Neuralink beyin çipini takan ikinci hasta düşünceleriyle Counter Strike 2 oynadı.

Elon Musk’ın beyin çipi girişimi Neuralink, ikinci hastasında da büyük bir başarıya ulaştı. Neuralink çipini takan Alex adındaki ikinci hasta, sadece düşünceleri ile Counter-Strike 2 oynamaya başladı.

Elon Musk‘ın büyük potansiyeller barındıran beyin-bilgisayar arayüzü (BCI) girişimi Neuralink, sadece birkaç hafta önce ikinci ameliyatını gerçekleştirdi. Bu operasyon ile Alex adında ikinci bir hastanın beynine şirket tarafından geliştirilen bir çip yerleştirildi. Şimdi ise Alex’in sadece düşünceleriyle popüler rekabetçi oyun Counter-Strike 2’yi oynadığı açıklandı.

Neuralink’in “Link” adı verilen çipi ile donatılan Alex, sadece düşünceleriyle Counter-Strike 2 oyununu oynayarak teknoloji dünyasında yeni bir dönüm noktasına imza attı. Geçtiğimiz ay Barrow Nöroloji Enstitüsü’nde gerçekleştirilen bir ameliyatla beynine Neuralink çipi yerleştirilen Alex, kısa süre içinde bu yeni teknolojiyi etkili bir şekilde kullanmaya başladı. Alex, çipi denemeye başlar başlamaz bilgisayarının imlecini yalnızca düşünceleriyle kontrol edebildi, birkaç saat içinde ise daha önce kullandığı tüm yardımcı teknolojilerin hız ve doğruluk limitlerini aştı.

Neuralink’ten yapılan açıklamada, bu gelişmenin, özellikle dört uzvunu kullanamayan bireyler için dijital cihazların kontrolünde performans artırıcı bir arayüz sağlamaya yönelik önemli bir adım olduğu belirtildi. Alex, Link’in takılmasının ikinci gününde bilgisayar destekli tasarım (CAD) yazılımı Fusion 360‘ı ilk kez kullanarak Neuralink şarj cihazı için özel bir montaj parçası tasarladı ve bu parça daha sonra 3D olarak yazdırılarak BCI donanımına entegre edildi. Alex, artık CAD yazılımı kullanarak 3D objeler tasarlayabiliyor ve bu sayede bağımsız çalışabilme becerilerini geliştiriyor.

Neuralink, Alex ile birlikte çalışarak Link ile üretkenliğini daha da arttırmak için amaçlanan hareketleri farklı fare tıklama türleriyle (sol, sağ, orta) eşleştirerek sahip olduğu kontrol sayısını arttırarak CAD yazılımındaki çeşitli modlar (yakınlaştırma, kaydırma, kaydırma, tıklama ve sürükleme) arasında hızla geçiş yapmasını sağlayacak.

Alex, Link arayüzünde ustalaşarak ilk BCI hastasının önceki rekorunu kırdı ve Alex, Link’in sınırlarını bağımsız olarak test etmeye devam etti. Alex’in oyun tutkusunu da unutmayan Neuralink, ona Counter-Strike 2‘yi sadece beyin gücüyle oynama imkanı sundu. Dört uzvu felçli olan Alex, önceden Quadstick adı verilen ağızla kontrol edilen bir joystick kullanarak oyun oynuyordu. Ancak, Quadstick’in sınırlı hareket kabiliyeti nedeniyle oyun deneyimi kısıtlıydı. Neuralink çipi sayesinde ise Alex, oyun içinde hareket ederken aynı anda nişan alabiliyor ve bu da oyun keyfini daha önce mümkün olmayan bir şekilde artırıyor.

Kaynak ve devamını okuman için : Neuralink takan ikinci hasta Counter Strike 2 oynamaya başladı | DonanımHaber (donanimhaber.com)

Bilim insanları dünyanın en hızlı mikroskobunu geliştirdi.

Araştırmacılar fizik, kimya, mühendislik ve daha birçok alanda keşiflere yol açacağına inanılan dünyanın en hızlı mikroskobunu geliştirdi. Elektronların hareketi yakalanabiliyor!

Arizona Üniversitesi’nden bilim insanları, dünyanın en hızlı elektron mikroskobunu geliştirerek bilim dünyasında büyük bir adım attı. Bu yeni mikroskop, bir saniyede dünyanın etrafında birçok kez dönebilecek kadar hızlı hareket eden elektronları dondurulmuş kareler halinde görüntüleyebiliyor. Bu buluş, fizik, kimya, biyomühendislik ve malzeme bilimleri gibi birçok alanda devrim niteliğinde yenilikler sağlayabilir.

Elektronlara hassas bakış

Elektronlar, normalde gözle görülemeyecek kadar küçük ve hızlı parçacıklardır. Bir elektronun hareketini görebilmek saatte 350 km hızla yanınızdan geçen bir aracın fotoğrafını çekmeye çalışmak gibidir. İşte Arizona Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, bu elektronların hareketini net bir şekilde yakalayabilecek bir mikroskop geliştirmeyi başardı.

Bu yeni mikroskop, çok güçlü bir kamera gibi çalışıyor. Bildiğiniz gibi, her yeni akıllı telefon modeli daha iyi bir kamerayla gelir. Bu kameralar, fotoğrafların daha net ve ayrıntılı olmasını sağlar. Aynı şekilde, bu mikroskop da bilim insanlarına daha önce göremedikleri şeyleri—yani elektronları—görme imkanı sunuyor. Mikroskobun bu özelliği, bilim insanlarının elektronların nasıl hareket ettiğini ve bu hareketlerin arkasındaki kuantum fiziğini anlamalarına yardımcı olmayı hedefliyor.

Araştırmayı yürüten ekip, bu mikroskobu geliştirirken Nobel Fizik Ödülü kazanan Pierre Agostini, Ferenc Krausz ve Anne L’Huillier’in çalışmalarından ilham aldı. Bu üç bilim insanı, 2023 yılında attosaniye (saniyenin kentilyonda biri. Bir attosaniye, bir saniye olarak kabul edilirse; bir saniye, yaklaşık 31,71 milyar yıl eder) süresinde ışık darbeleri üreterek bu alanda çığır açan bir keşif yapmışlardı. Arizona Üniversitesi’ndeki ekip, bu keşfi temel alarak tek bir attosaniye süren elektron darbesi üretmeyi başardı ve böylece mikroskobun zamansal çözünürlüğünü büyük ölçüde artırdı.

Yeni mikroskop, güçlü bir lazer kullanarak çalışıyor. Lazer, ikiye bölünüp, çok hızlı bir elektron darbesi ve iki ultra kısa ışık darbesi üretmek için kullanılıyor. Bu darbeler, atomik düzeyde meydana gelen çok hızlı olayları yakalamamızı sağlıyor. Bu sayede, bilim insanları, daha önce hiç göremedikleri ayrıntıları ve hareketleri izleyebiliyorlar. Bu teknolojinin sunduğu benzersiz görüş, bilim dünyasında heyecan yaratırken, gelecekte kuantum fiziği ve nanoteknoloji gibi alanlarda daha derin anlayışlar sağlayabilir.

Kaynak ve devamını okuman için : Bilim insanları dünyanın en hızlı mikroskobunu geliştirdi | DonanımHaber (donanimhaber.com)

Uzmanlar açıkladı: Neandertaller sandığımızdan akıllı mıydı?

Neandertallerin düşünülenden daha akıllı olduğunu gösteren “şaşırtıcı” yeni kanıtlar ortaya çıktı. Bulgular, Neandertallerin çevrelerine uyum sağlayabildiklerini ortaya koydu. Bu durum, arkaik insanların yavaş yürüyen mağara adamları olduğu inancına meydan okuyarak, onların hayatta kalma ve avlanma becerilerine ışık tuttu.

Arkeologlar, Neandertallerin daha önce düşünülenden daha akıllı olduğunu gösteren “şaşırtıcı” yeni kanıtlar ortaya çıkardı.

İspanya’daki Pirene Dağları yakınlarında yapılan kazılarda, taş aletler ve hayvan kemikleri de dahil olmak üzere 29 binden fazla eser bulundu. Bu bulgular antik primatların yetenekli ve zeki avcılar olduğunu gösteriyor.

Kazı alanında bulunan hayvan kemikleri, atalarımızın öğünlerini bulundukları çevreye göre planladıklarını ve bizon gibi büyük hayvanları veya tavşan gibi daha küçük hayvanları öldürmek için özel aletler geliştirdiklerini gösteriyor.

Araştırmacılar, “Bulgular, Neandertallerin çevrelerine uyum sağlayabildiklerini ortaya koydu. Bu durum, arkaik insanların yavaş yürüyen mağara adamları olarak ününe meydan okuyarak, onların hayatta kalma ve avlanma becerilerine ışık tuttu” dedi.

Bölgede Neandertallerin yaşadığı çok sayıda mağara ve kaya sığınağı bulunuyor.

KÜÇÜK HAYVANLARI DA AVLIYORLARDI.

Baş yazar Dr. Sofia Samper Carro, “Bulduğumuz hayvan kemikleri, onların çevredeki faunayı başarıyla kullandıklarını, kızıl geyik, at ve bizon avladıklarını, ayrıca tatlı su kaplumbağaları ve tavşanları yediklerini gösteriyor ki bu da Neandertaller için nadiren düşünülen bir planlamayı ima ediyor” diye konuştu.

Araştırmacılara göre bu yeni bulgular, Neandertallerin yalnızca at ve gergedan gibi büyük hayvanları avladığı yönündeki yaygın inanışa meydan okuyor.

Dr. Samper Carro, “Bulduğumuz kemiklerde bulunan kesik izleri sayesinde, Neandertallerin küçük hayvanları avlayabildiğine dair doğrudan kanıt elde ettik” dedi.

Kaynak ve devamını okuman için : Uzmanlar açıkladı: Neandertaller sandığımızdan akıllı mıydı? – Son Dakika Dünya Haberleri | NTV Haber

İlk hücrelerin evriminde yağmur suyunun rolü

Bilim insanları, ilk hücrelerin oluşumunda yağmur suyunun kritik bir rolü olabileceğini tespit etti.

Protohücrelerin yani ilk hücrelerin nasıl oluştuğu ve yaşamın çeşitlenmesine nasıl zemin hazırladığı, bilim dünyasının en önemli sorularından biri olarak kabul ediliyor.

Pek çok bilim insanı, bu ilk hücrelerde DNA değil, yalnızca RNA bulunduğunu öngörüyor. RNA, genellikle tek sarmallı olup bilgi depolama işlevi görebilmesinin yanı sıra proteinler gibi katlanabilir ve diğer molekülleri birleştirebilir. İlk hücrelerin, RNA, protein ve lipit içerdiği ve bu moleküller arasında alışveriş yaparak çoğaldığı tahmin ediliyor. Birer damlacık olduğu düşünülen bu hücrelerin, bugünkü gelişmiş versiyonları gibi hücre zarı yoktu.

Laboratuvar deneylerinde, zarsız protohücreler arasındaki genetik alışverişin çok hızlı olduğu gözlemlendi. Bu durum, tüm hücrelerin kısa sürede birbirinin kopyası olmasına neden olabilirdi. Ancak, bu hızlı RNA alışverişinin evrimi engelleyeceği ve evrim sürecinin bireyler arasındaki genetik farklılığa dayanması gerektiği ortaya çıktı.

Chicago Üniversitesi’nden Dr. Aman Agrawal, “Moleküller sürekli yer değiştirirse, kısa sürede tüm hücreler birbirine benzer hale gelir ve evrim gerçekleşmez çünkü ortaya tıpatıp aynı klonlar çıkar” diyor.

“YAĞMUR SUYU ÇÖZÜM GETİRDİ”

Dr. Agrawal ve ekibi, Science Advances dergisinde yayımladıkları araştırmada yağmur suyunun bu soruna çözüm getirdiğini duyurdu. Laboratuvar deneylerinde, RNA ve diğer kimyasalların arıtılmış suyla birleştiğinde RNA damlacıklarının birkaç gün boyunca sabit kaldığı gözlemlendi.

Önceki çalışmalarda, bu damlacıklar birkaç dakika içinde birleşiyordu. Yağmur altında yapılan deneylerde ise suyun, protohücrelerin etrafında koruyucu bir kalkan oluşturduğu ve bu kalkanın genetik değişim ve evrimi mümkün kıldığı kaydedildi.

Dr. Agrawal, “Bu damlacıkların etrafında bir ağ oluştuğunu düşünebilirsiniz,” diyor. Araştırmacılar, birkaç günlük sürenin, ilk hücrelerin mutasyon ve evrim geçirmesi için yeterli olduğunu belirtiyor.

Matthew Tirrell, araştırmanın bulgularını “Bu özgün ve yenilikçi bir gözlem” şeklinde değerlendiriyor. Bilim insanları, yaklaşık 3,8 milyar yıl önce Dünya’nın daha asidik yağmurlara sahip olduğunu tahmin ederek asidik suyla yaptıkları testlerde aynı sonuca ulaştı.

Dr. Agrawal, “Kullandığımız moleküller, sadece birer modeldir ve fizik kuralları aynı kalacaktır,” diyerek ekliyor.

Kaynak ve devamını okuman için: İlk hücrelerin evriminde yağmur suyunun rolü – Son Dakika Teknoloji Haberleri | NTV Haber

BATI NİL VİRÜSÜ nedir? Belirtileri neler, hangi yollarla bulaşıyor?

Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, Türkiye’de 6 kişide Batı Nil virüsü vakası tespit edildi. Peki Batı Nil virüsü nedir, belirtileri nelerdir? Ayrıntıları, Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Ayla Kocatepe anlattı.

Bakanlığın açıklamasında şu ifadeler kaydedildi: 
Batı Nil Virüsü Enfeksiyonu, virüsü taşıyan sivrisineklerin sokmasıyla bulaşan viral bir hastalıktır. Hastalık genelde mevsimsel olup yaz boyunca ve sonbaharın erken dönemlerinde görülmektedir. Hastalık, kişiden kişiye doğrudan bulaşmamaktadır.

Ülkemizde 2010 yılından itibaren görülen Batı Nil Virüsü Enfeksiyonu 2024 yılında 6 kişide tespit edilmiştir. Hastalarımızın takip ve tedavilerine devam edilmektedir.

Bakanlığımızca gerekli çalışmalar yürütülmekte ve süreç hassasiyetle takip edilmektedir. Güncel gelişmeler kamuoyunun bilgisine sunulacaktır.

Kaynak ve devamını incelemen için : BATI NİL VİRÜSÜ nedir? Belirtileri neler, hangi yollarla bulaşıyor? (cnnturk.com)

Kanserli Hücreleri Öldüren Süper T-Hücresi Bulundu.

Cardiff Üniversitesi’nden bilim insanları kanserle mücadele eden insanlarda bulunan yeni bir tür immün hücresi keşfetti. Diğer katil T hücrelerinden farklı olacak şekilde, çoklu kanser hedeflerini tek seferde vurarak yeni tümör oluşumunu 1 yıl sonrasında bile engelleyebilen bir T hücresi tipi bulundu. Yeni gelişme sayesinde daha etkili kanser tedavileri geliştirilebilir. İmmün sistemimiz patojenler, hastalıklar ve kansere karşı ilk cephedir. İmmünoterapinin temelinde hastadan alınan immün hücrelerini yeniden güçlendirerek, onları kansere karşı yeniden güçlü hale getirmek vardır.

Cardiff Üniversitesi’nden bilim insanlarının yeni yaptığı araştırmada, farklı hastalarda başarılı ve başarısız tedavilerin biyolojik farklılıklardan kaynaklanabileceği araştırıldı. 10 yıldan uzun bir sürede Faz 1 ve Faz 2 Tümör İnfiltre Lenfosit tedavisi araştırıldı. Araştırmada hastanın tümörü üzerindeki beyaz kan hücrelerine odaklanıldı. Tedaviden sonra başarıyla iyileşen kanser hastalarından alınan kan hücreleri hayatta kalan katil T hücrelerinin 1 yıl sonrasında bile halen çok güçlü tepkiler verdiği gözlendi. Sağlıklı ve kanserli hücreler arasındaki farklara dayanarak, bu T hücrelerinin hangi hedefleri tanıdığını tahmin etmek için tasarlanmış algoritmalar kullandılar. Bilim insanları, kanseri yenen hastaların T hücrelerinin, kanser hücrelerinde çok sayıda protein değişikliğini tanıdığını keşfettiklerinde şaşırdılar. Aslında, her bir T hücresi genelde bir seferde yalnızca bir proteini hedeflediği düşünülür.

Çalışmanın baş araştırmacısı Profesör Andy Sewell, “Kanserden kurtulan birinden alınan çok yönlü katil T hücresinin, kanseri tanımada normal bir antikanser katil T hücresinden önemli ölçüde daha iyi olduğu gösterildi” dedi. “Ayrıca, kanserle ilişkili birden fazla proteine ​​aynı anda yanıt verme yeteneği, bu T hücrelerinin çoğu kanser türüne yanıt verebileceği anlamına geliyordu, çünkü kanserler yalnızca anormal hedeflerden birini tehlikeli olarak tanımlayıp öldürmek için gerekliydi.” Ardından ekip, kanseri başarıyla temizleyen hastaların kanında çok sayıda bu çok yönlü T hücresi buldu, ancak kanseri ilerleyen hastalarda bu hücrelerin hiçbirini bulamadı. Ekip, bu T hücreleri ile kanser temizliği arasındaki bağlantıyı kesin olarak doğrulamak için gelecekte daha fazla çalışmaya ihtiyaç olacağını belirtiyor. Bu bağışıklık hücrelerinin neyi hedeflediğini anlayabildiğimizde, diğer kanser tedavilerini de iyileştirebiliriz.

Çalışmanın baş yazarı Dr. Garry Dolton, “Şu anda birden fazla kanserden kurtulan kişide çok yönlü T-hücreleri gördük, bu nedenle bu hücrelerin iyi bir prognozla bağlantılı olup olmadığını incelemek bir sonraki adım olacak” dedi. “Bunun ötesinde, laboratuvarda bu tip T-hücresinin genetik mühendisliğini yapabiliriz. Bu nedenle, tasarlanmış çok yönlü T hücrelerinin, şimdi bazı lösemi türlerini tedavi etmek için tasarlanmış CAR-T hücrelerinin nasıl kullanıldığına benzer bir şekilde çok çeşitli kanserleri tedavi etmek için kullanılıp kullanılamayacağını araştırmayı umuyoruz. Bu araştırmaya daha birkaç yıl olsa da şimdiye kadar elde ettiğimiz bulgular bizi cesaretlendiriyor.”

Araştırma Cell dergisinde yayımlandı .

Kaynak: Cardiff Üniversitesi

Kaynak ve devamını okuman için : Kanserli Hücreleri Öldüren Süper T-Hücresi Buldu (gercekbilim.com)

Yaş Tip Maküler Dejenerasyon Tedavisi İçin Göz Damlası Geliştirildi.

Kolunuza iğne yaptırmak biraz acı verebilir fakat bir de düşünün gözünüze aynı enjeksiyonu yaptırmak zorunda olduğunuzu.Yaşlanlanmayla beraber ortaya çıkan, yaş tip maküler dejenerasyon hastaların gözleri enjeksiyonla tedavi edilmeye çalışılıyordu. Fakat yeni bir araştırma sayesinde artık göz enjeksiyonu yerini acısız göz damlalarına bırakacak. Yaş tip maküler dejenerasyonda, gözün arkasında anormal kan damarları büyüyerek, retinanın makulasına kanamalara neden olur. Bu bozukluk körlüğün başlıca nedenlerinden biridir. Tedavi olarak gözdeki bu kan damarlarının büyümesini yavaşlatmak için düzenli olarak enjeksiyon yapılır. Ve bu enjeksiyonlar doğrudan iki göz küresine de uygulanır.

İşte bu acı veren tedaviye daha acısız bir tedavi arayan Illinois Üniversitesi’nden bilim insanları, End binding-3(EB-3) proteini aktivitesini inhibe eden bir bileşik geliştirdi. Bu bileşik kan damarlarının içindeki endotel hücrelerde bulunuyor. İşte yeni geliştirilen göz damlasında bu madde var. Yaş tip maküler dejenerasyona sahip maymun ve farelerde yapılan denemelerde, günde iki kez uygulanan damla sayesinde problemli damarlardaki kanamanın durduğu ve makuladaki hasarın 2 -3 haftada azaldığı bulundu. Dahası, EB3 inhibitörünün, gen ifadesindeki değişikliklerin iltihaplanma ve hipoksiye (oksijen eksikliği) yol açan yaşlanmayla ilişkili göz problemlerini de tersine döndürdüğü bildirildi. İlaç, gen ifadesini normal, sağlıklı bir durum olarak tanımlanan duruma geri getirdi.

Baş bilim insanı Doç. Dr. Doç. Prof. Yulia Komarova. “Bu, hücrelerin işlevi açısından muazzam olabilir.” Komarova ve meslektaşları şimdi, EB3 inhibitörünü zamanla otomatik olarak gözlere salacak özel kontakt lens kullanma olasılığını araştırıyorlar, ayrıca ilacın felç ve kalp gibi gözle ilgili olmayan hastalıkların tedavisindeki potansiyel kullanımını da araştırıyorlar.

Çalışmayla ilgili bir makale yakın zamanda Cell Reports Medicine dergisinde yayınlandı .

Kaynak : https://newatlas.com/medical/wet-age-related-macular-degeneration-eyedrops/

Kaynak ve devamını okuman için : Yaş Tip Maküler Dejenerasyon Tedavisi İçin Göz Damlası Geliştirildi (gercekbilim.com)

Alzheimer Hastalığı ve Bağırsak Bakterileri Arasında Yeni Bir İlişki Bulundu.

Alzheimer araştırmalarında bağırsaklar ile beyin arasında tekrardan bir ilişki bulundu. Bu yeni araştırmada enflamasyonun Alzheimer hastalığına neden olduğu düşünülen amiloid plaka birikiminde etkili olabileceğine kanıtlar bulundu. Yapılan son hayvan testleri, Alzheimer’ın bağırsak mikroplarının aktarımı yoluyla genç farelere geçebileceğini göstererek sindirim sistemi ile beyin sağlığı arasındaki bağlantıyı doğruladı. Yeni bir çalışma, iltihaplanmanın bunun gerçekleştiği mekanizma olabileceği teorisine daha fazla destek veriyor.

Wisconsin Üniversitesi’nden psikolog Barbara Bendlin, “Alzheimer hastalığı olan kişilerde bağırsak iltihabının daha fazla olduğunu gösterdik ve Alzheimer hastaları arasında beyin görüntülemesine baktığımızda, bağırsak iltihabı daha yüksek olanların beyinlerinde daha yüksek miktarda amiloid plak birikimi olduğunu gördük” diyor. Wisconsin Üniversitesi patologu Margo Heston ve uluslararası bir araştırmacı ekibi, iki Alzheimer önleme kohort çalışmasından alınan 125 kişinin dışkı örneklerinde bir iltihap belirtisi olan fekal kalprotektin test etti.

Katılımcılara kayıt sırasında çeşitli bilişsel testlerin yanı sıra aile öyküsü üzerine görüşmeler ve yüksek riskli Alzheimer geni için testler yapılmıştır. Bir alt küme, nörodejeneratif durumdan sorumlu patolojinin devam ettiğinin yaygın bir göstergesi olan amiloid protein kümelerinin belirtileri için klinik testlere tabi tutuldu. Yaşlı hastalarda kalprotektin seviyeleri genellikle daha yüksekken, Alzheimer’ın karakteristik amiloid plaklarına sahip olanlarda daha da belirgindi. Diğer Alzheimer hastalığı biyobelirteçlerinin seviyeleri de inflamasyon seviyeleri ile birlikte artmış ve hafıza testi skorları da yüksek kalprotektin ile birlikte düşmüştür. Alzheimer tanısı olmayan katılımcıların bile yüksek kalprotektin seviyelerinde hafıza skorları daha düşüktü. Heston, “Bu çalışmadan nedensellik çıkaramayız; bunun için hayvan çalışmaları yapmamız gerekiyor,” diye uyarıyor. Bir laboratuvar analizi daha önce bağırsak bakteri kimyasallarının beynimizdeki enflamatuar sinyalleri uyarabileceğini göstermişti. Dahası, başka çalışmalar Alzheimer hastalarında kontrol grubuna kıyasla bağırsak enflamasyonunun(iltihabının )arttığını ortaya koymuştur.

Heston ve meslektaşları, mikrobiyom değişikliklerinin bağırsak değişikliklerini tetikleyerek sistem genelinde iltihaplanmaya yol açtığından şüpheleniyor. Bu iltihap hafif ama kroniktir ve sonunda vücudumuzun bariyerlerinin hassasiyetine müdahale eden ince, artan hasara neden olur. Wisconsin Üniversitesi bakteriyoloğu Federico Rey, “Bağırsak geçirgenliğinin artması, bağırsak lümeninden türetilen enflamatuar moleküllerin ve toksinlerin daha yüksek kan seviyelerine neden olarak sistemik enflamasyona yol açabilir ve bu da kan-beyin bariyerini bozabilir . Bu nedenle, nöroenflamasyonu, potansiyel olarak nöral hasarı ve nörodejenerasyonu teşvik edebilir” diyor.

Araştırmacılar şimdi, artan iltihaplanmayla ilişkili diyet değişikliklerinin Alzheimer’ın kemirgen versiyonunu tetikleyip tetiklemeyeceğini görmek için fareleri test ediyor. On yıllardır süren araştırmalara rağmen dünya çapında milyonlarca Alzheimer hastası için hala etkili bir tedavi bulunmuyor. Ancak biyolojik süreçlerin daha iyi anlaşılmasıyla, bilim insanları yapbozu tamamlamaya her gün bir adım daha yaklaşıyor.

Bu araştırma Scientific Reports’ta yayımlanmıştır.

Kaynak : https://www.sciencealert.com/gut-inflammation-linked-to-alzheimers-disease-yet-again

Kaynak ve devamını okuman için : Alzheimer Hastalığı ve Bağırsak Bakterileri Arasında Yeni Bir İlişki Bulundu (gercekbilim.com)

Bel Ağrısı Tedavisi İçin Gen Terapisi Kullanıldı.

Henüz sadece fareler üzerinde denenen yeni bir gen terapisinin bel ağrısına neden olan diskleri onarabildiği keşfedildi. Yeni gen terapisi sayesinde hasarlı diskler yeniden onarılarak, eski yastıklamalarını sağladığı ve fareleri iyileştirdiği ifade ediliyor. Omurlarımız, omurumuza yeterli desteği sağlasa da, her diskin arasındaki lastiğimsi diskler omurları aynı bir jel yastık gibi dengeleyerek, şokları absorblar ve omurun daha esnek olmasında yardımcı olur.

Her şeye rağmen, bu yastıklayıcı yapılar zamanla dejenere olur veya yırtılır. Bu nedenle, belde geri dönüşü olmayacak bir ağrı sürecine girilebilir. İşte bu bel ağrısı zamanla insanı elden ayaktan düşürecek bir duruma gelebilir. “Bir yastıklama dokusu yerinden çıktı mı, doku aynı patlak lastik gibi iner. İşte bu proses ilerler ve zamanla diğer disklere de baskı uygulayarak onlara da yük bindirerek onları da bozmaya başlar. Kendinizi sonunda hastanede bulursunuz,” diyor araştırmanın kıdemli araştırmacısı Devina Purmessur Walter. Ohio State Üniversitesi’nden bilim insanları, hasarlı diskleri onaracak gen tedavisini farelerde test etti. Ekip “nano taşıyıcılar” üreterek bağlayıcı dokuların dışındaki mesaj taşıyan hücreleri taklit eden hücreler ürettti. Bu nano taşıyıcılar FOXF1 adı verilen bir proteini kodlayarak, farelerdeki hasarlı disklere solüsyon olarak enjekte ediliyor.

Farelerde Hasarlı Disk Dokularının İyileştiği Gözlendi “Bizim konseptimizde gelişim özevrimleştiriliyor: FOXF1 geni gelişim esnasında ve sağlıklı dokuda ifade edilse de, yaşlandıkça azalır. İşte biz hücreleri kandırarak, yeniden gelişim aşamasına geçiriyor ve sağlıklı hale getiriyoruz,” diyor Purmessur Walter. 12 hafta boyunca takip edilen gen terapisi alan farelerin, sadece tuzlu verilen farelere göre gelişim gösterdiği bulundu. Disk dokusunun daha fazla protein üreterek, dokuyu güçlendirdiği ve su tutmaya yardımcı olduğu bulundu. Böylece omurgadaki yastıklama aksiyonu geri geldi ve esneklik sağlamaya başladı. Tabi ki, farelere ne kadar ağrı hissettiklerini tam olarak soramasanız da, davranış testleri ağrıya ilişkin semptomların azaldığını gösterdi.

Bu bulgu, kronik sırt ağrısı olan insanlar için nihai bir gen terapisi umutlarını artırıyor, ancak elbette bu aşamada hayvanlardaki sonuçların devam edip etmeyeceğini söylemek için çok erken. Bu deneyler akut omurga yaralanmaları olan genç yetişkin farelerde gerçekleştirildi, bu nedenle bir sonraki adımlar, omurga diskleri yaşla birlikte bozulan yaşlı farelerde test etmek olacaktır. Çünkü asıl problem yaşlandıkça bu dokuların onarılmamasından ileri gelmektedir. Tedavi henüz insanlar üzerinde denenmedi, klinik çalışmaları başlamamıştır.

Araştırma Biomaterials dergisinde yayınlandı .

Kaynak ve devamını okuman için : Bel Ağrısı Tedavisi İçin Gen Terapisi Kullanıldı (gercekbilim.com)

Dünyanın ilk akciğer kanseri aşısı test edilmeye başladı: Türkiye de var…

Akciğer kanseri tedavisi için geliştirilen mRNA aşısı, aralarında Türkiye’nin de olduğu yedi ülkedeki hastalar üzerinde test edilmeye başlandı.

Dünyanın ilk akciğer kanseri aşısının aralarında Türkiye’nin de olduğu yedi ülkede denenmeye başladığı açıklandı. Hastalar üzerinde test edilen dünyanın ilk mRNA akciğer kanseri aşısı, kısaca ‘BNT116’ olarak biliniyor ve BioNTech tarafından üretiliyor. Söz konusu aşının kanser hücrelerini bulup öldürmesi, ardından kanserin nüksetmesini önlemesi öngörülüyor. Aşı, hastalığın en sık görülen formu olan küçük hücreli olmayan akciğer kanserini tedavi etmek üzere tasarlandığı ifade edildi. 

TEST AŞAMASINA YAKLAŞIK 130 HASTA KATILACAK

The Guardian gazetesinin aktardığına göre, BNT116’nın insanlar üzerindeki ilk çalışması olan birinci faz klinik denemeleri, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Macaristan, Polonya, İspanya ve Türkiye olmak üzere yedi ülkedeki 34 araştırma tesisinde yapılıyor. Birleşik Krallık’taki altı tesis İngiltere ve Galler’de bulunuyor. Ülkedeki ilk hastanın aşının ilk dozunu salı günü aldığı bilgisi verilirken, söz konusu yedi ülkede yaklaşık 130 hastanın immünoterapi ile birlikte aşı olacağı belirtildi.Play Video

Aşının amacının kemoterapiden farklı bir şekilde, sağlıklı hücrelere zarar vermeden hastaların kansere olan bağışıklık tepkisini güçlendirmek. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan University College London’dan danışman medikal onkolog Prof. Siow Ming Lee, “Şu anda akciğer kanseri tedavisini araştırmak üzere mRNA temelli immünoterapi klinik denemelerinin çok heyecan verici bir dönemine giriyoruz” dedi. Bunun basit bir süreç olduğunu anlatan uzman, “Kanser hücresindeki belirlik antijenleri seçebilir, ardından onları hedef alırsınız. Bu teknoloji, kanser tedavisinin bir sonraki büyük safhası” diye konuştu. 

Kaynak ve devamını okuman için : Dünyanın ilk akciğer kanseri aşısı test edilmeye başladı: Türkiye de var (gazeteduvar.com.tr)