Alzheimer Hastalığı ve Bağırsak Bakterileri Arasında Yeni Bir İlişki Bulundu.

Alzheimer araştırmalarında bağırsaklar ile beyin arasında tekrardan bir ilişki bulundu. Bu yeni araştırmada enflamasyonun Alzheimer hastalığına neden olduğu düşünülen amiloid plaka birikiminde etkili olabileceğine kanıtlar bulundu. Yapılan son hayvan testleri, Alzheimer’ın bağırsak mikroplarının aktarımı yoluyla genç farelere geçebileceğini göstererek sindirim sistemi ile beyin sağlığı arasındaki bağlantıyı doğruladı. Yeni bir çalışma, iltihaplanmanın bunun gerçekleştiği mekanizma olabileceği teorisine daha fazla destek veriyor.

Wisconsin Üniversitesi’nden psikolog Barbara Bendlin, “Alzheimer hastalığı olan kişilerde bağırsak iltihabının daha fazla olduğunu gösterdik ve Alzheimer hastaları arasında beyin görüntülemesine baktığımızda, bağırsak iltihabı daha yüksek olanların beyinlerinde daha yüksek miktarda amiloid plak birikimi olduğunu gördük” diyor. Wisconsin Üniversitesi patologu Margo Heston ve uluslararası bir araştırmacı ekibi, iki Alzheimer önleme kohort çalışmasından alınan 125 kişinin dışkı örneklerinde bir iltihap belirtisi olan fekal kalprotektin test etti.

Katılımcılara kayıt sırasında çeşitli bilişsel testlerin yanı sıra aile öyküsü üzerine görüşmeler ve yüksek riskli Alzheimer geni için testler yapılmıştır. Bir alt küme, nörodejeneratif durumdan sorumlu patolojinin devam ettiğinin yaygın bir göstergesi olan amiloid protein kümelerinin belirtileri için klinik testlere tabi tutuldu. Yaşlı hastalarda kalprotektin seviyeleri genellikle daha yüksekken, Alzheimer’ın karakteristik amiloid plaklarına sahip olanlarda daha da belirgindi. Diğer Alzheimer hastalığı biyobelirteçlerinin seviyeleri de inflamasyon seviyeleri ile birlikte artmış ve hafıza testi skorları da yüksek kalprotektin ile birlikte düşmüştür. Alzheimer tanısı olmayan katılımcıların bile yüksek kalprotektin seviyelerinde hafıza skorları daha düşüktü. Heston, “Bu çalışmadan nedensellik çıkaramayız; bunun için hayvan çalışmaları yapmamız gerekiyor,” diye uyarıyor. Bir laboratuvar analizi daha önce bağırsak bakteri kimyasallarının beynimizdeki enflamatuar sinyalleri uyarabileceğini göstermişti. Dahası, başka çalışmalar Alzheimer hastalarında kontrol grubuna kıyasla bağırsak enflamasyonunun(iltihabının )arttığını ortaya koymuştur.

Heston ve meslektaşları, mikrobiyom değişikliklerinin bağırsak değişikliklerini tetikleyerek sistem genelinde iltihaplanmaya yol açtığından şüpheleniyor. Bu iltihap hafif ama kroniktir ve sonunda vücudumuzun bariyerlerinin hassasiyetine müdahale eden ince, artan hasara neden olur. Wisconsin Üniversitesi bakteriyoloğu Federico Rey, “Bağırsak geçirgenliğinin artması, bağırsak lümeninden türetilen enflamatuar moleküllerin ve toksinlerin daha yüksek kan seviyelerine neden olarak sistemik enflamasyona yol açabilir ve bu da kan-beyin bariyerini bozabilir . Bu nedenle, nöroenflamasyonu, potansiyel olarak nöral hasarı ve nörodejenerasyonu teşvik edebilir” diyor.

Araştırmacılar şimdi, artan iltihaplanmayla ilişkili diyet değişikliklerinin Alzheimer’ın kemirgen versiyonunu tetikleyip tetiklemeyeceğini görmek için fareleri test ediyor. On yıllardır süren araştırmalara rağmen dünya çapında milyonlarca Alzheimer hastası için hala etkili bir tedavi bulunmuyor. Ancak biyolojik süreçlerin daha iyi anlaşılmasıyla, bilim insanları yapbozu tamamlamaya her gün bir adım daha yaklaşıyor.

Bu araştırma Scientific Reports’ta yayımlanmıştır.

Kaynak : https://www.sciencealert.com/gut-inflammation-linked-to-alzheimers-disease-yet-again

Kaynak ve devamını okuman için : Alzheimer Hastalığı ve Bağırsak Bakterileri Arasında Yeni Bir İlişki Bulundu (gercekbilim.com)

Bel Ağrısı Tedavisi İçin Gen Terapisi Kullanıldı.

Henüz sadece fareler üzerinde denenen yeni bir gen terapisinin bel ağrısına neden olan diskleri onarabildiği keşfedildi. Yeni gen terapisi sayesinde hasarlı diskler yeniden onarılarak, eski yastıklamalarını sağladığı ve fareleri iyileştirdiği ifade ediliyor. Omurlarımız, omurumuza yeterli desteği sağlasa da, her diskin arasındaki lastiğimsi diskler omurları aynı bir jel yastık gibi dengeleyerek, şokları absorblar ve omurun daha esnek olmasında yardımcı olur.

Her şeye rağmen, bu yastıklayıcı yapılar zamanla dejenere olur veya yırtılır. Bu nedenle, belde geri dönüşü olmayacak bir ağrı sürecine girilebilir. İşte bu bel ağrısı zamanla insanı elden ayaktan düşürecek bir duruma gelebilir. “Bir yastıklama dokusu yerinden çıktı mı, doku aynı patlak lastik gibi iner. İşte bu proses ilerler ve zamanla diğer disklere de baskı uygulayarak onlara da yük bindirerek onları da bozmaya başlar. Kendinizi sonunda hastanede bulursunuz,” diyor araştırmanın kıdemli araştırmacısı Devina Purmessur Walter. Ohio State Üniversitesi’nden bilim insanları, hasarlı diskleri onaracak gen tedavisini farelerde test etti. Ekip “nano taşıyıcılar” üreterek bağlayıcı dokuların dışındaki mesaj taşıyan hücreleri taklit eden hücreler ürettti. Bu nano taşıyıcılar FOXF1 adı verilen bir proteini kodlayarak, farelerdeki hasarlı disklere solüsyon olarak enjekte ediliyor.

Farelerde Hasarlı Disk Dokularının İyileştiği Gözlendi “Bizim konseptimizde gelişim özevrimleştiriliyor: FOXF1 geni gelişim esnasında ve sağlıklı dokuda ifade edilse de, yaşlandıkça azalır. İşte biz hücreleri kandırarak, yeniden gelişim aşamasına geçiriyor ve sağlıklı hale getiriyoruz,” diyor Purmessur Walter. 12 hafta boyunca takip edilen gen terapisi alan farelerin, sadece tuzlu verilen farelere göre gelişim gösterdiği bulundu. Disk dokusunun daha fazla protein üreterek, dokuyu güçlendirdiği ve su tutmaya yardımcı olduğu bulundu. Böylece omurgadaki yastıklama aksiyonu geri geldi ve esneklik sağlamaya başladı. Tabi ki, farelere ne kadar ağrı hissettiklerini tam olarak soramasanız da, davranış testleri ağrıya ilişkin semptomların azaldığını gösterdi.

Bu bulgu, kronik sırt ağrısı olan insanlar için nihai bir gen terapisi umutlarını artırıyor, ancak elbette bu aşamada hayvanlardaki sonuçların devam edip etmeyeceğini söylemek için çok erken. Bu deneyler akut omurga yaralanmaları olan genç yetişkin farelerde gerçekleştirildi, bu nedenle bir sonraki adımlar, omurga diskleri yaşla birlikte bozulan yaşlı farelerde test etmek olacaktır. Çünkü asıl problem yaşlandıkça bu dokuların onarılmamasından ileri gelmektedir. Tedavi henüz insanlar üzerinde denenmedi, klinik çalışmaları başlamamıştır.

Araştırma Biomaterials dergisinde yayınlandı .

Kaynak ve devamını okuman için : Bel Ağrısı Tedavisi İçin Gen Terapisi Kullanıldı (gercekbilim.com)

Dünyanın ilk akciğer kanseri aşısı test edilmeye başladı: Türkiye de var…

Akciğer kanseri tedavisi için geliştirilen mRNA aşısı, aralarında Türkiye’nin de olduğu yedi ülkedeki hastalar üzerinde test edilmeye başlandı.

Dünyanın ilk akciğer kanseri aşısının aralarında Türkiye’nin de olduğu yedi ülkede denenmeye başladığı açıklandı. Hastalar üzerinde test edilen dünyanın ilk mRNA akciğer kanseri aşısı, kısaca ‘BNT116’ olarak biliniyor ve BioNTech tarafından üretiliyor. Söz konusu aşının kanser hücrelerini bulup öldürmesi, ardından kanserin nüksetmesini önlemesi öngörülüyor. Aşı, hastalığın en sık görülen formu olan küçük hücreli olmayan akciğer kanserini tedavi etmek üzere tasarlandığı ifade edildi. 

TEST AŞAMASINA YAKLAŞIK 130 HASTA KATILACAK

The Guardian gazetesinin aktardığına göre, BNT116’nın insanlar üzerindeki ilk çalışması olan birinci faz klinik denemeleri, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Macaristan, Polonya, İspanya ve Türkiye olmak üzere yedi ülkedeki 34 araştırma tesisinde yapılıyor. Birleşik Krallık’taki altı tesis İngiltere ve Galler’de bulunuyor. Ülkedeki ilk hastanın aşının ilk dozunu salı günü aldığı bilgisi verilirken, söz konusu yedi ülkede yaklaşık 130 hastanın immünoterapi ile birlikte aşı olacağı belirtildi.Play Video

Aşının amacının kemoterapiden farklı bir şekilde, sağlıklı hücrelere zarar vermeden hastaların kansere olan bağışıklık tepkisini güçlendirmek. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan University College London’dan danışman medikal onkolog Prof. Siow Ming Lee, “Şu anda akciğer kanseri tedavisini araştırmak üzere mRNA temelli immünoterapi klinik denemelerinin çok heyecan verici bir dönemine giriyoruz” dedi. Bunun basit bir süreç olduğunu anlatan uzman, “Kanser hücresindeki belirlik antijenleri seçebilir, ardından onları hedef alırsınız. Bu teknoloji, kanser tedavisinin bir sonraki büyük safhası” diye konuştu. 

Kaynak ve devamını okuman için : Dünyanın ilk akciğer kanseri aşısı test edilmeye başladı: Türkiye de var (gazeteduvar.com.tr)

Zebra Balıkları Omuriliklerini Şaşırtıcı Şekilde Yeniliyor

Paris’teki Pasteur Enstitüsünde bulunan bir laboratuvardaki tankta şeffaf bir zebra balığı, 20 Haziran 2023. Fotoğraf: Christophe Archambault/AFP, Getty Images aracılığıyla

Bu balıkların nöronlarının nasıl çalıştığını çözmek, omurilik zedelenmelerinde daha iyi tedavilere yol açabilir.

Bilim insanları ilk defa bir zebra balığının sinir hücrelerinin detaylı atlasını oluşturdu. Bu özel balıkların kopan bir omuriliği nasıl tamamen iyileştirebildiğini gösteren bu atlas, insanlardaki omurilik zedelenmelerinde iyileştirme stratejilerinin nasıl geliştirilebileceğine yönelik ipuçları sağlayabilir. Bulgular, 15 Ağustos’ta Nature Communications bülteninde yayımlanan bir çalışmada detaylarıyla aktarılıyor.

Kök hücreler yalnız değil

Ufak ve şeffaf zebra balıkları, kopmuş bir omuriliği tamamen iyileştiren elit bir omurgalı grubuna ait. Bu grubun diğer üyeleri arasında semenderler, aksolotlar ve yılanbalığı benzeri bofa balıkları gibi kuyruklu yüzergezerler bulunuyor. İnsanlarda bir omurilik zedelenmesi hayatı tümüyle değiştirebiliyor ve kalıcı his ya da hareket kaybına sebep olabiliyor. Bunun bir sebebi de hasar gören nöronların her zaman ölmesi.

Bir zebra balığının omuriliği hasar gördüğünde, hasarlı nöronlar hücresel işlevlerini değiştirerek çarpıcı bir yanıt veriyor. İyileşmelerini mümkün kılan faaliyetleri yönetmede yeni ve merkezi bir rol üstleniyorlar. Bilim insanları zebra balığı nöronlarının omurilik hasarından canlı kurtulabildiğini bilse de yeni araştırma bunun nasıl olduğunu gösteriyor.

Kopan nöronların hayatta kalması ve uyum sağlayabilmesi, omuriliğin tamamen yeniden oluşması için bir zorunluluk. Bir diğer şaşırtıcı durum ise yeni nöronlar oluşturabilen ve genellikle yenilenmede merkezi rol oynadığı düşünülen kök hücrelerin burada daha tamamlayıcı bir rol oynaması. Burada hasar önleyen farklı bir nöron takımı başı çekiyor.

St. Louis – Washington Üniversitesi Tıp Fakültesinde çalışan makale yazarı ve gelişimsel biyolog Mayssa Mokalled, “İnsanlarda ulaşmaya çalıştığımız nöral onarımın tümü olmasa bile çoğunun zebra balıklarında doğal şekilde gerçekleştiğini keşfettik” diyor bir açıklamada. “Yaptığımız şaşırtıcı gözlem, hasarın hemen sonrasında nöronsal açıdan kuvvetli koruma ve onarım mekanizmalarının gerçekleştiği yönündeydi.”

Araştırma takımı bu koruyucu mekanizmaların, nöronların ilk olarak hasardan sağ çıkmasına olanak sağladığını düşünüyor. Ardından ise bir “spontane plastisite” veya işlevlerinde esneklik sahneliyorlar. Bu durum zebra balıklarına tam iyileşme için gereken yeni nöronları tekrar oluşturması için zaman sağlıyor.

“Çalışmamızda, insanlar ve diğer memelilerde bu tip bir plastisiteyi teşvik etmeye yardımcı olacak genetik hedefler belirledik” diyor.

Yenilenmede görev alan çeşitli hücre tiplerinin evrimleşen rollerini detaylarıyla gösteren araştırma takımı, hasar gören nöronların esnekliği ve hasardan sonra hemen tekrar yeniden programlanma kabiliyetlerinin, bir omuriliğin tümüyle yeniden oluşması için gereken olay zincirini başlattığını keşfetmiş. Hasardan kurtulan nöronlar devre dışı kalırsa, yenileyici kök hücreler hâlâ orada olsalar bile balıklar normal yüzme kabiliyetlerini yeniden kazanmıyor.

Toksik nöronlar

İnsanlar ve diğer memelilerde omuriliği meydana getiren uzun hat kesilir veya ezilirse, nöronları öldüren bir toksisite olayları zinciri başlıyor ve omurilik ortamı, onarım mekanizmalarına karşı toksik ve düşman hale geliyor. Bu nöronsal toksisite, insanlardaki omurilik zedelenmelerine tedavi uygulamak amacıyla kök hücrelerden faydalanma girişimlerinin neden çok iyi sonuç vermemesinin bazı sebeplerini açıklayabilir. Yeni makalede insanlardaki omurilik zedelenmelerini iyileştirmede uygulanacak yeni yöntemlerin kök hücrelerle yenilenmeye odaklanmak yerine, hasar gören nöronları ölmekten kurtarmakla başlaması gerektiği ileri sürülüyor.

Üstteki görüntü, yaralanmadan bir hafta sonra iyileşmekte olan bir zebrabalığının flüorışıl şekilde işaretlenen hücrelerini gösteriyor. Alttaki görüntü ise yaralanmadan dört hafta sonraki iyileşmeyi gösteriyor. Fotoğraf: Mokalled Laboratuvarı

“Diğer hücrelere bağlantıları olmayan nöronlar hayatta kalmıyor” diyor Mokalled. “Zebra balıklarında kopan nöronların hasar stresinin üstesinden, esneklikleri sayesinde hasarın hemen sonrasında yeni bölgesel bağlantılar kurabilmeleri sayesinde gelebildiklerini düşünüyoruz. Araştırmamız, bunun zaman kazandıran ve nöronları ölümden koruyup, sistemin nöronsal devreyi korumasına olanak sağlarken ana omuriliği inşa eden ve yeniden oluşturan geçici bir mekanizma olduğunu akla getiriyor.”

Memeli nöronlarında bu iyileşme kapasitesinin mevcut olduğu ancak etkin olmadığını gösteren bazı bulgular var. Araştırma takımına göre yeni terapilere giden yol, bunların bulunması olabilir.

“Zebra balıklarındaki bu koruyucu süreci yöneten genleri belirlemenin, insanlardaki nöronları omurilik zedelenmelerinden sonra gördüğümüz hücre ölümü dalgalarından korumanın yollarını bulmamıza yardımcı olacağını ümit ediyoruz. Bu genlerin versiyonları insan genomunda da mevcut” diyor Mokalled.

Çalışmada nöronlara odaklanılmışsa da omurilik yenilenmesi son derece karmaşık bir süreç. Gelecekteki çalışmalarda muhtemelen bu yeni hücre atlasına dalınıp, diğer hücre tiplerinin omurilik yenilenmesinde ne yaptığı anlaşılmaya çalışılacak. Araştırma takımı, omuriliğin yeniden oluşması sırasında bağışıklık hücrelerine ek olarak glia adı verilen ve nöronsal olmayan bazı hücre tiplerinin de neler yaptığına özel ilgi gösteriyor. Zebra balıklarındaki bulguların fare ve insanlardaki sinir dokularında gerçekleşen olaylarla karşılaştırıldığı çalışmalar da devam ediyor.

Yazar: Laura Baisas/Popular Science. Çeviren: Ozan Zaloğlu.

Kaynak: Popular Scıence

Maymun çiçeği ‘yeni Covid’ olabilir mi, iki hastalık arasındaki farklar neler?

Çocuk mpox için tedavi görüyor.
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde tedavi gören bir çocuk.
  • Yazan: Dorcas Wangira & Carolyne Kiambo, BBC Afrika
  • Bildirdiği yer: Nairobi

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), maymun çiçeği olarak da bilinen mpox virüsü hakkında iki yılda ikinci kez küresel acil durum ilan ettiğinde birçok kişi “Bu yeni Covid-19 mu?” diye sordu.

Bilim insanları ve uzmanlar bu soruyu sormanın makul olduğunu ancak cevabın “Hayır” olduğunu söylüyor.

WHO Avrupa Direktörü Doktor Hans Kluge, “Mpox, yeni Covid değil. Genel nüfusa yönelik risk düşük” diyor ve ekliyor:

“Mpox’u nasıl kontrol edeceğimizi biliyoruz. Avrupa bölgesinde yayılmasını tamamen önlemek için hangi adımları atmamız gerektiğini biliyoruz.”

Hem maymun çiçeği hem de koronavirüs salgınının arkasında virüsler var, ancak bu virüsler farklı yollarla yayılıyor ve çok farklı semptomlara neden oluyor.

Kenya’daki Aga Khan Üniversitesi Hastanesi’nden Profesör Rodney Adam, “[iki virüs arasındaki] farklar, benzerliklerden daha fazla” diyor.

O farklardan beşini inceledik.

1. Mpox yeni bir virüs değil

Önceden maymun çiçeği olarak bilinen mpox, 1958’de ilk defa Danimarka’da tutulan bazı maymunlarda görüldü.

İlk insana bulaşma vakası, 1970’de Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde kaydedildi.

Bunun ardından Batı ve Orta Afrika’da salgınlar görüldü. Virüs hakkında 2022’de ilk küresel acil durum ilan edildiğinde 70’ten fazla ülkeye yayılmıştı.

Buna karşın 2019’da Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan ve hızla küresel salgına dönüşen Covid-19’un arkasında, daha önce insanlarda görülmeyen SARS-Cov2 virüsü vardı.

Bilim insanlarına göre şu an mpox hakkında, koronavirüs’ün ilk döneminde Covid-19 hakkında bildiklerimizden daha fazlasını biliyoruz.

2. Mpox Covid-19 kadar bulaşıcı değil

Her ne kadar iki hastalık da yakın temas ile yayılsa da Covid-19 solunum ile bulaştığı için mpox’a kıyasla daha hızlı bulaşıyor.

WHO’ya göre Covid-19, enfekte bir kişinin öksürmesi, aksırması, konuşması, şarkı söylemesi ya da nefes alması gibi eylemlerle çıkan ufak damlacıkların solunmasıyla bulaşıyor.

Birinin mpox kapması içinse enfekte bir kişiyle ten tene değmesi, sevişmeşi, mikroplu nevresim ya da kıyafetlere temas etmesi, uzun süre yüz yüze görüşmesi gibi çok yakın ve uzun süreli temasta olması gerekiyor.

WHO’ya göre Aralık 2019-Ağustos 2023 tarihleri arasında dünya çapında 760 milyonu aşkın Covid-19 vakası kaydedildi.

Ancak mpox virüsü, dünya çapında 100 bin vaka eşiğini ancak iki yl sonra aşabildi.

Afrika Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezleri, 2024’te 18 bin 900 mpox vakası ve 600 ölüm kaydetti.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde yerinde edilmiş kişiler için kampta yaşayan bir mpox hastası.
Mpox deride lezyon oluşumuna da yol açabiliyor.

3. Mpox için halihazırda aşılar mevcut

Covid-19 salgını ilk başladığında, virüse karşı aşı geliştirmek için bir yarış da başlamıştı. Ancak mpox’a karşı koruma sağlayan aşılar halihazırda mevcut.

Mpox, dünya çapında aşılar yardımıyla 1980’de ortadan kaldırılan çiçek hastalığı ile bağlantılı. Çiçek hastalığına karşı koruma sağlayan aşılar, özellikle 2022’de yayılan maymun çiçeği varyantına karşı da koruma sağlıyor.

Prof. Adam, “[Aşılar] yüzde yüz koruma sağlamıyor, ancak Avrupa ve Kuzey Amerika’da 2022’de görülen büyük salgında yaşlılara yönelik risk daha azdı, bunun da onların çiçek hastalığı aşısı sayesinde korunmasından kaynaklı olduğu düşünülüyor” diye konuştu.

Danimarka merkezli biyoteknoloji firması Bavarian Nordic, 2022’deki salgın sürecinde 76’dan fazla ülkeye 15 milyon dozdan fazla çiçek aşısını temel alan “MVA-BN” aşısı tedarik etti.

4. Maymun çiçeği, koronavirüse göre daha uzun sürede mutasyona uğruyor

Virüsler zaman içinde evriliyor, ancak bazıları diğerlerine kıyasla daha hızlı değişiyor.

Mpox bir DNA virüsü olduğu için, mutasyona uğraması bir RNA virüsü olan Covid-19’a kıyasla daha fazla vakit alıyor.

Amerikan Mikrobiyoloji Topluluğu’na göre DNA virüsleri, RNA virüsleri kadar mutasyona uğramıyor.

Mpox’un şu ana kadar tespit edilen iki türü var: klad 1 ve klad 2. Koronavirüse yol açan SARS-CoV2’nin ise bilinen 20’den fazla türü var.

Mevcut maymun çiçeği salgını, ağırlıklı olarak klad 1 virüsünün “klad 1b” olarak bilinen alt türünden kaynaklanıyor.

Oxford Üniversitesi’nden küresel sağlık araştırmaları profesörü Trudie Lang, “klad 1b’nin sıklıkla cinsel yolla bulaştığını görüyoruz, ancak hane [içinde] de insandan insana bulaş söz konusu: Anneden çocuğa, çocuktan çocuğa, bakıcıdan çocuğa” diyor.

Hindistan maymun çiçeği afişi.
Hindistan’da yolcuları bilgilendirmek için havalimanına koyulan afiş.

WHO’da çalışan bilim insanları, 1b varyantının diğerlerine kıyasla daha hızlı yayılıp yayılmadığını bilmediklerini söylüyor.

Ancak WHO’ya göre son maymun çiçeği salgınında hastalar, hastalandıklarını bildirdikleri noktada daha ağır semptomlar gösteriyor.

5. Maymun çiçeği salgınında kapanma ya da aşı zorunluluğu ihtimali düşük

Birçok kişi, tıpkı koronavirüs salgınında olduğu gibi mpox’un da dünyayı durma noktasına getirecek kapanmalara yol açmasından endişe ediyor.

Ancak hastalığın son iki yılda 16 Afrika ülkesine yayılmasına karşın yetkililer, sınırların kapatılmasını önermiyor.

Afrika Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezleri Genel Direktörü Doktor Jean Kaseya, “Afrika Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezleri, mevcut delillerden yola çıkarak asla insan ve ürünlerin akışının aksatılması yönünde tavsiye vermeyecek” diyor ve devam ediyor:

“Kendimizi bu salgınla mücadele etmek için gereken araçlarla donatırken, insan ve ürünlerin akışı geçmişte olduğu gibi sürecek.”

WHO Sağlık Acil Durumları programı İcra Direktörü Doktor Mike Ryan da aynı görüşte.

Ryan, “Mpox, tıpkı Covid’de olduğu gibi doğru şeyleri doğru zamanda yaparak ve akıllarımızı birleştirerek kontrol altına alabileceğimiz bir virüs” diyor.

Mpox genelde hafif geçiyor, birçok insan iki ila dört hafta içinde iyileşiyor. Ancak bazı insanlar hastalığı ağır geçiriyor ve tedavi olmak için hastaneye kaldırılıyor.

Enfekte kişi, eşya ve hayvanlar ile yakın temastan kaçınarak hastalıktan korunmak mümkün. Yaralara dokunduktan sonra ellerin yıkanması ya da dezenfektan kullanılması da tavsiye ediliyor.

Prof. Rodney, “Aşıların oldukça koruma sağladığını biliyoruz. Yani elimizde şu anda [koronavirüs dönemine] kıyasla daha iyi araçlar ve daha az bulaşıcı bir virüs var… dolayısıyla Covid gibi bir pandemi [çıkma] ihtimali bence düşük” diyor.

Harita
Mpox
mpox

Kaynak: https://www.bbc.com/turkce/articles/cvgdjxlnqkvo

Oropouche virüsü nedir ve nasıl tedavi edilir?

Oropouche virüsü nedir ve nasıl tedavi edilir?

Oropouche virüsü, Amerika kıtasında görülen bir virüs olarak en son Brezilya’da iki genç kadının hayatını kaybetmesine yol açtı.

Tembel hayvan ateşi olarak da bilinen virüse dair ilk vakalar Haziran ve Temmuz aylarında Avrupa’da da görüldü.

Bu aylarda İspanya, İtalya ve Almanya’da görülen 19 vakanın Küba ve Brezilya’ya seyahat eden kişiler olduğu ifade edildi.

Brezilya’da Temmuz ayı sonunda ülkenin kuzeydoğusunda yer alan Bahia eyaletinden iki genç kadının Oropouche nedeniyle hayatını kaybettiği açıklanmıştı.

Oropouche virüsü, sivrisinek ve küçük sineklerin ısırıklarıyla yayılıyor.

Oropouche, yaygın olarak Culicoides paraensis adlı minik sinek türü tarafından bulaştırılan bir virüs.

Bu sinek türü, Amerika’nın geniş bölgelerinde bol miktarda yer alıyor.

Kaç vaka kaydedildi?

İlk vakalar, 1955 yılında Karayipler’de bulunan Trinidad ve Tobago’daki Vega de Oropouche köyünde kaydedildi.

Virüs de ismini bu köyden aldı.

Son altmış yılda, araştırmacılar Brezilya’da bu virüsün neden olduğu hastalığın 500 binden fazla kişide görüldüğünü tahmin ediyor.

Ancak bu sayının düşük bir tahmin olduğu kabul ediliyor.

Bu yıl Brezilya’da yaklaşık 10 bin vaka kaydedildi; bu sayı 2023’te 800 olarak kayıtlara geçmişti.

Bu vakaların çoğu, Oropouche’un endemik olarak kabul edildiği Amazon bölgesinde gerçekleşti.

Brezilya dışında son yıllarda Oropouche virüsü, Peru, Kolombiya, Ekvador, Arjantin, Fransız Guyanası, Panama, Trinidad ve Tobago, Bolivya ve Küba’da da bir halk sağlığı sorunu haline geldi.

Oropouche nasıl bulaşıyor?

Virüs, enfekte bir kişiden başkalarına böcek ısırıkları yoluyla geçiyor.

Cilt teması veya hava yoluyla bulaştığına dair henüz bir kanıt yok.

Ancak Brezilya Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan bir raporda virüsün hamile kadınlardan bebeklerine geçebileceğine dair kanıtlar olduğu belirtildi.

Oropouche virüsünün gebelikler ve doğmamış çocuklar üzerindeki etkileri halen araştırılıyor.

Bu virüsün insanlarda daha çok görülmesinin nedenlerinin kentleşme, ormansızlaşma ve iklim değişikliğinin olduğu düşünülüyor.

Oropouche ayrıca maymunlar gibi primatlar ve tembel hayvanlarda da görülüyor.

Bilim insanları, bazı kuşları da etkileyebileceğinden şüpheleniyor.

Oropouche virüsünün belirtileri nedir?

Oropouche, enfekte olan insanlarda grip benzeri bir hastalığa neden oluyor, sivrisineklerle yayılan ve şiddetli grip benzeri semptomlara neden olan viral dang hummasına benzetilebilir.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre belirtiler şöyle:

  • Aniden başlayan yüksek ateş
  • Baş ağrısı
  • Gözlerin arkasında ağrı
  • Eklem sertliği veya ağrısı
  • Titreme
  • Mide bulantısı
  • Kusma

Bu belirtiler genellikle beş ila yedi gün arasında sürüyor.

Ancak Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ne göre (CDC) hastaların % 60’ında belirtiler birkaç gün veya haftalar sonra yeniden ortaya çıkabiliyor.

Oropouche virüsü ne kadar ölümcül?

25 Temmuz’da Brezilyalı yetkililer, Oropouche virüsünden ilk ölümlerin yaşandığını kaydetti.

İkisinin de önceden sağlık sorunu olmayan yirmili yaşlarındaki kadınlar olduğu belirtildi.

Brezilya Sağlık Bakanlığı, virüsün anne karnındaki bebeklerde beyin kusurlarıyla da ilişkili olabileceği konusunda uyarıda bulundu.

Virüsün bulaştığı annelerden çocuğu olan dört bebekte, genelde Zika virüsü ile ilişkilendirilen, bebeğin beyninin gelişimini durdurması, bu yüzden kafasının küçük olması anlamına gelen mikrosefali vakası görüldü.

Bir ölü doğum vakasının da Oropouche ile ilişkili olduğu düşünülüyor.

Ancak bu konuyla ilgili daha çok araştırmanın yapılması gerekiyor.

Oropouche virüsünün neden olduğu diğer olası ciddi sorunlar arasında, beyin ve omuriliği çevreleyen zarların iltihaplanmasıyla oluşan beyin iltihabı ve menenjit yer alıyor.

Ancak iki ölümün kaydedilmesi beklenmiyordu. Daha önce gerçekleşen ölümlerin gözden kaçırılması ya da dang humması ile karıştırılması ihtimalleri üzerinde duruluyor.

Tedavisi nasıl?

Oropouche’un bir tedavisi yok.

Akademik tıp dergisi The Lancet Microbe’de yayımlanan bir makale, Oropouche salgınlarını “küresel sağlık için yeni bir tehdit” olarak sınıflandırıyor ve yeni tedaviler için yeterli araştırma yapılmadığını vurguluyor.

Brezilya Sağlık Bakanlığı, “hastaların dinlenmesi, semptomatik tedavi ve tıbbi izlenim yapılması gerektiğini” belirtiyor.

Doktorlar, ateş, ağrı ve bulantı gibi belirtileri hafifletmek için belirli ilaçlar verebiliyor.

Enfekte olanların böcek kovucu maddeleri kullanması, virüsün başkalarına yayılmasını önlemeye yardımcı olabilir.

Oropouche virüsü nedir ve nasıl tedavi edilir?

Oropouche nasıl önlenebilir?

Oropouche’a karşı koruyucu bir aşı yok.

İnsanların kendilerini Oropouche’tan koruyabilmelerinin en iyi yolu, sinek ve sivrisinek ısırıklarından kaçınmak.

Uzmanlara göre aşağıdaki koruyucu tedbirler alınabilir:

  • Sivrisineklerin, özellikle sineklerin yoğun olduğu bölgelerden kaçınmak
  • Kapı ve pencerelere ince örgüler takmak
  • Isırıkları önlemek için vücudun büyük kısmını kaplayan giysiler giymek
  • Açıkta kalan cilde böcek kovucu sürmek
  • Ev ve çevresini temiz tutmak, özellikle bitki veya hayvan bulunan dış mekanları temiz tutmak
  • Böceklerin üreyebileceği durgun su ve ölü bitki örtüsü bulunan alanları boşaltmak

Deltametrin ve N,N-dietil-meta-toluamid (DEET) gibi belirli böcek öldürücülerin hastalığı taşıyan türlerin kontrolünde etkili olduğunu kanıtlandı.

Ormansızlaşma ve iklim değişikliği, Oropouche’un daha geniş bir alanda yayılma riskini artırıyor.

Kaynak: https://www.bbc.com/turkce/articles/c86l02886d5o

Batı Nil Virüsü nedir, belirtileri neler, tedavisi var mı?

Sağlık Bakanlığı, Batı Nil Virüsü enfeksiyonunun Türkiye’de bu yıl 6 kişide tespit edildiğini açıkladı. Bakanlık 22 Ağustos’ta sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, “Ülkemizde 2010 yılından itibaren görülen Batı Nil Virüsü Enfeksiyonu 2024 yılında 6 kişide tespit edilmiştir. Hastalarımızın takip ve tedavilerine devam edilmektedir” denildi.

Açıklamada, Batı Nil Virüsü’nün sivrisinekler aracılığıyla yayılan bir hastalık olduğu, hastalığın mevsimsel olduğu da vurgulandı.

Hastalık insanlar için ölümcül olabiliyor.

Uzmanlar sıcak hava dalgaları ve sel gibi aşırı hava olaylarının sıklığının artması ve yaz mevsiminin ısınıp, süresinin uzaması gibi faktörlerin sivrisinekler için daha elverişli koşullar oluşturduğu konusunda uyarıyor.

Peki Batı Nil Virüsü nedir, nasıl bulaşır, tedavi edilebilir mi?

Sivrisinek ısırıklarıyla bulaşıyor

İnsanlara sivrisinek ısırıklarıyla bulaşan bir Batı Nil Virüsü (WNV) vakası ilk kez 1937 yılında Uganda’nın Batı Nil bölgesinde bir kadında görüldü.

Virüs son 50 yıldır insanlarda görülmeye devam ediyor. Doğada sivrisinek-kuş-sivrisinek bulaşım döngüsünü izleyen hastalığın yayılmasında kuşlar önemli rol oynuyor.

Sivrisinekler, hastalığı taşıyan kuşların kanını emerek enfekte olurken virüs birkaç gün boyunca kuş kanında dolaşabiliyor.

Sivrisineğin tükürük bezlerine giren virüs, bu vektörler tarafından ısırılan insanlara ve at gibi hayvanlara geçip, vücutlarında çoğalarak hastalığa neden oluyor.

Hastalık doğrudan temas yoluyla bulaşmıyor. Kuluçka süresi 3 ile 14 gün arasında.

Sevilla'da sivrisineklerle mücadele
İki kişinin öldüğü bildirilen İspanya’nın güneyindeki Sevilla’da virüse karşı önlemler alındı.

Ancak virüs enfekte hayvanların kanlarıyla veya diğer dokularıyla temas edildiğinde bulaşabiliyor.

Bugüne kadar insanlardaki enfeksiyonların çok küçük bir kısmı organ ya da kan nakli ve anne sütü üzerinden gerçekleşti.

1999’da İsrail ve Tunus’ta salgına yol açan hastalık kuşlarla Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) yayıldı. Burada 2010 yılına kadar ciddi bir salgına neden oldu.

Bunun dışında bugüne kadarki en büyük salgınlar kuş göç yolları üzerinde olan Yunanistan, İsrail, Romanya ve Rusya’da meydana geldi.

Virüs, sivrisineklerle bulaşan diğer hastalıklar gibi, iklim değişikliğinin de etkisiyle Avrupa’da ve Amerika kıtasında olmadığı kadar yaygın hale geldi.

Avrupa Hastalıkları Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) 22 Ağustos’ta Batı Nil Virüsü vakalarının 2024’te Avusturya, Hırvatistan, Fransa, Yunanistan, Macaristan, İtalya, Romanya, Sırbistan ve İspanya olmak üzere 9 ülkede görüldüğünü açıkladı.

ECDC daha önce yılın başından beri Avrupa’da 69 kişinin hastalıkla enfekte olduğunu ve 8 kişinin öldüğünü duyurmuştu.

Avrupalı bilim insanları ve uzmanlar, sıcak hava dalgaları ve sel gibi aşırı hava olaylarının sıklığının artması ve yaz mevsiminin ısınıp, süresinin uzaması gibi faktörlerin sivrisinekler için daha elverişli koşullar oluşturduğunu söylüyor.

WHO: Belirti görülmeme oranı yüzde 80

Dünya Sağlık Örgütüne (WHO) göre virüsün bulaştığı insanların yaklaşık yüzde 80’inde herhangi bir belirti görülmüyor.

Virüsün bulaştığı kişilerin yüzde 20’sindeyse Batı Nil ateşi gözlemleniyor.

Belirtileri arasında ateş, baş ağrısı, yorgunluk ve vücut ağrıları, mide bulanması, kusma ve nadiren vücutte döküntü ve lenf bezlerinde şişlik var.

Enfekte 150 kişiden birinde hastalık daha ağır seyrediyor. Bu vakalarda koma ve felç gibi semptomlar görülebiliyor.

Ağır hastalık her yaştan kişide görülebilse de çoğunlukla 50 yaş üstü ya da bağışıklık sistemi zayıf insanlarda daha sık rastlanıyor.

Korunma yöntemleri neler?

sprey
Sivrisinek kovucu spreyler kullanılması koruyucu yöntemler arasında.

Hastalığın insanlar için doğrudan tedavisi yok. Ancak enfekte olan kişiler, hastaneye kaldırılarak solunum desteği ve diğer hastalıkların gelişiminin engellenmesi gibi önlemlerle destekleniyor.

Batı Nil Virüsü için bir aşı da bulunmuyor. Bu nedenle enfeksiyonu azaltmanın en önemli yolu farkındalık ve eğitim.

Uzmanlar, sivrisinek ve vektörlerle bulaşan diğer hastalıklarda olduğu gibi bu canlılardan, sineklikler ve spreyler gibi yöntemlerle korunmayı öneriyorlar.

Klimalı odalarda uyumak ve vücudun açık bölümlerini kapatan kıyafetler giyinmek sivrisineklerden korunmak için yapılabilecekler arasında.

Hasta hayvanlarla temas sırasında eldivenlerin giyilmesi gibi hayvandan insana geçişi önleyecek tedbirlerin alınması da tavsiye ediliyor.

Bunun yanında hastalığın görüldüğü bölgelerde sivrisinek türlerinin izlenmesi ve kontrol edilmesi de önemli görülüyor.

Kaynak: https://www.bbc.com/turkce/articles/cyvp6817vd3o

MIT, İç Kanamayı Durdurabilen Sentetik Kan Pıhtılaştırıcı Geliştirdi.

MIT’den bilim insanları organlardaki iç kanamayı durdurabilecek sentetik bir kan pıhtılaştırıcı üretti. Yeni geliştirilen sistem sayesinde kazalar sonrası travmalardan kaynaklanan iç kanama durdurularak, yaralılar için ekstra süre kazanılabilir. Yeni geliştirilen sistem nanoparçacıklar ve polimerler kullanarak doğal kan pıhtısı oluşumunu hızlandırıyor.

Normalde yara bölgesine tutunan trombositler, pıhtılaşma prosesinin tetikleyerek, yapışkan pıhtı formunu oluşturur. Yeni sistem iki ana bileşenden oluşuyor; trombositleri toplayan nanoparçacıklar ve fibrinojenleri taklit eden polimer. Nanoparçacıklar PEG-PLGA adı verilen biyo-uyumlu bir peptitten oluşuyor ve trombositleri etkinleştiriyor. Bu sayede trombositler yaralar gibi spesifik bölgelerde birikerek, konsantrasyonu arttırıyor.

Nanoparçacıkların boyutları 140 ve 220 nm arasında değiştiğinden, akciğerlerde tehlikeli pıhtı oluşumunu engelliyor. En önemlisi de ekip aynı zamanda, fibrinojeni taklit eden protein etiketiyle nano-parçacıkların üzerindeki bir kimyasal grupla çapraz bağlanma yapan bir sistem tasarladı. Böylece yara bölgesine nüfuz eden sentetik pıhtılaşma sistemindeki bileşenler birbirini bularak, yarayı daha verimli bir şekilde kapatılabiliyor. Çalışmanın başyazarı Celestine Hong, “Buradaki ana fikir, bu bileşenlerin her ikisi de kan dolaşımındayken, bir yara bölgesi varsa, hedefleme bileşeni yara bölgesinde birikmeye başlayacak ve çapraz bağlanma başlayacaktır.

Her iki bileşen de yüksek konsantrasyonda olduğunda, daha fazla çapraz bağlantı elde edersiniz. Bu da yapıştırıcıyı oluşturmaya ve pıhtılaşma sürecine yardımcı olur,” diyor. Ekip sistemi iç kanama modelli farelerde denedi ve ikili bileşenin sadece nanoparçacıklı(trombosit toplayıcı) sisteme göre iki kat daha iyi çalıştığı bulundu. Ayrıca ciddi bir immün reaksiyon görülmedi.  

Kaynak ve devamını okuman için : MIT, İç Kanamayı Durdurabilen Sentetik Kan Pıhtılaştırıcı Geliştirdi (gercekbilim.com)

Kanda Bulunan Bir Protein Egzersizin Bizi Nasıl Gençleştirdiğini Açıklayabilir

Egzersiz ve kan transfüzyonuyla, kanda yükselen trombosit faktör 4(PF4) adlı proteinin zihinsel olarak iyileşme sağladığı ve yaşlanma karşıtı olduğu bulundu. 3 farklı çalışmada aynı sonuca varan bilim insanları, PF4’ün bilişsel olarak iyileşme sağlayan süper bir kan faktörü olduğu belirtiyor. Yani egzersiz kandaki PF4 miktarını arttırarak vücudunuzun yaşlanmasını yavaşlatabilir.

Araştırma, ABD’deki California San Francisco Üniversitesi’nden (UCSF) ve Avustralya’daki Queensland Üniversitesi’nden iki ekip tarafından gerçekleştirildi. Trombosit ya da diğer adıyla plateletler kanda pıhtılaşmada önemli bir rol oynuyor. Kanamayı durduran fiziksel tıkaç görevi görmenin yanı sıra, bu küçük, çekirdeksiz kemik iliği hücresi parçaları, aggreasyonu teşvik eden kimyasallar salgılayan granüller içerir. PF4 proteini de, immün sistemin yaralar ve enfeksiyon üzerindeki tepkisine katkıda bulunur. Öyle görünüyor ki, bu  protein yaşlanma karşıtı(anti-aging) mekanizmalarda da yer alıyor.

Bu protein beyin,karaciğer ve böbreklerde klotho adı verilen enzimlere yön veriyor. “Genç kanı,klotho ve egzersiz beynimize bir şekilde ,” Hey, kendini iyileştir, “ diyebilir. PF4 sayesinde bu yenilemenin ardındaki dili öğrenmeye başlıyoruz,” diyor  UCSF’den anotomici Saul Villeda. Genç kanı çalışmasında, yaşlı farelere enjekte edilen PF4 proteininin beyindeki enflamasyonu azalttığı ve hayvanlarda hafızayı iyileştirdiği gösterildi. Özellikle yaşlandıkça kötüleşen sağlık durumlarının bir kısmını geri çevirdiği görüldü.

Bu araştırma parabiyoz olarak da bilinen önceki araştırmanın üzerine kuruldu. Bu araştırmada genç insanların veya diğer hayvanların kanının gençleştirici etkisi üzerine kuruldu. İşte genç kanında karakteristik olarak PF4’ün daha fazla olma eğilimindedir. İkinci araştırmada ise bilim insanları PF4 ile membran proteini klotho arasında bağ kurmaya çalıştı. Daha önceki araştırmada klothonun bilişsel gücü arttırdığı gösterilmişti. PF4 ise bu desteğin beynin sağ loblarına aktarılmasında görev alıyor. Hem genç hem de yaşlı fareler, daha sonra PF4’ü serbest bırakan klotho enjeksiyonundan sonra davranış testlerinde iyileşme gösterdi. Bu , beynin anıları oluşturduğu hipokampusta yeni bağlantıların oluşumunu artırdı .

Son olarak üçüncü çalışma, egzersizin farelerin kanına daha fazla PF4 saldığını buldu. PF4’ün yeni beyin hücrelerinin oluşumunda rol oynadığı ve ayrıca yaşlı farelerde hafıza fonksiyonlarını iyileştirdiği gözlemlendi. Egzersizin beyni zinde tutmaya yardımcı olabileceğini zaten biliyoruz ve görünen o ki PF4 bunda rol oynuyor. Gelecekte, normal bir şekilde aktif olamayan kişilere egzersizin faydalarını sağlayacak terapiler geliştirilebilir. Bu çalışmaların tümü fareler üzerinde gerçekleştirilmiş olsa da, bu bulguların büyük olasılıkla insan vücudu için de geçerli olacağı düşünülüyor .

PF4 “beyin sağlığının habercilerinin” gelecekteki tedavilerde yardımcı olabileceği çeşitli yollar öneriyor . UCSF nöroloğu Dena Dubal, ” Birbirimizden bağımsız ve şans eseri aynı şeyi bulduğumuzu anladığımızda gerçekten çok şaşırdık, ” diyor . “Üç ayrı müdahalenin trombosit faktörleri üzerinde birleştiği gerçeği, bu biyolojinin geçerliliğini ve tekrarlanabilirliğini gerçekten vurgulamaktadır.”

Araştırma Nature , Nature Aging ve Nature Communications’da yayınlandı .

Kaynak ve devamını okuman için : Kanda Bulunan Bir Protein Egzersizin Bizi Nasıl Gençleştirdiğini Açıklayabilir (gercekbilim.com)

Orak Hücre Anemisi İçin Geliştirilen İki Gen İlacı FDA Onayından Geçti

Geçtiğimiz hafta CRISPR gen düzenleme aracı kullanarak orak hücre anemisini tedavi eden iki ilaç FDA tarafından kabul edildi. Nobel ödüllü CRISPR teknolojisi geni istediğimiz yerden kesmeye yarayan bir teknolojidir. Vertex Pharmaceuticals tarafından üretilen Casgevy ve Bluebird Bio tarafından üretilen Lyfgenia ilacının kullanımına 12 yaş ve üstüne onay çıktı. Orak hücre anemisi kalıtsal bir kan hastalığı olup, kırmızı kan hücrelerinin orak şeklinde olmasından dolayı, oksijen taşıma kapasitesinin düşmesine neden olmaktadır.

Sadece ABD’de 100 binden fazla kişinin orak hücre anemisinden muzdarip olduğu düşünülmektedir. ABD’deki hastaların büyük kısmının siyahi olduğu belirtiliyor.  Vertex tedavisinin ABD fiyatı 2.2 milyon dolar iken, bluebird’ün tedavisi 3.1 milyon dolara mal olması bekleniyor. Bu iki tedavinin 2024 itibariyle başlanacağı belirtiliyor.  Casgevy, Jennifer Doudna ve CRISPR Therapeutics kurucu ortağı Emmanuelle Charpentier tarafından keşfedilen, DNA’daki hatalı genleri silmeye ya da kesmeye yarayan moleküler makaslar kullanıyor.

Bluebird’ün gen terapisinde nötral virüslere modifiye genler yerleştiriliyor. Yapılan ayrı klinik çalışmalarda, her iki tedavi de orak anemisi hastalarında ağrılı atakların azaltılmasına yardımcı oldu; Casgevy alan 31 hastadan 29’unda ve Lyfgenia alan 32 hastadan 28’inde iyileşme görüldü. FDA İlaç Denemelerini Takip Edecek FDA yetkilisi Peter Marks, “Bugünkü eylemler, onayı desteklemek için gereken bilimsel ve klinik verilerin titiz değerlendirmelerini takip ediyor ve FDA’nın insan sağlığı üzerinde ciddi etkileri olan durumlar için güvenli ve etkili tedavilerin geliştirilmesini kolaylaştırma konusundaki kararlılığını yansıtıyor” dedi. FDA, bluebird denemesinde iki hastada akut miyeloid lösemi bulunmasının ardından Lyfgenia’nın etiketine kan kanseri riskiyle ilgili bir uyarı ekledi. 

FDA yetkilileri, Vertex hastalarında bu tür vakalara rastlanmadığını ancak yan etkilerin takip edileceğini söyledi. Terapilerin kalıcı etkisine ilişkin veriler sınırlıdır, bu nedenle şirketler, onay alındıktan sonra 15 yıllık bir takip çalışması yoluyla potansiyel uzun vadeli güvenlik risklerini değerlendirmeyi planlıyor. FDA, hastaların kanser maligniteleri açısından yaşamları boyunca izleneceğini söyledi.

Gen terapileriyle tedavi birkaç ay sürebilir ve yüksek dozda kemoterapiyi gerektirebilir, bu da potansiyel kısırlık riski taşır. Yumurtaların dondurulması ve sperm bankacılığı gibi doğurganlığı koruma yöntemleri ticari sigorta kapsamında olsa da Bluebird CEO’su Andrew Obenshain, şirketin hükümet destekli planlar kapsamında kapsam aradığını söyledi. Orak hücre hastalığının uzun vadeli tek tedavisi kemik iliği naklidir, ancak bunun için uygun donörlerin bulunması gerekir. Orak hücre hastalarına yönelik diğer tedaviler, standart bakım veya kemoterapi ilacı hidroksiüre veya kırmızı kan hücrelerinin parçalanmasını yavaşlatmayı amaçlayan Pfizer’ın Oxbryta gibi günde bir kez kullanılan ilaçlardır.

Kaynak ve devamını okuman için : Orak Hücre Anemisi İçin Geliştirilen İki Gen İlacı FDA Onayından Geçti (gercekbilim.com)