve göze batmayacak şekilde yerinde kalacak ve iyileştirici akımını onlar bunu yaparken iletecektir.

Fareler üzerinde yapılan laboratuvar testlerinde, WPED ile tedavi edilen diyabetik cilt ülserleri, geleneksel bandajlarla tedavi edilen yaralara kıyasla yaklaşık %30 daha hızlı iyileşti. Çalışmanın yazarlarından North Carolina State Üniversitesi’nden Dr. Amay Bandodkar, “Bizim için sonraki adımlar, elektrik alanındaki dalgalanmaları azaltma ve alanın süresini uzatma becerimizi ince ayarlamak için ek çalışmaları içeriyor. Ayrıca biz klinik deneyler ve sonunda insanlara yardımcı olabilecek pratik kullanıma yaklaştıracak ek testlerle ilerliyoruz.”

Kaynak ve devamını okuman için :

Kaynak: Kuzey Carolina Eyalet Üniversitesi

https://www.gercekbilim.com/suyla-calisan-elektrikli-yara-bandiyaralari-hizli-iyilestiriyor/ 

Erkekler dikkat… Kanserden ölümler yüzde 93 artacak

Yayınlanan yeni bir araştırmaya göre, erkeklerde kanser vakalarının ve ölümlerinin 2050 yılına kadar artacağı, özellikle 65 yaş ve üzeri erkeklerde büyük artış olacağı öngörülüyor.

Cancer dergisinde yayımlanan araştırma için Avustralyalı araştırmacılar, 2022 yılında 185 ülke ve bölgede 30 kanser türüne bağlı vaka ve ölümleri analiz ederek 2050 yılına yönelik projeksiyonlar yaptı.

Çalışma, erkekler arasındaki genel kanser vakalarının 2022’de 10,3 milyondan 2050’de 19 milyona çıkacağını, %84’lük bir artış olacağını öngörüyor. Kanser ölümlerinin 2022’de 5,4 milyondan 2050’de 10,5 milyona çıkacağı ve %93’lük bir artış olacağı öngörülüyor. 65 yaş ve üzeri erkekler arasındaki ölümlerin ise %117 artacağı öngörülüyor.Daha düşük gelir ve yaşam beklentisine sahip ülkelerde erkeklerde kanserden ölümlerde daha büyük artışlar görülmesi öngörülüyor. Araştırmacılar, “2022 ile 2050 arasında Afrika ve Doğu Akdeniz’de vaka ve ölüm sayısının 2,5 kat artması öngörülüyor. Buna karşılık Avrupa’da yaklaşık yarı yarıya bir artış yaşanması bekleniyor” diye yazdı.

SİGARA İÇME ORANLARI DAHA YÜKSEK

Erkeklerin kanserden ölme olasılığı halihazırda kadınlardan daha fazla olarak kaydediliyor. Erkeklerin sigara içme ve alkol alma olasılığı daha yüksektir, bu davranışlar birçok kanser vakasına yol açar ve iş yerinde kanserojenlere maruz kalma olasılıkları daha yüksektir. Ayrıca tarama programlarına erişme olasılıkları da daha düşüktür.

Tıpkı 2022’de olduğu gibi, 2050’de de akciğer kanserinin erkeklerde kanser ve kanserden ölümlerin önde gelen nedeni olması öngörülüyor. 2050 yılına kadar erkeklerde en fazla artışın olacağı öngörülen kanserler akciğer zarı kanseri iken, ölüm ise prostat kanseri olacak.

Amerikan Kanser Derneği’nin bu yılın başlarında yayınladığı bir raporda, nüfus artışı ve yaşlanmanın dünyadaki kanser yükünün büyüklüğündeki temel etkenler olduğu belirtilirken, 2022’de yaklaşık 8 milyar kişi olan dünya nüfusunun 2050’de 9,7 milyara ulaşacağı tahmin ediliyor.

Kaynak ve devamını okuman için : Erkekler dikkat… Kanserden ölümler yüzde 93 artacak – Sözcü (sozcu.com.tr)

Ölümsüzlük mümkün mü? Yeni yöntem yaşlanan beyinleri onaracak.

Yeni bir araştırma, hasarlı veya yaşlanan beyin hücrelerini insan embriyosundan alınan dokuyla değiştirerek ölümsüzlüğe ulaşmayı hedefliyor. ABD hükümeti tarafından fonlanan çalışma, hayvan deneylerinde büyük bir başarı gösterdi. Ümit verici başarılara rağmen, alandaki bazı bilim insanları, ameliyatın uygulanabilirliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

ABD Hükümeti, “ölümü yenmeyi” amaçlayan tamamen çılgın beyin nakli araştırmalarını finanse ediyor.

Genetikçi Dr. Jean Hebert, hasarlı veya yaşlanan beyin hücrelerini insan embriyosundan alınan dokuyla değiştirmeyi amaçlayan bir cerrahi operasyon geliştirmek için 110 milyon dolarlık Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH) hibesi aldı.

Laboratuvarlarda yetiştirilen ‘nöronal’ kök hücrelerle hastalıklı beyin dokusunun onarılması yöntemi, farelerde umut verici sonuçlar gösterdi. Ancak diğer uzmanlar, bu prosedürün genel kullanım için çok sert olduğuna inanıyor.

Dr. Hebert’in daha resmi olarak “işlevsel beyin dokusu değişimi” olarak tanımlanan girişimi, geçen yıl fareler üzerinde ilk başarı belirtilerini gösterdi.Bu denemeden elde edilen sonuçlar, hükümetin bu ay primatlar üzerinde testlere geçmek için hibe sağlamasına yol açtı. Gelecekte bir gün insan deneylerine geçilmesi bekleniyor.

FARE DENEYLERİ UMUT VERDİ

Araştırma sırasında, beyin lezyonları olan laboratuvar farelerinin yaşlanan beyinlerine fare kök hücreleri enjekte edilen bir prosedür uygulandı.

Genç hücreler hızla olgunlaşarak, konak beyindeki yeni rollerini yerine getirmeye hazır, uzmanlaşmış hücrelere dönüştüler. Daha sonraki testlerde fareler üzerinde yapılan elektrot çalışmalarına dayanarak, bu hücrelerin duyusal girdilere de yanıt verdiği görüldü.

Doktor Hebert, projeyi ölümsüzlüğe ulaşma yolundaki yaşam amacının bir parçası olarak tanımladı. Bu ümit verici başarılara rağmen, alandaki bazı bilim insanları, ameliyatın uygulanabilirliği veya uzun vadeli uygulanabilirliği konusunda şüphelerini dile getirdi

Kaynak ve devamını okuman için : Ölümsüzlük mümkün mü? Yeni yöntem yaşlanan beyinleri onaracak – Son Dakika Dünya Haberleri | NTV Haber

Biyokimya ve Klinik Biyokimya

Tıbbi Biyokimya Genel Tanıtım

Klinik Biyokimya, canlıların hücre düzeyinde moleküler yapılarını , metabolizma işlevlerini, sonuçlarını ve hastalık durumunda değişikliklerini inceleyen bilim dalıdır. Bu amaçla Tıbbi Biyokimya laboratuvarları da hastalıkların tanı, tedavi ve izlenmesinde klinisyene ışık tutan özgün birer uzmanlık alanı ve laboratuvar bilim dalı olarak görev yapar. Yapılan araştırmalar verilen tüm tıbbi kararların %70’inin laboratuvar sonuçlarına dayandığını ortaya koymaktadır. Laboratuvar sonuçları hemen hemen her hastalığın tanı ve tedavi sürecinde önemli rol oynamaktadır.

Başkent Üniversitesi İstanbul Hastanesi Tıbbi Biyokimya Laboratuvarı’mızın hedefi de hasta sonuçlarının doğru, güvenilir, zamanında ilgili birim hekimlerine ve hizmet alanlarına sunulmasıdır. Laboratuvarımızda kurulu bulunan LİS / HOS (Laboratuvar İletişim Sistemi/Hastane Otomasyon Sistemi) bağlantılarıyla ve günümüz teknolojisine en uygun ve en modern oto-analizörlerle kesintisiz haftanın 7 günü 24 saat süresince hizmet verilmektedir. Laboratuvarımızda uygulanan tüm işlemler hergün düzenli olarak laboratuvar uzman doktorunun denetiminde, deneyimli laboratuvar teknikerleri tarafından son teknolojiye dayanan geliştirilmiş cihazlarla gerçekleştirilmektedir. İç ve Dış Kalite çalışmalarımız ise her ay düzenli olarak yapılmaktadır.

Hastanemize ayaktan gelen veya yatan hastalarımızdan alınan örneklerde, hasta güvenliği kuralları esas alınarak, hastalıkların  tanısı, tedavisi, seyri, önlenmesi ve  izlenmesinde yön verici tüm testler yapılmaktadır.

Tüm testlerin günlük kontrolleri “İnternal Kalite Kontrolleri CLSI” kriterleri kullanılarak takip edilmekte olup, üyesi olduğumuz RIQAS aracılığı ile  yurt dışından gelen örneklerden elde ettiğimiz sonuçlar tüm dünya genelinde değerlendirilerek “Eksternal Kalite Kontrolleri”  yapılmaktadır. Süreçler ISO 9001:2015 JCI Kalite Yönetim Sistemleri doğrultusunda işletilmektedir.

Tıbbi Biyokimya Laboratuvarımızda; Klinik Biyokimya, Hormon, Hematoloji – Koagülasyon, Kardiyak Belirteçler, Tümör Belirteçleri, Terapötik İlaç Düzeyleri, Vücut Sıvıları, Gaita ve Tam İdrar analizleri çalışılmaktadır. Bunun dışında  özel testlerimizi referans laboratuvarımızla iş birliği yaparak hizmet kalitemizi eksiksiz en üst düzeye çıkarmayı amaçladık.

Ayrıca laboratuvarımızda rutin testler dışında programlanmış Check up sağlık hizmetleri de sunulmaktadır.

Biyokimya Laboratuvarı Test Rehberi

AFP (Alfa Fetoprotein): Nöral tüp bozukluğunun prenatal (doğum öncesi) tarama testidir. Karaciğer ve pankreas kanseri belirticidir.

AKŞ: Açlık Kan şekeri testi açlık durumunda kan şekeri düzeyini belirler. Hekimin rutin olarak istekte bulunduğu bir test olup esas olarak diyabet hastalığı tanısında kullanılır. Kan şekerinin normal düzeyinin üstüne çıkması (hiperglisemi); diyabet, gebelik diyabeti, pankreas tutulumu, hipertirioidizm, travma, inme veya ameliyat nedeniyle oluşan stres gibi durumlarda ortaya çıkar. Kan şekerinin normal düzeyinin altına inmesi ise (hipoglisemi); yetersiz beslenme, önemli kilo kayıpları, adrenal ve hipofiz yetmezliği, yenidoğan hipoglisemisi, aşırı alkol tüketimi gibi durumlarda görülür.

ALBÜMİN: Albümin kanda en çok bulunan proteindir. Bu nedenle analizine çok çeşitli durumlarda başvurulur. Akut ve kronik hastalıklar, karaciğer ve böbrek hastalıkları, yanıklar, travmalar ve beslenme yetersizliklerinde albümin düzeyi düşer. Kanda sıvı miktarının azaldığı durumlarda ise albümin düzeyi artar.

ALKALEN FOSFATAZ (ALP): Karaciğer, kemik, barsak ve paratirioid hastalıklarının tanı ve tedavisinde kullanılır.

ALT (SGPT): Alanin transaminaz esas olarak karaciğer hasarının belirteci olup, ilgili hastalıkların tanısında tayini yapılır. Akut karaciğer hücresi hasarı, viral veya ilaca bağlı hepatitler, tıkanma sarılığı, siroz, yağlı karaciğer, kronik alkol kullanımı, ciddi şoklar ve kalp yetmezliğinde kullanılan bir testtir.

AMİLAZ: Pankreas hastalıkları ve pankreatitin (pankreas iltihabı) tanı ve izlenmesinde kullanılan bir testtir. Ayrıca karın ağrısı, tükrük bezi hastalığı, kabakulak, safra yolu hastalıkları gibi durumlarda da amilaz düzeyinin ölçülmesi gerekmektedir.

ANTİ-HBs: HBsAg’ye karşı oluşmuş antikorları gösteren bir testtir. Anti-HBs tayini hepatit B aşısının ve bağışıklığın kontrolünde istenir.

ANTİ-HIV: Anti-HIV vücuda giren HIV virüsüne karşı üretilen antikorun teşhisi için yapılan testtir. İnsan İmmün Yetmezlik Virüsü (HIV) bağışıklık sistemini hedef alarak enfeksiyona neden olur.

ANTİ-HVC: Hepatit C virüsüne karşı oluşan antikorların saptanmasında kullanılan testtir.

ANTİ-TPO (Anti-Tiroid Peroksidaz): Otoimmün tiroid hastalıklarının tanı, tedavisi ve diğer tiroid hastalıklarından ayırt edilmesinde kullanılan bir testtir.

AST (SGOT): Aspartat transaminaz büyük oranda kalp ve karaciğerde, daha az olarak kaslarda, böbreklerde ve diğer bazı organlarda bulunan bir enzimdir. Başta kalp, karaciğer ve iskelet kası olmak üzere beyin, pankreas ve akciğer dokularında oluşan hasarların belirlenmesinde kullanılan bir testtir.

BUN: Kanda üre düzeyini yansıtan BUN (Kan Üre Azotu) böbrek fonksiyonlarını ölçmede kullanılır.Bir çok hastalıkta kreatinin ölçümü ile birlikte, özellikle akut ve kronik böbrek hastalarının izlemesinde önemlidir. Karaciğerde üre oluşumunda artış, böbrek atılımında ise azalma meydana geldiğinde kandaki üre düzeyi yükselir. Düşük protein alımı, ağır karaciğer yetmezliği ve gebelikte BUN düzeyi düşer.

CA 125: Kanser antijeni 125, özellikle over (yumurtalık) kanserlerinin tanı ve tedavisinin izlenmesinde kullanılan tümör belirtecidir.

CA 15-3: Kanser antijeni 15-3 özellikle meme kanseri tanı ve tedavisinin izlenmesinde kullanılan tümör belirtecidir.

CA 19-9: Kanser antijeni CA 19-9 testi pankreas, mide, kolon, karaciğer-safra yolu kanserlerinin belirlenmesi ve tedaviye yanıtın izlenmesinde kullanılır. Kolanjit, hepatit, pankreatit ve habis olmayan sindirim sistemi hastalıklarında da CA 19-9 düzeyi artabilir.

CEA (Karsino Embriyonik Antijen): Genel kanser tarama testidir. Kolerektal, akciğer, karaciğer, meme, pankreas, mide ve over kanserlerinde düzeyi artar. Peptik ülser, ülseratif kolit, rektal polipler gibi kanser olmayan durumlarda da CEA düzeylerinde artış gözlenebilir.

CRP: Çeşitli enfeksiyonlar, doku hasarı iltihabı ve romatizmal hastalıklarda CRP düzeyi hızla yükselir. Kalp ve damar hastalıklarının risk değerlendirilmesinde de CRP düzeyi araştırılır.

DEMİR (Fe): Hemoglobin ve hematokrit değerleri anormal olduğunda kanda demir tayini aneminin (kansızlık)nedenini belirler. Ayrıca demir eksikliği tedavisi sırasında demirin uygun bir şekilde emilip emilmediğini belirlemek için de kullanılır.

DHEA-S: Dihidroepiandrosteron -sülfat erkek ve kadında bulunan zayıf androjen etkili bir hormondur. Kadında virilizm (erkek özlelliklerin ortaya çıkması), hirşütizm (kıllanma) ve alopesi (saç dökülmesi) araştırılmasında kullanılır. Cushing sendromunun ayırıcı tanısı, gecikmiş ergenlik döneminin değerlendirilmesi, polikistik over sendromu ve adrenal hastalıklarda da DHEA-S tayini istenir.

ESR (Sedimentasyon): Eritrosit sedimentasyon hızı akut ve kronik enfeksiyonlar, romatizmal, bağ dokusu ve malign (habis) hastalıklarda kullanılan yardımcı bir testtir. Kırmızı kan hücrelerinin çökme hızına bakılır.

FERRİTİN: Ferritin demir eksikliği anemisinin belirlenmesi ve izlenmesinde, kronik böbrek hastalalarında demir tablosunun değerlendirilmesinde değerli bir testtir. Organizmada demir depolarının doluluk oranını belirler.

FOLİK ASİT: Diğer ismi ile B9 vitamini, folat eksikliğine bağlı kansızlık, beslenme yetersizliği, çocuk hipertiroidizmi, vitamin B12 eksikliğinde ve karaciğer hastalıklarında tayini istenir.

FOSFOR (P): Böbrek, endokrin ve sindirim sistemi hastalıklarının takibinde kullanılır. En yaygın kullanımı, azalmış GFR ile birlikte akut ve kronik böbrek yetersizliği durumundadır.

FSH: Folikül Uyarıcı Hormon beyin tabanında yer alan hipofiz bezinden salgılanır. FSH testi genellikle erkek veya dişi kısırlığının araştırılmasında diğer testler ile (LH, testosteron, östradiol, progesteron, anti-Müllerian hormon gibi) birlikte yapılır. FSH ölçümü ayrıca adet bozuklukları ve hipofiz bezi bozukluklarının tanısında kullanılır. Çocuklarda (kız veya erkek) erken veya geç ergenlik tanısı için yararlıdır.

GAİTA MİKROSKOPİSİ: Dışkının mikroskopla incelenmesidir. Bu tetkikle dışkıda parazit ve yumurtaları, gizli bir kanamanın olup olmadığı, ishale neden olan mikroorganizmalar saptanır.

GAİTADA GİZLİ KAN: GGK testi iç kanama ya da mide kanaması gibi hastalıkların tanısında kullanılır. Dışkıda gizli kan bulunması inflamatuvar barsak hastalıkları, ülser, polip, hemoroid veya kolon kanseri gibi bozuklukların işareti olabilir.

GGT: Gama-glutamiltransferaz, karaciğer-safra kanalı hastalıklarının tanısı ve izlenmesinde en duyarlı belirteçtir. Gizli alkolizmin ortaya çıkması için iyi bir testtir.

HbA1c: Kan şekerinin 3-4 aylık ortalamasını yansıtan bir testtir. Diyabet hastalarında kan şekeri düzenlenmesinin izlenmesi ve uzun dönem kan şekerinin kontrolü bakımından önem taşır. Olası diyabet tanısında da HbA1c tayini istenir.

HBsAg: İnsanda bulunan hepatit B virüsünün (antijeninin) saptanmasında yapılan testtir.

HDL: Yüksek yoğunluklu lipoprotein (High-Density Lipoprotein) arterlerde biriken kolestrolü alarak yıkıldığı karaciğere taşır. Damarlarda kolestrolün temizlenmesini sağladığından dolayı iyi kolestrol olarak tanımlanır.

HEMOGRAM: Diğer ismiyle Tam Kan Sayımı kan hücre elemanlarının sayılarını ve oranlarını veren testleri kapsar. En sık istenen tarama testlerinden biridir. Toplamını 18 kan testi oluşturur. Kanda eritrosit (kırmızı kan hücresi) sayımı ile birlikte buna bağlı olarak Hb, Hct, MCV, MCH, MCHC analizleri, kanda lökosit (beyaz kan hücresi) sayımı ile birlikte buna bağlı granülositler (lenfosit, monosit) analizleri yapılır. Hemogram hastanın genel sağlık durumunu değerlendirmede istenen bir testtir. Hematolojik hastalıklar ve diğer sistem bozuklukları ile ilgili önemli bilgiler verir. Anemi, enfeksiyon şüphesi, beslenme, hamilelik, ameliyat öncesi gibi durumların değerlendirilmesinde ve tedavilerinin izlenmesinde önem taşır.

HOMA-IR (İNSÜLİN DİRENCİ): İnsülin direnci testi kişide insülin direncinin olup olmadığını belirlemek için kullanılan bir testtir.  İnsülin direnci olan kişilerde kandaki şekerin dokular tarafından alınıp yakılması güçleşir, obezite (şişmanlık), hipertansiyon ve ateroskleroz (damar sertliği) gibi hastalıkların ortaya çıkma olasılığı artar.

HOMOSİSTEİN: Folik asit ve B12 vitamini eksik olan kişilerde kanda homosistein düzeyi artar. Bunun nedeni bu vitaminlerin eksik olmaları sonucunda homosisteinin zararsız şekline dönüşememesidir. Homosistein damar içinde pıhtı oluşumuna yol açar, damar sertliğini tetkikleyerek kalp krizi riskini artırır. Bu nedenle kalp, beyin ve tromboemboli (pıhtı tıkacı oluşumu) riskinin araştırılmasında kullanılan bir testtir.

Ig E TOTAL: Alerji, aşırı duyarlılık ve çeşitli parazitik hastalıkların tanısında yararlı bir testtir.

İNSÜLİN: İnsülin kan şekerini ayarlayan pankreas hormonudur. İnsülin düzeyi kan şekeri düzeyi ile birlikte ölçülmelidir. İnsülin eksikliği Tip l diyabet (insüline bağımlı diyabet) hastalığında önemli bir faktördür.

KALSİYUM (Ca): Kalsiyum vücuttaki en önemli elektrolitlerden biridir. Kasların, sinirlerin, kalbin işleyişinde, kanın pıhtılaşmasında ve kemik oluşumunda önemli rolü vardır. Kemik oluşumu, D vitamini eksikliği, paratiroid bezi ve sindirim sistemi hastalıkları, akut ve kronik böbrek yetmezliği, böbrek nakli sonrası, malign (habis) tümörler, hiperparatiroidizm, akut osteoporoz (kemiklerin sertliğinin kaybolup, kalitesiz, kırılabilir duruma gelmesi) gibi çeşitli durumlarda kalsiyum aranması önemlidir. İdrarda kalsiyum tayini, kalsiyum alımını, barsaktan emilimini, kemik rezorpsiyonunu ve böbreklerden kayıp oranlarını yansıtır.

KLOR (CI): Klorür asit-baz dengesinin sağlanmasında önemli bir elektrolittir. Kanda ve idrarda klorür tayini vücutta su ve asit-baz dengesinin taranması ve izlenmesinde istenir. Böbrek fonksiyonlarının değerlendirilmesinde de bu testin önemli yeri vardır.

KREATİN KİNAZ (CK): Kreatin kinaz kalp, beyin ve iskelet kaslarında bulunan bir enzimdir. Kalp-damar ve kas hasarlarında düzeyi artar. Göğüs ağrısı, enfarktüs ve inme riskinde CK’nın izoenzimi CK-MB testi troponin gibi diğer testlerle birlikte değerlendirilir. Travmatik kazalar, spor aktivitesi, kas-içi enjeksiyonlardan sonra da CK düzeyinde artışlar kaydedilir.

KREATİNİN: Kanda ve idrarda kreatinin düzeylerinin ölçümü özellikle böbreklerin aktivitesini ve fonksiyon bozukluğunu saptamak amacıyla kullanılır. Böbreklerde kan akımının azalması, kronik böbrek hastalıkları, böbrek kanseri, kalp yetmezliği, kas hasarları, şok, dehidratasyon, hipotiroidizm, akromegali (el, ayak,yüz bölgesi başta olmak üzere kemik yapısında fazla büyüme),  gigantizm (aşırı büyüme durumu, dev hastalığı) ve et yönünden zengin diyet ile beslenme gibi  durumlarda kreatinin  düzeyi yükselir. Akut veya kronik glomerülonefrit, anemi, hipertiroidizm, kas kaybı hastalıkları, şok, idrar yolu tıkanıkları, vejeteryan beslenme sonucunda ise kanda kreatinin düzeyleri düşer.

LDH: Laktat dehidrogenaz kalp, karaciğer, kas, böbrek, akciğer ve kan hastalıklarının araştırılmasında yararlanılan bir testtir.

LDL: Düşük yoğunlukluğu lipoprotein (Low-Density Lipoprotein) arterlerde kolesterolün birikimine ve aterom plaklarının oluşumuna yol açar. Bu tür kolesterolün damarları tıkama eğilimi olduğundan kötü kolesterol olarak tanımlanır.

LİPAZ: Pankreastan salgılanan ve yağların sindiriminde etkili bir enzimdir. Genellikle pankreatit (pankreas iltihabı), barsak düğümlenmesi ve enfarktüsü, pankreas kisti tanısında kullanılır.

POTASYUM (K): Potasyum sinir impulslarının iletimi ve kas ile iskelet kası kasılmasının sürdürülmesinde önemli bir elementtir. Potasyum tayini elektrolit dengesi, kardiyak aritmi, kas güçsüzlüğü, karaciğer hastalıkları ve böbrek yetmezliğinin değerlendirilmesinde önemli bir testtir.

PROKLAKTİN: Prolaktin tayini galaktore (gebelik dışı süt üretimi), amenore (menstrüasyonun olmaması), kısırlık, hipogonadizm (testis veya yumurtalıklarda görülen seks hormon yetersizliği) değerlendirilmesinde yardımcı testtir. Prolaktin salgılayıcı tümör tedavisinin izlenmesinde de prolaktin tayini gereklidir.

PSA: Erkelerde prostat kanserini teşhis etmek, prostat biyopsisi gerekliliğini belirlemek, prostat kanseri tedavisini izlemek için yapılan bir testtir. Her PSA yüksekliği kanser varlığını doğrulamaz.

PTH: Paratiroid hormon düzeyi kandaki kalsiyum düzeylerinin değişikliklerini ve paratiroid fonksiyonun değerlendirilmesinde kullanılan bir testtir.

ROMATOİD FAKTÖR (RF): Romatoid artrit tanısı ve tedavisinin izlenmesinde kullanılan bir testtir.

SERBEST PSA: Proteinlere bağlanmayan, kanda serbest halde bulunan PSA’ya serbest PSA denir. Serbest PSA/Total PSA oranı prostat kanseri tanısı konulmasında yardımcı olur.

SERBEST TESTOSTERON: Total testosteronun sadece %2’si kadarı kanda serbest halde bulunur. Esas etkili olan serbest testosterondur.Total testosteron miktarı ile birlikte değerlendirilir.

SODYUM (Na): Sodyum hücre dışı sıvının en önemli katyonudur. Suyun hücrelerin içi ve dışı arasındaki hareketinin düzenlenmesinde, buna bağlı olarak kan basıncının ve vücudun su dengesinin korunmasında sodyum önemli rol oynar. Elektrolit ve asit-baz dengesinin değerlendirilmesi, yüksek tansiyon, kalp yetmezliği, karaciğer ve böbrek hastalıklarının tanı ve izlenmesinde sodyum düzeylerinin ölçümü önemlidir.

T3 (Triiyodotiroinin): Tiroid bezinin ürettiği iki hormondan biridir. T4’ün bir kısmı T3’e dönüşür. Dokulardaki etkiden sadece T3’ün serbest şekli sorumludur. T3, tiroid fonksiyonlarının normal olup olmadığını belirler. Patolojik durumlarda salgılanması T4’den daha önce bozulup, T4’den sonra normale geldiğinden hipertiroidizmde yararlı bir testtir.

T4 (Tiroksin): Tiroid bezinin ürettiği iki hormondan biridir. Dolaşımdaki tiroid hormonlarının %90’ından fazlasını oluşturur. T4 sadece serbest formu dokular üzerine etki eden T3’e dönüşür. Hipertiroidizm ve hipotiroidizm teşhisine yardımcı testtir. Tiroid disfonksiyonu (guatr, kısırlık, psişik bozukluklar) şüphesi için yararlı bir testtir.

TİT (TAM İDRAR TESTİ): Tıbbi biyokimya laboratuvarlarında en çok istenen testtir. İdrarda şeker, protein, albümin,keton, bilirubin, ürolobin, ürobilinojen, nitrit gibi kimyasal inceleme ile birlikte idrarın rengi,  pH (asitliği) ve yoğunluğuna bakılır. İdrar sedimentinde hücresel sayım yapılarak iltihabi durumların, taş veya kum dökme gibi böbrek ve idrar yolları hastalıkları hakkında bilgi edinilir.

TOTAL DEMİR BAĞLAMA KAPASİTESİ: Transferin demiri bağlayan ve kanda taşıyan bir proteindir. Karaciğerde üretilir ve demir emilimini düzenler. Total demir bağlama kapasitesi kandaki demir düzeyini taramak amacıyla demir ve ferritin tayinleri ile birlikte değerlendirilir.

TOTAL KOLESTEROL: Kolesterol karaciğerde yapılan ve tüketilen, ayrıca dışarıdan gıdalarla alınan, organizma için gerekli bir yağ (lipid)’dır. Total kolesterol düzeyi arttığında ateroskleroz ve koroner arter hastalığı riski gelişir. Kolesterol kanda 2 tür lipoproteine bağlı olarak taşınır. Bunlar LDL ve HDL isimli lipoproteinlerdir. Total kolesterol her iki lipoproteinin içerdiği toplam kolesterol miktarıdır.

TOTAL PROTEİN: Organizmada proteinler birçok organın işleyişinde görev aldıklarından, kanda total protein testi yaygın olarak istenmektedir. Total protein tayininde kandaki albümin ve globulin miktarları ölçülür. Karaciğer, böbrek veya kemik iliğini tutan hastalıkların, diğer birçok metabolik veya besinsel bozuklukların tanı ve tedavisinin izlenmesinde araştırılır.

TOTAL TESTOSTERON: Testosteron erkeklerde ana cinsiyet hormonudur. Her ne kadar erkek cinsiyet hormonu olarak kabul edilse de hem erkeklerin hem de kadınların kanında bulunur. Erkeklerde kısırlık şüphesi, cinsel dürtü azalması veya erektil işlev bozukluğunda total testosteron düzeyine bakılır. Bunun dışında sakal ve vücut kıllarının eksikliği, kas kitlesinin azalması, jinekomasti (meme dokusu gelişimi), organ yağlanması, insülin direncinin artması ve koroner arter hastalığı riskinde kullanılan bir testtir. Kadında adet düzensizliği, polikistik over sendromu veya overde ve adrenal bezde gelişen tümörler nedeniyle de araştırılır.

TRİGLİSERİD: Vücutta katı yağların depo edildiği formu olan trigliserid, kanın da temel yağ komponentidir. Kanda trigliserid düzeyinin artmış olması ateroskleroz yönünden risk oluşturur. Trigliserid ve kolestrol düzeylerinin birlikte değerlendirilmesi önemlidir.

TSH (Tiroid Uyarıcı Hormon): Beynin altında bulunan hipofiz bezinden salgılanır. Görevi tiroid hormonlarının (T3, T4) sentezlerini ve salınımlarını uyarmaktır. Karşılık olarak bu hormonlar tarafından salgılanması inhibe edilir (azaltılır). TSH tayini tiroid fonksiyon bozukluklarını saptamak ve hipo veya hipertiroidi tedavilerini izlemek için yapılır.

ÜRİK ASİT: Gut tanısı ve tedavisi, lösemi, böbrek yetmezliği ile birlikte böbreklerde ürat birikiminin önlenmesi için yapılan tedavinin izlenmesinde kullanılan bir testtir. Ağır egzersiz ve yüksek purinli diyet ile düzeyi yükselebilir.

Kaynak ve devamını okuman için : Biyokimya ve Klinik Biyokimya (istanbulbaskentuniversitesi.com)

VİTAMİN B12: Siyanokobalamin ismi de verilen bu vitamin, beynin ve sinir sisteminin düzgün çalışması için gereklidir. B12 vitamini eksikliği halsizlik,kansızlık,nörolojik ve sindirim sistemi bozukluklarına yol açar.

25- Hidroksi-Kolekasiferol (D3 vitamini): Ölçümü kemik metabolizması veya paratiroid fonksiyon bozuklukları ile olası D vitamini eksikliğinin veya emiliminin değerlendirilmesinde, ayrıca D vitamini ile tedavi edilen hastaların izlenmesinde yararlıdır.