Lizozom kusurlarının giderilmesi, Hutchinson-Gilford progeria sendromunun hücresel yaşlanmasını hafifletir…

Hutchinson-Gilford progeria sendromu (HGPS), nadir görülen bir progeroid bozukluğudur ve vakaların yaklaşık %90’ı lamin A/C varyantı progerini üreten LMNA mutasyonundan kaynaklanır. Progerin toksiktir ve temizlenmesi ve bozulması HGPS hücreleri, fareler ve hatta HGPS hastaları üzerinde olumlu faydalar sağlar. Ancak, progerin temizlenmesinin hızlandırılması hala ele alınmamış bir konudur. Burada, HGPS hastalarından alınan birincil hücrelerin lizozom kusurları gösterdiğini ve lizozom biyogenezinin aktivasyonu yoluyla lizozom kusurlarının giderilmesinin progerin temizlenmesini desteklediğini ve buna bağlı olarak HGPS’de hücresel yaşlanmayı hafiflettiğini bildiriyoruz.

Görsel

Kaynak ve devamına Buradan ulaşabilirsin.

Yeni bakteriyel protein, kanser hücrelerinin kendilerini öldürmesine neden olabilir.

İspanyol bilim insanlarının öncülüğünde yürütülen uluslararası bir araştırma, belirli bir bakteri türünün salgıladığı proteinin kanser hücrelerinin kendi kendini yok etmesini sağlayabildiğini ortaya koydu.

Bu keşif, yeni nesil kanser tedavilerinin önünü açabilecek nitelikte.

Söz konusu protein, HapA adıyla biliniyor ve Vibrio cholerae bakterisi tarafından salgılanıyor.

Araştırmanın sonuçları, bilim dergisi Cell Death Discovery’de yayımlandı.

Daha fazlasını oku

Londra’daki doktorlar nadir görülen bir rahatsızlık olan çocuklarda körlüğü tedavi etti…

Dört çocuk artık şekilleri görebiliyor, oyuncakları bulabiliyor, ebeveynlerinin yüzlerini tanıyabiliyor ve bazıları okuyup yazabiliyor.

Londra’daki doktorlar, nadir görülen bir genetik rahatsızlıkla doğan çocuklarda körlüğü, öncü bir gen tedavisi kullanarak tedavi eden dünyadaki ilk doktorlar oldular.

Çocuklarda, AIPL1 genindeki bir kusurdan kaynaklanan görme kaybına neden olan ciddi bir retina distrofisi türü olan leber konjenital amorozis (LCA) vardı. Etkilenenler, yasal olarak doğuştan kör olarak onaylanıyor.

Daha fazlasını oku

Bilim İnsanları Parkinson Proteininin Beyin Hücrelerinde Delikler Açtığını Tespit Etti…

Bilim insanları, Parkinson hastalığının nasıl başlayabileceğine dair endişe verici yeni bir görüntü yakaladı. Zehirli bir proteinin beyin hücrelerinde küçük, titrek delikler açtığı ve onları tamamen yok etmek yerine yavaş yavaş yıprattığı görülüyor.

Daha fazlasını oku

İnsan Hücrelerini Kullanarak Kulak Dokusu Elde Edilebilir Mi?

Vücudumuzdaki lekelerden ve yara izlerinden hiç kurtulmak istediniz mi? 

Yanıkları ya da bazı organlarda oluşan doku hasarlarını yapay dokular elde ederek giderebilir miyiz? 

Bu soruların cevabı rejeneratif tıpta bulunmaktadır. Rejeneratif tıp, hasarlı dokuları onarabilecek ya da hasarlı dokuların yerine geçebilecek canlı dokuların genellikle hücre tedavileri yoluyla elde edildiği tıp alanıdır. 

Daha fazlasını oku

Kahve ya da Çay Tercihimizi Genler mi Belirler?

Güzel bir yemek sonrası ya da yorucu bir günün sonunda içmek istediğiniz içecek kahve mi olur  çay mı? Bu soruya verdiğimiz yanıt bu içeceklerdeki acı tadı nasıl aldığımıza etki eden genlerle ilişkilidir. Çay ve kahvenin acı bir tadı vardır çünkü ikisi de acı tada sahip olan kafein molekülü içerir. Kinin, acı tat veren diğer bir moleküldür ve kahvede kafeine ek olarak kinin de bulunur. Bilim insanlarının yaptığı güncel bir çalışmada kafein, kinin ve acı aromaya sahip yapay bir molekül olan propiltuourasil (PROP) moleküllerinin algılanmasını sağlayan acı tat reseptörlerini belirlediler. PROP, Brüksel lahanasında bulunan acı tatla aynı tada sahiptir.

Daha fazlasını oku

Dikkat Mikrobiyatanız Öldükten Sonra Sizi Yiyor!

Her insan vücudu, sağlık için önemli olan trilyonlarca mikroorganizma topluluğunu içerir. Bu mikroorganizmalar, yiyecekleri sindirmenize, temel vitaminleri üretmenize, enfeksiyonlardan korunmanıza ve diğer birçok önemli işlevi yerine getirmenize yardımcı olur. Buna karşılık, bu mikroorganizmalar çoğunlukla bağırsaklarınızda, sabit bir yiyecek kaynağı ve sıcak bir ortamda yaşarlar. Peki siz öldükten sonra bu bağırsak mikroorganizmalarına ne oluyor?

Çürüyen Bedendeki Canlılar: Nekrobiyom Nedir?

Ölüm sonrası vücudun parçalanmasıyla mikroplarınız çevreye saçıldığında, gerçek dünyada hayatta kalamadığı bilinmekteydi. Ancak nekrobiyomu (çürüyen bir bedenin içinde, üzerinde ve çevresinde yaşayan mikroplar) inceleyen bir çevre mikrobiyoloğu ve ekibi yakın zamanda yayınlanan araştırmalarında mikroplarınızın siz öldükten sonra yaşamaya devam ettiğine dair kanıtlar paylaştı. Aynı zamanda bu kanıtlar yeni yaşamın gelişebilmesi için vücudun geri dönüştürülmesinde de önemli bir rol oynadığından söz ediyor.

Ölümden Sonra Mikrobiyal Yaşam Nasıldır?

Öldüğünüzde kalbiniz vücudunuza oksijen taşıyan kanın dolaşımını durdurur. Oksijenden mahrum kalan hücreler, otoliz adı verilen bir süreçle kendilerini sindirmeye başlar. Normalde enerji veya büyüme için karbonhidratları, proteinleri ve yağları kontrollü bir şekilde sindiren bu hücrelerdeki enzimler, hücreleri oluşturan zarlar, proteinler, DNA ve diğer bileşenleri parçalamaya başlar.

Bu hücresel parçalanmanın ürünleri, bakterileriniz için mükemmel besindir ve eğer onları kontrol altında tutacak bağışıklık sisteminiz ve sindirim sisteminizden gelen düzenli bir besin kaynağı olmazsa, bakteriler bu yeni besin kaynağına yönelirler.

Bağırsak bakterileri ve özellikle Clostridia adı verilen bir bakteri sınıfı, organlarınıza yayılır ve çürüme adı verilen süreçte sizi içten dışa doğru sindirir. Vücutta oksijen olmadığında anaerobik bakteriler, fermantasyon gibi oksijen gerektirmeyen enerji üretimine ihtiyaç duyar. Bu durum, çürüme sırasında belirgin kokulu gaz ile kendini belli eder.

Mikroplar ölmekte olan bedene uyum sağlamanın çeşitli yollarını geliştirmişlerdir. Batan bir gemideki fareler gibi, bakterileriniz de yakında konakçılarını terk etmek zorunda kalacak ve kolonileşecek yeni bir konakçı bulana kadar dünyada hayatta kalmaya çalışacaktır. Vücudunuzdaki karbon ve besinlerden faydalanmak onların sayılarının artmasını sağlamaktadır. Daha büyük bir nüfus, en azından birkaçının daha zorlu ortamda hayatta kalma ve başarılı bir şekilde yeni bir beden bulma olasılığının daha yüksek olduğu anlamına gelir.

Toprağa Gömülen Bedene Ne Olur?

Eğer toprağa gömülüyseniz, vücudunuz parçalandıkça mikroplarınız çürüme sıvısıyla birlikte toprağa akar. Tamamen yeni bir ortama girerler ve toprakta tamamen yeni bir mikrobiyal toplulukla karşılaşırlar.

İki farklı mikrobiyal topluluğun karışmasında popülasyonun yani yaşayan bakteri sayısının büyüklüğü; orada hangi topluluğun hakim olduğu ve hangi mikropların aktif olduğu, mikropların ne kadar çevresel değişim yaşadığı ve oraya ilk kimin geldiği gibi çeşitli faktörlere bağlıdır. Mikroplarınız, vücudunuzun içindeki sabit ve sıcak ortama uyum sağlayarak, sürekli yiyecek alırlar. Buna karşılık, toprak yaşamak için özellikle zorlu bir yerdir. Örneğin, kimyasal ve fiziksel değişimlerine ve sıcaklık, nem ve besin maddelerinde büyük dalgalanmalara sahip oldukça değişken bir ortamdır. Dahası, toprak hali hazırda, bu çevreye iyi adapte olmuş ve muhtemelen yeni gelenlere üstünlük sağlayacak ayrıştırıcılarla dolu olağanüstü çeşitliliğe sahip bir mikrobiyal topluluğa da ev sahipliği yapmaktadır.

Mikrobiyatanız Siz Ölseniz Bile Yaşıyor!

Mikroplarınızın vücudunuzun dışına çıktıklarında öleceklerini varsaymak kolaydır. Ancak bu konu üzerinde çalışan araştırma ekibi, vücut ile ilişkili mikropların DNA imzalarının, çürüyen bir bedenin altındaki toprakta, toprak yüzeyinde ve mezarlarda, vücudun yumuşak dokuları ayrıştıktan aylar veya yıllar sonra bile tespit edilebileceğini göstermiştir. Bu durum, bu mikropların hâlâ canlı ve aktif olup olmadığı, yoksa yalnızca uyku halinde olup yaşam sağlayacağı yeni bir konağı mı beklediği sorusunu gündeme getirmiştir.

Yapılan araştırmalar, mikroplarınızın yalnızca toprakta yaşamakla kalmayıp aynı zamanda vücudunuzun ayrışmasına yardımcı olmak için doğal toprak mikroplarıyla işbirliği yaptığını da göstermektedir. Laboratuvarda, toprağın ve konakçıyla ilişkili mikroplarla dolu çürüme sıvılarının karıştırılmasının, çürüme oranlarını arttırdığını göstermiştir.

Ayrıca konakçıyla ilişkili mikropların nitrojen döngüsünü arttırdığı da bulunmuştur. Azot yaşam için gerekli bir besindir, ancak Dünya’daki nitrojenin çoğu, organizmaların kullanamadığı atmosferik gaz halinde bulunur. Ayrıştırıcılar, proteinler gibi nitrojenin organik formlarının, mikropların ve bitkilerin kullanabileceği amonyum ve nitrat gibi inorganik formlara dönüştürülmesinde kritik bir rol oynar.

Bu araştırmadaki yeni bulgular, mikroplarımızın, proteinler ve nükleik asitler gibi nitrojen içeren büyük molekülleri amonyuma dönüştürerek, bu geri dönüşüm sürecinde muhtemelen rol oynadığını göstermektedir. Topraktaki nitrifikasyon bakterileri daha sonra amonyumu nitrata dönüştürebilmektedir.

Yazının devamını okumak için lütfen tıklayınız:https://www.bilimup.com/dikkat-mikrobiyataniz-oldukten-sonra-sizi-yiyor

Mikroglia gen aktivitesi Alzheimer evrelerinde değişiyor ve olası tedavi hedeflerini ortaya çıkarıyor.

Alzheimer hastalığı (AH), ilerleyici hafıza kaybına ve zihinsel (yani bilişsel) yeteneklerde gerilemeye neden olan, yıpratıcı bir nörodejeneratif hastalıktır. İstatistikler, her yıl 500.000 ila 900.000 kişiye bu hastalığın teşhisi konulduğunu ve birkaç yüz bin kişinin de bunama veya yaşlanmayla ilişkili diğer bilişsel gerilemeler yaşadığını göstermektedir.

Daha fazlasını oku

Sıfırdan yapay insan DNA’sı oluşturma çalışmaları başlıyor…

Dünyada bir ilk olduğu düşünülen, insan yaşamının yapı taşlarını sıfırdan yaratmayı amaçlayan tartışmalı proje üzerinde çalışmalar başladı.

Araştırma, tasarım bebeklerin doğmasına veya gelecek nesillerde öngörülemeyen değişikliklere yol açabileceği endişesiyle şimdiye kadar tabu olarak görülüyordu.

Ancak şimdi dünyanın en büyük tıbbi yardım kuruluşu olan Wellcome Trust, projeyi başlatmak için ilk etapta 10 milyon sterlinlik bir kaynak ayırdı ve bunun, birçok tedavi edilemez hastalığın tedavisini hızlandırarak zarardan çok fayda sağlama potansiyeline sahip olduğunu söylüyor.

Daha fazlasını oku