Yeniden Diş Çıkartabilecek İlacın Klinik Denemeleri Başlıyor…

Bazı köpekbalıkları her hafta yeni bir set diş çıkarırken, bazı timsahlar ömürleri boyunca binlerce diş değiştirebilirler. İşte bu sınırsız diş değiştirme özelliği insanlılar gibi memeliler için geçerli değildir. İnsanın ancak 32 dişi olabilir. Japonya’dan bilim insanları, insanların tümüyle yeni bir diş çıkarmasını sağlayabilecek deneysel bir ilaç denemesine başlayacak. 2024 Temmuz ayına planlanan ilk klinik denemede, doğuştan diş yoksunluğu ile doğan yani diş agenezesi hastaları olacak. Ayrıca 2030’a kadar bu tedavinin diğer insanlar için genel kullanıma sunulabileceği belirtiliyor.

“Aslen yeni dişler çıkarabilmek her diş hekiminin hayalidir. Yüksek lisanstan beri bu konu üzerinde çalışıyorum. Eminim ki bunu mümkün kılabiliriz,” diyor Osaka’daki Tıbbi Araştırma Enstitüsü Kitano Hastanesi’nde baş araştırmacı ve diş hekimliği ve ağız cerrahisi bölümü başkanı Katsu Takahashi. Araştırmacılar ilk başta, farelerde diş çıkmasını sağlayabilecek uterus uyarımlı USAG-1 ile ilişkili bir antibadi keşfetti. Bu antibadi, diş agenezesi ile doğan farelerde yeni diş büyümesini stimüle edebiliyor. Esasen, bilim insanları USAG-1 diğer proteinlerle etkileşime girerek diş büyümesini baskıladığını keşfetti. İşte bu etkileşim bloke edildiğinde kemik morfogenetik protein sinyalleşmesi sağlanarak, yeni diş büyümesini tetikliyor. 2018’deki fare denemelerinin ardından, gelinciklerde yapılan deneyler; yeni dişlerin çıkarılmasında benzer bir başarı sergiledi. Hayvanlar, komşu dişlerle aynı şekil ve yapıya sahip yedinci bir ön diş çıkardılar.

“Bu sayede ilacın klinik kullanımının önünün açılacağını düşünüyoruz,” diyor Takahashi. Bilim insanları, yıllardır köpekbalığı gibi hayvanların nasıl sürekli diş çıkarabildiğine dair genetik ifadenin kodunu kırmaya çalışıyordu. Fakat yapılan bu deneysel araştırmaları insanlara adapte oldukça çetrefilli bir işti. Orjinal araştırma 2021’de  

Science Advances dergisinde yayınlandı.

Kaynaklar: The Mainichi, Medical Research Institute Kitano Hospital

Kaynak ve devamını okuman için : Yeniden Diş Çıkartabilecek İlacın Klinik Denemeleri Başlıyor (gercekbilim.com)

Cam Kaplı DNA Malzemesi Çelikten 4 Kat Güçlü Özellikler Sergiliyor…

Connecticut Üniversitesi’nden bilim insanları DNA ve cam kullanarak, hem hafif hem de çok sağlam bir malzeme üretti. Yeni geliştirilen materyalin çelikten 4 kat daha güçlü ve 5 kat daha az yoğun olduğu belirtiliyor. Normalde dayanım ve ağırlık birbiriyle zıt karakterlerdir. Fakat bilim insanları, DNA ve cam kullanarak benzersiz bir malzeme yarattı. Günümüzde DNA özellikle veri depolama özelliği nedeniyle bilinse de esneyebilir ya da burkulabilir.

Diğer taraftan cam da kırılgan görülebilir fakat bu çatlaklardan kaynaklandığından, küçük parça camlar çok güçlü olabilir. Küçük cam parçaları ise kusursuzdur. İşte yeni araştırmada malzemelerin bu özelliğinden faydalanıldı. Önce DNA’yla başlanarak kafes benzeri şekiller oluşturacak şekilde programlandı. Sonra bu camsı malzemeyle kaplanarak, birkaç yüz atom kalınlığında tabakalar oluşturuldu. Sonunda ortaya camla kaplanmış ince DNA tabakaları çıktı. Bu sarmallar çok ince ,hafif ve güçlü yapıda ve bir çerçeve oluşturdu. Yapılan testlerde bilim insanları DNA nanokafes malzemesinin 5 giga paskal(GPa) basınca kadar dayandığını buldu.

Araştırmacılar malzemenin çelikten 4 kat daha güçlü olduğunu fakat yoğunluğunun 5de biri olduğunu ifade ediyor. “Yoğunluğa göre bakıldığında, bizim malzememiz bilinen en güçlü malzemedir,” araştırmanın yazarlarından Seok-Woo Lee. Araştırmacıların yeni hedefi, farklı DNA yapıları kullanmak ve de karbid seramik gibi malzemelere geçerek, daha da güçlü malzemeler üretmektir. Çalışmanın eş yazarı Oleg Gang, “DNA kullanarak tasarlanmış 3 boyutlu çerçeve nanomateryalleri oluşturma ve bunları mineralleştirme yeteneği, mühendislik mekanik özellikleri için muazzam fırsatlar sunuyor. Buna rağmen, onu bir teknoloji olarak kullanabilmemiz için daha çok araştırma yapmak gerekiyor,” diyor.

Araştırma , Cell Reports Physical Science dergisinde yayınlandı .

Kaynaklar:  University of Connecticut https://newatlas.com/materials/dna-coated-glass-material-4x-strength-steel/

Kaynak ve devamını okuman için : Cam Kaplı DNA Malzemesi Çelikten 4 Kat Güçlü Özellikler Sergiliyor (gercekbilim.com)

Örümcek Geniyle, İpek Böcekleri Kevlardan 6 Kat Daha Dayanıklı İplik Üretti…

Çin’den bilim insanları, ipek böceklerine örümceklerden aldıkları ağ genleriyle modifiye ederek, Kevlardan 6 kat daha dayanıklı fiberler ürettirmeyi başardı. 20 Eylül’de Matter dergisinde yayınlanan makalede, bu çalışmayla ilk kez ipek böceklerine tam boyda örümcek ağı ürettirmeyi başardılar. Bu teknoloji sayesinde daha çevreci bir şekilde sentetik fiber geliştirilebilir. Kevlar,karbon fiber gibi özel malzemelerin üretimi için özel koşullar ve yüksek enerji gerekiyor. Çin’in Donghua Üniversitesi Biyoloji Bilimi ve Tıp Mühendisliği Fakültesi’nden araştırmacı olan baş yazar Junpeng Mi, “İpekböceği ipeği şu anda köklü yetiştirme teknikleriyle büyük ölçekte ticarileştirilen tek hayvansal ipek fiberidir.

Sonuç olarak, örümcek ipeği fiberi üretmek için genetiği değiştirilmiş ipekböceklerinin kullanılması, düşük maliyetli olduğundan, büyük ölçekli ticarileşmeyi mümkün kılıyor,” diyor. Bilim insanları, genellikle fosil yakıtlardan üretilen sentetik fiberlerin yapımında ortaya çıkan zararlı mikroplastikler nedeniyle, örümcek ağı ipliklerini alternatif bir dokuma ürünü olarak görüyor. Fakat üretilen yapay örümcek ipekleri nem ve güneş ışığına karşı korumalı olan bir kaplamaya sahip değil. İşte genetik olarak değiştirilen ipek böcekleri doğal olarak kendi fiberlerini koruyucu bir tabaka ürettiklerinden, örümcek iplikçiklerini kaplıyor. İpekböceklerinin kozalarını inşa ettiği lifler binlerce yıldır yetiştiriliyor, ancak bol miktarda olmasına rağmen kırılgan olduğu biliniyor. 

Bu arada örümcekler imrenilecek derecede sert ve güçlü ipek üretiyorlar , fakat yamyam doğalarından ötürü bir arada yaşayamadıklarından üretimi oldukça zor İpekböceğini benzersiz örümcek duyularına sahip hale getirmek için Mi ve meslektaşları, Doğu Asya’da bulunan küre ağ ören bir örümcek olan Araneus ventricosus’tan elde edilen küçük bir ipek proteinine odaklandılar . CRISPR-Cas9 genetik düzenleme aracı kullanılarak, MiSp proteinini ipekböceğinin birincil ipek proteinini kodlayan genin yerine yerleştirerek, DNA’sını değiştirdi. Bilim insanları aynı zamanda ipek böceğinin DNA’sındaki genin, hayvanın doğal ipek üretiminin başka herhangi bir yönüne müdahale etmeden başarıyla etkinleştirilmesiyle lokalizasyon yaptılar.

Kaynak ve devamını okuman için : Örümcek Geniyle, İpek Böcekleri Kevlardan 6 Kat Daha Dayanıklı İplik Üretti (gercekbilim.com)

Dikenden Elde Edilen Madde Sinir Onarımını % 29 Hızlandırıyor…

Yeni bilimsel bir çalışmaya göre, şevketi bostan bitkisinde bulunan bir bileşik, hasarlı sinirlerin yenilenmesini hızlandırarak motor fonksiyonu ve dokunma hissini geri kazandırabiliyor..Periferik sinir sistemindeki hasarlı sinir liflerini (aksonlar) kendilerini yenileyebilir, ancak tam bir iyileşme gerçekleşmez. Bunun nedeni, rejenerasyondan sorumlu Schwann hücrelerinin yaklaşık üç ay sonra desteği kesmesidir. Reinervasyon adı verilen sinir fonksiyonunun restorasyonu bu süre içinde gerçekleşmezse, aksonal yaralanma genellikle yaşam boyu tamamıyla iyileşmez ve de sinirsel veya nöropatik ağrıya yol açabilir.

Almanya’daki Köln Üniversitesi’nden araştırmacılar, sinir rejenerasyonunu hızlandırıp hızlandırmadığını ve ağrıyı azaltıp azaltmadığını görmek için insan hücreleri de dahil olmak üzere kültürlenmiş hücreler ve canlı hayvanlar üzerinde kutsanmış devedikeni bitkisinden elde edilen cnicin kullandılar. Bostanotu, akkız ve mübarek dikeni olarak da bilinen şevketi bostan, köklerinden yemek de ilaç da yapılan eski bir tedavi yöntemidir. Mevcut çalışmada, araştırmacılar farelerin, sıçanların ve tavşanların siyatik sinirini ezdiler. Daha sonra hayvanlara aynı bitki ailesinden (Asteraceae) kimyasal olarak benzer bir bileşik olan cnicin veya parthenolide dozları verdiler. Ateş otundan elde edilen partenolid, geleneksel olarak çok çeşitli rahatsızlıkları tedavi etmek için kullanılmaktadır.

Bununla birlikte, önceki çalışmalar partenolidin ağızdan alındığında zayıf bir şekilde emildiğini, bu nedenle intravenöz enjeksiyon olarak verilmesi gerektiğini bulmuştur. Ayrı olarak, hayvanlardan alınan duyusal nöronlar kültür ortamında çoğaltıldı ve cnicin ile muamele edildi. Farelerden ve insanlardan alınan göz (retina) hücreleri, cnicin’in merkezi sinir sistemi (CNS) nöronlarının rejenerasyonunu da destekleyip desteklemediğini test etmek için kültür ortamına alınarak, tedavi edildi. Araştırmacılar, cnicin’in farklı türlerdeki duyusal nöronlarda akson büyümesini önemli ölçüde desteklediğini buldular. Etki, verilen doza bağlıydı. Duyusal nöronlarda görüldüğü gibi, cnicin ayrıca farelerin ve insanların MSS nöronlarından nörit adı verilen kolların ortalama uzunluğunu da artırdı. Nöritler nihayetinde aksonlara dönüşür. Siyatik siniri ezilmiş hayvanlarda, kontrol gruplarına kıyasla intravenöz cnicin dozları ile önemli ölçüde akson rejenerasyonu yaptığı görüldü.

Araştırmacılar siyatik yaralanmanın ardından kas reinnervasyonunu değerlendirdi. Motor iyileşme, hayvan modellerinde siyatik sinir yaralanmasından sonra fonksiyonun iyileşmesini değerlendirmenin bir yolu olan statik siyatik indeks (SSI) hesaplanarak belirlendi.

Allodini – nöropatide yaygın olan hafif bir tüy dokunuşu gibi genellikle ağrıya neden olmayan bir uyarıcıya bağlı ağrı – duyusal iyileşmeyi değerlendirmek için de ölçüldü. Günlük tekrarlanan cnicin dozları, kontrollere kıyasla SSI skorunu ve dokunma hassasiyetini önemli ölçüde iyileştirdi ve motor fonksiyonda ilk ölçülebilir iyileşmeler yaralanma sonrası dört gün gibi erken bir sürede görüldü. Duyusal işlevlerdeki iyileşmeler yaralanmadan yedi gün sonra tespit edilebilmiştir. Cnicin, sinir ezilmesinden 10 gün sonra deri ve kas innervasyonunu önemli ölçüde artırmıştır.

Oral cnicin uygulaması da intravenöz enjeksiyonla aynı etkinlikte fonksiyonel iyileşmeyi hızlandırırken, oral partenolidin zayıf biyoyararlanımı nedeniyle hiçbir etkisi olmamıştır. Cnicin ile tedavi edilen sıçanlar 35 gün sonra yaralanma öncesi SSI skorlarına ulaşırken, kontrol grubunun aynı skorlara ulaşması için yedi gün daha gerekmiştir. Ayrıca, 35 günde, tedavi grubundaki dokunma hissi ameliyat öncesi seviyelere dönerken, kontrol grubunun 49 güne ihtiyacı vardı. Cnicin iyi tolere edildi ve hayvanlar hiçbir zehirlenme belirtisi göstermedi.

Çalışma Phytomedicine dergisinde yayınlandı.

https://newatlas.com/medical/cnicin-blessed-thistle-axon-regeneration

Kaynak ve devamını okuman için : Dikenden Elde Edilen Madde Sinir Onarımını % 29 Hızlandırıyor (gercekbilim.com)

İlk kez yapay zekalı bilim insanı geliştirildi.

Japonya merkezli araştırma ve geliştirme şirketi “Sakana AI”, bilimsel keşif için ilk kez “yapay zeka bilim insanı” sistemi oluşturdu.

Şirketin internet sitesinde paylaştığı blog yazısında, Foerster Laboratuarları, Oxford Üniversitesi ve bir çok diğer üniversite ile yapılan ortak çalışma sonucu ilk kez “yapay zeka bilim insanı”nın geliştirildiği duyuruldu.

Yazıda, geliştirilen yapay zeka bilim insanının, bilimsel keşifler ve araştırmalar için makine öğrenim sistemi kullanabileceği belirtildi.

“Yapay zeka bilim insanı” sisteminin var olan araştırmaları incelebilmesinin yanı sıra yeni araştırma fikirleri sunabileceği aktarılan yazıda, bu sistemin araştırmalar için kod yazabileceği de kaydedildi.

Yazıda, sistemin araştırma sonuçlarını özetleyebileceği ve kendi ulaştığı bulguları bilimsel yazı olarak sunabileceği de açıklandı.

Sistemin, yapay zeka tarafından oluşturulan makaleleri insana yakın bir doğrulukta değerlendirebildiği kaydedilen yazıda, sistemin, bilim insanlarının oluşturduğu bilimsel topluluk çevresini taklit edebileceği de öne sürüldü.

Yazıda, yapay zeka sisteminin yapacağı araştırmaların, makine öğrenim sistemleri ve kod yazma üzerine olacağı belirtilirken, bu konulara dair akademik makaleler oluşturabileceği de kaydedildi.

Kaynak ve devamını okuman için : İlk kez yapay zekalı bilim insanı geliştirildi – Son Dakika Bilim Teknoloji Haberleri | Cumhuriyet

Dünya’da bir ilk! Beyin bedenden bağımsız canlı tutuldu…

BD’deki UT Southwestern Tıp Merkezi’ndeki araştırmacılar, ketamin ile uyutulan bir domuzun beynine giden kan akışını izole etmeyi başardı.

Bilgisayarlı bir algoritma organın ihtiyaç duyduğu gerekli kan basıncını, hacmini, sıcaklığını ve besin maddelerini korudu.Nörologlardan oluşan ekip, vücudun geri kalanından hiçbir biyolojik girdi almamasına rağmen, beyin aktivitesinin beş saatlik bir süre boyunca minimum düzeyde değişiklik gösterdiğini ifade etti. Bilim insanlarına göre deneyin başarısı, insan beynini diğer bedensel işlevlerden etkilenmeden incelemenin yeni yollarını açabilirken, teknoloji gelecekte beyin nakli gerçekleştirme potansiyelini de ortaya koydu.

Nöroloji, pediatri ve fizyoloji profesörü olan Juan Pascual, “Bu yeni yöntem, vücuttan bağımsız olarak beyne odaklanan araştırmalara olanak tanıyarak fizyolojik soruları daha önce hiç yapılmamış bir şekilde yanıtlamamızı sağlıyor” dedi.

Ekstrakorporeal pulsatil dolaşım kontrolü (EPCC) olarak adlandırılan ve türünün ilk örneği olan sistem, dış faktörleri dikkate almak zorunda kalmadan kan şekeri yüksekliğinin beyin üzerindeki etkilerini daha iyi anlamak için halihazırda kullanılıyor.Beynin bu şekilde izole edilmesi, araştırmacıların besin alımının etkisini vücudun doğal savunma mekanizmalarından bağımsız olarak incelemelerine olanak sağladı.

Araştırmacılar, “EPCC altında yöntemlerimizle incelenen serebral aktivitenin korunması, her bir denek çalışması süresince korunmuştur.

Kaynak ve devamını okuman için : Dünya’da bir ilk! Beyin bedenden bağımsız canlı tutuldu… – Resim 8 (haber7.com)

Sadece Bir Gen Değişimiyle, Fareler Süper İşitmeye Başladı

İşitme kaybını araştıran bilim insanları, genetik teknolojisini kullanarak, farelerinin süper işitmesini sağladı. Michigan Üniversitesi’nden nörobiyolog Lingchao Ji ve meslektaşları, test hayvanlarının nörotrofin-3 (Ntf3) adı verilen bir nöron büyüme geninin ifadesini arttırarak bu sonuca ulaşmayı başardı.

Michigan Araştırma Laboratuvarı daha öncesinde Ntf3 ifadesinin artırılmasının,orta yaşlı farelerde işitmeyi iyileştirebileceğini göstermişti. Ayrıca iç kulakları hasar görmüş farelerde işitmenin, bir miktara kadar iyileştirilmesine de yardımcı oluyor. Bunu, kulağın kokleasındaki tüy hücreleri ile beyin arasındaki sinaps bağlantıların sayısını artırarak yapar. Tüy hücreleri ses titreşimlerine tepki verir ve bunları sinapsların daha sonra yorumlanmak üzere beynin nöronlarına ilettiği sinyallere dönüştürür.

Michigan Üniversitesi’nden nörobiyolog Gabriel Corfas, “Genç farelerde iç kulağa Ntf3 geni vermenin iç tüy hücreleri ve işitsel nöronlar arasındaki sinaps sayısını artırdığını biliyorduk, ancak daha fazla sinapsın işitmeye ne yapacağını bilmiyorduk” diyor. “Sinaps sayısını artırdığımızda, beynin ekstra işitsel bilgiyi işleyebildiğini görünce şaşırdık. Ve bu denekler davranış testinde kontrol farelerinden daha iyi performans gösterdi.” Sinaps yoğunluğu irkilme refleksini değiştirmiyor, bu nedenle sesin ilk algılanması, bağlantı sayısının azalmasına rağmen tipik olmaya devam ediyor.

Bunun yerine, sinaps yoğunluğu sesleri ayırt etme yeteneğini değiştirerek boşluk algılama eşiği olarak bilinen şeyi değiştiriyor gibi görünüyor . İki ses arasında hala bir yerine iki ses olarak duyulmaları için yeterince geniş olan en kısa sessizlik süresidir. Ji ve ekibinin Ntf3 ifadesinin azaldığı farelerle yaptıkları deneyde gösterdikleri gibi, bir bölgede daha az sinaps olduğunda boşluk algılama eşiği daha uzundur. Bu, iç kulak kıl hücresi bağlantılarının kaybının, işitme güçlüğü çeken bazı insanların yaşadığı gibi, farklı ses sinyallerinin beyin tarafından işlenmesinde gecikmelere neden olduğunu göstermektedir.

Bu gecikmeler, özellikle benzer ses seviyesindeki diğer sesler mevcut olduğunda, konuşmayı anlamayı zorlaştırırarak işitme kaybına yol açıyor. Farelerde Ntf3 ifadesinin artırılması, sinapslarının yoğunluğunda bir artışa neden olarak, farklı nitelikteki sesleri işleme ve dolayısıyla ayırt etme yeteneklerini geliştirdi. Corfas, “Fazladan iç kulak sinapslarına sahip hayvanların eşikleri normaldir – bir odyoloğun normal işitme olarak tanımlayacağı şekilde – ancak işitsel bilgileri normal üstü yollarla işleyebilirler” diye açıklıyor.

Kaynak ve devamını okuman için : Sadece Bir Gen Değişimiyle, Fareler Süper İşitmeye Başladı (gercekbilim.com)

Göz sağlığında Devrim: Akıllı lensler görme sorunlarını nasıl çözüyor?

Göz ve Cerrahi Lazer Merkezi Başhekimi Prof. Dr. Abdullah Özkırış, akıllı lenslerin görme sorunlarına nasıl çözüm sunduğunu anlattı. Akıllı lenslerin, özellikle katarakt hastaları için uygun olduğunu belirten Özkırış, bu lenslerin hastaların yaşam kalitesini artırdığını ve uygun hasta seçiminin önemini vurguladı.

Akıllı lensler son zamanlarda oldukça gündemde olup, uzak yakın veya hem uzak hem yakın görme sıkıntısı yaşayan hastalara konfor sağlıyor. Gözde görme işlevini kaybeden mercek ameliyat ile çıkarıldıktan sonra yerine “akıllı lens” denilen mercekler yerleştiriliyor.

Yaklaşık 10 yıldır katarakt ameliyatlarında uygun hastalar için tercih edilen lensler, görme sorununa çözüm sağlıyor. Prof. Dr. Abdullah Özkırış; akıllı lensler hakkında bilgi verdi.

GÖRME İŞLEVİNİ YİTİREN MERCEKLER YERİNE “AKILLI LENSLER”

“Akıllı lensler hastaların görme sorununa çözüm olabilecek düzeyde etkili yapıdadır. Buradaki amaç, gözde doğuştan var olan ve artık işlevini yitirmiş mercek yerine yapay bir mercek uygulayarak hastanın görme kalitesini olabildiğince artırmaktır. Akıllı lensler, gözünde katarakt hastalığı olan ve bu nedenle ameliyat olması gereken hastalar için uygulanmaktadır. Bunun için uygun hastalar tercih edilmeli ve akıllı lens ameliyatı uygulanmalıdır.”

UYGUN HASTA SEÇİMİ ÖNEMLİ

Hasta seçiminin oldukça önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Abdullah Özkırış, sözlerine şöyle devam etti: “Bu akıllı lensler, katarakt hastalığı veya yüksek myop veya hipermetrop olan hastalara uygulanabilir. Ancak diyabet (şeker), sarı nokta, ileri astigmat, şaşılık, kerotokonüs ve korneal problemleri olan hastalar için de akıllı lens uygulamaları tercih edilmez. Göz içine yerleştirilen bu teknoloji harikası lensler bifokal (iki odaklı) ve trifokal (üç odaklı) olmak üzere üç çeşittir. Akıllı lens kullanmak için hastaya önce standart katarakt ameliyatı uygulanmalı ve hastanın kendi orijinal lensi çıkartılıp yerine uygun mercek yerleştirilmelidir. Ameliyat, standart katarakt ameliyatı gibi 8-10 dakika kadar sürmektedir. Bu operasyon sırasında göze dikiş uygulanmamakta ve hastalar aynı gün taburcu edilmektedir.”

Kaynak ve devamını okuman için : Göz sağlığında Devrim: Akıllı lensler görme sorunlarını nasıl çözüyor? – Son Dakika Sağlık Haberleri | Cumhuriyet

Alzheimer’ın doğal ilacı bulundu! Beynin iki büyük dostu: Zencefil kökü ve karabiberin bu etkisine çok şaşıracaksınız…

Diyetisyen Beyza Tağraf, son günlerde popüler hale gelen kurkumin ve piperinin nörolojik hastalıklarla ilişkisini açıkladı. Diyetisyen Tağraf konuyla ilgili, “Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar, kurkumin ve piperinin nörodejeneratif dediğimiz insan beynindeki nöronları etkileyen bir dizi hastalıkların tedavisinde umut vaat eden doğal bileşikler olabileceğini ortaya koymaktadır” ifadelerini kullandı. Kurkumin zencefil kökünden elde edilirken yapılan araştırmalarda piperinin ise karabiberde doğal olarak bulunduğu ortaya çıktı.

Beyinle ilgili çalışmalar toplumun dikkatini her zaman çekerken son yıllarda özellikle kurkumin ve piperinin beyin sağlığı üzerindeki olumlu etkileri insanlarda büyük merak uyandırıyor. Diyetisyen Beyza Tağraf, kurkumin ve piperinin beyin sağlığı üzerinde büyük faydaları olduğunu ifade etti.

Diyetisyen Tağraf, kurkuminin özellikle Alzheimer hastalığında beta-amiloid plak birikiminin azalttığını ve bu sayede sinir hücrelerini koruma potansiyeli olduğunu ifade ederken, piperinin ise hem sinir hücrelerine iyi geldiğini hem de kurkuminin sindirimini kolaylaştırdığını belirtti. Kurkuminin zencefilden elde edildiğini belirten Tağraf, “Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar, kurkumin ve piperinin nörodejeneratif dediğimiz insan beynindeki nöronları etkileyen bir dizi hastalıkların tedavisinde umut vaat eden doğal bileşikler olabileceğini ortaya koymaktadır. Kurkumin, zencefilden elde edilen bir polifenol olup antienflamatuar, antioksidan ve nöroprotektif özellikleri ile bilinmektedir.

Özellikle Alzheimer hastalığı gibi nörodejeneratif hastalıklarda, beyindeki beta-amiloid plakların birikmesi ve nöronal inflamasyonun artması önemli rol oynamaktadır. Yapılan son araştırmalar, kurkuminin bu süreçleri etkileyebileceğini incelemektedir. Kurkuminin antioksidan özellikleri sayesinde, beyindeki oksidatif stresi azaltarak sinir hücrelerini koruma potansiyeline sahip olduğu düşünülmektedir” diye konuştu.

Piperinin ise karabiberde doğal olarak bulunduğuna dikkati çeken Diyetisyen Tağraf, şöyle devam etti:“Piperinin sinir hücrelerinde antienflamatuar etkiler gösterdiği ve nörodejeneratif süreçlerin ilerlemesini yavaşlatabileceği bilinmektedir. Piperinin nöronal inflamasyonu azalttığını ve bu sayede sinir hücrelerinin sağlığını koruma potansiyeline sahip olduğu düşünülmektedir. Bütün bunlara ek olarak, kurkumin vücut tarafından emilmesi zor bir maddedir. Piperin varlığında daha iyi emildiği kanıtlanmıştır. Dolayısıyla piperin ile birlikte tüketimi en etkili yoldur.”

Kaynak ve devamını okuman için : Alzheimer’ın doğal ilacı bulundu! Beynin iki büyük dostu: Zencefil kökü ve karabiberin bu etkisine çok şaşıracaksınız… – Sağlık Haberleri – Sayfa 5 (cnnturk.com)

Hangi vitamin ve mineral eksikliği neye sebep oluyor? İşte tetiklediği hastalıklar.

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Serdal Baysal, görme bozukluğu, kansızlık, stres, uykusuzluk, cilt problemleri ve sinir hastalıkları gibi vücutta meydana gelen ani değişimler ve anlam verilemeyen hastalıkların vitamin eksikliklerinden kaynaklanabileceğini söyledi.

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Serdal Baysal, sağlıklı beslenen kişilerde genellikle vitamin ve mineral eksikliğinin pek gözlenmediğini ifade ederken, sağlıksız beslenenlerde ise metabolizma için gerekli maddelerin eksiklikleriyle beraber değişik şikâyetler ortaya çıkabileceğine dikkat çekti.

Vitamin ve minerallerin vücudun kendi yapamadığı, gıdalarla veya değişik preparatlar şeklinde dışarıda alındığını ifade eden Dr. Serdal Baysal, “A vitamini, vücutta eksikliği oluşursa, ciltte kuruluk, yüksek tansiyon, saç ve tırnak kırılmaları, görmede bozukluk, halsizlik ve enfeksiyonlara karşı dirençsizlik oluşabilir.B1 vitamini eksikliğinde dolaşım sistemi, sinir sistemi, sindirim bozukluğu ve halsizlik oluşabilir. B6 vitamini eksikliğinde de sinir sistemi ve halsizliğin yanı sıra böbrek taşı oluşumu ve kansızlık görülebilmektedir. B12 vitamininin eksikliğinde ise alzaymır gibi kalıcı sinir sistemi bozuklukları ortaya çıkabilir” dedi.

Magnezyum eksikliğinin sık rastlanan bir sağlık sorunu olmadığını ifade eden Baysal, “Şeker hastalığı, kronik alkolizm, sigara kullanımı, kanser, mide bağırsak sistemi hastalıkları, böbrek hastalıkları ve bazı ilaçların kullanımı magnezyum eksikliğine sebep olur. Magnezyum ihtiyacını karşılamak için ise koyu yeşil sebzeler, tam tahıllı ekmek, fındık, fıstık, badem, susam, muz, maden suyu, soya fasulyesi ve kuruyemiş gibi besinler tüketilmelidir.

Demir minerali eksikliği ise iç hastalıkları polikliniklerinde en sık karşılaşılan sorunlardan bir tanesidir.

Demir eksikliği anemisi halk arasında kansızlık olarak da bilinir. Demir eksikliği anemisi başta mide bağırsak sistemi kanserleri olmak üzere pek çok önemli hastalığın ilk belirtisi olabilir. Kırmızı et, kuru baklagiller, tavuk eti, balıketi, yumurta, kuruyemiş, yeşil yapraklı sebzeler ve meyveler tüketilmeli. Kahve, çay, süt, posalı gıdalar demir emilimini bozdukları için demir eksikliğine sebep olurlar” diye konuştu.

Kaynak ve devamını okuman için : Hangi vitamin ve mineral eksikliği neye sebep oluyor? İşte tetiklediği hastalıklar – Sağlık Haberleri – Sayfa 6 (cnnturk.com)