Gen terapilerini düşük gelirli ülkelerde üreterek daha erişilebilir hale getirin!

Gen tedavileri, ancak dünyanın en çok ihtiyaç duyulan bölgelerinde geliştirilip üretilirse her yerde daha uygun fiyatlı hale gelecektir.

Hindistan’daki bir sağlık merkezindeki eczacı, orak hücre hastalığı olan bir kişiye ücretsiz ilaç dağıtıyor. Kredi: Rafiq Maqbool / AP Photo / Alamy

Geçen Kasım ayında Birleşik Krallık, orak hücre hastalığının tedavisi için CRISPR gen düzenleme teknolojisine dayanan Casgevy adlı bir terapinin kullanımına izin veren ilk ülke oldu. Birkaç hafta içinde, diğer üç ülke – Amerika Birleşik Devletleri, Bahreyn ve Suudi Arabistan – aynı şeyi yaptı. Aralık 2023’te Amerika Birleşik Devletleri, hastalığı tedavi etmek için başka bir gen terapisi olan Lyfgenia’nın kullanımını da onayladı.

Orak hücre hastalığı dünya çapında her yıl yaklaşık 400.000 kişiyi öldürüyor. Kırmızı kan hücrelerinin orak şeklinde olmasına ve kan damarlarını tıkamasına neden olur, bu da diğer sorunların yanı sıra ciddi ağrı ve doku hasarına neden olabilir1. Dünyadaki en yaygın kalıtsal bozukluklardan biri olan hastalığa sahip kişilerin %75’inden fazlası Sahra altı Afrika ve Hindistan’da doğmaktadır. Büyük hastalıklardan kaynaklanan ölüm ve sakatlığı değerlendirmeye yönelik bölgesel ve küresel bir çaba olan 2021 Küresel Hastalık Yükü Çalışması, beş yaşın altındaki çocuklarda küresel olarak 12. önde gelen ölüm nedeni olduğunu ortaya koydu1. Afrika’da orak hücre hastalığı teşhisi konan bebeklerin veya çocukların% 50’sinden fazlası beş yaşından önce ölüyor2.

Gen terapilerinin ortaya çıkışına kadar, tek tedavi kemik iliği nakliydi. Bu, sağlıklı bir donör bulmayı ve ardından haftalar boyunca invaziv tedaviyi gerektirir3.

Tüm bunlar göz önüne alındığında, iki gen terapisi için düzenleyici onay almak olağanüstü bir başarıdır. Yine de, tedavi başına sırasıyla 2.2 milyon ABD Doları ve 3.1 milyon ABD Doları tutarındaki fiyatlarla, Casgevy (exaxamglogene autotemcel) ve Lyfgenia (lovotibeglogene autotemcel), risk, her ikisinin de piyasadan çekilmesidir, çünkü çok az insan veya sağlık sistemi bunları karşılayabilir.

Bu, β-talasemi için Zynteglo (betibeglogene autotemcel) adı verilen ilgili bir tedavi de dahil olmak üzere diğer dört gen terapisi için zaten olmuştur. Bir başka kalıtsal kan hastalığı olan β-talasemi, küresel nüfusun yaklaşık% 3’ünde anemi, yorgunluk ve halsizliğe neden olur, ancak Afrika, Orta Doğu ve güneydoğu Asya gibi bölgelerde görülme sıklığı %20’ye ulaşabilir4. 2021’de Zynteglo, geliştiricisi Somerville, Massachusetts merkezli ilaç şirketi Bluebird Bio’nun Birleşik Krallık Ulusal Sağlık ve Bakım Mükemmelliği Enstitüsü (NICE) gibi kamu kurumlarını onaylamaya ikna edememesinin ardından Avrupa pazarından çekildi. Zynteglo’nun tedavi başına maliyeti 1.8 milyon dolar.

Araştırmacılar, ilaç geliştiricileri ve ilaç üreticileri, gen terapilerini dünya için dönüştürücü olmak şöyle dursun, daha zengin ülkelerde bile uygulanabilir hale getirme şansını boşa harcıyorlar. Fırsatı değerlendirmek için, en çok ihtiyacı olan popülasyonları ve tedaviler için küresel pazarı hesaba katmalıdırlar – hem ilaçları geliştirirken hem de değerlendirirken. Bu, klinik araştırmalara kimlerin kaydolduğunu ve bu araştırmaların nerede yürütüldüğünü yeniden gözden geçirmek anlamına gelir. Aynı zamanda, düşük ve orta gelirli ülkelerle (LMIC’ler) ortaklık kurmak ve onlara en çok ihtiyaç duyan ülkelerde gen terapilerinin geliştirilmesini ve üretimini kolaylaştırmak anlamına gelir.

Gen terapilerini düşük gelirli ülkelerde üreterek daha erişilebilir hale getirin (nature.com): Gen terapilerini düşük gelirli ülkelerde üreterek daha erişilebilir hale getirin!

Bakire Doğum Mümkün mü?

Ufak bir akvaryumda “mucizevi” bir şey yaşadı: 8 yıl boyunca hiçbir erkek vatozla bir araya gelmemiş olan dişi vatoz Charlotte, sırasında dururken hamile kaldı! Aslına baktı… Akvaryumu kendisiyle paylaşan iki erkek vardı: Moe ve Larry. Sorun şu ki, bu ikili Charlotte gibi değildi. Moe ve Larry, köpekbalığıydı… Ve tuhaf bir taraf olan Charlotte’un vücudunda köpekbalıklarının çiftleşirken, bilinen kayıtlara rastlandı! Neler oluyor? Bir köpekbalığı, bir vatozu hamile bırakabilir mi? Yoksa burada daha derin bir şeyler mi dönüyor?

kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=5DuIFKIzqjg&list=PL48IwtBKtXra3OyS6OlfHN2PY-NmT49Es&index=2

Dışkı nakli nedir, bazı kronik hastalıkların tedavisinde kullanılabilir mi?

  • Suneth Perera
  • Unvan,BBC Dünya Servisi

“Dışkı nakli çok garip bir fikirdi.”

Rick Dallaway dışkı bağışını da içeren bir klinik deneye katılma daveti aldığı anı böyle anlatıyor.

50 yaşındaki Rick, Primer Sklerozan Kolanjit (PSK) hastası. Bu nadir görülen kronik karaciğer hastalığının semptomlarıyla başa çıkmak umuduyla, İngiltere’deki Birmingham Üniversitesi’nde iki ay süren bir haftalık dışkı nakli programına katıldı.

Gülerek nakil sürecini anlatırken, “Bu yalnızca dışkı değil, laboratuvarda işleniyor” diyor.

Şu anda son aşamada olan Rick’in nadir hastalığının tek çaresi karaciğer nakli. Hastalık İngiltere’de her 100 bin kişiden 6-7’sini etkiliyor, beklenen yaşam süresini 17 ila 20 yıl kısaltıyor.

Rick’e bundan sekiz yıl önce tanı konduğunda 42 yaşındaydı.

“Çok gergin hissettim, geleceğimle ilgili çok endişelendim. Uçurumdan düşmek gibiydi” diye hatırlıyor.

kaynak : BBC bilimsel haberler sitesi “https://www.bbc.com/turkce/articles/c1e5p55j731o

İlk kez bir çocuğun başına epilepsi cihazı yerleştirildi: ‘Artık gelecek daha parlak’

İngiltere’de epilepsi hastası bir çocuğun kafatasına nöbetleri kontrol altına almak için yeni bir cihaz yerleştirildi. 13 yaşındaki Oran Knowlson, dünyada bu yöntemin denendiği ilk hasta oldu

Beyninin derinliklerine elektrik sinyalleri gönderen nörostimülatör, çocuğun gündüz nöbetlerini yüzde 80 oranında azalttı.
Oran Knowlson’un annesi Justine Knowlson, BBC’ye onun daha mutlu olduğunu ve “çok daha iyi bir yaşam kalitesine” sahip olduğunu söyledi.
Ameliyat, Oran Londra’daki Great Ormond Street Hastanesi’nde yapılan denemenin bir parçası olarak geçtiğimiz Ekim ayında gerçekleştirildi. Oran, 3 yaşındayken başlayan, tedaviye dirençli bir epilepsi türü olan Lennox-Gastaut sendromuna sahip.

https://www.bbc.com/turkce/articles/cprrre33x4wo

Narsisizm nedir, yaş ilerledikçe geriler mi?

Kişilik özellikleriyle ilgili yeni bir araştırmaya göre, narsist (özsever) insanlar yaşlandıkça daha cömert ve uzlaşmacı olurken, empati duyguları da gelişiyor.

37 binden fazla kişinin verilerini kullanan araştırma, narsistlerin anlamsız kibir duyguları azalsa da, tamamen bu duygudan kurtulamadıklarını gösteriyor.

Araştırmacılar, çocukken akranlarına göre daha narsist olanların yetişkinlik dönemlerinde de benzer yatkınlıkta olduklarını buldu.

Uzmanlar en az üç tip narsisistik davranış olduğunu söylüyorlar.

Narsist kime denir, farklı tipleri neler?

Narsist, son dönemlerde genellikle zor ya da dikbaşlı olarak algılanan insanlara yöneltilen bir hakaret olarak kullanılıyor.

Hepimiz zaman zaman bazı narsisistik özellikler gösterebiliriz.

Doktorlar tarafından bu terim, spesifik ve teşhis edilebilir bir kişilik bozukluğu tipini tanımlamak için kullanılıyor.

Tanımlar farklılık gösterse de, tümünde ortak tema, diğer insanlardan daha iyi veya daha değerli olduklarına dair sarsılmaz bir inanç beslemeleri. Bu, etrafındakiler tarafından kibir ve bencillik olarak tanımlanabiliyor.

Psychological Bulletin adlı tıp dergisinde yayınlanan yeni araştırma, yaşları 8 ila 77 arasında değişen 37 bin 247 katılımcıyla, geçmişte yapılan 51 çalışmadan elde edilen verileri derliyor.

Araştırmacılar davranış özelliklerine göre üç tip narsisti incelediler:

Fail narsistler – kendilerini başkalarından büyük veya üstün hisseden ve hayranlık isteyen kişiler

Düşman narsistler – başkalarını rakip olarak gören, istismarcı ve empatiden yoksun olanlar

Nevrotik narsistler – utanmaya eğilimli, güvensiz ve eleştiriye karşı aşırı duyarlı olanlar.

Bilim insanları araştırma için bu kişilik ölçümlerinin zaman içinde nasıl değiştiğini anketlerle incelediler ve genel olarak narsisizm puanlarının yaşla birlikte düştüğünü buldular.

Ancak değişiklikler hafif ve kademeli olarak gelişti.

Araştırmanın başındaki Dr. Ulrich Orth, BBC’ye verdiği demeçte, “Açıkçası, bazı kişiler daha çok değişebilir, ancak genel olarak çok narsist biri olarak tanıdığınız bir kişiyle birkaç yıl sonra tekrar karşılaştığınızda tamamen değişmiş olması beklenmez” dedi.

İsviçre’deki Bern Üniversitesi’nden Dr. Orth bazı narsisistik özelliklerin en azından kısa vadede faydalı olabileceğini söylüyor.

Örneğin popülerliğinizi, flörtlerdeki başarınızı ve iyi bir işe girme şansınızı artırabilir. Ancak daha uzun vadede, neden olduğu çatışmalar nedeniyle sonuçlar çoğunlukla olumsuz olur.

Dr. Orth, “Bu sonuçlar yalnızca kişinin kendisini değil, aynı zamanda partnerler, çocuklar, arkadaşlar, iş arkadaşları ve çalışanlar gibi etkileşimde bulunduğu bireylerin refahını da etkiliyor” diye ekledi.

narsist

Bir narsisti terk etmek üzerine bir kitap yazan psikolog Dr Sarah Davies, BBC’ye, insanların zaman zaman kibirli veya bencil olabilmelerine rağmen, bunun gerçek klinik narsisizmle karıştırılmaması gerektiğini söyledi:

“Narsistler başkalarına imrenmeye ve onları kıskanmaya eğilimlidirler; son derece istismarcı ve manipülatiftirler.

“Narsist olmayan diğer insanlardan farklı olarak pişmanlık duymazlar, kendilerini kötü hissetmazler veya sorumluluk duyguları yoktur.”

Davies, sosyal medyanın etkisiyle narsisizme ilgide bir patlama yaşandığını söylüyor.

“Bu bir dereceye kadar faydalı; daha fazla insanı bu konu hakkında bilgilendirmeye ve farkındalık yaratmaya yardımcı oluyor. Ancak birçok ruh sağlığı terimi gibi, klinik anlamını da biraz yitiriyor.”

Dr Davies, bu terimi kullanırken daha dikkatli olmamız gerektiğini söylüyor.

“Davranışları adlandırmada spesifik olmayı ve ayırmayı çok daha faydalı buluyorum. Örneğin, yakın zamanda bir arkadaşım, ayrıldıktan sonra kendisini tamamen görmezden gelen eski sevgilisine narsist dedi.

Ghosting (birini herhangi bir açıklama yapmadan aniden hayatınızdan çıkarmak) elbette korkunç, ancak bunun sebebi ilişki bittikten sonra konuşmayı kaldıramamak da olabilir. Bu karşısındakinin öfkeli bir narsist olduğu anlamına gelmez.

“Bir süre birlikteydiler ve partnerinin ‘narsist olduğuna’ dair başka bir belirti yoktu.”

Bir narsistle olduğunuzu nasıl anlarsınız?

Dr Davies’e göre, bir narsistle ilişki içinde olabileceğinize dair bazı işaretler var:

Sürekli dram – Narsist kendisine ihtiyaç duyulmasına ihtiyaç duyar; kaos ve çatışma arar

Samimiyetle özür dilemez – Hiçbir zaman kendi davranışlarının tam sorumluluğunu üstlenmez

Karşısındakini suçlama – Kendi bencil çıkarları için başkalarını manipüle eder ve sömürürler.

Londra’daki Deancross Kişilik Bozukluğu Servisi’nde danışman psikiyatrist Dr Tennyson Lee, araştırmanın iyi yürütüldüğünü ve bulgularının faydalı olduğunu söyledi.

BBC’ye konuşan Dr Lee, “İyi haber, narsisizmin genellikle yaşla birlikte azalması. Kötü haberse bu azalmanın çok belirgin olmaması” dedi ve ekledi:

“Narsisizmin belirli bir yaşta birdenbire iyileşmesini beklemeyin; öyle olmuyor. Bu inanış, uzun süredir acı çeken ve eşinin ‘yakında iyileşmesini’ bekleyenler için sorun yaratabilir” dedi.

kaynak: https://www.bbc.com/turkce/articles/cl5yxqp131ko

Kendi kendini iyileştirebilen elastomerler tasarlamak için birleşik bir parametre olarak cam geçiş sıcaklığı

Malzemelerin, özellikle polimerlerin kendi kendini iyileştirme yeteneği, fonksiyonel stabilitelerini ve ömürlerini iyileştirir. Bugüne kadar, kendi kendini iyileştirebilen polimerler için tasarımlar, belirli moleküller arası etkileşimlere veya kimyalara dayanıyordu. Cam geçişine dayalı kendi kendini iyileştirebilen polimerler için bir tasarım metodolojisi rapor ediyoruz. Farklı cam geçiş sıcaklıklarına sahip iki monomerin istatistiksel kopolimer serileri (Tg) sentezlendi ve kendi kendini iyileştirme eğilimleri T’ye bağlıydı.g kopolimerlerin ve bileşenlerinin. Kendi kendini iyileştirme, T’deki fark olduğunda daha verimli bir şekilde gerçekleşir.g iki monomer birimi arasında, dar bir T içinde daha büyüktür. g fonksiyonel gruplarından bağımsız olarak kopolimerlerin aralığı. Kendi kendini iyileştirebilen kopolimerler elastomerik ve polar değildir. Cam geçişini kendi kendini iyileştirmeye aşılama stratejisi, polimer tasarımının kapsamını genişletecektir.

Şekil 1. Cam geçişine dayalı kendi kendini iyileştirebilen polimerler için tasarım metodolojisi.
(A) Polimerlerin kendi kendini iyileştirmesi iki faktörle gerçekleşir: zincirler arası etkileşim ve zincir hareketliliği. (B) İki faktör, cam geçiş sıcaklığı (Tg) kopolimerler ve bileşenleri. (C) Birinin yüksek T’ye sahip olduğu iki tip akrilat monomer birimine sahip istatistiksel kopolimerler g etkileşim enerjisini depolayan (olarak adlandırılır)

Kendi kendini onaran malzemeler, orijinal işlevselliklerini korumak ve ömürlerini uzatmak için büyük avantajlara sahiptir (12). Polimerlerin viskoelastik yapısı, polimer ağlarının elastik enerjiyi geri yükleyebildiği veya dış yük altında akabildiği, mekanik hasardan kendi kendini iyileştirmelerini güçlendirir (34). Potansiyel, on yıllar boyunca kendi kendini iyileştirebilen polimerlerin geliştirilmesine yönelik yoğun çalışmalara yol açmıştır (5).

Kendi kendini iyileştirmek için, polimer zincirleri yeterli hareketlilik ve zincirler arası etkileşimler gerektirir (Şekil 1A) (5). Bu nedenle, birçok çalışma, hidrojen bağı (6-12), konak-konuk kimyası (1314), metal-ligand koordinasyonları (15-18), iyonik (19-22), hidrofobik (23), iyon-dipol (2425), π-π (2627), van der Waals (28) ve dipol-dipol etkileşimleri (2930), esnek polimer ağlara veya jellere (plastikleştirilmiş ağlar). Dinamik kovalent bağlar (31-33) veya sert-yumuşak çok fazlı (3435) da kendi kendini iyileştirme için polimer ağlarına dahil edilmiştir.

Kendi kendini onaran malzemeler, orijinal işlevselliklerini korumak ve ömürlerini uzatmak için büyük avantajlara sahiptir (12). Polimerlerin viskoelastik yapısı, polimer ağlarının elastik enerjiyi geri yükleyebildiği veya dış yük altında akabildiği, mekanik hasardan kendi kendini iyileştirmelerini güçlendirir (34). Potansiyel, on yıllar boyunca kendi kendini iyileştirebilen polimerlerin geliştirilmesine yönelik yoğun çalışmalara yol açmıştır (5).

Kendi kendini iyileştirmek için, polimer zincirleri yeterli hareketlilik ve zincirler arası etkileşimler gerektirir (Şekil 1A) (5). Bu nedenle, birçok çalışma, hidrojen bağı (6-12), konak-konuk kimyası (1314), metal-ligand koordinasyonları (15-18), iyonik (19-22), hidrofobik (23), iyon-dipol (2425), π-π (2627), van der Waals (28) ve dipol-dipol etkileşimleri (2930), esnek polimer ağlara veya jellere (plastikleştirilmiş ağlar). Dinamik kovalent bağlar (31-33) veya sert-yumuşak çok fazlı (3435) da kendi kendini iyileştirme için polimer ağlarına dahil edilmiştir.

Kendi kendini iyileştirebilen elastomerler tasarlamak için birleşik bir parametre olarak cam geçiş sıcaklığı | Bilimsel Gelişmeler (science.org): Kendi kendini iyileştirebilen elastomerler tasarlamak için birleşik bir parametre olarak cam geçiş sıcaklığı https://www.science.org/doi/10.1126/sciadv.adp0729

Ölürken beynimizde ne oluyor?

  • Margarita Rodríguez
  • Unvan,BBC News Mundo
  • 30 Haziran 2024

Sinirbilimci Jimo Borjigin, “ölmenin yaşamın önemli bir parçası” olmasına rağmen ölüm anında beyinde neler olduğu hakkında “neredeyse hiçbir şey” bilinmediğini fark ettiğinde çok şaşırmış.

Borjigin, yaklaşık 10 yıl önce farelerin beynindeki nörokimyasal salgılar üzerinde deney yaparken iki farenin öldüğünü ve bu sayede tesadüfen beyinlerinin ölüm sürecini gözlemleyebildiğini anlatıyor.

BBC Mundo’ya konuşan Borjigin, “Farelerden bir tanesi aşırı miktarda serotonin salgıladı. Halüsinasyon mu görüyordu acaba?” diyor ve serotoninin halüsinasyonla bağlantılı olduğuna dikkat çekiyor.

Ruh halini düzenleyen bir hormon salgısı olan serotonini bu kadar yüksek düzeyde görmek Borjigin’de merak uyandırdı:

“Literatür araştırması yapmaya başladım. Ölüm süreci hakkında bu kadar az şey bildiğimizi öğrenince çok şaşırdım.”

Michigan Üniversitesi’nde moleküler ve bütünleştirici fizyoloji ve nöroloji alanında doçent olan Dr. Borjigin, o zamandan beri ölüm anında beyinde neler olduğunu inceliyor ve tespitlerinin sandığımızdan farklı olduğunu söylüyor.

Ölümün tanımı

beyin ve kalp çizimi

Borjigin, bilim dünyasında kalbi duran bir kişinin öldüğünün varsayıldığını, ancak bu süreçte beyne değil kalbe odaklanıldığını söylüyor.

“Bilimsel anlayışa göre beyin çalışmıyor gibi görünüyor çünkü kişiden tepki gelmiyor; konuşamıyor, ayakta duramıyor, oturamıyor.”

Beynin çalışabilmesi için çok fazla oksijene ihtiyacı var. Eğer kalp kan pompalamazsa, oksijen de beyne ulaşamaz.

Borjigin, “Yani tüm yüzeysel göstergeler beynin artık çalışmadığına ya da en azından hiperaktif değil de hipoaktif olduğuna işaret ediyor” diyor.

Beyin ‘hiper hızda’

Borjigin, araştırma ekibiyle 2013 yılında fareler üzerinde yaptığı bir çalışmada hayvanların kalpleri durduktan sonra çeşitli nörotransmitterlerde yoğun aktivite gözlemlendiğini anlatıyor:

“Serotonin 60 kat artarken kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan bir kimyasal olan dopamin 40 ila 60 kat arttı. Kendinizi çok uyanık hissetmenizi sağlayan norepinefrin ise yaklaşık 100 kat arttı.”

Borjigin’e göre hayvanlar canlıyken bu kadar yüksek seviyeleri görmek imkansız.

Ekip 2015 yılında ölmek üzere olan farelerin beyinleri üzerinde bir çalışma daha yaptı:

“Her iki durumda da beyin aşırı hareket halinde, hiperaktif bir durumdaydı.”

Gama dalgaları

nöronların çizimi

Borjigin’in ekibi 2023 yılında, yaşam destek ünitesine ve beyin aktivitesini ölçen cihazlara bağlı, ölmek üzere olan dört kişi üzerinde de bir çalışma gerçekleştirdi.

Yakınlarının kararıyla bu kişileri hayatta tutan solunum cihazları kapatıldı.

Araştırmacılar cihazların kapatılmasının ardından hastalardan ikisinin beyninde yüksek düzeyde aktivite olduğunu tespit etti. Bu, bilişsel işlevin bir göstergesi.

Hastaların beyninde en hızlı beyin dalgaları olan gama dalgaları da tespit edildi. Gama dalgaları karmaşık bilgi işleme ve hafıza ile bağlantılı.

Hastalardan birinde beynin her iki tarafındaki temporal loblarda yüksek aktivite gözlemlendi.

Dr. Borjigin, sağ taraftaki temporal lobun empatiyle bağlantılı olduğuna dikkat çekiyor.

Ölüme yakın deneyimler

beden dışı deneyim çizimi

Ölüme yakın deneyimler yaşayan bazı kişiler hayatlarının gözlerinin önünden geçtiğini görebildiklerini veya önemli anları hatırlayabildiklerini söylüyorlar.

Birçoğu yoğun bir ışık gördüklerini söylerken, bazıları da beden dışı deneyimler yaşadıklarını paylaşıyor.

Peki Dr. Borjigin’in çalışmalarında gözlemlediği hiperaktif beyin, bazı insanların ölümün eşiğinde neden bu kadar yoğun deneyimler yaşadığını açıklayabilir mi?

Borjigin, “Evet, bence açıklıyor” diyor ve devam ediyor:

“Kalp krizinden kurtulanların en az %20-25’i beyaz bir ışık gördüklerini, bir şey gördüklerini bildiriyor, bu da görsel korteksin aktif olduğunu gösteriyor.”

Araştırmacılar, solunum cihazları kapatıldıktan sonra yüksek beyin aktivitesi gözlenen iki hastanın durumunda, (bilinçli görmeyi sağlayan) görsel kortekslerinin, “bu tür görsel deneyimlerle ilişkili olabilecek” yoğun aktivite gösterdiğini söylüyor.

Yeni bir anlayış

Dr. Jimo Borjigin, kendi adını taşıyan laboratuvarı yönettiği Michigan Üniversitesi'nde ders veriyor
Fotoğraf altı yazısı,Dr. Jimo Borjigin, kendi adını taşıyan laboratuvarı yönettiği Michigan Üniversitesi’nde ders veriyor

Dr. Borjigin, insanlar üzerinde yaptığı çalışmaların henüz çok az olduğunu ve ölüm sırasında beyinde neler olduğuna dair daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu kabul ediyor.

Ancak bu alanda 10 yıldan fazla süren araştırmalarından sonra Borjigin, kalp durması sırasında beynin hiperaktif olduğunu söylemenin mümkün olduğuna inanıyor.

Peki oksijen alamadığını fark ettiğinde beyinde ne oluyor?

“Biz de bunu anlamaya çalışıyoruz. Bu konuda bilimsel literatürde çok az şey var. Gerçekten, hiçbir şey bilinmiyor.”

Borjigin kış uykusundan bahsediyor ve insanlar ve fareler dahil bazı hayvanların oksijen eksikliğiyle başa çıkmak için içsel bir mekanizmaya sahip olduğuna dikkat çekiyor:

“Şimdiye kadar beynin, kalp durmasının masum bir seyircisi olduğu düşünülüyordu; kalp durduğunda beynin de öldüğü.”

Ancak Borjigin durumun böyle olup olmadığını kesin olarak bilmediğimizde ısrar ediyor:

“Kış uykusu, beynin aslında bu zor durumdan ya da oksijen eksikliğinden kurtulacak mekanizmaya sahip olduğunu gösteren çok iyi örneklerden biri. Ancak bunun araştırılması gerekiyor.”

Keşfedilecek çok şey var

Dr. Borjigin, kendisi ve ekibinin çalışmalarındaki bulguların dev bir buzdağının sadece görünen kısmı olduğunu ve daha keşfedilecek çok şey olduğunu düşünüyor:

“Şimdi soru şu: Ölmekte olan beyin niye daha aktif hale geliyor?” diyen Borjigin devam ediyor:

“Anlamak, incelemek, araştırmak ve öğrenmek için bir araya gelmemiz gerekiyor çünkü ölüm mekanizmasını anlamadığımız için milyonlarca insana erken ölüm teşhisi koyuyor olabiliriz.”

kaynak= https://www.bbc.com/turkce/articles/cek9z9n228do

Down sendromlu fosil Neandertaller hakkında bize ne anlatıyor?

Valentín Villaverde
Fotoğraf altı yazısı,Valentín Villaverde fosilin bulunduğu Cova Negra alanının kazı başkanıydı

Haber bilgisi

  • Yazan,Cristina J. Orgaz
  • Unvan,BBC News Mundo
  • 12 Temmuz 2024, 05:16 +03

Modern insanları evrim tarihinde eşsiz kılan nedir?

Toplumlar halinde yaşamak ve çevremizdekilere özen göstermek muhtemelen türümüzün sadece hayatta kalmasını değil, milyarlarca yıl boyunca evrimleşmesini de sağladı.

Bilim insanları arasındaki bu popüler teori, alışılmadık özelliklere sahip ufak bir kemik fosili üzerindeki çalışmalarla da destekleniyor.

1989’da bir grup paleontolog (fosil bilimci), İspanya’nın Valencia kenti yakınlarındaki bir mağarada 6 yaşındaki bir Neandertalin iç kulağına ait 5 santimetrelik bir kemik fosili buldu.

Kemiğin ait olduğu fosilin cinsiyeti tespit edilemese de ona Tina adı verildi.

Bir Neandertalin kulak kanalı parçasını bulmak sık yaşanan bir keşif değil. Arkeologlar genellikle kafatası, dış ya da uzuv kemikleri gibi daha büyük kalıntılar buluyor.

bulunan kemik fosilinin 3D modeli
Fotoğraf altı yazısı,Soldaki kemik anormal şekilde kalın

Homo sapiens (modern insanlar) ve Neandertaller (Homo neanderthalensis) aynı anda yaşayan ve ortak atadan gelen farklı hominid (insansı) türleri olarak sınıflandırılıyor.

Neandertaller, soyları 40 bin yıl önce tükenene kadar, yüzbinlerce yıl Avrupa’da yaşamışlardı. Onlar tür olarak, bilinen en yakın akrabalarımız arasında.

İspanya’da bulunan fosilin, halk dilinde Buz Devri olarak adlandırılan Pleistosen dönemin geç evrelerine ait olduğu ve 120 bin ila 40 bin yaşında olduğu tahmin ediliyor.

Kazı çalışmasını yürüten, Valencia Üniversitesi’nin Tarih Öncesi Dönemler departmanından Prof. Valentín Villaverde Bonilla, “Bizim için asıl sürpriz tomografi sonuçları oldu. Sonuçlar Neandertalin Down sendromuyla tutarlılık gösteren ve hayatı boyunca ciddi sağlık sorunlarına neden olacak olan doğum kusurlarına sahip olduğunu gösterdi” diyor.

Hayatta kalmasına tehdit oluşturan sorunlar

Villaverde, fosildeki kusurların Tina adını verdikleri Neandertalin kalıcı kulak iltihabı, sağırlık, denge sorunları ve muhtemel hareket zorlukları yaşadığının göstergesi olduğunu söylüyor; “Hayatta kalmasını zorlaştıracak, kendi başına altından kalkması imkansız olan ciddi zorluklar yaşamış olmalı” diyor.

Down sendromu, bir kişinin ekstra bir kromozoma sahip olmasıyla sonuçlanan bir genetik durum. Bu durum, farklı seviyelerde entelektüel özürlere; kalp, sindirim ve diğer organlarda da fiziksel sorunlara neden olabiliyor.

Yine de kemikten, Tina’nın 6 yaşına kadar yaşadığı bilgisine ulaşılıyor. Bu, tarih öncesi toplumlarda Down sendromlu bir çocuk için beklenen yaşam süresinin çok üzerinde.

Karşılaştırma yapmak gerekirse, 20. yüzyılın başında, 1920’lerle 1940’lar arasında Down sendromlu çocukların ortalama yaşam süresi 9 ila 12 yıl arasındaydı.

Prof. Villaverde “Bu çocuğa özel ilgi göstermiş olmasalardı, 6 yaşına kadar yaşayamazdı” diyor.

fosil
Fotoğraf altı yazısı,Bulunan fosil 5 santimetre büyüklüğünde

Alcala Üniversitesi’nden fosili inceleyen ekip, Tina’nın 6 yıl yaşamış olmasının muhtemelen sadece kendi annesinin çabasıyla da değil, bir sosyal grubun ortak çabasıyla olabileceği sonucuna ulaştı.

Araştırmanın sonuçları Science Advance dergisinin Temmuz sayısında yayımlandı.

Şimdi bilim insanlarının karşı karşıya olduğu soru şu: Çocuğa gösterilen bu özen bir fedakarlık mıydı yoksa kişisel çıkar için mi yapılmıştı?

Bakım sunmanın arkasındaki neden neydi?

Neandertallerin engelli bireylere bakım sundukları uzun süredir bilinen bir gerçek, ama bunun arkasındaki nedenle ilgili tartışmalar sürüyor.

Araştırma ekibi “Bazı araştırmacılar bakımın, alınacak bir karşılık için yapıldığını savunurken; bazıları da bakım sunmanın toplumsal olarak olumlu davranışlarla bağlantılı olarak, duyulan şefkat nedeniyle yapılmış olabileceğini savunuyor” diyor.

Cova Negra mağarası
Fotoğraf altı yazısı,Cova Negra mağaralarındaki kazılar, Neandertallerin yaşam tarzları hakkında benzersiz bilgiler sunuyor

Tina’nın küçük kulak kemiğini inceleyen ekipten Alcala Üniversitesi’nde araştırmacı Mercedes Conde Valverde BBC Mundo’ya yaptığı açıklamada; “Hastalık ya da sakatlıklara sahip ve bir grubun bakımına muhtaç olduğu düşünülen başka Neandertal fosilleri de mevcut. Ancak bunlar yetişkinlere ait kalıntılar, ve doğumsal kusurlara işaret etmiyorlar; muhtemelen yaşamlarının daha geç dönemlerinde yaşadıkları hastalıkları, sakatlıkları ya da diğer travmaları gösteriyorlar” diyor.

Mercedes Conde Valverde, bu noktada yeniden davranışsal nedenlere vurgu yapıyor ve “Tartışma şu; yetişkinken, bir grubun size yardım etmesi gerçekten fedakar bir davranışı mı gösteriyor, yoksa bu karşılık beklenerek yapılan bir yardım mı?”

Ne kadar fedakarız?

Peki Tina’nın durumu bize ne gösteriyor? O kusurlu doğmuştu ve buna rağmen 6 yıl yaşadı.

Mercedes Conde Valverde, “Bu ona çok fazla özen göstermek zorunda kalmış olduklarını, ve o bir çocuk olduğundan, ondan bir karşılık beklemediklerini işaret ediyor” diyor.

Ciddi hastalıklara sahip çocuklarla ilgili çalışmaları ilginç yapan şey de bu.

Çocukların, kendilerine yapılan bu yardımı geri ödeme şansları çok düşük. Bu da Neandertallerin, bizim gibi, fedakar davranışlara sahip olduğunu gösteriyor.

neandertal modeli
Fotoğraf altı yazısı,Neandertaller bizden farklı türlerdi ama birçok benzerliğimiz de var

Bu konudaki bilinen başka bir örnek de bir şempanze ailesine ait. Down sendromuyla doğan bir şempanzenin, annesinin ve ablasının yardımıyla 23 ay yaşadığı biliniyor.

Ancak kızı yardım etmeyi bırakınca, anne hastalıklı yavrusuna gerekli bakımı tek başına sağlayamamış ve yavru şempanze hayatını kaybetmişti.

Araştırmacılara göre Neandertallerin de modern insanlar gibi şefkat duygusuna sahip olma ihtimali, iki ayrı evrimsel yoldan gitmiş olan Neandertaller ile modern insanların geçmişine dair yeni bir bağın da göstergesi olabilir.

Conde Valverde, “Bu iki türün ortak atalarının şefkate sahip olduğu ve iki evrimsel kolun da bunu ondan miras aldığı anlamına gelir” diyor.

Neandertal ve Homo Sapienslerin ortaya çıkmasını sağlayan ataları, yaklaşık bir milyon yıl önce yaşamıştı.

Valverde, “Çalışmamızda öne sürdüğümüz şey, topluluğun diğer üyelerinin de ya doğrudan Tina’ya ya da annesine destek sunmuş oldukları. Bu da Neandertallerin bu anlamda bize çok yakın bir tür olduğunu gösteriyor” diyor.

3D models of the original fossil
Fotoğraf altı yazısı,Two views of the 3D model of the original fossil.

Neandertallerin bakım verme davranışları, daha geniş ve karmaşık bir sosyal bağlamda incelenebilir.

Çocuğa ait kalıntı üzerinde çalışmak, araştırmacılara, “bakım vermenin” ortak ebeveynlik gibi kompleks bir sosyal stratejiye mi işaret ettiğini inceleme şansı veriyor.

Çalışmanın sonuç raporunda “Bir yandan bazı araştırmacılar, sadece paleopatolojik [eski insan toplumlarına ait kemikler üzerine yansıyan hastalıkları inceleyen bilim dalı] kanıtlar üzerinden, bakım verme davranışı üzerine kesin sonuçlara ulaşmanın mümkün olmadığını ve çıkarımların dayanaksız varsayımlar üzerine kurulduğunu savunuyor. Ancak son yıllarda, bakım verme davranışının tarih öncesi dönemlerdeki varlığına dair paleopatolojik kanıtların nesnel bir bilgi kaynağı olduğu görüşü daha fazla kabul görüyor” deniyor.

Bu alandaki çalışmaların bir diğer ilgi çekici yanıysa, insanların neden zamanlarının ve emeklerinin bir kısmını geçici ya da kalıcı engeli bulunan grup üyelerine bakmaya harcadıklarının yanıtını bulmak.

Alcala Üni ekibi
Fotoğraf altı yazısı,Ángeles Sánchez, Julia Diez, Mercedes Conde, Amara Quirós ve José Ignacio Martínez Mendizábal kemiği inceleyen ekipteler

Alcala Üniversitesi’nden Ignacio Martínez Mendizabal, “Bu keşif bana Down sendromlu insanları daha görünür kıldığı için de güzel geliyor. Hepimiz insan evriminin birer parçasıyız. Her zaman buradaydık ve bu yolculuğu beraber yapıyoruz” diyor.

“Bunun ötesinde daha teknik, derin, bilimsel ve evrimsel biyolojiyle ilgili soru şu; toplumlarımızda korunmasız insanlara bakım verme davranışımız – bu insansı davranış – ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?”

kaynak= https://www.bbc.com/turkce/articles/cq5jqxe05r9o

Bağırsak sağlığı neden önemli ve nasıl iyileştirilebilir?

Araştırmalar bağırsak sağlığının kolesterol seviyelerinden ruh sağılığına kadar pek çok şeyle bağlantılı olabileceğini gösteriyor.

Bağırsağımızın vücudumuzdaki rolü hakkında bilgiler arttıkça, bağırsak sağlığımızı iyileştirme isteğimiz de artıyor.

Polaris Market Research’ün verilerine göre, küresel probiyotik pazarı 2021 yılında yaklaşık 60 milyar dolara ulaştı ve 2030 yılına kadar her yıl yüzde 7’den fazla büyümesi bekleniyor.

Peki bağırsak sağlığı neden önemli, kendi bağırsak sağlığınızı nasıl iyileştirebilirsiniz?https://www.bbc.com/turkce/articles/c16j5jw03xyo

İlk kez bir çocuğun başına epilepsi cihazı yerleştirildi: ‘Artık gelecek daha parlak’

İngiltere’de epilepsi hastası bir çocuğun kafatasına nöbetleri kontrol altına almak için yeni bir cihaz yerleştirildi. 13 yaşındaki Oran Knowlson, dünyada bu yöntemin denendiği ilk hasta oldu.

Beyninin derinliklerine elektrik sinyalleri gönderen nörostimülatör, çocuğun gündüz nöbetlerini yüzde 80 oranında azalttı.

Oran Knowlson’un annesi Justine Knowlson, BBC’ye onun daha mutlu olduğunu ve “çok daha iyi bir yaşam kalitesine” sahip olduğunu söyledi.

Ameliyat, Oran Londra’daki Great Ormond Street Hastanesi’nde yapılan denemenin bir parçası olarak geçtiğimiz Ekim ayında gerçekleştirildi.https://www.bbc.com/turkce/articles/cprrre33x4wo