Dünya Menopoz Günü: Menopoz nedir, neden olur, belirtileri neler?

Menopoz

Haber bilgisi

  • Philippa Roxby, BBC Sağlık Muhabiri

Her kadın menopoz geçirir ve bunun semptomları genellikle 40’lı yaşların ortasında başlar.

Peki menopoz sürecinde vücutta neler yaşanır?

Menopoz nedir?

Menopoz, kadınların yumurtalık faaliyetlerinin sona ermesiyle adet döngüsünün kalıcı olarak kesilmesi anlamına geliyor. Bu ortalama olarak 51 yaş civarında gerçekleşiyor.

Menopoz öncesinde, adetlerin düzensiz hale geldiği döneme perimenopoz deniyor.

Bu da tahmini olarak 46 yaş civarında başlıyor.

Perimenopoz döneminde birçok kadının adeti düzensizleşiyor veya ağırlaşıyor.

Bazı kadınlar ise daha önce yaşamadıkları duygusal ve fiziksel problemlerle karşılaşıyor.

Eğer 12 ay boyunca adet görmediyseniz, geriye bakıp menopoz geçirdiğinizi (son adetinizi olduğunuzu) söyleyebilirsiniz.

Bazı kadınlarda, ya doğal nedenlerden ya da hastalık veya çeşitli tedavilerden dolayı bu süreç daha erken yaşanabiliyor.

Menopoz

Menopoza ne yol açıyor?

Menopoz sırasında, başta adet döngüsünü kontrol eden östrojen olmak üzere hormon seviyeleri değişiyor.

Kadınlar yaşlandıkça yumurtalıklar daha az yumurta üretiyor, östrojen seviyeleri dalgalanıyor ve daha sonra kademeli olarak azalıyor.

Bu da menopoz belirtilerine yol açıyor.

Bu süreç tabii ki bir günde gerçekleşmiyor.

Östrojen seviyesinin düşmesi birkaç yıl sürebiliyor ve hormon azaldığında düşük seviyede kalıyor, bu da vücutta çeşitli değişikliklere neden oluyor.

Yumurtalıklar tamamen yumurta üretmeyi bıraktığında, hamilelik artık mümkün olmuyor, bu noktada da menopoz gerçekleşiyor.

Belirtileri neler?

Menopoz ve menopoz öncesindeki süreç her kadını farklı şekilde etkileyebiliyor.

Östrojen seviyesinin düşmesi beyne, adetlere, cilde, kaslara ve ruh haline etki edebiliyor.

Bu süreçte birçok farklı belirti yaşanabiliyor ve hangi belirtinin ne zaman görüleceği kişiden kişiye değişiyor.

En sık görülen belirtiler:

Eklem ağrısı, kuru cilt, beyin sisi olarak adlandırılan hafıza problemleri ve odaklanma zorluğu da sıkça bahsedilen diğer belirtiler arasında.

Kadınların yaklaşık yüzde 75’inde bir ya da birkaç belirti görülüyor.

Menopoza giren kadınların dörtte biri ise şiddetli belirtiler gördüklerini söylüyor.

Bu belirtilerin süresi 7 yıla kadar uzayabiliyor.

Kadınların üçte biri ise şikayetlerinin daha uzun sürdüğünü aktarıyor.

Eğer doğum kontrol hapı kullanıyorsanız, adet dönemlerinizi farklı şekillerde etkileyebileceğinden menopoza girdiğinizi anlamak zorlaşabilir.

Sıcak basmasına ne sebep oluyor?

Sıcak basmasının temel sebebi östrojen eksikliği.

Östrojen, beyinde vücudun sıcaklığını ayarlama görevini gerçekleştiriyor.

Normalde vücut sıcaklık değişimleriyle kendi kendine baş ediyor, ancak östrojen eksikliği olduğunda vücuttaki doğal termostat bozuluyor ve beyin vücudun aşırı ısındığını düşünüyor.

Östrojen hormonu aynı zamanda ruh halini de etkileyebiliyor.

Hormon, ruh halini kontrol eden beyin reseptörlerindeki kimyasallarla etkileşime girdiğinde düşük seviyelerde kaygı ve ruh hali bozuklukları yaşanabiliyor.

Etkilenen başka hormonlar var mı?

Evet, progesteron ve testosteron. Ancak bu hormonların östrojen eksikliği kadar etkisi olmuyor.

Progesteron her ay vücudu hamilelik için hazırlamaya yardımcı oluyor ve yumurtlama durduğunda ve adetler kesildiğinde azalıyor.

Kadınların yüksek seviyede ürettiği testosteron ise enerji seviyesi ve cinsel dürtüyle ilişkilendiriliyor.

Testosteron vücutta 20’li yaşlardan itibaren azalmaya başlıyor.

Bazı kadınların takviye alması gerekebiliyor.

Menopoz için test var mı?

Menopoz teşhisi için testler var ancak uzmanlar bunların 45 yaşından sonra yararlı olmadığı konusunda hemfikir.

Adet döngülerindeki değişiklikleri ve diğer semptomları bir doktorla konuşmanın daha faydalı olacağı belirtiliyor.

Menopoz testi, vücuttaki FSH (folikül uyarıcı) hormonları ölçüyor.

Ancak vücutta hormonlar sürekli olarak değiştiği için testlerin doğru tespit yapması çok zor.

Kadınlar, adetlerinin düzensiz olduğu dönemlerde bile hamile kalabiliyor.

Uzmanlar 55 yaşına kadar cinsel ilişki sırasında korunmayı tavsiye ediyor.

Belirtileri azaltmak için herhangi bir tedavi var mı?

Hormon tamamlama tedavisi (HRT), menopoz döneminde azalmaya başlayan ve menopoz belirtilerini hafifletmeye yardımcı olan östrojen gibi hormonlara takviye yapıyor.

Ancak bu tedavi, daha önce kanser geçirmiş veya kan pıhtılaşması ve yüksek tansiyon yaşamış kişiler için uygun olmayabilir.

Kadınlar belirtileri doğal yollarla azaltmak için:

  • Yağ oranı düşük ve kalsiyum oranı yüksek gıdalar tüketip dengeli bir şekilde beslenerek kemikleri güçlendirebilir ve kalbi koruyabilir
  • Kaygı ve stres belirtilerini azaltmak ve kalp hastalıklarına karşı önlem almak için sıkça egzersiz yapabilir
  • Kalp hastalıklarını ve sıcak basmasını önlemek için sigara içmeyi bırakabilir
  • Sıcak basmasını önlemek için alkol tüketimini azaltabilir

Öte yandan soya ve kırmızı yoncada bulunan bitkisel östrojeni yemenin belirtilere yardımcı olabileceğini ve D vitamini takviyelerinin kemik sağlığını iyileştirebileceğini öne süren bazı araştırmalar da var.

Menopozdan sonra ne oluyor?

Son adetten bir yıl sonra menopoz sonrası sürece girilmiş oluyor.

Östrojen üretiminin tamamen durmasıyla birlikte kemikler ve kalp üzerinde uzun süreli bir etki oluşuyor.

Bu etkilerin çoğu yaşlanmanın doğal bir parçası.

Ancak dünyada yaşam süresi beklentisinin artmasıyla birlikte, kadınlar artık yaşamlarının üçte birinden fazlasını menopozdan sonra yaşıyor.

Kaynak: Haberin Ana Kaynağı için Tıklayın

1 bardak kahve içince neden tuvaletiniz geliyor?

Biliyor Muydunuz?

Kahve, sindirim sistemini uyararak bağırsak hareketlerini teşvik edebilir. Bunun nedeni, kahvenin kafein ve diğer bileşenlerinin bağırsaklardaki hareketliliği artırmasıdır.Doktor Hussain Ahmad,sindirim sisteminizi tetikleyebilecek asitler ve yağlar içerir.

Bu yüzden birçok insan kahve içtikten sonra tuvalete çıkma isteği duyuyor.Gastroenterolog Kenneth Brown da bu sorunun sizi nasıl etkilediği hakkında konuştu. Dr. Brown, kafeinin kabızlık çekenler için doğal bir çözüm olabileceğini söylüyor. “Ancak bazı kişilerde ishale de neden olabiliyor ” diyor.Dr. Brown, kahve çekirdeklerinin klorojenik asit adı verilen bir maddeye sahip olduğunu ve bunun bir tür antioksidan olduğunu açıkladı. “Bu bileşik bağırsaktaki kasları uyararak bağırsak hareketlerini tetikleyebilir” dedi.

Yeni Bir Araştırmaya Göre Evrende Karanlık Madde Bulunmuyor Olabilir!

Yeni bir araştırmaya göre karanlık maddeyi bulma çalışmaları asla olumlu sonuç vermeyecek çünkü evrende kara madde bulunmuyor.

Evrenin oluşumuna dair şu anda en çok kabul gören teorik modele göre evren normal madde, karanlık madde ve karanlık enerjiden oluşuyor. Ottawa Üniversitesi’nde gerçekleştirilen yeni bir açıklamaya göre bu hipotez doğru değil ve evrende karanlık madde diye bir şey bulunmuyor.Kozmolojide karanlık madde ifadesi, elektromanyetik alanlarla veya ışıkla etkileşime geçmeyen, sadece kütleçekim kuvveti ile gözlemlen yapılar için kullanılıyor. Öte yandan karanlık maddeyi henüz göremiyoruz ancak galaksilerin, gezegenlerin ve yıldızların davranışlarını açıklamakta kara madde etkisi de kullanılıyor.

Karanlık madde diye bir şey hiç olmayabilir!

Ottawa Üniversitesi Fen Fakültesi’nden Fizik Profesörü Rajendra Gupta, Ortak Değişkenli Çiftlenme Sabiti ve “yorgun ışık” teorilerini birleştirerek bu sonuca ulaştığını açıkladı. Bu teorinin temelinde ise kozmik takvimde tabiatın güçlerinin zaman içerisinde azalması ve ışığın mesafe kat ettikçe enerjisinin düşmesi fikirleri yer alıyor.

Genel kabul gören görüşe göre evrenin yaklaşık yüzde 27’si karanlık maddeden oluşuyor. Normal madde ise evrenin yalnızca yüzde 5’ini oluşturuyor. Kalan kısmın ise karanlık enerjiden oluştuğu düşünülüyor. Gupta’nın gerçekleştirdiği çalışma ise bu teoriye meydan okuyor. Gupta, daha önceki JWST gözlemlerinde evrenin yaşının 26,7 milyar olduğunun ortaya çıktığını, bu durumda da evrende karanlık maddenin var olmasına gerek olmadığını ifade ediyor. Öte yandan bu durum, evrenin açıklanması için karanlık maddenin olmadığı bir hipotez oluşturmayı da gerektiriyor.

Araştırma The Astrophysical Journal’de yayımlandı.

Kaynak: Ana kaynak

Fizikçiler, Ses Dalgalarının Yalnızca Tek Yönde İlerlemesini Sağlayacak Bir Cihaz İcat Etti

Bilim insanları, ses dalgalarının sadece tek bir yönde ilerlemesini sağlayacak bir cihaz icat etti.

ETH Zürih ve Lozan Federal Teknoloji Enstitüsü’nden bilim insanları, yaptıkları çalışma ile ses dalgalarının sadece tek bir yönde ilerlemesini sağlayacak yeni bir cihaz geliştirdiklerini açıkladı. Bu cihaz, disk benzeri bir yapı ve üç porttan oluşuyor. Cihaz pasif durumdayken bir porttan gelen ses diğer iki porttan da eşit derecede duyulabiliyor. Sistem aktif hâle getirildiğinde ise boşluğa belirli bir hızda hava akışı sağlanıyor. Bu hava akışı da bir porttan gelen sesin yalnızca 1 tane başka porttan duyulabilmesini sağlıyor.

Normal şartlar altında ses dalgaları birden fazla yönde hareket ederler. Gönderici ve alıcı yer değiştirse bile sesli iletişim devam eder. Bu sistemde ise ses tek yönlü hareket ettiriliyor. Böylece istenmeyen seslerin engellenmesi de sağlanıyor. Daha önce benzer sistemler geliştirilmiş olsa da yeni cihaz sesin kalitesinin ve şiddetinin düşmesine de engel oluyor.

ETH Zürih ekibi, ses dalgalarının güç kaybetmeden ilerlemesini sağlamak için farklı bir yaklaşım benimsedi. Diske giren hava, ses dalgası ile aynı frekansa getiriliyor. Böylece ses dalgaları güçlerini kaybetmek bir yana daha da güçlü şekilde iletiliyor. Bu cihazın ses dalgaları dışında elektromanyetik dalgaların yönlendirilmesi için de kullanılabileceği ifade ediliyor. Araştırma Nature Communications’ta yayımlandı.

kaynak: Ana kaynak

İLK DEFA BİR BEYİN HARİTALANDI VE BİLGİSAYARA YÜKLENDİ

Geçtiğimiz günlerde bilim dünyasında sessiz sedasız bir eşik daha aşıldı. Bilim insanları yakın zamanda Nature dergisinde 9 ayrı makalede bir “sineğin” beyninin eksiksiz, kusursuz, tüm bağlantıları ile haritalandığını duyurdular. Üstelik bu beyni dijitale aktarıp, ölmüş bir sineğin beyninden tepkiler de aldılar.

Kaynak: Ana kaynak

İlk Hayvanlar, Dünya Okyanuslarını Oksijenlendirerek Karmaşık Yaşamın Evrimini Hızlandırmış Olabilir!

Exeter Üniversitesi’nde yapılan yeni araştırma, Dünya’daki karmaşık yaşamın evrimiyle ilgili yaygın bir inanışı sorgulanıyor. Geleneksel olarak atmosferde ve okyanuslarda çözünmüş belli bir miktarda oksijenin kompleks yaşam formlarının evrimi için zorunlu olduğu düşünülüyordu. Ancak bu araştırma, ilk oksijen seviyeleri düşükken bile hayatta kalıp, geçen okyanusları oksijenlendirerek karmaşık evrimini hızlandırabilir.

Bu çalışma, özellikle deniz süngerlerine odaklanıyor. Deniz süngerleri, bilinen en eski hayvan türlerinden biri olarak kabul edilir ve düşük oksijen seviyelerine dayanıklı oldukları bilinmektedir. Araştırmada, Danimarka’daki deniz süngerleri kullanılarak yapılan amplifikasyonlar, bu süngerlerin düşük oksijen koşullarında bile saklanabildiği ve metabolik işlemler sırasında çevrelerdeki suyu filtreleyip oksijen üretebildikleri ortaya konuldu. Bu durum, ilk hayvanların sadece oksijen tüketiminin evrimleşmeyle tanımlanmasıp, aynı zamanda oksijen üretimine katkıda bulunularak daha karmaşık yaşam formlarının evrimi için gerekli koşullar yaratılabileceği belirlenmiştir.

Bu başlangıçlar, ilk hayvanların yaşamları boyunca oksijenin çoğalmasını artırıyor, daha karmaşık organizmaların evrimini hızlandırdığını hayal ediyor. Oksijenin varlığı ve karmaşık yaşamın evrimi arasındaki ilişkinin daha önce düşünüldüğünden çok daha karmaşık olabileceğini ortaya koyan bu çalışma, Dünya’nın erken biyolojik aşamalarında her gün yaşam formlarının gelişip evrimleştiğini söylemek mümkün olabilir.

Kaynak: Sıradışı bilim sitesinden alınan haber yapay zeka ile desteklenmiştir.