Yapay zeka 30’dan fazla kanser ilacı geliştirdi: İşte detaylar >

Yapay zekanın kanser tedavisinde umut ışığı olabileceğini gösteren bir çalışmaya imza atıldı. Bilim insanları yeni bir yapay zeka algoritmasıyla 32 potansiyel çok hedefli kanser ilacı sentezledi.

Bilim insanları, kanserle mücadelede önemli bir adım attı. Araştırmacılar ilaç geliştirmenin ilk aşamalarındaki en karmaşık kimyasal süreçleri modelleyebilen bir yapay zeka algoritması geliştirdi. Söz konusu süreç normalde binlerce ayrı deney içeriyor, ancak artık araştırmacıların elinde bu çalışmaları optimize edecek yeni bir araç var.

Yeni teknoloji, bilim insanlarının ilaç bulmak, geliştirmek ve iyileştirmek için yapay zekayı kullanmaya yönelik aktif araştırma çalışmalarının bir parçası olarak tanımlanıyor. POLYGON adı verilen bu yapay zeka algoritması, San Diego’daki Kaliforniya Üniversitesi araştırmacıları tarafından geliştirildi.

POLYGON platformunun en benzersiz özelliği birden fazla hedefe sahip molekülleri tanımlayabilmesi. Mevcut yöntemler tek hedef üzerine odaklanırken, doktorlar ve bilim insanları çok hedefli ilaçlara daha büyük ilgi duyuyor. Çünkü bunlar kanser tedavisinde birkaç farklı ilacın birlikte kullanıldığı kombine tedaviyle aynı faydaları sağlama potansiyeline sahip ve daha az yan etki gösteriyor.

32 potansiyel çok hedefli kanser ilacı sentezlendi

Çalışmanın yazarı Trey Ideker konuyu şöyle açıklıyor: “Yeni bir ilaç bulmak ve geliştirmek için uzun yıllar ve milyonlarca dolar gerekir, özellikle de birden fazla hedefi olan bir ilaçtan bahsediyorsak. Elimizdeki nadir birkaç çok hedefli ilaç büyük ölçüde şans eseri keşfedildi, ancak bu yeni teknoloji tesadüfleri denklemden çıkarmaya ve yeni nesil hassas tıbbı başlatmaya yardımcı olabilir.”

POLYGON, milyonlarca biyoaktif molekülün kimyasal özellikleri ve hedef proteinlerle etkileşimleri hakkında bilgi içeren bir veri kümesi üzerinde eğitildi. Bu sayede yeni aday ilaçlar için orijinal kimyasal formüller üretebiliyor. Bunu yapmak için, bilim insanlarının yapay zekaya gelecekteki ilacın hedef proteinlerle nasıl etkileşime girmesi gerektiğini söylemeleri yeterli.

Sonuç olarak, MEK1 ve mTOR hücresel sinyal proteinleriyle mükemmel etkileşim gösteren 32 aday kanser ilacı oluşturuldu. Bu da tek başına her birini baskılamak yeterli olmasa bile ikisini birlikte baskılamanın kanser hücrelerini öldürmek için yeterli olduğu anlamına geliyor. Şu anda bilim insanları aday ilaçların özelliklerini test etmeye devam ediyor ve yenilerini arıyor.

Görünüşe bakılırsa artık hayatımızın her alanına dahil olmaya başlayan yapay zeka özellikle tıp dünyasında çığır açabilecek ilerlemelere ön ayak olacak. Kaliforniya Üniversitesi tarafından kaydedilen bu ilerleme, ilaç geliştirme sürecini hızlandırarak kanser ve diğer amansız hastalıklarla savaşta daha etkili tedaviler geliştirilmesine yardımcı olabilir.

Kaynak ve devamını incelemen için : Yapay zeka 30’dan fazla kanser ilacı geliştirdi: İşte detaylar | DonanımHaber (donanimhaber.com)

Bağırsaklara zarar vermeyen akıllı antibiyotik geliştirildi.

Bilim insanları bağırsak mikrobiyomunu bozmadan sadece patojenik gram-negatif bakterileri öldüren bir antibiyotik geliştirdi. Lolamicin adlı bileşik 130’dan fazla bakteri türüne karşı etki gösteriyor.

İsviçre’deki Basel Üniversitesi’nden araştırmacılar, dirençli bakteriler de dahil olmak üzere sadece patojenik bakterileri hedef alabilen bir antibiyotik geliştirdi. Bağırsak mikrobiyotasına zarar vermeyen bu antibiyotik, tüm bakteriyi yok etmek yerine yalnızca belirli bir protein grubuna etki ediyor.

Bilim insanları yeni ilacı sepsis vakasında kullandı. Tedavi edilen farelerde %100 hayatta kalma oranı sağlandığı belirtiliyor. Lolamicin olarak adlandırılan bu antibiyotiğin benzersiz özelliği, yalnızca Gram-negatif bakterileri öldürmesi. Bildiğiniz üzere bu zararlı bakteriler salmonella, kolera ve sepsis gibi birçok ciddi hastalığa neden oluyor.

Günümüzde kullanılan mevcut tedavi seçenekleri, Gram-negatif bakterilere karşı etkili olsa da bu ilaçlar aynı zamanda yararlı bakteri popülasyonlarını da yok etmekte. Bu da Clostridioides difficile gibi potansiyel olarak ölümcül patojenlerin bağırsakta kolonize olmasına neden olabiliyor. Akıllı antibiyotiğin ayırt edici yanı bağırsak florasını koruma yeteneği.

Lol protein grubunu hedefliyor

Bilim insanları, bakterilerin savunma mekanizmalarını aşmak için sadece Gram-negatif bakterilerde bulunan Lol protein grubunu yok edebilecek bileşikler aramaya başladı. Bunun sonucunda geliştirilen Lolamicin, çoklu ilaç direncine sahip 130’dan fazla bakteri türüne karşı antimikrobiyal etki gösterdi.

Klinik öncesi çalışmaların büyük bir aşaması halen devam ederken, ilacın insanlarda da aynı derecede etkili olup olmadığını belirlemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç var. Son on yılda, Gram-negatif bakterilere karşı on ila yirmi antibiyotik geliştirildi. Ancak bunların hiçbiri klinik uygulamada kullanılmak üzere ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nden (FDA) onay alamadı.

Kaynak ve devamını incelemen için : Bağırsaklara zarar vermeyen akıllı antibiyotik geliştirildi | DonanımHaber (donanimhaber.com)

Türlerin yok olmaması için Ay’da “gen bankası” kurulabilir..


Uzmanlar, biyolojik çeşitliliğin korunması için iklim çöküşü ve diğer karasal olayların erişemeyeceği tesislere ihtiyaç olduğunu söylüyor. Bunun için Ay’da “gen bankası” kurulabilir.

Bildiğimiz anlamdaki tek yaşam üzerinde yaşadığımız Dünya’da bulunuyor. Buna rağmen insan kaynaklı iklim değişikliği ve yaşam alanı tahribatı nedeniyle sayısız tür yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Kritik türlerin yok oluşu insanlığın da yok oluşuna neden olabilir. Öte yandan uzaydan gelebilecek yeterli büyüklükteki bir kaya parçası da bildiğimiz yaşamı yok edebilir. Peki ya Dünya’nın dışında hayatın pasif de olsa binlerce yıl devam edebileceği bir sığınak inşa edebilseydik? Bilim insanları tam da bunu önererek Ay’da bir “gen bankası” kurulmasını öneriyor.

Binlerce türün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu bir dönemde bilim insanları radikal bir plan geliştirdi: Ay’da gezegenimizin en önemli ve risk altındaki canlılarının korunmuş örnekleriyle dolu bir kasa. Uzmanlardan oluşan uluslararası bir ekip, iklim değişikliği ve habitat kaybından kaynaklanan tehditlerin önüne geçemediğimizi ve acil eylem planına ihtiyaç duyulduğunu söylüyor.

Yaşam için Ay’da “biyodepo” önerisi

Korunmuş hücrelerden ve bunların içindeki önemli DNA’lardan oluşan bir “biyodepo”, tehlike altındaki türlerin küçük popülasyonlarındaki genetik çeşitliliği artırmak ya da en kötü senaryo olan yok olma durumunda klonlama için kullanılabilir.

Öte yandan biyolojik örnekleri felaketten korumak için bir depo yeni bir fikir değil. Bugün Dünya’da buna benzer bir şey zaten yapılıyor. Norveç’in kutba yakın bir adasında bulunan Svalbard küresel tohum deposu, hastalık veya kuraklık nedeniyle yok olması halinde kritik tohumları dondurulmuş olarak saklıyor. Ancak bu tesis bile tam koruma sağlamıyor. Bir süre öne sıcak hava dalgasının bir sonucu olarak yaşanan sel felaketi buna örnek olarak gösteriliyor. Bu tip depolar sadece doğal değil, beşerî etkiler nedeniyle de tehlike altında. Hatırlanacağı üzere 2022’de Ukrayna’nın tohum bankası Rusya tarafından yok edilmişti.

Bilim insanları tam da bu nedenlerden dolayı Ay biyodeposunu öneriyor; iklim bozulması, jeopolitik olaylar veya diğer Dünya merkezli felaketlerin erişemeyeceği bir yer. Ay’ın güneş ışığına hiçbir zaman maruz kalmayan bölgeleri bulunuyor. Bu bölgelerdeki kraterlerden yararlanarak biyolojik materyalleri ekstra çaba gerekmeden -196 derecede yani mutlak sıfırda muhafaza etmek mümkün.

Önerilen plana göre numuneler üç günlük Ay yolculuğu boyunca radyasyondan korunan bir kapta saklanmadan önce Dünya’da kriyojenik olarak depolanacak. Ardından Ay’a ulaşıldığında bunlar maksimum radyasyon koruması sağlamak için iki metre derinliğe gömülecekler. Her konteyner kolay takip için bir radyo çipine de sahip olacak.

Bilim insanları ayrıca yıldızlı kaya balığından alınan canlı hücreleri başarılı bir şekilde muhafaza etmek için, hücrelerin tüm biyolojik faaliyetlerin duracağı kadar soğuk sıcaklıklarda saklandığı bir teknik olan kriyoprezervasyonu uygulamış durumda. Yıldızlı kaya balığının nesli tehlike altında değil, ancak mercan resifi ekosistemlerinin sağlığının korunmasında önemli bir rol oynuyor. Bu balık türünden 100’den fazla birey, ay biyodeposu için kriyoprezervasyon protokollerinin oluşturulmasına katkıda bulunacak. Bundan sonra ekip, odak noktasını diğer türlere doğru genişletecek.

Fikrin gerçeğe dönüşmesi için kritik canlı ve türün stabil ve sağlıklı bir şekilde kriyoprezerve şekilde depolanabildiğini göstermek gerekiyor. Bununla birlikte numunelerin sağlıklı bir şekilde Ay’a götürmek gerekiyor. Ayrıca Ay’ın en soğuk bölgelerinde -robotlar için bile uygun olmayan yerler- bunların gömülmesi gerekiyor. Maliyetler ve karşılaşılan zorluklar göz önüne alındığında önerilen Ay biyodeposu fikri şimdilik bilim kurguya daha yakın konumlanıyor. Projenin ve çalışmanın başındaki Mary Hagedorn“Bunu nasıl yapacağımızı biliyoruz, yapabiliriz ve yapacağız da, ama bunu başarmak onlarca yıl alabilir” diyor. Ancak kendisi bir noktada bunun olacağından emin.

Kaynak ve devamını incelemen için : Türlerin yok olmaması için Ay’da “gen bankası” kurulabilir | DonanımHaber (donanimhaber.com)

Bilim insanları istenmeyen mutasyonları yüzde 70’e kadar azaltmayı başardı.

Araştırmacılar, bir gen düzenleme aracı olan CRISPR kullanılırken ortaya çıkan istenmeyen mutasyonları yüzde 70’e kadar azaltan yeni bir araç geliştirdi. İştre detaylar:

Araştırmacılar, geleneksel CRISPR teknolojisinde kullanılan gen editörünün bölünmesinin, istenmeyen genom mutasyonlarına neden olma şansı önemli ölçüde daha az olan, açılıp kapatılabilen daha hassas bir araç oluşturduğunu keşfettiler. Yeni araçlarının, hastalığa neden olan mutasyonların yaklaşık yarısını potansiyel olarak düzeltebileceği düşünülüyor.

Yeni yöntem ile hedef dışı düzenlemeleri yüzde 70’in üzerinde azaltıyor

Çalışmanın başyazarı Hongzhi Zeng, konuyla ilgili yaptığı açıklamada “Ekibimiz, gerektiğinde açılıp kapatılabilen, benzersiz bir güvenlik ve doğruluk düzeyi sağlayan çok daha gelişmiş bir versiyon oluşturmak için yola çıktı. Bu araç, genomumuzdaki hastalığa neden olan nokta mutasyonlarının neredeyse yarısını düzeltme potansiyeline sahip.” ifadelerine yer verdi.

Bir gen düzenleme yöntemi olan geleneksel CRISPR teknolojisi, kullanılırken hedef dışı istenmeyen bazı gen düzenlemelerine sebep olmakta. Geleneksel CRISPR, istenen bölgelerde nokta mutasyonları oluşturmak için ya bir adenin baz düzenleyici (ABE) ya da sitozin baz düzenleyici (CBE) kullanır. Araştırmacılar ABE’yi, iki ayrı proteine bölerek yeni bir araç geliştirdi. Böylece yeni bölünmüş gen düzenleme araçlarının, orijinal, bozulmamış ABE’den daha kısa bir süre aktif kalmanın yanı sıra faydaları olduğu tespit edildi.

Fareler üzerinde başarıyla test edilen araştırma ile ilgili Zeng, “Sağlam bir baz düzenleyici ile karşılaştırıldığında, bizim versiyonumuz hedef dışı düzenlemeleri yüzde 70’in üzerinde azaltıyor ve hedefe yönelik düzenlemelerin doğruluğunu artırıyor.” dedi.

Kaynak ve devamını incelemen için : İstenmeyen mutasyonlar yüzde 70’e kadar azaltıldı | DonanımHaber (donanimhaber.com)

Araştırmacılar DNA tabanlı bir işlemci geliştirdi.

Araştırmacılar, sinir ağı ve yeniden yazılabilir depolama özelliklerine sahip mikroakışkan bir DNA işlemcisini başarıyla inşa etti. DNA tabanlı hesaplamanın ciddi bir potansiyeli olduğu belirtiliyor.

RIT araştırmacıları tarafından sadece hesaplama değil aynı zamanda DNA içinde depolanan verileri okuma ve yazma yeteneğine sahip “çip üzeri laboratuvar” olarak adlandırılan bir mikroakışkan DNA işlemcisi geliştirildi. Prototip cihaz, DNA içinde depolanan veriler üzerinde yapay sinir ağı hesaplamalarını, özellikle de değiştirilmiş DNA moleküllerinin mikroakışkan çözümlerini destekliyor. Ayrıca DNA CPU’nun yetenekleri, bir CPU’dan görmek istediğiniz beklenen matematiksel ve doğrusal olmayan hesaplamaları da kapsıyor.

DNA tabanlı işlemci geliştirildi

Araştırmacıların DNA hesaplama ve depolamadaki amaçlarından biri, günümüzün büyük veri teknolojilerine daha sürdürülebilir bir alternatif bulmak. Rochester Teknoloji Enstitüsü Kate Gleason Mühendislik Fakültesi’nde bilgisayar mühendisliği bölüm başkanı olan Amlan Ganguly, DNA tabanlı işlem için “Bu, depolamadan hesaplamaya ve hesaplamayı yapmak için DNA’yı bir araç olarak kullanmaya uzanan bir köprü anlamına geliyor” diyor.

Araştırmacıların DNA tabanlı işlemci gösterimi oldukça etkileyici olsa da bunun uygulanabilir bir DNA hesaplama geleceğine doğru atılan adımlardan yalnızca biri olduğu gerçeğini de unutmamak gerek. Yani bu araştırma, kısa bir süre içinde ürün olarak karşımıza çıkmayacak. Öte yandan bu alandaki çalışmaların sayısının arttığını da belirtmek gerek. Yaklaşık iki hafta önce oldukça pahalı olsa da veri depolamada DNA döneminin başladığını sizlere aktardı. Biomemory adlı girişim 1KB DNA depolama kartlarını 2026’da piyasaya süreceğini açıklamıştı.

Tüm bunlar ilk duyulduğunda “İsviçreli bilim insanları” ve benzeri bilim kurgu saçmalığı gibi geliyor olsa da DNA hesaplama ve DNA depolamanın ayakları yere basan olgular olduğunu belirtelim. Çok daha çevre dostu bir alternatif olmasının yanı sıra DNA depolama, SSD’lerden 3 ila 6 kat daha fazla olmak üzere çok daha yoğun bir kapasite vaat ediyor.

Öte yandan DNA’nın bir depolama ortamı ve hatta hesaplama kaynağı olarak potansiyeli, doğal yapısına ve özelliklerine dayanıyor. Bilindiği üzere DNA doğal olarak dört baz ATGC molekülünden (adenin, timin, guanin ve sitozin) oluşuyor. DNA’nın bu yapısı, özellikle mikroskobik ölçeği ile birleştiğinde, ikili sistemde gerekli olan 0/1 baz sayılarından daha verimli veri depolamaya olanak verebilir.

Ganguly’nin ekibi bu mikroakışkan DNA depolama/bilgi işlem cihazını DNA depolama ve bilgi işlemin geleceğini daha da ileriye taşımak için tasarladıklarını söylüyor. Araştırmada sergilenen DNA hesaplama, ticari uygulamalarda (veri merkezleri gibi) ve tıbbi uygulamalarda (biyomedikal cihazlar veya adli tıp gibi) kullanılmak üzere konumlandırılıyor. Tüm bunlara ek olarak DNA hesaplama ve depolamanın da kendine has sorunları var. Bunlardan en önemlisi çok yavaş çalışma ve yüksek gecikme sorunu.

Kaynak ve devamını incelemen için : Araştırmacılar DNA tabanlı bir işlemci geliştirdi | DonanımHaber (donanimhaber.com)

Kanadalı bilim insanları felç tedavisinde umut olacak çalışmayı duyurdu!

Nöroloji Profesörü Martinez önderliğindeki Kanadalı araştırmacılar, omurilik yaralanmaları sonrası ortaya çıkan felcin tedavisinde klinik deneylere hazır olduklarını duyurdu.

Kanada’nın Montreal kentindeki bilim insanları, felç hastaları için umut olacak bir çalışmada önemli gelişme sağladı.

Montreal Üniversitesine bağlı Montreal Sacred Heart Hastanesi’nden Nöroloji Profesörü Marina Martinez önderliğindeki araştırmacılar, omurilik yaralanmaları sonrası ortaya çıkan felcin tedavisinde klinik deneylere hazır olduklarını duyurdu.

GELİŞTİRİLEN ARAYÜZ BEYNİN İKİ YARIM KÜRESİNİ DÖNÜŞÜMLÜ UYARIYOR

Canadian Press’in haberine göre araştırmacılar, arka ayakları felçli olan bir hayvanın beyninin iki yarım küresini dönüşümlü olarak uyararak tekrar yürümesini sağlayan bir arayüz geliştirdi.

Araştırmacıların “büyük hayvan modeli” olarak adlandırdığı klinik deneyler öncesi çalışma, insanlardakine benzer belden aşağısı felç olan daha büyük hayvan modelleri üzerinde de yürütüldü.

FELÇLİ HASTALAR İÇİN UMUT VERİCİ GELİŞME

Martinez, “Sonuçlar o kadar kesin ki birkaç yıl içinde klinik deneylere geçmeye hazırız. Her iki bacaktaki hareketi geri kazanmak için, dönüşümlü olarak beynin sol ve sağ korteksini uyaracağız. Beyinde dönüşümlü stimülasyon başlar başlamaz, hayvan hemen tekrar yürümeye başlayacak.” dedi.

Kendisinin ve meslektaşlarının üzerinde çalıştığı teknolojinin, omuriliğin tam olarak hasara uğramadığı yaralanmalar için geçerli olduğunun altını çizen Martinez, “Bu teknoloji hiçbir zaman tam omurilik yaralanmalarına uygulanamayacak olsa da her adım bize insanların sorunlarını çözmeye biraz daha yaklaşma fırsatı veriyor.’’ diye konuştu.

Martinez ve ekibinin çalışmaları, “ScienceDirect” isimli bilimsel dergide de yayımlandı.

Kaynak ve devamını okuman için : Kanadalı bilim insanları felç tedavisinde umut olacak çalışmayı duyurdu! – Haber 7 Bilim

Bilim insanları, güneş enerjisiyle havadan verimli bir şekilde su toplayan sistem geliştirdi.

Suudi Arabistan’daki Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’ndeki araştırmacılar, sık bakım gerektirmeden, güneş ışığını kullanarak havadan su toplayabilen bir sistem geliştirdi. 

Suudi Arabistan’daki Kral Abdullah Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden (KAUST) bir araştırmacı ekibi, sık sık manuel bakım gerektirmeden havadan su toplayabilen bir sistem geliştirdi. Pasif olarak çalışan sistem, güneş ışığını kullanarak havadaki suyu yakalayabiliyor.4Saatte 0,65 litre su üretebiliyor

Arastımacılar, Güneş Enerjili Atmosferik Su Çıkarma (SAWE) yöntemini kullanıp tasarımı iyileştirerek, standart güneş ışığı ve %90 nem altında saatte metrekare başına 0,65 litre tatlı su üretmeyi başardı. Araştırmacılar, sistemin %40 kadar düşük nem oranına sahip bölgelerde çalışabildiğini belirtiyor. Sistem, su kıtlığı olan bölgelerden şebekeden bağımsız tatlı su üretimi ve tarımda sulama amacıyla geliştirildi.

Havadan su toplama konsepti ve teknolojisi yeni olmasa da, mevcut güneş enerjisiyle çalışan sistemlerin hantal olduğu belirtiliyor. Güneş enerjisiyle çalışan toplayıcılar iki aşamalı bir döngüyü takip ediyor. Su, önce emici bir madde aracılığıyla havadan çekiliyor ve doygun hale geldiğinde sistem kapatılıyor. Sonra da suyu elde etmek için güneş ışığıyla ısıtılıyor. Ekibe göre, iki işlem arasında geçiş yapmak için hem fiziksel iş hem de bir anahtarlama sistemi gerekiyor. Bu da karmaşıklığı ve maliyeti arttırıyor.

Bitkilerden ilham aldılar

KAUST’ta geliştirilen yeni toplama cihazında ise ikisine de ihtiyaç duyulmuyor. Bunun yerine, iki aşama arasında pasif bir şekilde geçiş yapılarak, yardım almadan sürekli olarak çevrim yapılabiliyor. Ekip, sistemi geliştirirken doğadan ilham aldıklarını ve bitkilerin suyu köklerinden yapraklarına verimli bir şekilde taşıdıkları özel yapıları taklit ettiklerini söylüyor.

Araştırmacılar, atmosferik suyu yakalamak ve tatlı su üretmek için oldukça önemli olan toplu taşıma köprüleri adı verilen bir sistem geliştirdi. Bu köprüler, suyu emen bir tuz çözeltisiyle dolu dikey mikro kanallardan oluşuyor. Su açısından zengin çözelti, suyun bitki gövdelerinden yukarı hareket etmesine benzer şekilde kılcal etki yoluyla kanallardan yukarı çekiliyor. Çözelti yoğunlaştıkça, geri aşağı doğru yayılıyor ve süreç tekrarlanarak daha fazla su toplanıyor. Araştırmacılara göre, yenilikçi tasarım, su yakalama için açık bölümü, tatlı su üretimi için kapalı bölümle verimli bir şekilde birleştiriyor.

Ekip tarafından yürütülen deneyler, Suudi Arabistan koşullarında metrekare başına yazın günde 2 ila 3 litre, sonbaharda ise günde 1 ila üç litre su ürettiğini ortaya koydu. Üstelik sistem birkaç hafta boyunca bakıma gereksinim duymadan çalışmayı başardı. Ek olarak araştırmacılar, sistemin çöl bitkileri ve Çin lahanasının sulanması için doğrudan bir kaynak olarak kullanılabileceğini gösterdi.

Araştırmacılar geliştirdikleri sistemde, su emici bir kumaş, düşük maliyetli bir higroskopik tuz ve plastik bazlı bir çerçeve kullandılar. Malzemeleri uygun fiyatlı ve bulunabilir olmaları nedeniyle seçtiklerini, bu nedenle düşük gelirli bölgelerde büyük ölçekli uygulamalar için maliyetin düşük olacağını belirtiyorlar.

Kaynak ve devamını okuman için : Güneş enerjisiyle havadan su toplama sistemi geliştirildi | DonanımHaber (donanimhaber.com)