Göz sağlığında Devrim: Akıllı lensler görme sorunlarını nasıl çözüyor?

Göz ve Cerrahi Lazer Merkezi Başhekimi Prof. Dr. Abdullah Özkırış, akıllı lenslerin görme sorunlarına nasıl çözüm sunduğunu anlattı. Akıllı lenslerin, özellikle katarakt hastaları için uygun olduğunu belirten Özkırış, bu lenslerin hastaların yaşam kalitesini artırdığını ve uygun hasta seçiminin önemini vurguladı.

Akıllı lensler son zamanlarda oldukça gündemde olup, uzak yakın veya hem uzak hem yakın görme sıkıntısı yaşayan hastalara konfor sağlıyor. Gözde görme işlevini kaybeden mercek ameliyat ile çıkarıldıktan sonra yerine “akıllı lens” denilen mercekler yerleştiriliyor.

Yaklaşık 10 yıldır katarakt ameliyatlarında uygun hastalar için tercih edilen lensler, görme sorununa çözüm sağlıyor. Prof. Dr. Abdullah Özkırış; akıllı lensler hakkında bilgi verdi.

GÖRME İŞLEVİNİ YİTİREN MERCEKLER YERİNE “AKILLI LENSLER”

“Akıllı lensler hastaların görme sorununa çözüm olabilecek düzeyde etkili yapıdadır. Buradaki amaç, gözde doğuştan var olan ve artık işlevini yitirmiş mercek yerine yapay bir mercek uygulayarak hastanın görme kalitesini olabildiğince artırmaktır. Akıllı lensler, gözünde katarakt hastalığı olan ve bu nedenle ameliyat olması gereken hastalar için uygulanmaktadır. Bunun için uygun hastalar tercih edilmeli ve akıllı lens ameliyatı uygulanmalıdır.”

UYGUN HASTA SEÇİMİ ÖNEMLİ

Hasta seçiminin oldukça önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Abdullah Özkırış, sözlerine şöyle devam etti: “Bu akıllı lensler, katarakt hastalığı veya yüksek myop veya hipermetrop olan hastalara uygulanabilir. Ancak diyabet (şeker), sarı nokta, ileri astigmat, şaşılık, kerotokonüs ve korneal problemleri olan hastalar için de akıllı lens uygulamaları tercih edilmez. Göz içine yerleştirilen bu teknoloji harikası lensler bifokal (iki odaklı) ve trifokal (üç odaklı) olmak üzere üç çeşittir. Akıllı lens kullanmak için hastaya önce standart katarakt ameliyatı uygulanmalı ve hastanın kendi orijinal lensi çıkartılıp yerine uygun mercek yerleştirilmelidir. Ameliyat, standart katarakt ameliyatı gibi 8-10 dakika kadar sürmektedir. Bu operasyon sırasında göze dikiş uygulanmamakta ve hastalar aynı gün taburcu edilmektedir.”

Kaynak ve devamını okuman için : Göz sağlığında Devrim: Akıllı lensler görme sorunlarını nasıl çözüyor? – Son Dakika Sağlık Haberleri | Cumhuriyet

Alzheimer’ın doğal ilacı bulundu! Beynin iki büyük dostu: Zencefil kökü ve karabiberin bu etkisine çok şaşıracaksınız…

Diyetisyen Beyza Tağraf, son günlerde popüler hale gelen kurkumin ve piperinin nörolojik hastalıklarla ilişkisini açıkladı. Diyetisyen Tağraf konuyla ilgili, “Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar, kurkumin ve piperinin nörodejeneratif dediğimiz insan beynindeki nöronları etkileyen bir dizi hastalıkların tedavisinde umut vaat eden doğal bileşikler olabileceğini ortaya koymaktadır” ifadelerini kullandı. Kurkumin zencefil kökünden elde edilirken yapılan araştırmalarda piperinin ise karabiberde doğal olarak bulunduğu ortaya çıktı.

Beyinle ilgili çalışmalar toplumun dikkatini her zaman çekerken son yıllarda özellikle kurkumin ve piperinin beyin sağlığı üzerindeki olumlu etkileri insanlarda büyük merak uyandırıyor. Diyetisyen Beyza Tağraf, kurkumin ve piperinin beyin sağlığı üzerinde büyük faydaları olduğunu ifade etti.

Diyetisyen Tağraf, kurkuminin özellikle Alzheimer hastalığında beta-amiloid plak birikiminin azalttığını ve bu sayede sinir hücrelerini koruma potansiyeli olduğunu ifade ederken, piperinin ise hem sinir hücrelerine iyi geldiğini hem de kurkuminin sindirimini kolaylaştırdığını belirtti. Kurkuminin zencefilden elde edildiğini belirten Tağraf, “Son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalar, kurkumin ve piperinin nörodejeneratif dediğimiz insan beynindeki nöronları etkileyen bir dizi hastalıkların tedavisinde umut vaat eden doğal bileşikler olabileceğini ortaya koymaktadır. Kurkumin, zencefilden elde edilen bir polifenol olup antienflamatuar, antioksidan ve nöroprotektif özellikleri ile bilinmektedir.

Özellikle Alzheimer hastalığı gibi nörodejeneratif hastalıklarda, beyindeki beta-amiloid plakların birikmesi ve nöronal inflamasyonun artması önemli rol oynamaktadır. Yapılan son araştırmalar, kurkuminin bu süreçleri etkileyebileceğini incelemektedir. Kurkuminin antioksidan özellikleri sayesinde, beyindeki oksidatif stresi azaltarak sinir hücrelerini koruma potansiyeline sahip olduğu düşünülmektedir” diye konuştu.

Piperinin ise karabiberde doğal olarak bulunduğuna dikkati çeken Diyetisyen Tağraf, şöyle devam etti:“Piperinin sinir hücrelerinde antienflamatuar etkiler gösterdiği ve nörodejeneratif süreçlerin ilerlemesini yavaşlatabileceği bilinmektedir. Piperinin nöronal inflamasyonu azalttığını ve bu sayede sinir hücrelerinin sağlığını koruma potansiyeline sahip olduğu düşünülmektedir. Bütün bunlara ek olarak, kurkumin vücut tarafından emilmesi zor bir maddedir. Piperin varlığında daha iyi emildiği kanıtlanmıştır. Dolayısıyla piperin ile birlikte tüketimi en etkili yoldur.”

Kaynak ve devamını okuman için : Alzheimer’ın doğal ilacı bulundu! Beynin iki büyük dostu: Zencefil kökü ve karabiberin bu etkisine çok şaşıracaksınız… – Sağlık Haberleri – Sayfa 5 (cnnturk.com)

Hangi vitamin ve mineral eksikliği neye sebep oluyor? İşte tetiklediği hastalıklar.

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Serdal Baysal, görme bozukluğu, kansızlık, stres, uykusuzluk, cilt problemleri ve sinir hastalıkları gibi vücutta meydana gelen ani değişimler ve anlam verilemeyen hastalıkların vitamin eksikliklerinden kaynaklanabileceğini söyledi.

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Serdal Baysal, sağlıklı beslenen kişilerde genellikle vitamin ve mineral eksikliğinin pek gözlenmediğini ifade ederken, sağlıksız beslenenlerde ise metabolizma için gerekli maddelerin eksiklikleriyle beraber değişik şikâyetler ortaya çıkabileceğine dikkat çekti.

Vitamin ve minerallerin vücudun kendi yapamadığı, gıdalarla veya değişik preparatlar şeklinde dışarıda alındığını ifade eden Dr. Serdal Baysal, “A vitamini, vücutta eksikliği oluşursa, ciltte kuruluk, yüksek tansiyon, saç ve tırnak kırılmaları, görmede bozukluk, halsizlik ve enfeksiyonlara karşı dirençsizlik oluşabilir.B1 vitamini eksikliğinde dolaşım sistemi, sinir sistemi, sindirim bozukluğu ve halsizlik oluşabilir. B6 vitamini eksikliğinde de sinir sistemi ve halsizliğin yanı sıra böbrek taşı oluşumu ve kansızlık görülebilmektedir. B12 vitamininin eksikliğinde ise alzaymır gibi kalıcı sinir sistemi bozuklukları ortaya çıkabilir” dedi.

Magnezyum eksikliğinin sık rastlanan bir sağlık sorunu olmadığını ifade eden Baysal, “Şeker hastalığı, kronik alkolizm, sigara kullanımı, kanser, mide bağırsak sistemi hastalıkları, böbrek hastalıkları ve bazı ilaçların kullanımı magnezyum eksikliğine sebep olur. Magnezyum ihtiyacını karşılamak için ise koyu yeşil sebzeler, tam tahıllı ekmek, fındık, fıstık, badem, susam, muz, maden suyu, soya fasulyesi ve kuruyemiş gibi besinler tüketilmelidir.

Demir minerali eksikliği ise iç hastalıkları polikliniklerinde en sık karşılaşılan sorunlardan bir tanesidir.

Demir eksikliği anemisi halk arasında kansızlık olarak da bilinir. Demir eksikliği anemisi başta mide bağırsak sistemi kanserleri olmak üzere pek çok önemli hastalığın ilk belirtisi olabilir. Kırmızı et, kuru baklagiller, tavuk eti, balıketi, yumurta, kuruyemiş, yeşil yapraklı sebzeler ve meyveler tüketilmeli. Kahve, çay, süt, posalı gıdalar demir emilimini bozdukları için demir eksikliğine sebep olurlar” diye konuştu.

Kaynak ve devamını okuman için : Hangi vitamin ve mineral eksikliği neye sebep oluyor? İşte tetiklediği hastalıklar – Sağlık Haberleri – Sayfa 6 (cnnturk.com)

Bazı Arıların Su Altında Kış Uykusuna Yatabildiği Nasıl Kazara Keşfedildi?

Fotoğraf: DepositPhotos

İşte manşet: Görünüşe göre arılar su altında hayatta kalabiliyor. Çılgınca değil mi? Fakat daha da çılgınca olanı, pek çok bilimsel keşifte olduğu gibi bu keşfin de kazara başlamış olması.

Bilim insanları bal arılarındaki diyapozun (biyolojik gelişimin durduğu, kış uykusuna benzeyen bir durum) incelendiği bir araştırma üzerinde çalışıyormuş. Diyapoz yapan arıların sessizliğe bürünüp soğuyor ve etrafta uçuşmak, yiyecek yemek ya da daha fazla arı meydana getirmek gibi yaptıkları olağan şeylerin hiçbirini yapmıyorlar. Kulağa güzel, uzun bir şekerleme gibi gelebilir fakat aslında, soğukta yiyecek olmadan aylar boyunca hayatta kalmak onlar için kolay değil.

En azından (miktar hesabınız diğer arılarla değişebilir) yaygın doğu bal arısı için bu süreç aynı zamanda rahatsız edici çünkü bu yalnız başına yürüttükleri bir uğraş. Bu bal arıları, yaz mevsiminin sonunda eşleşmemiş kraliçeler meydana getiriyor. Kraliçeler daha sonra eşleşiyor ve bir miktar besin depolayıp toprakta ufak oyuklar açarak altı ila dokuz ay boyunca diyapoza giriyorlar. Kış geldiğinde tüm işçi ve erkek arılar ölüyor fakat diyapozda olan kraliçe ilkbaharda ortaya çıkıp erkek ve işçi arılardan oluşan yeni bir nesil doğuruyor. Sadece hayatta kalması gerekmiyor, aynı zamanda kuvvetli olup yeni bir kovan yeri bulmaya hazır olması, yumurta bırakmaya başlaması ve bu yeni koloniyi işçiler olgunlaşana kadar besleyip koruması da gerekiyor.

Yani evet, bu hassas bir operasyon. Müstakbel kraliçenin uykuya geçmeden önce ihtiyaç duyduğu tüm besinleri alması için etrafta yeteri kadar çiçeğin bulunması ve arının uyukladığı zaman meydana gelen tüm çevresel stres unsurlarından pasif şekilde sağ çıkması gerekiyor. İklim değişikliği, uç noktadaki hava olaylarında meydana gelen artış göz önüne alındığında belli ki bazı yeni tehditler sergiliyor.

Laboratuvardaki büyük bir ‘eyvah’ sayesinde ise artık bu arıların atlatmak üzere evrimleştiği stres unsurlarından birinin de su basması olduğunu biliyoruz.

Kanada’daki Guelph Üniversitesinde çalışan araştırmacılar, Bombus impatiens veya diğer adıyla yaygın doğu bal arısı üzerinde yürüttükleri önceki bir çalışmada yapılan bir “deney hatasının”, “diyapoz yapan kraliçe bal arılarının kaldığı kaplarda kazara su birikmesine” yol açtığını söylüyor. Akademik olmayan makale diliyle araştırmacılar, küçük deneklerinin içinde uyukladığı tüplerde yoğuşma suyu biriktiğini çok geç fark etmişler.

Suyu tahliye (ve muhtemelen bir sürü de küfür) ettiklerinde, sırılsıklam olmuş kraliçelerin bazılarının yaşadığını görünce şaşırmışlar. Doğal olarak, bu şaşırtıcı kabiliyetleri teste tabi tutmaya karar vermişler.

143 yaygın doğu bal arısını alıp toprak dolu tüplere yerleştirmişler ve sonrasında onları, diyapozu başlatmak için bir soğutma ünitesine koymuşlar. (Soğuk bir arı uykulu bir arıdır.)

Ardından uykulu kraliçelerin yer aldığı tüpleri iki gruba ayırmışlar: 17 tanesi kontrol amaçlı kullanılmak üzere kuru tutulurken, diğer 126 tanesine soğuk su eklenmiş. Suya batan arıların yarısı doğal olarak su yüzeyinde yüzmeye bırakılırken, diğer yarısı pompa benzeri (!) bir aparat ile hafifçe aşağı doğru ittirilmiş. 8 saat, 24 saat veya 7 gün bu koşullarda bırakılmışlar. Düşük sıcaklık ise onları kış modunda tutmuş. Bilim insanları; toprağı sırılsıklam yapan sağanak yağmurdan, bölgeyi tamamen su altında bırakan bir sele kadar farklı olası su basma senaryolarını canlandırmak istemiş. Pompalı arıların kullanılmasının sebebi, eriyen kar sebebiyle yer altı su seviyelerinin yükselmesi gibi bazı durumlarda suyun oyuğu doldurmadan oyuğa girebilmesi. Tam sel gibi diğer durumlar ise arıları tümüyle su altında bırakıyor.

Bilim insanları daha sonra kraliçeleri sudan çıkarmış, onları normal toprak tüplerine aktarmış ve sekiz hafta daha soğuk depoda tutmuşlar. Böylelikle hepsi, sel dışında eşit bir diyapoz yaşamışlar.

Bir hafta yüzen 21 arıdan 17 tanesi, sekiz hafta sonra hâlâ dayanıyormuş; yani hayatta kalma oranı %81. Ayrıca hiç ıslanmayan arılar çok daha iyi performans göstermiş. 17 kuru arıdan 15’i sekizinci haftaya ulaşmış; bu da %88 demek.

Yazar: Rachel Feltman/Popular Science. Çeviren: Ozan Zaloğlu.

Dünya’nın Dönüş Hızı Azalıyor. Peki Bir Gün Ne Zaman 25 Saat Olacak?

Fotoğraf: qimono/Pixabay

Hepimiz gün içinde fazladan bir saat kullanabiliriz fakat saatlerin arttırılmasına daha çok var. ABD Ulusal Standartlar ve Teknoloji Entisüsünde çalışan fizikçi Tom O’Brian, Dünya’nın kendi ekseni etrafında bir tam dönüşünü tamamlamak için geçen sürenin, her gün saniyenin milyonda biri kadar değiştiğini söylüyor.

Bazı günler ortalamadan daha kısa sürse de, gezegenin dönüş hareketi uzun vadeli bir yavaşlama gidişatı sergiliyor. Bu durum nihayetinde günlerin uzamasına yol açacak. Bilim insanları Dünya’nın dönüş hızı hakkında yaklaşık 2.500 yıl öncesine dek uzanan ve Güneş tutulmaları sırasında Güneş’in gökyüzündeki konumuna yönelik gözlemlere dayanan güvenilir bilgilere sahipler.

Bu dönüş hızı çok düzenli şekilde azalmasa da, söz konusu dönemde bir günün ortalama uzunluğu her yıl saniyenin 15 ila 25 milyonda biri kadar uzamış. Dünya’nın dönüş hızının bir günün 25 saat olmasını gerektirecek kadar düşmesi için en yüksek hızda bile 140 milyon yıl geçmesi gerekecek. ‘Takvimime bir gün daha eklemeli miyim?’ diye endişelenmenize de gerek yok. Gezegenin kendi etrafındaki dönüş hızı çok yavaş azalsa da, Güneş’in etrafında her zamanki kadar hızlı dönüyor ve hiçbir yavaşlama işareti göstermiyoruz.

Kaynak: Popular Science Türkiye arşivinden.

Günde 3,5 Litre Çay İçmek Böbrek Yetmezliğine Sebep Olabilir

Fotoğraf: Matt Hoffman

ABD’nin Arkansas eyaletinde yaşayan bir adamın böbrek yetmezliği, olağan dışı bir durumdan kaynaklanıyor olabilir; her gün yaklaşık 3,5 litre buzlu çay içmekten…

Doktorlar 56 yaşındaki hastanın böbrek sorunlarında olası sebepleri elerken dikkat çeken bir sebeple karşılaşmışlar. Hasta her gün yaklaşık 18 su bardağı buzlu çay içtiğini söylemiş. Siyah çay, böbrek taşlarına ve hatta aşırı miktarlarda böbrek yetmezliğine yol açtığı bilinen oksalat adlı bir kimyasal barındırıyor.

Little Rock – Arkansas Üniversitesi Tıp Bilimleri Fakültesinde çalışan Dr. Umbar Gaffar, “Tek mantıklı açıklama buydu” diyor. Gaffar ve diğer iki doktor, vakayı New England Journal of Medicine bülteninde tarif ediyorlar.

İsmi açıklanmayan adam, hastaneye bulantı, güçsüzlük, halsizlik ve vücutta ağrı şikayetiyle başvurmuş. Doktorlar hastanın böbreklerinin fena halde tıkandığını ve oksalat adı verilen gıda kimyasalıyla iltihaplandığını belirlemiş. Gaffar, hastanın belki de ömrü boyunca diyalize gireceğini söylüyor.

Oksalat siyah çayın dışında ıspanakta, raventte, kabuklu yemişlerde, buğday kepeğinde ve çikolatada da bulunuyor. Nadir vakalarda çok fazla oksalat böbreklerde soruna yol açabiliyor fakat genellikle duruma katkıda bulunan bir sindirim sorunu da oluyor. Fakat Arkansas’lı bu adam için durum böyle değil gibi görünüyor ve ailesinde ya da kendinde böbrek hastalığı geçmişi bulunmuyor.

Gaffar ve meslektaşları, her gün 18 su bardağı buzlu siyah çay içen bu kişinin ortalama bir Amerikalı’dan üç ila 10 kat daha fazla oksalat aldığını aktarıyorlar.

Federal çapta yapılan çalışmalarda, ABD’deki yetişkinlerin toplamda ortalama 10 ila 11 bardak meşrubat içtiği öne sürülüyor. Bunlar su, kahve ve diğer tüm sıvıların toplamından meydana geliyor.

Yale Üniversitesi Tıp Fakültesinde böbrek uzmanı olarak çalışan ve çok fazla oksalattan böbrekleri hasar görmüş kişilere tedavi uygulayan Dr. Randy Luciano, Arkansas’taki bu vakanın çok olağan dışı göründüğünü söylüyor.

Araştırmada yer almayan Luciano, “İnsanlara çay içmeyi bırakmalarını söylemezdim” diyor. Adamın içtiği çay ise “çok fazla”.

Kaynak: The Guardian. Çeviren: Ozan Zaloğlu.

Kaynak: Popular Scıence Türkiye

Ülkemizdeki kurumlara YZ dopingi

Veri ve yapay zeka teknolojileri alanında yenilikçi çözümler sunmak amacıyla kurulan Digital Brain Teknolojileri, Türkiye pazarında faaliyetlerine başladığını duyurdu

Veri ve yapay zeka alanında uzun yıllara dayanan deneyime sahip olan Ayhan Demirci’nin, yurt içi ve yurt dışında önemli kurumlarda üstlendiği yöneticilik görevlerinden elde ettiği bilgi birikimiyle, Merit Grup’un yatırım ortaklığıyla kurulan Digital Brain, kurumların yapay zeka ve dijital dönüşüm yolculuklarında onlara eşlik etmeyi; daha hızlı, verimli ve yenilikçi iş modellerine ulaşmalarını sağlamayı hedefliyor.

Ayhan Demirci, müşterilerinin veri ve yapay zeka dönüşüm programlarını, ‘insan ve kültür’, ‘veri ve teknoloji’, ‘yapay zeka iş senaryoları’ alanlarında açacakları başlıklar ve birlikte atacakları doğru adımlarla hızlandırmayı hedeflediklerini belirtti.

Şirketin iş ortakları arasında MEXT ve Confluent gibi önemli markalar yer alıyor. Ayhan Demirci, Dünyanın en büyük dijital dönüşüm merkezi MEXT ile yaptıkları yakın çalışmalar ve iş ortaklığı hakkında şunları söyledi, “MEXT ile Türkiye sanayisinin yapay zeka dönüşümü konusunda partnerlik yapmaktan gurur duyuyoruz. İş birliği kapsamında yapay zeka alanında birlikte yapacağımız çalışmalarla, ‘Dijital Türkiye’, ‘Yapay Zeka Türkiye’ yolculuğunda birlikte somut adımlar atacağız.”

Demirci ayrıca, MEXT’in, AI – Yapay Zeka EDIH konsorsiyum (Avrupa Dijital İnovasyon Merkezleri – ADİM/ EDIH ağı) koordinatörlüğüne hak kazanmasının, bu çalışmaları daha da hızlandıracağını ve Türkiye’nin dijital ve yeşil dönüşümünde öncü olmasını sağlayacağını ekledi.

Küresel bilişim pazarının önde gelen şirketleri arasında yer alan Confluent ile yapılan iş birliği çerçevesinde,  Türkiye’de ilk defa ‘Enterprise Confluent Kafka’ servisinin bulut Saas tabanlı olarak devreye alınması sağlanacak. Bu gelişmiş yerel bulut servisi sayesinde müşteriler, gerçek zamanlı büyük veri akışlarını yönetebilecek ve geliştirilecekleri iş senaryolarıyla sektörlerinde fark yaratabilecekler.

Digital Brain, veri, yapay zeka, servis ve bulut hizmetlerini geniş bir endüstriyel skalada sunmayı planlıyor. Şirket, bankacılık, üretim, enerji, e-ticaret, dijital pazarlama, holding yönetimleri ve KOBİ’ler gibi farklı sektörlere odaklanarak, müşterilerine katma değer sağlayan çözümler sunmayı hedefliyor.

Confluent Kafka servisi

Digital Brain, Türkiye’de ilk kez sunulacak olan Confluent Kafka servisiyle, bulut tabanlı gerçek zamanlı bir veri ve analitik platformu sunuyor. Bu hizmet sayesinde şirketler, verilerini güvenli bir şekilde Türkiye’de tutarken, gerçek zamanlı analitik kullanım senaryolarını hızlı, güvenli ve güvenilir bir şekilde hayata geçirebilecekler. Açık kaynak kodlu Apache Kafka’ya göre Enterprise Confluent Kafka platformu üzerinde, veri akışlarını yönetmek ve iş süreçlerinde yapay zeka ile değer yaratmak,  hem daha kolay, hem de güvenli ve regülasyonlara uyumlu hale geliyor olacak. Bu özellikler, şirketlerin veri yönetimi ve analitiğinde en son teknolojileri kullanarak rekabet avantajı elde etmelerini sağlayacak.

Kaynak: Popular Scıence Türkiye

Karıncalar Yaralı Arkadaşlarını Kurtarmak İçin Minik Ameliyatlar Yapıyor

Bir camponotus maculatus karıncasında yaraya tedavi uygulama ve uzuv kesimi. Görüntü: Danny Buffat

Bazı karıncalar birbiri üzerinde ameliyat yapacak şekilde evrimleşmiş.

Popular Science yazarı Rachel Feltman, Bu Hafta Öğrendiğim En Garip Şey podcastinde birkaç hafta önce kendi kendilerini tedavi edebilen primatlarla ilgili konuştuğunu ve hastalıklara yiyeceklerle, merhemlerle tedavi uygulayan başka hayvanlar hakkında daha fazla bilgiyle geri döneceğinin sözünü verdiğini aktarıyor. Fakat çok daha çılgınca bir şeyle alakalı yeni bir çalışma yayımlanmış: Birbirlerini ameliyat eden hayvanlarla… Üstelik daha da tuhaf olanı, makalenin yazarlarının insan dışı hayvanlarda kasıtlı, tedavi amaçlı uzuv kesmenin şimdiye kadarki ilk kanıtı olduğunu söylediği bu ameliyatların yakın akrabalarımızda görülmemesi. Karıncalarda görülmüş!

Yani, tamam, ameliyat hazırlığı yapıp mini minnacık neşterler kullanan böceklerden bahsetmiyoruz. Florida oduncu karıncaları (Camponotus floridanus), aynı yuvada kalan arkadaşlarının yaralanmış bacaklarını ısırarak koparıyor. Fakat yöntem biraz ilkel olsa da bilim insanları bu davranışın oldukça karmaşık olduğunu söylüyor.

Karıncaların tedavi uyguladığının görüldüğü ilk örnek bu da değil. Aynı araştırma takımının kısa süre önce yürüttüğü başka bir çalışmada sahra altı Afrika’da yaşayan Matabele karıncalarının, sırtlarındaki bezelerden antimikrobiyal veya yara iyileştirici özelliklere sahip 50’den fazla bileşen içeren içerik çıkardıkları keşfedilmiş. Karıncalar enfeksiyona yakalandıklarında (yedikleri termitlerle yaptıkları vahşi çatışmalarda fazlaca gerçekleşiyor), arkadaşları yaralarını yalıyor ve bu iyileştirici maddeyi onlara salgılıyorlar.

Fakat Florida oduncu karıncalarının çok bölgesel oldukları ve diğer karıncalarla olan kavgalardan kaynaklı yaralanmaya yatkınlık taşıdıkları bilinse de bu karıncalar, aynı ilacı yapacak bezelere sahip değiller. Ağaçlarda yaşayan pek çok karınca bu bezeleri evrimlerinin bir noktasında kaybetmiş. Belki de yer altında yaşamıyor olmaları, onları patojenlere karşı daha korunaklı hale getiriyor. Fakat araştırmacılar, savaş yaralarının icabına başka ne şekillerde bakmak üzere adapte olmuş olabileceklerini merak etmiş.

Görünüşe göre bu duruma karşı çözümleri tüm şeyi çiğnemek.

Yazar: Popular Science Ekibi. Çeviren: Ozan Zaloğlu.

Kaynak: Popular Scıence Türkiye

Vegan Akrabamız: PARANTHROPUS 

Kaynak: Popular Scıence Türkiye

Paranthropus, yaklaşık 2.6 milyon ile 1.2 milyon yıl önce yaşamış bir hominin cinsidir. Bu cinsin üyeleri, genellikle çok sağlam çene kemikleri ve büyük dişleriyle tanınırlar. Özellikle bitkisel yiyecekleri çiğnemeye uygun büyük azı dişleri vardır. Bu nedenle, bazı araştırmacılar Paranthropus türlerinin büyük oranda bitkisel beslenmiş olabileceğini öne sürerler.

“Vegan” terimi burada mecazi anlamda kullanılarak, bu homininlerin bitkisel bir beslenme biçimine sahip olduğunu vurgulamak için kullanılıyor olabilir. Yani “Vegan Akrabamız: Paranthropus” ifadesi, evrimsel akrabalarımızdan birinin büyük ölçüde bitkisel besinlerle beslenmiş olabileceğini anlatıyor.

  • Çene Yapısı: Paranthropus, kalın çene kemikleri ve büyük dişlerle karakterizedir. Bu, sert ve lifli bitkisel yiyecekleri çiğnemeye yardımcı olur.
  • Beslenme: Paranthropus’un diyetinde büyük oranda sert bitkisel maddeler olduğu düşünülür. Bununla birlikte, bazı türlerinin et de tüketmiş olabileceği tartışılmaktadır.
  • Türleri: Paranthropus robustus, Paranthropus boisei ve Paranthropus aethiopicus gibi türleri içerir.

Özetle, Paranthropus, insan evrimindeki erken homininlerden biridir ve büyük ihtimalle ağırlıklı olarak bitkisel bir diyetle beslenmiştir. Bu nedenle “vegan akrabamız” benzetmesi yapılmış olabilir.