Türk bilim adamları geliştirdi! Kalp krizi riskiniz nefesinize bakarak ölçülebilecek.

Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) ile Çorum Hitit Üniversitesi’nde bilim insanları çalışmalarında, insan nefesindeki molekülleri analiz edip, kalp krizi riskini yapay zeka teknolojisiyle önceden teşhis edebilen cihaz geliştirdi. Sinyale dönüştürülen nefes bilgilerinin aktarıldığı bilgisayar ortamında analiz eden, ulusal patent alıp, bilimsel dergide makalesi yayınlanan tasarımla; bir kişinin kalp krizi riski taşıyıp taşımadığı 30 saniyede öğreniliyor. 

Doç. Dr. Önder Aydemir, “Yapay zeka algoritmalarıyla insanların ‘miyokard enfarktüsü’ olup olmadığını nefes bilgilerinden otomatik olarak tespit etmeye çalıştık. Bulgular umut verici ve çarpıcı” dedi. Sağlık teknolojisi ve biomedikal üzerine çalışmalar yürüten KTÜ Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Önder Aydemir, Çorum Hitit Üniversitesi’nden Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Bilge Han Tozlu ile Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Yusuf Karavelioğlu ve Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi’nden Dr. Öğretim üyesi Cemaleddin Şimşek, çalışmalarında; insan nefesindeki molekülleri analiz edip kalp krizi riskini yapay zeka teknolojisiyle önceden teşhis edebilen cihaz geliştirdi. 

‘Biomedical Signal Processing and Control’ dergisinde makalesi yayınlanan cihazla; naylon poşet ya da balona doldurulan nefes, moleküllere dönüştürülüp, aktarıldığı bilgisayar ortamında inceleniyor. 

Tasarımla, bir kişinin kalp krizi riski taşıyıp taşımadığı 30 saniyede teşhis ediliyor. Sağlıklı ve kalp rahatsızlığı bulunan bireylerde yapılan deneyler sonucunda, kalp krizi riskini erken teşhis etmeyi başaran bilim adamları, Türk Patent ve Marka Kurumu’nca ulusal patent de aldıkları cihazı daha da geliştirerek cep telefonlarına entegre etmeyi, kalp krizi kaynaklı ani ölümleri de önlemeyi hedefliyor.

‘SANİYELER İÇERİSİNDE SONUCU ÇIKARTIYORUZ’

Biyomedikal mühendisliği alanında çalışmalar yapan KTÜ Mühendislik Fakültesi’nden Doç. Dr. Önder Aydemir, “Sağlıklı bireyler, kalp krizi ve kalp hastalığı riski olan insanların nefes bilgilerini elektronik burun teknolojisiyle sinyale dönüştürüp, bunu elektronik burunla bilgisayar ortamına kaydettik. 

Yapay zeka algoritmalarıyla birlikte insanların ‘miyokard enfarktüsü’ olup olmadığını nefes bilgilerinden otomatik olarak tespit etmeye çalıştık. Elde ettiğimiz sonuçlar gayet umut verici ve gelecek için de çarpıcı. Çalışmamız tescillendi.

Kaynak ve devamını okuman için : Türk bilim adamları geliştirdi! Kalp krizi riskiniz nefesinize bakarak ölçülebilecek – Resim 7 (haber7.com)

Kanadalı bilim insanları felç tedavisinde umut olacak çalışmayı duyurdu!

Nöroloji Profesörü Martinez önderliğindeki Kanadalı araştırmacılar, omurilik yaralanmaları sonrası ortaya çıkan felcin tedavisinde klinik deneylere hazır olduklarını duyurdu.

Kanada’nın Montreal kentindeki bilim insanları, felç hastaları için umut olacak bir çalışmada önemli gelişme sağladı.

Montreal Üniversitesine bağlı Montreal Sacred Heart Hastanesi’nden Nöroloji Profesörü Marina Martinez önderliğindeki araştırmacılar, omurilik yaralanmaları sonrası ortaya çıkan felcin tedavisinde klinik deneylere hazır olduklarını duyurdu.

GELİŞTİRİLEN ARAYÜZ BEYNİN İKİ YARIM KÜRESİNİ DÖNÜŞÜMLÜ UYARIYOR

Canadian Press’in haberine göre araştırmacılar, arka ayakları felçli olan bir hayvanın beyninin iki yarım küresini dönüşümlü olarak uyararak tekrar yürümesini sağlayan bir arayüz geliştirdi.

Araştırmacıların “büyük hayvan modeli” olarak adlandırdığı klinik deneyler öncesi çalışma, insanlardakine benzer belden aşağısı felç olan daha büyük hayvan modelleri üzerinde de yürütüldü.

FELÇLİ HASTALAR İÇİN UMUT VERİCİ GELİŞME

Martinez, “Sonuçlar o kadar kesin ki birkaç yıl içinde klinik deneylere geçmeye hazırız. Her iki bacaktaki hareketi geri kazanmak için, dönüşümlü olarak beynin sol ve sağ korteksini uyaracağız. Beyinde dönüşümlü stimülasyon başlar başlamaz, hayvan hemen tekrar yürümeye başlayacak.” dedi.

Kendisinin ve meslektaşlarının üzerinde çalıştığı teknolojinin, omuriliğin tam olarak hasara uğramadığı yaralanmalar için geçerli olduğunun altını çizen Martinez, “Bu teknoloji hiçbir zaman tam omurilik yaralanmalarına uygulanamayacak olsa da her adım bize insanların sorunlarını çözmeye biraz daha yaklaşma fırsatı veriyor.’’ diye konuştu.

Martinez ve ekibinin çalışmaları, “ScienceDirect” isimli bilimsel dergide de yayımlandı.

Kaynak ve devamını okuman için : Kanadalı bilim insanları felç tedavisinde umut olacak çalışmayı duyurdu! – Haber 7 Bilim

Bilim insanları, güneş enerjisiyle havadan verimli bir şekilde su toplayan sistem geliştirdi.

Suudi Arabistan’daki Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, sık bakım gerektirmeden, güneş ışığını kullanarak havadan su toplayabilen bir sistem geliştirdi. 

Suudi Arabistan’daki Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden (KAUST) bir araştırmacı ekibi, sık sık manuel bakım gerektirmeden havadan su toplayabilen bir sistem geliştirdi. Pasif olarak çalışan sistem, güneş ışığını kullanarak havadaki suyu yakalayabiliyor.4Saatte 0,65 litre su üretebiliyor

Arastımacılar, Güneş Enerjili Atmosferik Su Çıkarma (SAWE) yöntemini kullanıp tasarımı iyileştirerek, standart güneş ışığı ve %90 nem altında saatte metrekare başına 0,65 litre tatlı su üretmeyi başardı. Araştırmacılar, sistemin %40 kadar düşük nem oranına sahip bölgelerde çalışabildiğini belirtiyor. Sistem, su kıtlığı olan bölgelerden şebekeden bağımsız tatlı su üretimi ve tarımda sulama amacıyla geliştirildi.

Havadan su toplama konsepti ve teknolojisi yeni olmasa da, mevcut güneş enerjisiyle çalışan sistemlerin hantal olduğu belirtiliyor. Güneş enerjisiyle çalışan toplayıcılar iki aşamalı bir döngüyü takip ediyor. Su, önce emici bir madde aracılığıyla havadan çekiliyor ve doygun hale geldiğinde sistem kapatılıyor. Sonra da suyu elde etmek için güneş ışığıyla ısıtılıyor. Ekibe göre, iki işlem arasında geçiş yapmak için hem fiziksel iş hem de bir anahtarlama sistemi gerekiyor. Bu da karmaşıklığı ve maliyeti arttırıyor.

Bitkilerden ilham aldılar

KAUST’ta geliştirilen yeni toplama cihazında ise ikisine de ihtiyaç duyulmuyor. Bunun yerine, iki aşama arasında pasif bir şekilde geçiş yapılarak, yardım almadan sürekli olarak çevrim yapılabiliyor. Ekip, sistemi geliştirirken doğadan ilham aldıklarını ve bitkilerin suyu köklerinden yapraklarına verimli bir şekilde taşıdıkları özel yapıları taklit ettiklerini söylüyor.

Araştırmacılar, atmosferik suyu yakalamak ve tatlı su üretmek için oldukça önemli olan toplu taşıma köprüleri adı verilen bir sistem geliştirdi. Bu köprüler, suyu emen bir tuz çözeltisiyle dolu dikey mikro kanallardan oluşuyor. Su açısından zengin çözelti, suyun bitki gövdelerinden yukarı hareket etmesine benzer şekilde kılcal etki yoluyla kanallardan yukarı çekiliyor. Çözelti yoğunlaştıkça, geri aşağı doğru yayılıyor ve süreç tekrarlanarak daha fazla su toplanıyor. Araştırmacılara göre, yenilikçi tasarım, su yakalama için açık bölümü, tatlı su üretimi için kapalı bölümle verimli bir şekilde birleştiriyor.

Ekip tarafından yürütülen deneyler, Suudi Arabistan koşullarında metrekare başına yazın günde 2 ila 3 litre, sonbaharda ise günde 1 ila üç litre su ürettiğini ortaya koydu. Üstelik sistem birkaç hafta boyunca bakıma gereksinim duymadan çalışmayı başardı. Ek olarak araştırmacılar, sistemin çöl bitkileri ve Çin lahanasının sulanması için doğrudan bir kaynak olarak kullanılabileceğini gösterdi.

Araştırmacılar geliştirdikleri sistemde, su emici bir kumaş, düşük maliyetli bir higroskopik tuz ve plastik bazlı bir çerçeve kullandılar. Malzemeleri uygun fiyatlı ve bulunabilir olmaları nedeniyle seçtiklerini, bu nedenle düşük gelirli bölgelerde büyük ölçekli uygulamalar için maliyetin düşük olacağını belirtiyorlar.

Kaynak ve devamını okuman için : Güneş enerjisiyle havadan su toplama sistemi geliştirildi | DonanımHaber (donanimhaber.com)

Ay toprağından su elde etmenin yolu bulundu!

Çinli bilim insanları Ay’ın toprağından su çıkarmak için bir yöntem bulduklarını açıkladılar. Ortaya konan bu devrimsel yöntem Ay’da bir araştırma üssü kurmak için hayati bir adım olabilir.

Çinli bilim insanları, Ay’ın yüzeyindeki topraktan su çıkarmanın bir yolunu keşfettiklerini açıkladılar. Bu yöntem, Ay’da bir araştırma üssü inşa etme yolunda önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Çin Bilimler Akademisi (CAS) tarafından “son derece pratik” olarak tanımlanan bu teknik, toprağın yüksek sıcaklıklarda ısıtılmasıyla hidrojen ve oksijenin ayrıştırılmasına dayanıyor. Bu yeni yöntem, daha önceki su arama çalışmalarının odaklandığı doğal su kaynakları yerine, Ay toprağındaki minerallerden su üretmeyi hedefliyor.

Çin’in 2020 yılında Chang’e-5 sondası tarafından Ay’dan getirilen toprak örnekleri üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda, özellikle ilmenit gibi oksit minerallerinin, Güneş rüzgarına maruz kalma sürecinde büyük miktarda hidrojen depoladığı tespit edildi. Araştırmacılar, bu minerallerin yüksek sıcaklıklarda demir oksitlerle kimyasal reaksiyona girerek su, demir ve seramik cam ürettiğini belirttiler. Aktarılanlara göre sıcaklık 1000 dereceyi aştığında ise toprak erimeye başlıyor ve su buharı açığa çıkıyor.

Çin’in 2020 yılında Chang’e-5 sondası tarafından Ay’dan getirilen toprak örnekleri üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda, özellikle ilmenit gibi oksit minerallerinin, Güneş rüzgarına maruz kalma sürecinde büyük miktarda hidrojen depoladığı tespit edildi. Araştırmacılar, bu minerallerin yüksek sıcaklıklarda demir oksitlerle kimyasal reaksiyona girerek su, demir ve seramik cam ürettiğini belirttiler. Aktarılanlara göre sıcaklık 1000 dereceyi aştığında ise toprak erimeye başlıyor ve su buharı açığa çıkıyor.

1 ton Ay toprağından 50 litre su çıkıyor

Bilim insanları, bu yöntemi gerçekleştirmek için Ay toprağını odaklanmış güneş ışığı ile eritme fikrini önerdi. Üretilecek demirin ise Ay’da elektronik ekipman yapımında kullanılabileceği, eriyen toprağın ise inşaat malzemesi olarak değerlendirilebileceği ifade edildi. Ancak, bu yöntemin uygulanabilirliği için sonraki Chang’e misyonlarının daha fazla inceleme yapması gerektiği de vurgulandı.

Bu yenilikçi çalışma, CAS tarafından gelecekteki “Ay araştırma istasyonları ve uzay istasyonlarının inşası için bir tasarım temeli sağlayabileceği” olarak değerlendiriliyor. Ay’da su arama çalışmaları, bilim insanlarının uzun süredir üzerinde çalıştığı bir konu. Özellikle Ay’ın güney ve kuzey kutuplarında doğal halde buz bulunabileceğine inanılıyor. Ancak, Çin’in Chang’e-5 misyonu tarafından getirilen örneklerde su içeriğinin oldukça düşük olduğu ve bu suyu çıkarmanın zor olduğu belirtildi.

Önümüzdeki yıllarda su arama çalışmaları, Rusya’nın Luna 26 yörünge aracı ve Çin’in 2026 yılında Ay’ın güney kutbuna iniş yapması planlanan Chang’e-7 misyonu gibi çeşitli görevlerle devam edecek. NASA’nın VIPER ay gezgini projesi maliyet sorunları nedeniyle iptal edilmiş olsa da, ajans su arayışını diğer yöntemlerle sürdürmeyi planlıyor. Ay’ın güney kutbundaki yoğun buzun uzay araçları için yakıt kaynağı olarak da kullanılması planlanıyor.

Kaynak ve devamını okuman için : Ay toprağından su elde etmenin yolu bulundu! | DonanımHaber (donanimhaber.com)

Yaşayan plastik: Atıklar için yeni bir biyolojik çözüm olabilir…

Bilim insanları, plastik kirliliğine karşı yeni bir çözüm geliştirdi. Yaşayan plastik adı verilen bu madde, çevreye zarar vermeden keni kendini yok edebiliyor. İşte detaylar:

Son zamanlarda plastik kirliliği, dünyamızın en büyük sorunlarından biri haline geldi. Okyanuslardan toprağa kadar her köşeye yayılan plastik atıklar, hem ekosistemleri tehdit ediyor hem de insan sağlığını riske atıyor. Ancak bilim insanları, bu soruna çığır açacak yeni bir çözüm geliştirmiş olabilirler.

İşte kendi kendini yok edebilen yaşayan plastik:

Araştırmacıların yaşayan plastik olarak adlandırdıkları bu yeni malzeme, içinde özel olarak yetiştirilen bakterileri barındırıyor. Bu bakteriler, belirli koşullar altında aktif hale gelerek plastiği parçalayan özel enzimler üretiyor. Tıpkı bir tohumun toprağa düşüp bitkiye dönüşmesi gibi, bu bakteriler de plastik içinde uyuyor ve uygun ortam bulunca uyanıyor.

Çin Bilimler Akademisi’nden bilim insanları, bu araştırma kapsamında lipaz BC olarak bilinen plastik parçalayıcı bir enzim salgılamak üzere genetik olarak tasarlanmış bir Bacillus subtilis bakteri türü yarattı. Bu bakteriler sonrasında ağır metal iyonlarına maruz bırakılarak spor haline getirildi. Sonrasında ise araştırmacılar, bu sporları plastik malzemeye eklediler ve plastik, belirli bir süre veya özel bir tetikleyiciyle karşılaştığında bu sporlar aktifleşti. Sporlardan çıkan bakteriler ise plastik moleküllerini parçalayarak tamamen doğal maddelere dönüştü.

Sonuç olarak, bilim insanlarının geliştirdiği yaşayan plastik, plastik kirliliğiyle mücadelede umut veren bir çözüm. Ancak canlı plastiğin, enzim tarafından ne ölçüde parçalandığını belirlemek için daha fazla araştırma yapılması gerekmekte. 

Kaynak ve devamını okuman için : Yaşayan plastik: Atıklar için yeni bir biyolojik çözüm olabilir | DonanımHaber (donanimhaber.com)

Tıpta devrim: Saç teli kalınlığında süper ince bataryalar geliştirildi.



MIT araştırmacıları hücre boyutundaki robotlara güç verebilecek küçük bir batarya geliştirdi. Yeni çinko-hava batarya sadece saç teli kalınlığında ve tıpta bir devrim yaratabilir.

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) mühendisleri, hücre boyutunda, otonom robotların enerji ihtiyaçlarını karşılayacak kadar küçük ve etkili bir batarya tasarladı. Bu yeni teknoloji, insan vücuduna ilaç taşıyan robotlar ya da gaz boru hatlarındaki sızıntıları tespit eden cihazlar gibi birçok alanda devrim yaratabilir.

Saç teli kalınlığında batarya

Mühendisler tarafından geliştirilen bu “çinko-hava batarya”, bir kum tanesinden daha küçük olup, sadece 0,1 milimetre uzunluğunda ve 0,002 milimetre kalınlığında, yani bir insan saçının kalınlığına eşdeğer. Bu minik batarya, havadan oksijen alarak çinko maddesini oksitlemekte ve 1 volt potansiyelinde bir akım üretmekte. Bu enerji miktarının küçük bir devreyi, sensörü ya da aktüatörü çalıştırmak için yeterli olduğu belirtiliyor.

MIT Kimya Mühendisliği Bölümü’nde öğretim üyesi olan Michael Strano, bu yeniliğin robotik alanında önemli bir dönüm noktası olacağını belirtiyor. Strano’nun laboratuvarı, yıllardır çevresel uyarıcılara tepki verebilen küçük robotlar üzerinde çalışıyor. Ancak bu tür robotların geliştirilmesindeki en büyük zorluk, yeterli enerji kaynağının sağlanmasıydı. Diğer araştırmacılar, güneş enerjisiyle çalışan mikroskobik cihazlar geliştirmişti, ancak bu cihazların sürekli olarak bir lazer veya ışık kaynağına bağlı olması gerekiyordu.

Strano, daha bağımsız robotlar geliştirmek için laboratuvarında çinko-hava bataryalar kullanmayı tercih etti. Çinko-hava bataryalar, yüksek enerji yoğunluğu sayesinde uzun ömürlü olmalarıyla bilinir ve genellikle işitme cihazlarında kullanılır. Ekibin tasarladıkları batarya, mikroelektronik için yaygın olarak kullanılan SU-8 adlı bir polimer şeridine gömülü platin elektroda bağlı bir çinko elektrottan oluşuyor. Bu elektrotlar havadaki oksijen molekülleriyle etkileşime girdiğinde, çinko oksitleniyor ve platin elektroda akan elektronları serbest bırakarak bir akım oluşturuyor.

Araştırmada, bu bataryanın bir aktüatörü (çalışma özelinde bir robot kolunu) çalıştıracak kadar enerji sağlayabildiği gösterildi. Ayrıca, bataryanın elektriksel dirençlerini çevresel kimyasallara göre değiştiren sensörler gibi bileşenleri de çalıştırabileceği kanıtlandı.

Hedef: insan vücuduna enjekte edilebilen robotlar

Bu çalışmada araştırmacılar bataryalarını harici bir cihaza bağlamak için bir kablo kullandılar, ancak gelecekteki çalışmalarında bataryanın bir cihaza dahil edildiği robotlar yapmayı planlıyorlar.

Bu çalışmalar, insan vücuduna enjekte edilebilecek, belirli bir hedefe ulaştığında ilaç salabilen küçük robotların tasarlanmasını içeriyor. Vücutta kullanılacak bu cihazların, ihtiyaç kalmadığında kendiliğinden parçalanabilecek biyouyumlu malzemelerden yapılması öngörülüyor. Araştırmacılar ayrıca bataryanın voltajını artırarak yeni uygulamalara kapı açmayı hedefliyor. Ancak bataryanın potansiyelini tam olarak gerçekleştirebilmesi için mevcut robotik teknolojilerle entegre edilebilmesini sağlayacak uyumlu sistem ve arayüzlerin geliştirilmesi gerekiyor.

Kaynak ve devamını okuman için : Saç teli kalınlığında süper ince bataryalar geliştirildi | DonanımHaber (donanimhaber.com)

Türkler ilk defa uzayda test edecek… Çalışmalar başladı!

Türkiye’nin ilk insanlı uzay görevinde gerçekleştirilecek deneyle uzay koşullarında bitkilere genetik müdahale yapılacak.

Türkiye’nin ilk insanlı uzay görevi sırasında gerçekleştirilecek projede, uzay ortamında bitkilere genetik müdahale yapılacak ve bu müdahalenin verimi gözlemlenecek.

Cumhuriyet’in 100’üncü yılında gerçekleştirilecek uzay yolculuğunda, uzay yolcusu, üniversite ve araştırma kurumları tarafından hazırlanan 13 farklı deney gerçekleştirecek.

Türkiye Uzay Ajansı (TUA) ve TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü tarafından belirlenen deneylerden biri de “Mikro Yer Çekimi Altında Bitkilerde CRISPR Gen Düzenleme Verimliliğinin Araştırılması” başlıklı çalışma olacak. Proje ile moleküler biyolojinin modern gen düzenleme tekniklerinden biri olan CRISPR tekniğinin mikro yer çekimi ortamında bitkiler üzerindeki etkinliğinin araştırılması, gen aktarımı ve genetik müdahalenin uzayda yapılıp yapılamayacağının test edilmesi amaçlanıyor.

Yıldız Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü doktora öğrencisi Tuğçe Celayir’in yürütücülüğünü üstlendiği projede aynı bölümden Doktor Öğretim Üyesi Şenay Vural Korkut ile lisans öğrencisi Sıla Yigit ve Dünyadaki Mars Projesi (Mars on Earth Project (MoEP) kurucularından Ruha Uslu yer alıyor.

İLK TÜRK UZAY YOLCUSU İLE YER ÇEKİMSİZ ORTAMDAKİ DENEYLER HAYATA GEÇİRİLECEK

Laboratuvar çalışmalarına bu yılın mart ayında başlanan projenin bir sonraki safhasında, ilk Türk uzay yolcusu ile yer çekimsiz ortamdaki deneyler hayata geçirilecek.

AA muhabirine projenin detaylarını anlatan Celayir, proje kapsamında uzay koşullarında bitkilerin üzerinde genetik müdahaleyi ve bu müdahalenin verimini araştırdıklarını söyledi.

Önceliklerinin uzay platformunda gerçekleşecek deneylerin moleküler seviyedeki analizlerinin gerçekleştirilmesi, proje kapsamında gönderilecek tüm materyallerin hazırlanması ve optimizasyonların gerçekleştirilmesi olduğunu belirten Celayir,“Projemizde bitkilere yapacağımız genetik müdahale ile sağlığını iyileştirmeye yönelik ileride yapılacak çalışmaları da destekleyecek şekilde ilk defa bir analizin yapılmasına odaklanıyoruz. Mikro yer çekiminde bu analiz yapılabilir mi? Bu uygulama yapılabilir mi? Aslında bu soruların cevaplarını arıyoruz.” dedi.

Kaynak ve devamını okuman için : Türkler ilk defa uzayda test edecek… Çalışmalar başladı! – Resim 11 (haber7.com)

Türk bilim insanları deney hayvanlarının yerini alacak çip geliştirilecek.



Türk bilim insanları, 3 ülke ile ortak çalışma yaparak ilaç araştırmalarında kullanılabilecek ve deney hayvanlarının yerini alabilecek çip geliştirmek üzere çalışmalara başladı.

Avrupa Birliğinin “Ufuk Avrupa” programı kapsamında desteklenen “Çip üstü organ Sistemleri Odaklı Stratejik Ortaklık (OrChESTRA)” projesinde, ODTÜ Mikro Elektromekanik Sistemler (MEMS) Merkezi liderliğinde 3 ülkeden ortak kuruluşlarla birlikte ilaç araştırmalarında kullanılacak ve deney hayvanlarının yerini alacak çipler geliştirilmek üzere çalışmalara başlandı.

ODTÜ MEMS Merkezi Yönetim Kurulu üyesi ve ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim üyesi Prof. Dr. Haluk Külah, OrChESTRA Projesi kapsamında yürütülen bilimsel çalışmalara ilişkin açıklamalarda bulundu.

Külah, projeyle çip-üstü-organ sistemleri alanında bölgesel mükemmeliyet merkezi olmayı hedeflediklerini belirterek, bu alanda Belçika’dan IMEC, Almanya’dan Freiburg Üniversitesi ve Hollanda’dan Eindhoven Teknoloji Üniversitesi ile birlikte çalıştıklarını anlattı.

Böylece 4 kurum birlikte çalışarak, çip üstü organ sistemleri konusunda araştırmacılar yetiştirmeyi amaçladıklarını ifade eden ODTÜ MEMS Merkezi Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Haluk Külah, “Proje kapsamında ikili işbirlikleri var, karşılıklı seyahatler, buradaki araştırmacılarımızın gidip oradaki çalışmalarda yer alması ya da oradaki deneyimli uzmanların gelip ODTÜ MEMS Merkezinde kısa süreli çalışması gibi. Yaklaşık 1,5 senedir süren projeden birçok kazanım elde ettik ve projenin alanda önemli etkileri oldu.” diye konuştu.

Çip üstü bağırsak platformu ilk hedef

Külah, bunun yanında 4 kurumun bir arada çip üstü bağırsak platformu geliştirilmesi üzerine çalışmalar yaptığını aktararak, şu bilgileri verdi:

“Çalışma, bir bağırsak modelinin çip üzerinde oluşturulmasını kapsıyor. Bu modeli çip üzerinde oluşturup, bazı ilaçların vücut dışında bir ortamda, etkin bir şekilde test edilmesini hedefliyoruz. Aynı şekilde farklı organların fonksiyonlarının çip üzerinde modellenmesi de mümkün. Bu sayede ilaç araştırmalarının bazı aşamalarını hem hızlandırmak hem de deney hayvanlarından bağımsız yapmak mümkün olabilecek.”

“Amaç, hayvan deneylerinin azaltılmasını sağlamak”

ODTÜ MEMS Merkezinin altyapısı ve biyomedikal teknolojiler alanında belli bir araştırma yetkinliğine ulaşmış olmasının önemine işaret eden Külah, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Aslında çip üstü organ sistemlerinin bir anlamda yapmaya çalıştığı hayvanlar üzerindeki deneylerinin azalmasını sağlamak. Belki görece yolun başında sayılabiliriz, ama sonunda uygulamanın geleceği noktada, pek çok deney hayvanı kullanmaya gerek olmadan birtakım testleri sadece bir çip üzerinde yapmak mümkün olabilecek. Avrupa’da işbirliği yaptığımız 3 kurum, bu alanda önemli yol kat etmiş durumda. Türkiye’de de bu alanda çalışma yapan kurumlarımız, araştırmacılarımız var. Biz bu alana özellikle mikro elektromekanik sistem teknolojileri ve sensörler alanındaki yetkinliklerimizi kullanarak fark yaratabilmek adına yakın zamanda dahil olduk.”

Kaynak ve devamını okuman için: Deney hayvanlarının yerini alacak yerli çip geliştirilecek | DonanımHaber (donanimhaber.com)

Parazit genleri hacklendi: Beyne ilaç taşımada yeni bir dönem başlıyor.

Araştırmacılar, kedi kumunda bulunan bir paraziti hackleyerek Rett sendromuna yeni bir çözüm bulmuş olabilir. İşte beyne ilaç taşımada yeni bir dönem başlatabilecek çalışmanın detayları:

Beynimizin içinde bulunan kan-beyin bariyeri, sadece belirli moleküllerin girip çıkmasına izin verirken, mikroplar gibi zararlı maddelerin girmesini engeller. Ancak aynı engel, ilaç uygulamak isteyen doktorlar için de bir takım zorluklar teşkil etmekte ve bu sorun çözülmüş olabilir.

Kedi kumunda bulunan parazit, Rett sendromunun çaresi olabilir

Bu çalışma için, İsrail’deki Tel Aviv Üniversitesi liderliğindeki araştırmacılar, kedi kumunda yayılabilen bir beyin paraziti olan Toxoplasma gondii’nin genini, terapötik proteinler için bir taşıyıcı haline getirmek üzere hackledi. Bunu başarabilmek için ise Toxoplasma’yı aldılar ve parazitin büyük yararlı protein paketleri taşıyabilmesi amacıyla bazı kısımlarını biyomühendislikle geliştirdiler.

Araştırmacılar, yaptıkları deneyler sonucu geliştirilen bu parazitlerin protein moleküllerini taşıyabildiğini görüntüledi. Ayrıca Toxoplasma’yı kullanarak MeCP2 proteinini kan-beyin bariyerinden de geçirebildiler. Son evresinde hareketlerde ciddi bozulmaların gözlemlendiği Rett sendromuna sahip hastalarda, genellikle MeCP2 proteininin mutasyona uğramış bir versiyonu bulunur. Dolayısıyla bu yöntem ile Rett sendromuna bir çözüm bulunmuş olunabilir.

Kaynak ve devamını okuman için : Parazit geni hacklendi: Beyne ilaç taşımada yeni dönem başlıyor | DonanımHaber (donanimhaber.com)

Geliştirilen yeni deri altı implantı, aşırı dozdan kaynaklanan ölüm riskini ortadan kaldırabilir.

Geliştirilen yeni deri altı implantı, opioid doz aşımının gerçekleşmesinden kaynaklanan ölüm riskinin çözüm yolu olabilir. İşte hastanın durumunu anlık olarak takip edebilen implantın detayları:

Haşhaş bitkisinde bulunan doğal maddelerden türetilen bir ilaç sınıfı olan opioidler, önemli birçok hastalığın tedavisinde kullanılmasına rağmen fazla kullanıldığında bağımlılık yapabilmekte. Sadece bununla kalmayan opioidler, aşırı dozdan kaynaklanan ölümlere de sebep olabilmekte.

Aşırı doz aldığında, mümkün olan en kısa sürede opioid tersine çeviren bir ilaç olan nalokson alması kritik derecede önemlidir. Çünkü aksi takdirde ölüm riski çok fazladır. Ancak yakın zamanlı yeni bir çalışma, naloksonu otomatik olarak vücudun içinden dağıtarak bu soruna çözüm bulmuş olabilir.

iSOS implantı, aşırı dozdan kaynaklanan riskleri ortadan kaldırabilir

Opioid Güvenliği için İmplante Edilebilir Sistem’in kısaltması olan iSOS implantı, MIT ve Harvard’a bağlı Brigham and Women’s Hospital’dan bir grup bilim insanı tarafından geliştirildi. Cihaz 78 mm uzunluğunda, 12 mm genişliğinde ve 8 mm kalınlığında. Bünyesinde 10 miligram nalokson bulunduran implant, ayrıca pil, vibratör ve Bluetooth modülü gibi elektronik aksamların yanı sıra çoklu EKG elektrotları ve bir dizi başka sensör de barındırmakta.

Karın boşluğundaki sempatik sinir ağlarının en büyüğü olan solar pleksus yakınındaki derinin hemen altına, lokal anestezi kullanılarak yerleştirilen bu implant, yerleştirildikten sonra hastanın vücut ısısını, kalp atış hızını, solunum hızını ve kandaki oksijen doygunluğunu izleyebilmekte. Bu parametreler opioid doz aşımının gerçekleştiğini gösterecek şekilde değişirse, cihaz hem dokunsal hem de sesli bir uyarı üretmek için vibratörünü etkinleştirecek.

Ayrıca hastanın ve acil durum irtibat kişisinin akıllı telefonundaki uygulamaya bir uyarı gönderen implant, yanlış bir durumda uygulama aracılığıyla durması sağlanabilir. Ancak bu hemen yapılmazsa iSOS, kan dolaşımına hızla bir doz nalokson pompalamaya devam eder.

Laboratuvar testlerinde cihaz, aşırı dozda fentanil alan domuzların %96’sını ortalama 3,2 dakika içinde başarıyla hayata döndürdü. Bataryası şu anda 16 günlük yaşamsal belirti takibi için yeterli ve gerektiğinde kablosuz olarak yeniden şarj edilebiliyor. Son olarak implanttaki naloksonun bitmesi durumunda deri yoluyla implantın üstündeki bir porta yerleştirilen bir hipodermik iğne aracılığıyla yeniden doldurulabilir.

Kaynak ve devamını okuman için : Yeni deri altı implantı, aşırı doz ölümlerini önleyebilir | DonanımHaber (donanimhaber.com)