
Bir MIT ekibi 2015 yılında genişleme mikroskobunu piyasaya sürdüğünden beri teknik, böbrek hastalığı, bitki tohumları, mikrobiyom, Alzheimer, virüsler ve daha fazlasının arkasındaki bilime güç verdi.
Daha fazlasını oku
Bir MIT ekibi 2015 yılında genişleme mikroskobunu piyasaya sürdüğünden beri teknik, böbrek hastalığı, bitki tohumları, mikrobiyom, Alzheimer, virüsler ve daha fazlasının arkasındaki bilime güç verdi.
Daha fazlasını oku
Biyobaskıdan, gen düzenlemesine, evrimden, transhümanizme işte biyoteknolojinin vaat ettikleri…
Araştıran, yazar ve sunan: Cengiz Çalışkan Video Kurgu: Kaan Oruç
Artık ameliyathanelerde doktorlar robotik kodları birkaç nanometre hassasiyetle yönlendirebiliyorlar ve hastaları bilgisayar ekranlarından uzaktan ameliyat edebiliyorlar.
Sadece bir polipeptit zincir dizisi olan DNA ekleme enzimleriyle donatılmış genetik laboratuvarları harikalar yaratabilir. İnsanların tüm genetik yapısı, anlaşılabilir genetik kodlara dönüştürülebilir.
Tıbbi Biyoteknoloji, son birkaç yılda büyük sıçramalarla ilerlemiştir. Bu yazıda, tıpta biyoteknolojinin bazı atılımlarını listelemek için yola çıktık.
Kök hücreler, bir organizmanın erken gelişimi sırasında sonsuza kadar bölünmeye devam edebilir ve vücut hücrelerine farklılaşma kapasitesine sahiptir. Bir laboratuvarda, araştırmacılar bu kök hücreleri belirli hücre türlerine farklılaşmak üzere programlayabilirler. Biyoteknoloji inovasyonunun devreye girdiği yer burasıdır. Yaşam kalitelerini ciddi şekilde etkileyen dejeneratif disk bozukluğu olan bir birey hayal edin. Kök hücre araştırmalarının yardımıyla, bu kök hücreleri laboratuvar ortamında in vitro büyütmek ve daha sonra etkilenen kişinin vücuduna geri yerleştirmek mümkün olabilir. Bu onların bilişsel keskinliklerini, görmelerini, duymalarını ve diğer fiziksel özelliklerini geri kazanmalarına yardımcı olacaktır. Bu kulağa biraz bilim kurgu filmi gibi gelse de umut vericidir.
2. İnsan Genom Projesi
Genellikle insanlık tarihinin en büyük keşiflerinden biri olarak övülen İnsan Genom Projesi (HGP), Ulusal Sağlık Enstitüleri ve ABD Enerji Bakanlığı tarafından koordine edilen uluslararası bir bilimsel araştırma projesiydi. İnsan DNA’sını oluşturan nükleotid baz çiftlerinin sırasını belirlemek amacıyla 1990 yılında başlatıldı. Nisan 2003’te araştırmacılar, tüm insan genomunun ön dizilimini tamamladıklarını açıkladılar. Araştırmacılar genlerin ve proteinlerin işlevleri hakkında daha fazla şey öğrendikçe, hastalıklara neden olan genleri tanımlamalarına yardımcı oldu.
3. Hedefe Yönelik Kanser Tedavileri
Standart kemoterapiler sağlıklı hücreler için toksiktir. Hedefe yönelik kanser tedavileri, sağlıklı hücrelere verilen zararı en aza indirmek için ya belirli moleküllerin işlevine müdahale ederek ya da yalnızca bilinen kanserli hücreleri hedefleyerek çalışan ilaçlardır. Ulusal Kanser Enstitüsüne göre, “Sonunda, tedaviler hastanın tümörü tarafından üretilen benzersiz moleküler hedeflere dayalı olarak kişiselleştirilebilir.”
4. Ameliyat için 3D Görselleştirme
Cerrahi, insan vücudu için acımasızdır ve iyileşme sürecini daha verimli hale getiren tıbbi atılımlar her zaman memnuniyetle karşılanır. Biyoteknoloji artık doktorların MRI ve CT taramaları kullanarak bir hastanın vücudunun içinin tüm 3D görüntüsünü görüntülemesini mümkün kıldı. Ayrıca, artırılmış gerçeklik, ilgili bilgilerin ilgili vücut bölümleri üzerinde doğrudan üst üste bindirilerek görüntülenmesine izin verecektir.
5. HPV aşısı
İnsan Papilloma Virüsü (HPV), rahim ağzı kanserine neden olan etkenlerden biridir. Kadınlarda en ölümcül ikinci kanserdir. Bu nedenle, başarılı bir HPV aşısı büyük bir tıbbi başarı olarak kabul edilir. ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), bazı PV aşılarının 9 – 26 yaş arasındaki kadınlarda kullanılmasını onaylamıştır.
6. Yüz Nakli
Yüz nakli, hastanın yüzünün tamamını veya bir kısmını bir donörün yüzüyle değiştirmek için deri greftleri kullanma işlemidir. İlk kısmi yüz nakli 2005 yılında Fransa’nın Amiens kentinde yapıldı. Bir sonraki başarılı yüz nakli ise beş yıl sonra İspanya’da yapıldı; bu aynı zamanda ilk tam yüz nakliydi. Bir kaza sonucu yüzü ağır hasar gören nakil hastası, 24 saat süren ameliyatta yeni bir burun, dudak, diş ve elmacık kemiklerine kavuştu.
7. CRISPR
Daha önceki bültenlerimizde daha detaylı yer verdiğimiz, Kümelenmiş Düzenli Olarak Serpiştirilmiş Kısa Palindromik Tekrarlar (CRISPR), tıbbi araştırmalarda çığır açan bir araç olarak selamlanan nispeten yeni bir gen düzenleme sistemidir. Araştırmacılar, yeni bulunan mutasyonları aktif olarak test ederek ve hedeflenen tedavileri düzeltmek için sürekli olarak genetik mutasyonlara ayak uydurabilirler
8. 3D Baskılı Organlar
Yapay uzuvlar yüzyıllardır kullanılmaktadır ve biyonik uzuvların hareketliliği ve çok yönlülüğünde sürekli bir gelişme olmuştur. Şimdi biyonik teknolojideki ve 3D baskıdaki yeni gelişmeler onu daha da ileri götürdü. Kalp, böbrek ve karaciğer gibi iç organların yapay olarak inşa edilmesini mümkün kılmıştır. Doktorlar bunları başarılı bir şekilde ihtiyaç duyan bireylere yerleştirmeyi başardılar.
9. Sinir Rejenerasyonu
Nörodejeneratif hastalık ve omurilik yaralanmasından kaynaklanan sinir hasarı, büyük ölçüde geri döndürülemez olarak bilinir. Bununla birlikte, araştırmacılar, yaralı sinir hücrelerinin yenilenmesini ve büyümesini destekleyen nadir enzimlerin sentezlenmesinde önemli ilerleme kaydetmiştir. Nörotrofinler, nöronların gelişimini destekleyen proteinlerdir. Güçlü nörotrofik özelliklere sahip küçük moleküler zincirlerin bir dizisidir. Bu nörotrofinler, protein bazlı ajanların bazı eksikliklerine sahip olsa da, araştırmacılar bunu sinir rejenerasyonu için olası bir yol olarak takip ediyor.
10. Beyin Sinyallerini Konuşmaya Çeviren Teknoloji
Bilim insanları, bir ses sentezleyici kullanarak beyin sinyallerini sesli konuşmaya çevirebilen bir cihaz geliştirmeye çalışıyorlar. Bu, hastalık veya travmatik yaralanmalarla felç olmuş bireylerle iletişim kurmada inanılmaz bir araç olarak hizmet edecektir. Ayrıca bilim insanları, bu cihazları epileptik hastalarda nöbetlerinin kaynağını izole etmek için kullanabileceklerini bulmuşlardır.
Kaynak: Bu sitenin yararlandığı kaynakta yazıyı görmek için tıklayınız

?
Teknoloji Editörü

?
Teknoloji Editörü

5 gün önce eklendi
OpenAI’ın geliştirdiği GPT-4b adlı dil modeli, protein dizilimlerini analiz edip geliştirme kapasitesine sahip. Özellikle, “Yamanaka faktörleri” olarak bilinen ve hücreleri gençleştirme potansiyeli olan proteinler üzerindeki çalışmalarda önemli bir rol oynuyor. GPT-4b tarafından önerilen amino asit dizilimleri, bu faktörlerin etkinliğini tam 50 kat artırdı.
?
Teknoloji Editörü

5 gün önce eklendi
OpenAI’ın geliştirdiği GPT-4b adlı dil modeli, protein dizilimlerini analiz edip geliştirme kapasitesine sahip. Özellikle, “Yamanaka faktörleri” olarak bilinen ve hücreleri gençleştirme potansiyeli olan proteinler üzerindeki çalışmalarda önemli bir rol oynuyor. GPT-4b tarafından önerilen amino asit dizilimleri, bu faktörlerin etkinliğini tam 50 kat artırdı.

Yamanaka faktörleri, normal hücreleri kök hücrelere dönüştürebiliyor ve bu sayede vücuttaki yaşlanma belirtilerini tersine çevirmek, organları yenilemek ve yaşılığa bağlı hastalıkları tedavi etmek için kullanılabiliyor. Proje, normal insan ömrünü 10 yıl artırmayı hedefleyen Retro Biosciences’ın bir girişimi olarak bir yıl önce başladı.
Yaşlanma mekanizmalarına odaklanan bu biyoteknoloji şirketi, bu mekanizmaları tersine çevirmek ve yaşılığa bağlı hastalıkları önlemek için yeni tedaviler geliştiriyor. OpenAI CEO’su Sam Altman, Retro Biosciences’a kişisel olarak 180 milyon dolar yatırım yaptı. Bu finansman, şirkete operasyonlarını 10 yıl boyunca sürdürebilme ve ilk konsept kanıtını elde etme imkanı tanıdı.

?
Teknoloji Editörü

5 gün önce eklendi
OpenAI’ın geliştirdiği GPT-4b adlı dil modeli, protein dizilimlerini analiz edip geliştirme kapasitesine sahip. Özellikle, “Yamanaka faktörleri” olarak bilinen ve hücreleri gençleştirme potansiyeli olan proteinler üzerindeki çalışmalarda önemli bir rol oynuyor. GPT-4b tarafından önerilen amino asit dizilimleri, bu faktörlerin etkinliğini tam 50 kat artırdı.

Yamanaka faktörleri, normal hücreleri kök hücrelere dönüştürebiliyor ve bu sayede vücuttaki yaşlanma belirtilerini tersine çevirmek, organları yenilemek ve yaşılığa bağlı hastalıkları tedavi etmek için kullanılabiliyor. Proje, normal insan ömrünü 10 yıl artırmayı hedefleyen Retro Biosciences’ın bir girişimi olarak bir yıl önce başladı.
Yaşlanma mekanizmalarına odaklanan bu biyoteknoloji şirketi, bu mekanizmaları tersine çevirmek ve yaşılığa bağlı hastalıkları önlemek için yeni tedaviler geliştiriyor. OpenAI CEO’su Sam Altman, Retro Biosciences’a kişisel olarak 180 milyon dolar yatırım yaptı. Bu finansman, şirkete operasyonlarını 10 yıl boyunca sürdürebilme ve ilk konsept kanıtını elde etme imkanı tanıdı.

Google AlphaFold, proteinlerin üç boyutlu yapısını tahmin ederek biyoteknoloji alanında devrim yaratmıştı. GPT-4b ise bu yeteneğin ötesine geçerek proteinlerin amino asit dizilimlerini geliştiriyor ve fonksiyonlarını daha etkin hale getiriyor. Retro Biosciences tarafından laboratuvar ortamında test edilen bu öneriler, Yamanaka faktörlerinin etkisini çarpıcı bir şekilde artırdı.
Sonuçlar henüz yayınlanmamış olsa da Retro Biosciences ve OpenAI, bu verileri ilerleyen dönemlerde paylaşmayı planlıyor. Harvard Üniversitesi’nden yaşlanma araştırmacısı Vadim Gladyshev gibi uzmanlara göre bu tür yenilikler karmaşık sorunları çözmeye yardımcı olabilir. Bu yenilikçi yaklaşımın bilim dünyasının geleceğini nasıl şekillendireceğini hep birlikte göreceğiz.
Kaynak ve devamına Buradan ulaşabilirsiniz.
Bilim insanları, epileptik nöbetlere neden olan ışık dalga boylarını engelleyebilen yeni bir prototip gözlük geliştirdiler. İşte sıvı kristal camlara sahip gözlüğün detayları:

İngiliz bilim insanları, fotosensitif epilepsi hastaları için umut vadeden yeni bir teknoloji geliştirdi. Glasgow ve Birmingham Üniversitelerinden araştırmacılar, epileptik nöbetleri tetikleyen belirli ışık dalga boylarını filtreleyebilen sıvı kristal mercekli gözlüklerin prototipini başarıyla üretti. Bu yenilikçi teknoloji, özellikle ışığa duyarlı epilepsi hastalarının günlük yaşamlarında karşılaştıkları zorlukları önemli ölçüde azaltmayı hedefliyor.
Dünya genelinde yaklaşık her 4.000 kişiden birinde görülen fotosensitif epilepsi, özellikle belirli ışık ve görsel uyaranlarla tetiklenen nöbetlerle karakterize ediliyor. Acil durum araçlarının tepe lambaları, televizyon programları ve video oyunlarındaki yanıp sönen görüntüler gibi içerikler doğru parlaklık ve frekans kombinasyonuyla bireylerde nöbetleri tetikleyebiliyor. Hatta 1997 yılında yaşanan Pokémon olayında, televizyon programındaki yanıp sönen kırmızı ışıkların yüzlerce izleyicide nöbete yol açması, bu riskin ciddiyetini gözler önüne sermişti.

Geliştirilen yeni gözlük, özellikle 660-720 nanometre aralığındaki kırmızı ışık spektrumunu hedef alıyor. Gözlük çerçevesine entegre edilen küçük bir devre sayesinde, merceklerdeki sıvı kristaller 36,5°C’ye kadar ısıtılıyor. Bu ısınma sonucunda mercekler, tehlikeli dalga boylarındaki kırmızı ışığı otomatik olarak filtreleme özelliği kazanıyor. Önceki teknolojilerde kullanılan sabit renkli merceklerin aksine, bu yeni sistem kullanıcılara ihtiyaç duydukları anlarda aktifleştirebilecekleri dinamik bir koruma sunuyor.
Mevcut prototip, bazı teknik sınırlamalara sahip olsa da, araştırma ekibi bu kısıtlamaların üstesinden gelmek için çalışmalarını sürdürüyor. Örneğin, sistemin şu anda yalnızca 26°C’nin altındaki ortam sıcaklıklarında verimli çalışabilmesi ve aktivasyon süresinin optimize edilmesi gereken konular arasında yer alıyor. Bilim insanları, bu sınırlamaları aşarak teknolojiyi daha geniş kullanım koşullarına uygun hale getirmeyi hedefliyor.
Kaynak ve devamına Buradan ulaşabilirsin.

Montana Üniversitesi ve ortakları tarafından yürütülen bir araştırma, yapay zekanın standart yaratıcılık testinde insan düşünürlerin en tepedeki %1’lik kısmıyla denk olduğunu gösteriyor.
Çalışma, Montana Üniversitesi İşletme Fakültesinde çalışan yardımcı klinik profesör Dr. Erik Guzik tarafından yönetilmiş. Guzik ve meslektaşları, onlarca yıldır insan yaratıcılığını değerlendirmede kullanılan bilindik bir test olan Torrance Yaratıcı Düşünme Testlerini (TTCT) kullanmış.
Araştırmacılar testte, GPT-4 yapay zeka mimarisinden güç alan ChatGPT’nin ürettiği sekiz yanıtı kullanmış. Ayrıca Montana Üniversitesinde Guzik’in girişimcilik ve kişisel finans derslerini alan 24 öğrenciden oluşan bir kontrol grubunun cevaplarını da kullanmışlar. Alınan puanlar, 2016 yılında ABD çapında TTCT’ye giren 2.700 üniversite öğrencisiyle karşılaştırılmış. Tüm yanıtlar, işin içinde yapay zekanın olduğunu bilmeyen Skolastik Test Hizmeti tarafından puanlanmış.
Sonuçlar, ChatGPT’yi yaratıcılık yönünden seçkin bir gruba yerleştiriyor. Yapay zeka uygulaması, büyük miktarda fikir hacmi oluşturma kabiliyeti olan akıcılık ve yeni fikirler ortaya atma kabiliyeti olan özgünlük bakımından en iyi yüzde birlik dilime girmiş. Farklı tip ve sınıfta fikir üretme kabiliyeti olan esneklik yönünden ise yüzde 97’lik kısımda yer almış.
“ChatGPT ve GPT-4 için yapay zekanın ilk defa özgünlük yönünden en iyi %1’e girdiğini gösterdik” diyor Guzik. “Bu yeni bir şeydi.”
Bilim insanları, üniversitedeki bazı öğrencilerinin de en iyi %1’lik kısma girdiğini belirtiyor. Fakat ChatGPT, ülke çapındaki üniversite öğrencilerinin büyük bir bölümünü geride bırakmış.
Guzik yapay zekayı ve öğrencilerini güz tatilinde test etmiş. Çalışmaya, Western Montana Üniversitesinden Christian Gilde ve Vilnius Üniversitesinden Christian Byrge de yardımcı olmuş. Araştırmacılar çalışmalarını geçtiğimizin yıl Güney Oregon Üniversitesi Yaratıcılık Konferansında sundu.
“Konferansta verileri fazla yorumlamamak adına çok dikkatli davrandık” diyor Guzik. “Sadece sonuçları sunduk. Fakat yapay zekanın, insan kabiliyetiyle eşdeğer şekilde ve hatta onu aşan bir yaratıcılık kabiliyeti geliştiriyor gibi durduğunu gösteren güçlü bulgular paylaştık.”
Guzik, ChatGPT’ye TTCT’de iyi puan alması halinde bunun neyi göstereceğini sormuş. Yapay zeka, araştırmacıların konferansta paylaştıkları etkili bir cevap vermiş.
“ChatGPT bize insan yaratıcılığını tamamen anlamıyor olabileceğimizi söyledi ki bence doğru” diyor bilim insanı. “Ayrıca insan ve yapay zeka tarafından oluşturulan fikirler arasında ayrım yapabilen daha karmaşık değerlendirme araçlarına ihtiyacımız olabileceğini öne sürdü.”
Guzik,TTCT’nin korunan tescilli bir materyal olduğunu ve bu yüzden ChatGPT’nin test hakkında internette veya ortak bir veri tabanında bulunan bilgilere erişerek “hile yapamadığını” söylüyor.
Guzik, yaratıcılığa uzun bir süredir ilgi duyuyor. ABD’nin Massachusetts eyaletinde yer alan Palmer adlı ufak bir kasabada büyüyen araştırmacı, yedinci sınıfta yetenekli öğrenciler için uygulanan bir programa katılmış. Bu deneyimde Guzik, Guzik’e TTCT’yi de geliştiren öncü psikolog Ellis Paul Torrance’in geliştirdiği Gelecek Problem Çözme süreciyle tanışmış. O zaman yapılan beyin fırtınasına ve insan hayal gücünden nasıl istifade edildiğine aşık olduğunu söyleyen Guzik, Gelecek Problem Çözme organizasyonunda hâlâ aktif olmaya devam ediyor; hatta karısıyla bile organizasyonun konferanslarından birinde tanışmış.
Guzik ve ekibi, önceki yıl ChatGPT’yi kurcaladıktan sonra yazılımın yaratıcılığını test etmeye karar vermiş.
“Hepimiz ChatGPT’yi inceliyorduk ve beklemediğimiz bazı ilginç şeyler yaptığını fark ettik” diyor. “Verdiği yanıtlardan bazıları yeni ve şaşırtıcıydı. O zaman gerçekte ne kadar yaratıcı olduğunu görmek için teste tabi tutmaya karar verdik.”
Guzik, TTCT testinin gerçek hayattaki yaratıcı işleri taklit eden cevaplar kullandığını söylüyor. Örneğin, “Bir ürün için yeni kullanım şekilleri düşünebilir misiniz?” veya “Bu ürünü geliştirebilir misiniz?” gibi.
“Bunun bir basketbol topu olduğunu düşünelim” diyor. “Bir basketbol topunun yapabildiğiniz kadar fazla kullanım biçimini düşünün. Onu bir potaya fırlatabilir veya bir vitrinde sergileyebilirsiniz. Kendinizi yeni kullanım şekilleri düşünmeye zorladığınızda, belki onu kesip saksı olarak kullanırsınız. Ya da bir tuğla ile bir şeyler inşa edebilirsiniz. Kağıt ağırlığı olarak da kullanılabilir. Belki de öğütüp tamamen yeni bir şey haline getirebilirsiniz.”
Guzik, ChatGPT’nin bir sürü fikir üretmesini (akıcılık) bekliyormuş çünkü üretken yapay zeka bunu yapıyor. Ayrıca istenen şeylere değerlendiricilerin gözünde konuyla alakalı, kullanışlı ve değerli birçok fikirle yanıt vermiş.
Guzik, insan hayal gücünün ayırıcı bir özelliği olan özgün fikirler üretmede ne kadar iyi olduğuna daha çok şaşırmış. Testi değerlendirenlere, yazılan bir girdi için yaygın cevaplardan oluşan listeler sunulmuş; bunlar, verilmesi neredeyse beklenen cevaplar. Fakat yapay zeka yeni cevaplar vererek ilk yüzde birlik kısma girmiş.
“Konferansta, GPT-3 üzerine önceki araştırmanın bir yıl önce yapıldığını öğrendik” diyor Guzik. “O zamanlar ChatGPT özgün düşünme gerektiren işlerde insanlar kadar iyi puan alamıyordu. Şimdi daha gelişmiş GPT-4 ile birlikte insanların verdiği tüm yanıtların en üst %1’lik kısmında bulunuyor.”
Yapay zekadaki ilerlemelerin hızlanmasıyla birlikte Guzik, iş dünyasının ileriye gitmesinde yapay zekanın kilit bir araç haline gelmesini ve hem bölgesel hem de ulusal inovasyona yön veren yeni, önemli bir unsur olmasını bekliyor.
“Bence yaratıcılık bir şeyleri farklı yapmakla ilgili” diyor Guzik. “Girişimciliğin sevdiğim tanımlarından biri de bir girişimci olmak için farklı düşünmek gerekmesi. Bu yüzden yapay zeka, yaratıcı düşünme dünyasını iş dünyasına ve inovasyon sürecine uygulamamıza yardımcı olabilir. Bu beni çok heyecanlandırıyor.”
Montana Üniversitesi İşletme Fakültesinin yapay zeka öğretmeye ve onu sınıf çalışmasına dahil etmeye açık olduğunu söylüyor bilim insanı.
“Bence geleceğin belli bir şekilde yapay zeka içereceğini biliyoruz” diyor Guzik. “Nasıl kullanıldığı bakımından dikkatli olmalı ve gerekli kural ve düzenlemeleri düşünmeliyiz. Fakat işletmeler halihazırda pek çok yaratıcı işte yapay zekayı kullanıyor. Girişimcilik ve bölgesel inovasyon bağlamında bu oyuncu değiştirici bir şey.”
Yazar: Cary Shimek/Montana Üniversitesi. Çeviren: Ozan Zaloğlu.
Kaynak: Ana Kaynak için Tıklayın

Nikon Ufak Dünya Yarışması 50’nci yılını kutluyor.
Fare tümör hücrelerinin çığır açan bir görüntüsü, 2024 Nikon Ufak Dünya Yarışması’nda en büyük ödülü kazandı. Görüntü ilk bakışta bilim kurgudan çıkmış bir bitki yapısı gibi gelebilir ama aslında aktin, mikrotübüller ve hücrelerin çekirdeklerinden oluşuyor. “Bu görüntü, hücre iskeletindeki (mikrotübüller olarak bilinen yapısal çerçeve ve ‘otoyollar’) bozulmaların nasıl Alzheimer ve ALS gibi hastalıklara yol açabileceğini ortaya seriyor” yazıyor basın bülteninde.
Görüntü, Dr. Eric Vitriol’un da yardımıyla Dr. Bruno Cisterna tarafından çekilmiş. Augusta Üniversitesinde çalışan bilim insanları, görüntüyü yakalamak için kayda değer miktarda sabır göstermişler. “Hücrelerin net görünmesini sağlamak için boyama sürecini mükemmelleştirmek amacıyla yaklaşık üç ay harcadım” diyor Cisterna. “Hücrelerin farklılaşması için beş gün bekledikten sonra farklılaşan ve farklılaşmayan hücrelerin etkileşime girdiği yerde doğru görüş alanını bulmam gerekti. Doğru anı yakalamak için mikroskop altında yaklaşık üç saat boyunca hassas gözlem yaptık. Çok sayıda deneme ve sayısız saat çalışma sonucunda başardık.”

1’nci sıra. Farklılaşmış fare beyin tümör hücreleri (aktin, mikrotübüller ve çekirdek). Fotoğraf: Dr. Bruno Cisterna & Dr. Eric Vitriol/ Nikon Ufak Dünya
Nikon Ufak Dünya Yarışması, 80 ülkeden yapılan 2.100’den fazla katılımla beraber bu yıl 50’nci yılını kutluyor. Organizasyoncular yarışmayı, “Mikro fotoğrafçılıktaki sanat, yetkinlik ve fotoğrafik mükemmeliyeti gösteren öncül forum” şeklinde adlandırıyor.

11’nci Sıra. Su damlacıklarıyla beraber çürümüş bir sürgün üzerindeki cıvık mantar. Fotoğraf: Dr. Ferenc Halmos/ Nikon Ufak Dünya

Mansiyon Ödülü. İki noktalı küçük bir uğur böceğinin (Diomus notescens) yüzündeki otofroresans. Fotoğraf: Angus Rae/ Nikon Ufak Dünya

Mansiyon Ödülü. Tuzlu su karidesi. Fotoğraf: Christopher Algar/ Nikon Ufak Dünya

Mansiyon Ödülü. Eğrelti otunun (Pteridium aquilinum) yaprak sapının en kesiti. Fotoğraf: David Maitland/ Nikon Ufak Dünya

5’nci Sıra. Ahtapot yumurtalarından (Octopus hummelincki) oluşan bir küme. Fotoğraf: Thomas Barlow & Connor Gibbons/ Nikon Ufak Dünya

2’nci Sıra. Bir iğne ve tel arasındaki elektrik arkı. Fotoğraf: Marcel Clemens/ Nikon Ufak Dünya

7’nci Sıra. Avrupa sahilotu (Ammophila arenaria) yaprağının en kesiti. Fotoğraf: Gerhard Vlcek/ Nikon Ufak Dünya

6’ncı Sıra. Finlandiya’dan Dictydium cancellatum adıyla da bilinen cıvık mantar Cribraria cancellata. Fotoğraf: Henri Koskinen/ Nikon Ufak Dünya

19’ncu Sıra. Bir nakil çiçeğinin tohumu. Fotoğraf: Alison Pollack/ Nikon Ufak Dünya

16’ncı Sıra. Embriyolar (solda) ve yumurtalarla (sağda) beraber iki su piresi. Fotoğraf: Marek Mis/ Nikon Ufak Dünya

13’ncü Sıra. Yeşil yengeç örümceğinin (Diaea dorsata) gözleri. Fotoğraf: Pawel Blachowicz/ Nikon Ufak Dünya

Seçkin Fotoğraf. Bir yonca (Trifolium repens) üzerindeki uğurböceği (Coccinellidae). Fotoğraf: Dr. Marko Pende/ Nikon Ufak Dünya

Seçkin Fotoğraf. Prototrichia metallica, cıvık mantarın sıradışı derecede büyük sporokarpı. Fotoğraf: Timothy Boomer/ Nikon Ufak Dünya

Seçkin Fotoğraf: Kırmızı palmiyeböceğinin ön kısmı. Fotoğraf: Şerif Abdullah Ahmed/ Nikon Ufak Dünya
Kaynak: Ana Kaynak İçin Tıklayın.
Bilim insanlarının geliştirdiği “geleceğin hapishanesi” projesi gibi bir konsept, suçluların acı çektirdikleri kişilerin yaşadığı acıyı “sahte anılar” yoluyla deneyimlemeleri üzerine kurulmuş ilginç ve tartışmalı bir fikirdir. Bu proje, cezanın fiziksel ya da psikolojik yöntemlerle değil, teknolojik bir deneyimle verilmesini öngörüyor. Suçlulara yerleştirilecek çiplerin, onların beyin fonksiyonlarını etkileyerek, işledikleri suçun mağdurunun yaşadığı acının aynısını “sanal” veya “sahte anılar” şeklinde hissettirmeyi amaçladığı anlaşılıyor.
Bu tür bir proje, suçun cezasını suça uygun olarak psikolojik ve zihinsel düzeyde yaşatmayı hedefliyor. Suçlulara çip yerleştirilmesi, onların beyinlerine doğrudan müdahale edilerek sahte anılar yaratma potansiyeli taşıyor. Böylece suçlu, mağdurun hissettiği fiziksel veya duygusal acıyı, kendi zihninde yeniden yaşayacak. Bu yaklaşım, “empati cezası” olarak adlandırılabilecek bir cezalandırma yöntemine dayanır, yani suçluların başkalarına verdikleri zararı kendi zihinsel deneyimleriyle anlamaları sağlanır.
Sahte anılar, kişinin gerçekten yaşamamış olduğu olayları yaşamış gibi hissetmesine neden olan yapay hafıza izleridir. Bu teknoloji, beyindeki anı yollarına müdahale ederek, bireylere belli deneyimleri yaşatabilir. Suçlunun bilincine etki eden bu sahte anılar, mağdurun yaşadığı acıyı gerçekmiş gibi hissettirebilir. Beynin belirli bölgelerine müdahale edilerek, bu tür bir acı deneyimi yaratılabilir ve böylece suçlunun, mağdurun hissettiklerini tecrübe etmesi sağlanabilir.
Bu tür bir projenin uygulanabilirliği hem etik hem de bilimsel açıdan büyük tartışmalara yol açacaktır. Beyine çip yerleştirme ve insan anılarına müdahale gibi teknolojiler henüz gelişim aşamasında olsa da, bu tür müdahalelerin insan psikolojisi ve bilinci üzerindeki etkileri tam olarak anlaşılamamıştır. Suçlunun, işlediği suç nedeniyle başka birinin yaşadığı acıyı yaşaması, etik olarak cezalandırmanın insan onuru ve haklarıyla nasıl bağdaştırılacağı sorusunu gündeme getirir. Ayrıca, bu tür cezaların psikolojik travmalara ve kalıcı zihinsel zararlara yol açma potansiyeli de vardır.
Sonuç olarak, böyle bir proje bilim kurguya yakın bir konsept olarak karşımıza çıksa da, günümüzde bu tür teknolojiler üzerine çeşitli çalışmalar yapılmakta ve beynin işleyişini anlama noktasında ilerlemeler kaydedilmektedir. Ancak, bu tür bir sistemin hayata geçirilmesi ve uygulanabilir olması için çok daha fazla bilimsel araştırmaya, etik tartışmaya ve teknolojik gelişmeye ihtiyaç vardır.
Kaynak: Bilimsel paylaşımlar sitesinden alınan bu video yapay zeka ile desteklenmiştir.
Bilim insanlarının yapay zeka robotları ile “kafa nakli” projesini tanıtması, oldukça ilgi çekici bir gelişme gibi görünse de, şu anda kafa nakli ile ilgili yapılan çalışmalar bilimsel ve etik açıdan ciddi tartışmalar yaratmaktadır. Kafa nakli, bir kişinin başını (veya beynini) başka bir bedene transfer etme prosedürü olarak tanımlanır ve bugüne kadar başarılı bir şekilde uygulanmamıştır.
Bununla birlikte, bazı bilim insanları bu tür bir naklin teorik olarak mümkün olabileceğini öne sürmüşlerdir. Örneğin, İtalyan nöroşirürjiyen Sergio Canavero, bu tür bir operasyonu gerçekleştirme niyetini açıklamış ve hayvanlar üzerinde bazı deneyler yapmıştır. Ancak, insanlar üzerinde yapılacak böyle bir deney, teknik, etik ve tıbbi zorluklar nedeniyle halen çok tartışmalıdır. Sinirlerin, omuriliğin ve vücut dokularının başarılı bir şekilde bağlanabilmesi için hem cerrahi hem de biyoteknolojik büyük ilerlemeler gerekmektedir.
Yapay zeka robotlarının bu projeye dahil edilmesi, belki de bu tür bir ameliyatın daha hassas ve hatasız yapılması için teknolojinin kullanılması anlamına gelebilir. Robotik cerrahi, birçok tıp alanında zaten kullanılmaktadır ve cerrahların operasyon sırasında hata yapma riskini azaltabilmektedir. Ancak “kafa nakli” gibi aşırı karmaşık ve etik açıdan hassas bir konuda yapay zeka robotlarının kullanımı bile, bu prosedürün başarıya ulaşması için yeterli olmayabilir.
Bu tür projeler bilim dünyasında heyecan ve merak uyandırsa da, aynı zamanda önemli etik ve biyolojik sorunları da beraberinde getirmektedir. Hem insan beyninin başka bir bedende yaşama şansı hem de bu tür bir ameliyatın kişinin kimliği, bilinci ve ruhsal durumu üzerindeki etkileri henüz tam olarak anlaşılmış değildir.
Kaynak: Bilimsel paylaşımlar sitesi

MIT mühendisleri, vücudun derinlerindeki organların sertliğini izleyebilen küçük bir ultrason etiketi geliştirdi.
MIT mühendisleri, vücudun derinlerindeki organların sertliğini izleyebilen küçük bir ultrason etiketi geliştirdi. Posta pulu büyüklüğündeki bu yapışkan sensör, cilt üzerine yapıştırılarak kullanılabilir ve karaciğer ve böbrek yetmezliği gibi hastalık belirtilerini, katı tümörlerin ilerlemesini tespit edebilir.
Science Advances dergisinde bugün yayımlanan açık erişimli bir çalışmada, ekibin sensörünün ses dalgalarını cilt üzerinden vücuda gönderebildiği ve bu dalgaların iç organlardan yansıyarak etikete geri döndüğü bildirildi. Yansıyan dalgaların deseni, organların sertliğini belirten bir imza olarak okunabilir ve bu şekilde etiket, organ sertliğini ölçüp takip edebilir.
Çalışmanın kıdemli yazarı ve MIT Makine Mühendisliği profesörü Xuanhe Zhao, “Bazı organlar hastalandığında zamanla sertleşebilir,” diyor. “Bu giyilebilir etiketle, uzun süre boyunca sertlikteki değişiklikleri sürekli olarak izleyebiliriz, bu da iç organ yetmezliğinin erken teşhisi için son derece önemlidir.”
Araştırma ekibi, etiketin 48 saat boyunca organların sertliğini sürekli olarak izleyebildiğini ve hastalığın ilerlemesini gösterebilecek ince değişiklikleri tespit edebildiğini gösterdi. İlk deneylerde, araştırmacılar bu yapışkan sensörün sıçanlarda akut karaciğer yetmezliğinin erken belirtilerini tespit edebildiğini buldular.
Mühendisler, tasarımı insanlarda kullanıma uyarlamak için çalışıyorlar. Etiketin yoğun bakım ünitelerinde (YBÜ) organ nakli sonrası iyileşen hastaların sürekli izlenmesi için kullanılabileceğini düşünüyorlar.
Çalışmanın başyazarı Hsiao-Chuan Liu, “Bir karaciğer veya böbrek nakli sonrası, bu etiketi hastaya yapıştırıp organın sertliğinin günler içinde nasıl değiştiğini gözlemleyebiliriz,” diyor. “Akut karaciğer yetmezliğinin erken teşhisi durumunda, doktorlar durumu ağırlaşmadan önce hemen müdahale edebilir.” Liu, çalışmanın yapıldığı sırada MIT’de ziyaretçi bilim insanıydı ve şu anda Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde yardımcı profesördür.
Çalışmanın MIT’deki diğer yazarları arasında Xiaoyu Chen ve Chonghe Wang, USC’deki işbirlikçileriyle birlikte yer alıyor.
Kaslarımız gibi, vücudumuzdaki dokular ve organlar yaşlandıkça sertleşir. Bazı hastalıklarda, organların sertleşmesi belirginleşir ve bu durum potansiyel olarak sağlığın hızla kötüleşeceğini işaret eder. Klinik hekimler, şu anda böbrekler ve karaciğer gibi organların sertliğini ultrason elastografi kullanarak ölçebiliyorlar. Bu teknik, cilt üzerine tutulan taşınabilir bir probun vücuda ses dalgaları gönderip organlardan yansıyan dalgaları algılamasıyla çalışır.
Ultrason elastografi genellikle YBÜ’de organ nakli geçirmiş hastaların izlenmesi için kullanılır. Hekimler, ameliyattan kısa bir süre sonra hastayı hızlıca kontrol edip yeni organın sertleşme belirtileri gösterip göstermediğini araştırır.
USC’de profesör olan diğer kıdemli yazar Qifa Zhou, “Organ nakli sonrası, ilk 72 saat YBÜ’de en kritik dönemdir,” diyor. “Geleneksel ultrason ile probu vücuda tutmanız gerekir. Ancak bunu uzun süre boyunca sürekli olarak yapamazsınız. Doktorlar, organın başarısız olduğunu fark edene kadar önemli bir anı kaçırabilirler.”
Ekip, daha sürekli ve giyilebilir bir alternatif sağlayabileceklerini fark etti. Çözüm olarak, daha önce geliştirdikleri ve derin dokuları ve organları görüntüleyebilen ultrason etiketini genişlettiler.
Zhao, “Görüntüleme etiketimiz uzunlamasına dalgaları algılıyordu, bu sefer ise kesme dalgalarını algılamak istedik, bu dalgalar size organın sertliğini söyler,” diye açıklıyor.
Mevcut ultrason elastografi probları, kesme dalgalarını veya organın ses dalgalarına tepkisini ölçer. Bir kesme dalgası organ içinde ne kadar hızlı seyahat ederse, organ o kadar sert olarak yorumlanır. Ekip, ultrason elastografisini pul büyüklüğündeki bir etikete sığacak şekilde küçültmeyi hedefledi.
Zhou, “Yüksek kaliteli piezoelektrik malzemelerden küçük dönüştürücüler kesmemize olanak tanıyan ileri üretim tekniklerini kullandık,” diyor.
Araştırmacılar, 25 milimetre karelik bir çip üzerine 128 minyatür dönüştürücü yerleştirdiler. Çipin alt kısmını, ses dalgalarının cihazın içine ve dışına neredeyse kayıpsız geçmesine olanak tanıyan, hidrojel adı verilen yapışkan ve esnek bir malzeme ile kapladılar.
İlk deneylerde, ekip sertlik algılayan etiketi sıçanlarda test etti. Etiketlerin 48 saat boyunca karaciğer sertliğini sürekli olarak ölçebildiğini buldular. Etiketin topladığı verilerden, araştırmacılar akut karaciğer yetmezliğinin net ve erken belirtilerini gözlemlediler.
Çalışmanın diğer kıdemli yazarı Liu, “Karaciğer yetmezliğine girdiğinde, organın sertliği birkaç kat artar,” diye açıklıyor.